Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
21 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 7
 Bugünkü Ziyaret 74
 Toplam Ziyaret 1091931

 
HILAFET MERKEZİ
Bugün "Hılafet Merkezi"ni,"İslam'da Hikmet" başlığı altında ele almamız ve yeniden yorumlamamız gerekmektedir. Kur'an mesajındaki "Hüküm-Hikmet" irdelenmek zorundadır. Hüküm ve hikmet kavramları bir arada kullanıldıklarında, siyasî İslam'ı gündeme getirmektedir. Açtığımız bu dosyada, hikmet'in açılımlarını bulacaksınız. Hüküm ve hikmet bir arada kullanıldıklarında hüküm devleti ve hikmet de vatanı seslendirmektedir. Devletin coğrafî sınırları belli, bağımsız ordusu, parlamentosu ve maliyesi bağımsız bir başkentten yönetilmektedir. Vatanın coğrafî sınırı yoktur. Aynı mefkureyi bayraklaştıran tüm dünya milleti insanının başkenti İslam'da Beytullah olurken diğer toplumlarda genellikle sanallaştırılmış dağ olmakta ve Hindularda Ganj Nehri olmaktadır. İşte bu başlık altında Hılafetin çok değişik açıdan açılımını bulacaksınız.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


LATİN AMERİKA BİRLİĞİ
Birlik oluşturmak, milletlerin ve medeniyetlerin esas görevidir. Kur'an-ı Kerimde "sıla" kavramı bunu zorunlu kılmaktadır. Allah'ın cc sıla başını kesmek için çırpınan Müslüman veyayeva diğer dinî toplulukları, bir münafıklık türü olan fasık olarak nitelemektedir. Allah cc, Hılafet Birliği'ni oluşturacak Tesûllerinden de söz etmektedir. Şimdi bir birleşme modeli de ezilimşlikten kurtulmak isteyen Latin Amerik'dan gelmektedir. Haberi okurlarımın ilgi alanına çekmek arzusundayım.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


NASIL BİR HILAFET?
Hılafet Birliği, yeni biçimiyle dünyanın gündeminde... Biz Müslüman düşünürler, bunun dışında kalamayız. Müslüanlar, NATO ve AB'ye karşı bir siyasî oluşum gerçekleştirmeli. Dünya, bunun sancılarını yaşıyor. Köşe yazarlarımız da bu gerçeği irdfeliyor. Biz de işimize gelen yazıları, okurlarımız için açtığımız aktüalite dosyamıza aktarıyoruz. İnşallah iyi bir yere varırız.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


TÜRK IRKI VE ARAP IRKI:
Türk ve Arap ırkı, aynı Milletin kaynaşmış iki parçasıdırlar. Irklar, kan birliğidir. Millet ise din birliğidir. Türk milleti yoktur; Türk kanı taşıyan Tük ırkı vardır. Arap milleti yoltur; Arap kanı taşıyan Arap ırkı vardır. Aynı ilâhî mefkûre çevresine kenetlenmiş ve birbiriyle sevgi yumağı oluşturmuş ordunun erleri, savaştığı dâvanın milleti olmaktadır. İşte bu yazı, Arap-Türk ırkı mensuplarının tek Milletin parçaları olduğunu belgelemektedir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


KILIÇ VE HİKMET
Kur'an-ı Kerimde nerede "Hılafet" sözcüğünün "İLM" veya "Hükm" vb kavramıyla bir arada kullanıldığını görürsem aklıma Hılafet Merkezi çalışmaları gelmektedir. Hılafet Merkezi, İslam'ın siyasallaşması İslam'ı siyasî boyuta taşıyabilen karizmatik halk kahramanı Resûl'ün kurtuluş savaşını kazanma süreci oranında gerçekleşir. Biz Kur'an-ı Kerimdeki Resûl kavramının bir anlamının da "her çağdaki İslam'ı siyasallaştırma hareketi" olduğuna ve çevresinde kendisine inanan ve çevresinde etten duvar oluşturan ve böylece halkının kitle biçimindeki oylarıyla, hepbirlik iktidara yürüyen ve siyasî irade oluşturabilen kadro hareketi olduğuna inanıyorum. Aşağıdaki yazıda bu kadrolaşmayı sezinleyen laik Batı dünyasının direnişinin ayak seslerini paylaşmak istedim.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


HILAFET MERKEZİ VE SİYONİZM
İslam Dünyası, bir bütündür ve biz de bir parçasıyız. Bütünden parça olabilmek için onun gibi düşünerek bir bütünün parçası olmak ve bir mâna etrafında birleşmek gerek! İşte bir mâna etrafında düşünen bütün olmaya Hılafet Merkezi demekteyiz. Bir mâna etrafında düşünen bir bütünün parçası olmadan siyasî birlik olamaz. İşte bu bütünlüğü sağlamak için siyasî birlik oluşturmaya çalışan ve bu bütünlüğü sağlayan karizmatik halk kahramanına, "Resûl" demekteyiz. Kur'an-ı Kerim'in böyle dediğini iddia etmekteyiz. Nebî; vahyi yorumsuz alan ve Allah'ın cc ayıklayıp seçtiği yüce kişiliktir. Bu yüce kişi, kendisine gelen vahyin tamamlanmasından sonra karizmatik halk kahramanı olarak halkını birleştirmiş, siyasî irade sahibi olarak anayasa kurucular kurulu oluşturmuş ve anayasayı gerçekleştirerek devletini de kurmuşsa "Resûl" olmuştur ve kıyamete kadar o vahyi yorumlayıp devleti kuran siyasî irade sahibi önder kişiler de o Nebînin resulleri olmaktadır. İşte eğer bir Müslüman karizma sahibi üstün kişi de Hz Muhammed'in SAV vahiy Kitabı Kur'an-ı Kerimini kendi çağında güncelleştirerek bir siyasî kadro oluşturmuş ve o kadro ile siyasî irade sahibi olarak iktidar olmuşsa ve devletin yürütme erkini başarıyla kullanmışsa o kadroyu kuran kişiler de Hz Muhammed'in SAV resullerinden birisi olmaktadır. Bu anlamda, Müslüman ülkelerindeki Müslüman karizma sahibi kişilerin tıpkı Roma içindeki Vatikan Devletinin oluşumu gibi Mekke içindeki Kâbe eksenli oluşturdukları ve kendi ülkelerindeki devletten tamamen bağımsız ortak devlete de Hılafet Merkezi demekteyiz. Bu devlet, tıpkı Vatikan devleti gibi, hiçbir ülkenin içişlerine ve politikasına müdahale hakkı olmayacaktır. Nasıl bugün Avrupa'da Vatikan ruhanî lideri Papalık makamı ile Avrupa Birliği arasında, temsil etme bakımından, içten içe bir yetki tartışması yaşanıyorsa hangisinin Hıristiyan Birliğini temsil ettiği tartışılıyorsa İslam ülkeleri de aynı olayı devlet otoritelerince tartışıp ikiliğe düşmeden, diplomatik yollarla ve barış içinde oluşturacakları siyaset üstü Rûhânî Birlikteliklerin Hılafet Merkezi adıyla kuracakları özlemindeyiz. Dillendirdiğimiz bu Merkez'in İstanbul'daki son padişahla en son "Bozgun" adıyla kapatılan halifelikle hiçbir ilgisi yoktur. Savunulan bu birlik, Kur'an-ı Kerim yeniden yorumlanarak, tamamen Vatikan Devleti ve Avrupa Birliği normlarına göre oluşturulması özlenen apayrı bir Birlik'tir. İşte bu önemli alıntı haber de bu amaçla alınmıştır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


FERYAT
Bir siyasî Müslüman'ın feryadı! İnşallah İslam dünyası bu sesi duyar ve Avrupa Birliği normunda bütünleşirler. Müslümanların siyasî birlikteliklerinin, Müslümanların kendi Hılafet Merkezi'ni oluşturmalarına yardımcı olacağı inancı ve ümidiyle bu alıntıyı sizlerle paylaşmak istedim.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ARAP BİRLİĞİ Mİ, İSLAM BİRLİĞİ Mİ?
Allah cc insanları, sadece birbirlerini tanısınlar diye âileler, kabileler, sülaleler, devletler... biçiminde yarattı. Allah cc için birlik, "Takva"da birliktir ve tek bir kutsal merkez çevresindeki birliktir ki bunun adı da "Millet" olmalarıdır. Bu alıntı yazıda, "Arap Birliği"den söz edilmektedir. Araplar için Arap Birliği önemli ama, aslında takvâ'da birlik olabilmektir. Bir millet olabilmektir. Yazara göre, Arapların içi tamamen çürümüş, sadece dış kabuğu şirin kalmış elma olmaları, birliklerini engellemektedir. Elma kurdunu da Siyonizm ile barış içinde yaşamak, yabancı sermayeyi Arap ülkelerine davet etmek, mezhepleri din statüsüne yücelttiklerinden mezhepler çatışması içinde olmak ve kabilelerarası savaş için Batı dünyasından silah satın almaları olarak göstermektedir. İşte hılafet Merkezini de tehdit eden aynı hastalıklardır. Sadece Arap dünyasını değil, aynı elma kurtçukları İslam dünyasının; içini boşaltmaktadır. Müslüman ülkeler, sivilleşememekte ve sivil toplum örgütlenmelerini askıya almaktadırlar. Eğer Müslümanlar ilk aşamada, kendi aralarında sivilleşme ve sivil toplum örgütlerini kurma süreçlerini tamamlarlarsa artık tek Millet olma yorundaki engelleri kaldırmış olurlar. Allah'ın cc Fatiha Sûresindeki Müslümanların Ehl-i Kitap düzeyinde kalmalarına karşı lânetini ve gazabını üzerlerinden kaldırmış veya en azından aralamış olurlar.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


AFGANLI VE AFGAN CİHADI
Afgan hareketi, bir cihad hareketidir; toyekün bir halk savaşıdır. Halkından destek görmeyen hiçbir hareket başarıya ulaşamaz. Cephede savaşan asker için cephe gerisi çok önemlidir. İşte röportajdan alıntı yapılan bu satırlar, Afgan cihadının yüzyıllardan beri süregelen bir akınında yaralanan kişinin izlenimleridir. Afgan cihadının bu biçimiyle zafere ulaşması asla düşünülemez. Çok başlı hiçbir hareketin, insanlık tarihi boyunca kesin zafer elde ettiği görülmemiştir. Eline silah alan herkes, dağa çıkabiliyorsa o ülkede birlik düşünülemez. Önder kişilerin birbilerine yardımcı olmaları gerekmektedir. Müslümanların sivilleşmesi gerekli ve zorunludur. İnsanların her kafasına geleni doğru diye benimsemesi hiç doğru değildir. Müslümanlar, önce sivil toplum örgütlenmesinde anlaşmalı ve sivilleşmelidir. İşte bayramlarda, dargınları barıştırma diye sözünü ettiğimiz hadis tekrarı, aslında Müslüman cemâat önderlerini barıştırma için söylenmiş ve bayramlarda bu önderlerin bir araya getirilmesi ön görülmektedir ve ancak o zaman bir İslam kardeşliğinden söz edilebilir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


SAHİPSİZ SOMALİ
Somali'nin tarihî seyrini bu kadar güzel açıklayan bir yazı ben görmedim. Sahibi yalnız Allah'ın CC olduğu dünya Müslümanlarının Batılı ülkelerce nasıl darmadağın edildiğinin acıklı hikayesini bu yazıda göreceksiniz.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


SUDAN VE İKÖ
Filistin, Eritre, Afganistan, Irak, Sudan... Dünya bekçiliği rolünü üstlenen Amerika Birleşik Devletlerinin izlediği silahlı uslandırma politikası... Müslüman kabileleri birbirine kırdırmak amacıyla uluslararası silah tüccarlarına verdiği silahlardan sağladığı sermaye ile geliştirdiği daha modern silahları kullanma, test ve deneme alanı az gelişmişlik kaderine terkedilmiş bu Müslüman ülkelerin toprakları seçilmektedir. Müslümanların da İKÖ'su ve Arap Birliği denen sivil toplum örgütlenmesi var. Ama bu sivil örgütler, Müslüman vatandaşların kanı üzerinde lüks yaşam sürdürmekten başkasını yapmamaktadırlar.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


MÜSLÜMANLARIN BİRLİĞİ
Amacımız, "Birleşik Alan Kuramı" oluşturmaktır. Bu çerçevede, "Din-Bilim-Felsefe" üçlüsü arasındaki çelişirliği uyumluluğa çevirmektir. Bu çerçevede, mezheplerinin görüşlerini din kadar önemli tutan ve başa çıkaranları tersyüz etmektir. Mezhepler, kul sözüdür, yıllar sonra değiştirilmesi gerekmektedir. Mezhep imamını Allah'ın Oğlu makamına yükselten aşırı tarafgirler orta noktaya çekilmelidir. Mezhep ihtilaflarını düzeltme yönüne ağırlık vermeyen din akademisyenleri alta çekilmelidir. İşte uluslararası kötülük ağı, Müslümanların aralarındaki ayrılıkları ortadan kaldırmak istememektedir. Petrol uğrundaki ve yeraltı zenginlikleri konusundaki iştahlarını Şî'î-Sünnî ayrılıklarını körüklemekte bulmaktadır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


BİRLİĞİMİZİ ENGELLEYENLER
Evet biz Ku^'an-ı Kerim'i çağımızda anlaşılacak biçimde yorumlarsak ve güncelleştirecek Resûlleri arayıp oylarımızla gündeme getirebilirsek, "lâ raybe fîhi" bir Kur'an düzeni getirmiş oluruz. Eğer bu gerçeği gözardı edersek inanmışlar dışından yönlendiriciler arayışı hastalığına ve paranoyasına kapılırız. İşte bizim "Hılafet Mekezi" oluşturma özlemimizin önündeki en büyük engel, dinimizin "Haram Ayları"na yüklediği anlamı kavramayışımız ve anlamak istemeyişimiz, Osmanlı-Türk kültürümüze mal olmuş gelenek ve törelerimizi Batınınkilerle değiş-tokuş edişimiz vb dir. İşte bize dıştan gelen, kültürümüzde önemli, derin ve onulmaz yaralar açan, hatta TBMM'mizin bu doğrultuda yasalar düzenlemesini zorlayan yabancı kültür kaynaklarının sosyal hastalıkları ruhumuzda yer ettikçe birlik ve dirliğimiz derin yaralar almaktadır. Gerilime yol açan sporlar ve özellikle futbol hobisi "lâ raybe fîhi" temel ilkemizi ortadan kaldırmakta ve bizi "Biz" olmaktan alıkoymaktadır. Bu nedenle de "Hılafet Merkezi" mefkuremize ulaşmamızı engellemektedir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


BİR GAZETECİ DİLİNDEN: SOMALİ
ABD, Evangelist bir siyasî irade altında tüm İsdlam dünyasını elde etmek için kıyasıya bir savaş vermektedir. Özellikle petrol ve yeraltı zenginliklerini elde edebilmek uğruna dünyayı ateşe vermek istemektedir. Belki de lll. Dünya Savaşı'na ramak kalmaktadır. Belki de Kıyamet'in Büyük Alametlerinei başlatmak istemektedir veya Allah cc kader planlamasının son halkası fitilini onun elinden ateşletmek murat etmektedir. İşte Somali gerçeği de Afrika'yı ele geçirme ve İslamî Hılafet Merkezi uyanışını engellemek için son bir fırsat kollaştırmaktadır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ŞÎ'Î - SÜNNÎ YORUM FARKI
Şî'î - Sünnî Birliğini gerçekleştirmemiz gerekmektedir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ŞÎ'Î - SÜNNÎ YORUM FARKI
Hılafet Merkezinin oluşumasını engelleyen ana etken, Sünnî-Şî'î çekişmesidir. El-Cezire televizyonunun Karadavî-Rafsancanî görüşmesini gerçekleştirmesindeki başarısını tebrik ederiz.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


HILAFET VE SİYASALLAŞMA
Mısır İhvan'ül-Müslimin'i yeniden kabuk değiştiriyor. Bununla ilgili ilginç bir yazı buldum ve paylaşmak istedim. Biz diyoruz ki Hılafet Merkezi anlayışının siyasal yasaklar ve bir devletin içişlerine mudahale diye bir aşırılık söz konusu değildir. Biz, ta baştan beri Vatikan tipi bir Hılafet Merkezi üzerinde durmaktayız. Vatikan Devleti din amaçlı bir dinî kuruluş olsa da siyaset de içinde bulunmaktadır. Bu bağlamda Avrupa Birliği politikasıyla çatışma göstermektedir. Ancak bu Vatikan Dinî devleti'nin İtalyan devleti veya hükümetiyle hiçbir çatışması olmamaktadır. Hiçbir Hıristiyan ülkesiyle de yetki tartışması yaşamamaktadır. Kendisine çizdiği bir statüsü bulunmaktadır. İşte biz de Hılafet Merkezi derken aynı statü ve dinî yapılanmayı esas almaktayım. İnşallah bu yeni kitap çalışmamızla daha da güzel anlaşılacaktır. Bu yazıdan anladığımız kadarıyla Mısır'da İhvan, Mısır devletinin içinde siyasallaşıp normal siyasî parti kimliği kazanmak istemektedir. Hılafet çalışmalarından vaz geçmektedir. Bu önemli oluşumu sizlerin de görüşlerinize sunmayı bir görev bilerek aynen alıntı yaptım.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ve l'ed-Dâllîn Nesli
Bizde Fâtiha Sûresinin meali ve tefsiri tamamen farklıdır ve anlatımında çok zorluklar çemekteyim. "Hidayet-dalâlet" ikilisini anlatırken; "İyi karizmatik halk kahramanına kılavuzlanmak-kötü karizmatik halk kahramanına kılavuzlanmamak" biçiminde bir tefsir yapmışız. Şimdi bu alıntı tercüme kitap tanıtımı, Fâtiha Sûresi âyet-i kerimesindeki bizim "ve l'ed-Dâllîn" kavramına vermek istediğimiz anlamı en güzel biçimde yasıtmaktadır. Bu nedenle ilgi ile okunmasını ve yorumlanmasını sağlamak için bu alıntı yazıyı aşağıya almış bulunmaktayım.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


TİMURLENK VE HILAFET
İnsanlık tarihi birçok karizmatik halk kahramanları görmüştür. Birisi de Timurlenk ve Yavuz Sultan Selim Han'dır. Hz Muhammed SAV Efendimize Mekke merkezli Hılafet Merkezi emanet edilmiştir. Timurlenk bu Hılafet Merkezini Semerkant'a taşımak ülküsüyle tarihe gömülmüş, ardından Yavuz Sultan Selim, Mısır'dan sasın aldığı Hılafet Merkezini İstanbul'a taşımak ülküsüyle toprak olmuştur. Daha önce de Muaviye adındaki bir karizmatik halk kahramanı aynı Hılafet Merkezini Şam'a taşımak ülküsüyle, diğer ülküdaşları gibi toprak olmuştur. Hz Peygamberimizin SAV: "Benden sonra hılafet 32 yıl sürecektir. Halife Kureyştendir ve merkezi Mekkedir" buyurmuştur. Bu hadis-i şerif kafatasçı zihniyet güden Müslüman düşünürlerce hasıraltı edilse de her ülkenin ve her uygarlığın bir merkezi olduğunu, kesin şart olarak, o tepeye oturacak kişilerin dünya üstbeyinlerinin ve sorgulanamazlarının gizli onayına bağlı olduğunu, hatta faili mechul cinayetlerin ve hakan saraylarındaki şehzade bebek boğdurmalarının sıkça yaşandığını neden unutuyoruz ki!

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


Hılafetin Rusya Boyutu
Hılafet Merkezi konusu çok eksenlidir. Hiçbir ülkenin içişlerine ve dış ilişkiler politikasına karışmak söz konusu değildir. Hılafet Merkezi, İslam'ın ve Kur'an'ın devrim ilkelerini korumak, uluslararası konferanslar düzenleyerek bu İslamî devrim ilkelerini çağa göre yorumlamak, geliştirmek, İslam'ın uluslararası düzeyde birlikteliğini sağlamaktır. Bu gücünü temsil ederken, her İslam ülkesindeki rusuh ehli ulema, akademisyen ve İslamî dewvrim ilkelerine gönül vermiş Müslüman parlamenterden yararlanır. Şu anda Müslüman medeniyetinden ve Müslümanların bir millet olmasından söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle de Müslümanların "kıblesi" de yoktur. Avrupa Birliğine girmek için canla başla mesai tüketen bir ülkenin Müslüman Milleti olmasından ve Hanifliğinden söz etmek kargaların bile güleceği maskaralıktan başkası değildir. Böyle bir Müslüman ülkenin uluslararası arenada, Avrupa Birliği gibi siyasî örgütlenmesini tamamlamış ve dolayısıyla kıblesini belirlemiş Hıristiyan kulübüyle diyaloğ kurması nasıl mümkün olsun? Hılafet Merkezi olmadan İslam milleti ve kıblesi belirsiz kalır ve İslam Birliğinden söz edilemez. O zaman da Müslüman olarak diyaloğ ortamı hazır olamaz. Hacc da söz konusu olamaz.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


EYALET DÜZENİ VE ULUSALCILIK
Herşey söylenir. Darbeler ve ihtilaller yapılır. Bunların tamamı hüküm-hikmet dengesinin gereğidir. Bizim anlatmaya çalıştığımız en yeni biçimiyle Hılafet Merkezi konusunda da bazı sözler söyleme fırsatı olabilecekler açısından söylüyorum ki: Bizim de her hangi bir ülke lehine veya aleyhine yönelik bir açıklama geliştirmiyoruz. Hiçbir ülkenin içişlerine dalış yapma niyyetimiz yoktur. 21. yüzyılda hüküm-hikmet dengelemesi konusunda bir varsayımı değerli okurlarımın gözü önüne getirmek istiyorum. İşte laik yazar, Sayın Mehmet Altan'ın, değerli komutan ve şimdilerde vatandaş Sayın Kenan Evran Paşa'nın eyalet görüşüne karşı ulusalcıların ve ünitercilerin yürüttükleri vatan kurtarma çılgınlıkları karşısında söylediklerini buraya almış bulunuyoruz.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


SÜNNÎ-ŞÎ'Î İŞBİRLİĞİ
Aradığımız tek gerçek bu! İslam ülkeleri arasında, Hılafet ekseninde birlik! İşte Suûdî-İran ittifakı gözlerimizi yaşarttı. İnşallah sürekli olur ve diplomasi lafları arasında kaybolup gitmez. Aslında bizim tek amacımız var: "Din-Felsefe-Bilim" ittifakı! Bunu adı: "Birleşik Alan Kuramı"dır. Kuram denilmiş; herkes birlik çağrısında bulunur,ama bölücü oluverir. Yani böyle bir birleşik alan, göreceli kavramdır. Örneğin İmam Gazzalî, kendi çağında felsefeyi din ile karşılaştırdı ve "Tehafüt'ül-Felasife"sini yazdı. Amma daha sonra "Tahâfüt-ü Tahâfüt'ül-Felasife" yazıldı. Demek ki Aristo atomculuğu yanında yer alan Gazzâlî, dinî düdşüncesini böylece bedenin bekasıyla sonuçlandırdı. İbni Arabî'yi karşısına aldı. Böylece tekke-medrese ayrılığını hortlattı. Demek ki İmam Gazzâlî'nin "birleşik alan kuramı", Einstein'in izafiyet teorisi ve atomu patlatmasıyla tarih sahnesinden silindi. Amma bizim ilkel düşüncelerde kalan ve fosilleşen Ehl-i Sünnet anlayışı direnişiyle batağa saplanmıştır. Gazzâlî-İbn Arabî çatışması, Sünnî-Şî'î ayrımcılığının çatısını çatmıştır. Şimdi bizim çalışmamız da "Bilim-Din-Felsefe" çatışırlığını ortadan kaldırmak ve toplumsal barış ortamını yeniden kurmak ilkesini temel ilke edinmiştir. Kur'an-ı Kerim meal-tefsirini tamamen bu ilke içinde yoğrumuşuz. "Kader" ve "Haram Aylar" adlı kitaplarımız da bu konunun açılımı olmaktadır. Öyleyse Sünnî-Şî'î veya şu andaki biçimiyle İran-Suûdî yakınlaşmasını bu açıdan ele almak zorundayız. İşte aşağıdaki alıntı yazı, bunu belgelemektedir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


İSLAM ÜLKELERİ ARASI DAYANIŞMA
Müslümanlar, birbirleriyle danışmaya ve dayanışmaya muhtaçtır. Eğer bir topluma zulmetmek istersen, komşularıyla arasını bozman yeter. En büyük yıkım, iletişim ve ulaşım araçlarını çalışmaz duruma getirmektir. Komşuluk bağlarını koparmaktır. Başkaca yasaklamaya ve yaptırıma gerek kalmaz. Sınırlarına askerler dizmek ve silahlarla savaşmaya, üzerlerine ordular göndermeye hiç gerek yoktur. Uzun vadede de Millî eğitim politikasını kendi isteğin doğrultusunda düzenleyeceksin. İşte İslam ülkeleri arasında İngiliz siyaseti böyle olmuştur. İşte Abant-Kahire toplantısı böyle iletişim ve bilişimin canlı örneği olmaktadır. Hılafet Merkezinin oluşumunda en büyük yol böyle atılacaktır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


HILAFET MERKEZİ ALANI
Hılafet Merkezi, toprak sahiplerinin tehdidi altında! Şu anda Suûdî Kırallığı, Mekke'nin sahibi gibi gözükmektedir. Amerikancı bir politikanın pençesindeki Suûd Kırallığı, Hılafet Merkezi'ne gösterilmesi gereken alanları; İslamî geçmişine söverek tarihe gömmektedir. Müsülüamanların kültürüne aykırı dildeki kurumların gökdelenleri altında Mescid-i Haram küçük düşüürlmekte ve ezilmektedir. Oysa Suûd ülkesi çıok geniş! Riyad'ı istediğin biçimde donat ve Dubâîlere benzet. Cidde'yi de bir bakıma istediğin gibi uluslararası standarta göre dizayn eyle. Amma İslamî yüce değerlerin sergilendiği Mekke ve Medine şehirlerinin doğal dokusuyla neden uğraşırsın. Allah cc Ebraha'ya verdiğinin ve Yâ Sîn Sûresindeki Recül'ün maddî bedenini acımasızca ortadan kaldıranları nasıl ortadan kaldırdığını Kur'An sûrelerinde okumaktayız. Yüce Mevlamız, yüce Kur'an mesajında, kendi yüce değerleriyle uğraşanları tarihin derinliklerine gömdüğünü açıklamıştır. Beytullah ve çevresi, Mescid-i Haram kapsamındadır ve bu toprakların dokunulmazlığı vardır. Bizim tespit ve yorumlarımıza göre Sünnî hareketin; Hz Ebu Bekir'in RA hılafet döneminden beri ortadan kaldırdığı ve sadece Hz Ali'nin KV gündemde tuttuğu bir makam var ki bugün Şî'î Hareketi onu temel politika edinmiş ve İslamî mezheplerin dışında bırakılmıştır. 12 İmam Hareketini de Mehdi-i MUntazar ile noktalamak zorunda kalmıştır. İşte bu hareketin bir benzeri, bugünkü devletler Hukukunda; Sivil Toplum Örgütlenmesi adı altında anayasal hukuk düzeninde varlığını kabul ettirmiştir. Demek ki devlet, kendi arkaplanı olarak Sivil Toplum Örgütlenmesini yasal düzeninin bir parçası larak kabul etti. İşte bu makamın Sünnî Harekette karşılığı bulunmamaktadır. Bu eksiklik yüzünden Sünnî Hareket, kan kaybini sürdürmektedir. Caferî ve çift başkanlı devlet zirvesi hukukunu koruyan İran, dünya siyasî devlerine karşı bağımsızlık savaşını sürdürmekte ve Kurtuluş Savaşını tamamlamak isteyebilmektedir. İşte biz de bize özgü yorumlamalarımızda, İrancı ve Caferîlikle hiçbir ilişkimiz olmamakla birlikte çift başkanlık düzenlemesinin savunucusu olmaktayız. Olayı, Batı dünyasının, İtalya Devleti bünyesindeki Roma Başkentinin bir alanında varlığını sürdürmesine hukukan müsaade edilen Vatikan Devletini de örnek almaktayız. Bu dinî ve siyasî devletin BM'de varlığı kabul de edilmiştir. Her ülkede Büyükelçilikler açmasına da izin verilmiştir. Peki bu kurumun İslam'daki karşılığı yok mudur? Elbette vardır ve bugün Suûdî Kırallığının bünyesinde, yabancı kalışından ötürü garip garip ağlayan Mekke-Medine-Cidde üçgenine bağımsız "İslam Hılafet Merkezi" dense Suûdî Kırallığının ortak olacağı İslamî bir konsorsiyum bünyesinde çalışsa fena mı olur? Şu anda bu üçgen toprakları, sahipsiz bulunmaktadır ve İsrail yanlısı politikaların çizmesi altında, Müslüman ülkelerinin ilgisiz bakışları arasında çiğnenmektedir. Asr-ı Saâdet sonrası halifelik makamını dolduran siyasî iradenin karşı tutum belirlemesi üzerine Hz Ali, muhalefette kalmayı yeğlemesi üzerine imamet ve hilafet makamlarının birleştirilmesi Sünnî Hareketin yüz karasıdır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


HILAFET MERKEZİ ve VATİKAN MODELİ
Bizim sözünü ettiğimiz Hılafet Merkezi Modelini bir Amerikalı Yazar dile getirmiş. Bu alıntı yazıda bu gerçeği göreceksiniz. Büyük Ortadoğu Projesi konusunda çok şeyler söylendi ve yazıldı. Siyonizmin esas hedefi, İsrail'i kurtarmak ve yasal devlet biçimine getirmektir. İsalm'ın kalbine hançer sokarak Müslümanları sıkboğaz etmek ve İsrail aracılığıyla Amerikan kölesi etmektir. İlk planmada Afganistan ve Irak bulunmaktadır. Birisini NATO'nun başına sararak kendisi Irak'ın hakkından gelmek istemiş, ama başaramamıştır. Irak petrolüne dayandırdığı savaş stratejisinde haksızlık etmiştir. "Bölge yarım yüzyıl Mısır’ın liderliğini tecrübe etti; öyleyse İsrail’in liderliğini de tecrübe etsin." Şimon Peres "Arap devletleri, domino taşları gibi birbiri ardına düşecek. Bernard Lewis. Bu bölgede tarih tamamen durağandır ve Arap halkı, körü körüne Amerika’nın peşine takılmış idarecileri eliyle bir araç olmaya devam edeceklerdir. Yeni Ortadoğu haritası, Irak’ın üç parçaya ayrılması: "Kuzeyde Kürt devleti, güneyde Şii devleti ve ortada –zamanın geçmesiyle Suriye’ye katılmayı tercih edecek olan- Sünnî devlet." Peters. Aynı şekilde, doğal olmayan bir devlet Suudi Arabistan’da; Mekke ile Medine bu devletten koparılarak, “kutsal bir İslâm devleti” kurulacak. Bu devlet, önde gelen İslâmi hareketlerin ve okulların temsilcilerinin değişimli olarak başkanlık edeceği bir meclis tarafından yönetilecektir. Yani meclis bir çeşit “Yüksek İslâm Vatikan”ı olacaktır. Kuzeyinden koparılacak bir parça Ürdün’e ve güneyinden koparılacak bir parçanın da Yemen’e ilave edilsin. Peters. “Şehir Devleti” olan Birleşik Arap Emirlikleri ve onun bazı şehirleri Şii Arap devleti olacak ve Fars körfezinin etrafında toplanacak olan Şii Arap devleti, Fars devletinin müttefiki değil, onu dengeleyecek bir güç olacaktır. Peters. İran ise, birleşik Azerbaycan, bağımsız Kürdistan, Şii Arap devleti ve bağımsız Belücistan kuruluyor. İran,ancak Herat civarında Afganistan’dan bir parça ile yeniden kavmiyetçi bir Fars devleti olarak ortaya çıkıyor. Rolf Peters

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


BAŞKA, YENİ BİR ÖNERİ
Müslüman ülkeler arasındaki başka bir birlik önerisi. Bu önerilere kulak vermek gerek. Diğer önerilerle karşılaştırarak ortak bie icmâ'-ı ümmet oluşumunu sağalamak gerek.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ÖZLENEN BİRLİK ÇALIŞMASI
Müslüman, sosyalleşip ve sivilleşip Cemâatleşmesiyle varlık gösterebilir. Müslüman bireyler veya tek başına bir Müslüman devlet, siyasî varlık gösteremez. Almanya'daki Müslüman cemâatlerin, tek çatı altında toplanacakları müjdesini ve ALman devletine tek bir varlık olacakları haberini okumuş bulunmaktayız. İşte bu birlik müjdesini veren alıntı yazıyı ibretle koumanızı ve yorumlamanızı tetikleme amacıyla yazıyı aşağıya almış bulunmaktayız.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


MEHDİLİK VE ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI
Mehdîlik şahıs hareketi değildir. Mehdî, bir şahıs da değildir. Mehdîlik, siyasî oluşumdur. Dünyanın kötü bir siyasî oluşuma gidişine dur diyecek yeni oluşumlardır. Sayın Ahmet Altan'dan alıntı yaptığımız bu makale, bize göre ve Üçüncü Dünya Savaşı açısından Mehdî gerçeğine ışık tutmaktadır. Şu andaki Allah'ın cc kötüsünü dünya siyaseti durumuna getiren ve dünyayya barış getireceğim derken, Kore, Sudan, Somali, Irak vb ülkeleri kendi iyi değerleri doğrultusunda düzeltmeğe çalışan, olağan dünya düzenine karşı yeni siyasî entegrasyonlar; bize Mehdîyi çağrıştırmaktadır. Elbette bir savaş çıkabilir. Hatta Hadis-i şerif olduğu da söylenen önemli sözlerde, dünyada savaş çıkacağı ve her taş arkasında gizlenen Yahudî'yi: "Benim arkamda da bir Yahûdî var! Yakalayın" biçiminde yakalatacağı yazılmaktadır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


HILAFET MERKEZİ VE SUÛD
ÖNEMLİ BİR NOT... EL-FETİH-HAMAS ÇEKİŞMESİ... Irak Savaşında taraflardan Sünnîleri ezmek isteyen işgalcı ABD'ye karşı Suûd Kırallığının Irak Sünnîlerine slah, mühimmat sağlaması ve savaşçıların Irak'a sızmasında aracılık etmesi CİA ajanları haberalma kaynaklarınca rapor edilmesi. İşte görüldüğü gibi Hılafet Merkezi alanını işgal eden Suûd Krallığı doğal bir süreç olarak görevini anlamaktadır. Artık Amerikan işgal güçleri, Müslümanlar adına konuya el atan bir siyasî merkez görmekte ve bu merkez, ABD'nin siyasî iradesine aykırı olarak, Irak yönetiminde etkili bir komşu dış ülke başkanını muhatap alarak konuyu baş başa görüşebiliyor. Hatta T.C.'nin Başbakanı da Hılafet Merkezine etkili bir isim olarak dolaylı ve gayri resmi olarak Hılafet toplantılarına katılması için çağrılabiliyor. İşte aşağıdaki alınıt yorum haber, siyasî İslam açısından çok büyük önem taşımaktadır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ŞANGAY BEŞLİSİ VE HILAFET
Hılafet dar anlamında veya dar kafalıların anladığı biçimiyle devlet yönticilerinin işine karışmak ve rejimi silahla devirip yeni bir tek dünya devleti kurmak utopyası değildir. Hılafetin maddî otoriteyle yakından uzaktan hiçbir ilgisi yotur. Tamamen dünyada manevî otoriteyi sağlamak ve vatanım ruy-i zemin diyebilmektir. Vatan, devlet demek değildir. Vatan manevî bir kavramdır. Hılafet Birliği, devletler birliği değildir. Hılafet Birliği, dünya üzerinde manevî güç olan tek bir vatan ülküsünü gerçekleştirmektir. Bir ülkenin siyasi iradesini oluşturan Devlet Başkanlığı veya Hükümet Başkanlığı diye bir derdi yoktur. Kendi vatanını oluşturan devlet erkanını topyekün aynı ilkeler doğrultusunda kuşbakışı seyretmektir. Halkı örgütlemektir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ALİ BULAÇ'IN UMRE ZİYARETİ
Umre, bir ibadettir. Ancak genel amacına uygun yapıldığı ve Hılafet Birliğine katkısı ölçüsünde ibadettir. Bu yazıda okuduğumuz biçimiyle bir ibadet sayılması zordur.

Umre öyle düzenlenmeli ki Cum'a tatil kültürünü, Haram Aylar kapsamındaki yerini ve hacc mevsimi ile ilişkisini gündemde tutsun. Şimdi "Cum'a-Haram Aylar-Hacc" üçlüsü bir bütündür ve Hz Peygamberimizin SAV oyun ve boş zamanı değerlendirme (meysir) konusundaki sözlerini ve fiilî sünnetini ilgilendirir.

Oyun ve tatili ve bu ikisini dolduracak İslam gençliğini ilgilendirmektedir. Daha doğrusu eğer biz ümre ibadeti yapacaksak, bir amacı olacaktır. Hılafet Birliği kapsamındaki bir festivali, bir ticarî ve tanıtım fuarını, bir iki İslam ülkesinin Haram Aylar kapsamındaki sportif sonuç karşılaşmasında seyirci bulunmak veya fuarı gezmek ve ticarî bağlantı yapmak gibi açık bir amacı olacaktır.

Ali Hoca Kardeşimizin anlattıkları alışılmışın dışına çıkamamaktadır. Diyor ki: "Artık umreler hac zamanı gibi kalabalık. Harem yüz binlerce insanla dolup taşıyor." Bu yüzbinler, ne amaçla ziyaret etmişler? Ziyaretlerinden amaç nedir? Bilemezler: "Allah'ın zikrinden habersiz olarak yaşadığımızda zamanla ruhlarımız da iltihaplanır; bunun belirtilerini hastalanan kalbimizin altüst oluşlarında (takallub) tespit ederiz. Ruhumuzda birikip de bir an önce dışarı atılmayı bekleyen o kan ve irini boşaltmanın en iyi yollarından biri hac veya umredir."

Bu cümleler de umrenin amacını saptırmaktadır. Tüm anlatılanlar içe dönük; kalbe ve iç dünyaya yönelik. Acaba umrenin dışa dönük ve dünya siyaseti içinde siyasî Müslüman'ın imanını dışa yansıtacak bir yanı yokmudur umrenin? Ali Hoca Kardeşim.

"Bu, Metin Önal Mengüşoğlu'nun "Gavur Kayırıcıları" adlı hikâye kitabında anlattığı "dindarlık zamanları"nda ortaya çıkan bir patolojidir; yeniden doğma imkânı olan birinin daha kırkını doldurmadan kalbini ölümün karanlık çukurlarına atması trajiktir." cümlelerinde dile gitirilenler de yetersizdir. Biz umre ziyaretlerinde, Müslüman ülke insanlarına siyasî aöıdan daha güzellikler getirmelidir. İslam Birliğini dışa vuracak ve iki İslam ülkesinin gençlerinin karşılaşmasında ifadesini bulacak sosyal etkinlikler için umre ziyareti yapmalıyız. Acaba o sosyete Müslümanlar o zaman da umre ziyareti yaparlarsa o zaman o sosyete de bizim kadar ve bizden daha ileri bir Müslüman olduğunun kanıtı oluverir. Ama Ali Hoca Kardeşimin ballandırarak anlattığı umrenin faydaları yeterli açıklama değildir. Müslüamnlar, Cu^'a, Haram Aylar ve Haccın anlamını yeniden değerlendirmeli ve umreye bu yeni değerlendirmeler ışığında gitmelidir. Ali Hoca kardeşimin umresi de kendi aktarımıyla: "kavanozu dışarıdan yalamış olur" değerlendirmesi kapsamındadır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


İYİ İNSAN MODELİ OLMAK
28 Şubat, yanlış uygulama açısından Türkiye için bir yüz karasıdır. Bu hareket, kötü insan modelinin iyi insan modeline üstün gelmesidir. Şerr güçler, dünyanın her tarafında aynıdır. Aynı dili kullanırlar ve kendi emellerini gerçekleştirmek için aynı yöntemleri kullanırlar. Ulu Hakan'ı tahtından indirirken aynı yöntemi kullanmışlar, Türkiye'de iyi insan modelini ortadan kaldırırken 28 Şubat hareketinde izlenen metod Somali'de de aynen uygulandığı görülmüştür.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


AFRİKA BİRLİĞİ VE DİN
Din birliğinin önündeki engeller, Afrika Birliğinin öünündeki engellerdir. Kişi egemenlikleri, yasa egeenliğinin üstüne çıkmaktadır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


GERÇEK MİLLİYETÇİLİĞE DOĞRU
ÖZLENENLER GERÇEKLEŞME YOLUNDA... Hayaller, gerçekleri dile getirir. Gerçek nedir? Müslümanların tek vücut olup kendi birliğini sağlaması... Bu siyasî ve ekonomik birliğin adı, Hılafet Birliği'dir. Bu birlik, hiçbir ülkenin içişlerine veya dış politikasına karışmaz. Sadece İslam ülkelerinin ahlakî değer yargılarını ve manevî değerlerini korumak ve düzeltmekle ilgili pasif direniş ilkelerine bağlı kalır. Onun başkenti Mekke'deki Kâbedir. Newsweek dergisi, Türkiye'nin komşu Müslüman ülkelerle siyasî işbirliğine gitmesini, ABD ve AB düşmanlığı olarak görmektedir. İşte aşağıdaki yazıyı bu nedenle alıntı yapmış bulunmaktayız.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ULUS DEVLET
Sezaî Karakoç, iyi bir şair ve sivil toplum örgüt karizmasına sahip önderdir. Siyaset ve siyasî parti çok ayrı birşeydir ve ayrı bir kulvardır. Sivil toplum örgütçülüğünde ün kazanmış ve başarı sağlamış karizmatik önder kişiliklerin siyaset alanına da el atması, karizmatik erkinin bölünmesine ve halk nazarında tamamen eriyip güç kaybetmesine neden olmaktadır.

Ulus devlet anlayışı, İslamî birliğin önüne konmuş en büyük dinamittir. "AB projesi ulus devlet anlayışının bittiğinin göstergesidir" derken Hılafet merkezinin önemini vurgulamış olmaktadır. Ancak yarayı teşhis edip o yarayı sağaltacak neşteri açıklamaktan çekinmesi bir eksikliktir. Hılafet merkezi, AB profesinden farklı bir şey değildir. AB projesinin içini Batı ulus devletlerinin birliğinden boşaltıp, aynı proje çatısının altını Müslüman ulus devletleri birliğiyle, aynı koşullar altında doldurulmasının adı Hılafet Merkezi'dir. Yani Müslüman ulus devletlerinin siyasî yapılanmasına her hangi bir müdahale söz konusu değiildir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


İSLAM DÜNYASI BARIŞI
Şeriat, bana göre dinin kendisi anlamında değildir. Bu nedenle "Şeriat Devleti" diyemeyiz. Bunun anlamı bir zamanlar "Din Devleti" idi ki bu anlam, bana göre en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır. Allah devleti olmaz, ancak Allah'ın Sırat-ı Müstakimini kendine rehber edinmiş; o Sırat'ı egemen kılmak için siyasi mücadeleye girişmiş ve siyasi partilerle yarışır biçimde kendini dünyaya ve özellikle dünya siyasetini elinde bulunduran siyasi irade sahiplerine kendini kabul ettirmiş Allah'ın Resulü olmak gerekmektedir. İşte bu Allah Resûlü, her çağda bulunacak ve Allah'ın boyasını temsil edecektir. Allah adına siyasi düzende yerini alacaktır. Allah'ın Kitabını dünya siyaseti arenasında konuşturacaktır. Hiçbie siyasi güç kaynağından korkmayacak; ancak her siyasi mozayık içinde koalisyonlar kuracaktır. İşte Allah'ın dini bu anlamdadır. Allah cc karizmatik halk kahramanı olarak seçtiği iyi kullarına, Kitabını her çağda emanet etmiştir.

Resûl kavramı, "Allah'a itaat ediniz, Resûlüne itaat ediniz" Âl-i İmran Sûresi âyet: 32 ve 132. Nisa Sûresi âyet: 159. Maide Sûresi âyet: 92. Enfâl Sûresi âyet: 1, 20, 46. Tâ Hâ Sûresi âyet: 90. Nur Sûresi âyet: 54,56. Muhammed Sûresi â yet: 23. Mücâdile Sûresi âyet: 13. Tağâbün Sûresi âyet: 12.

İşte "Şeriat Devleti" anlayışının "Resuller Devleti" biçiminde değiştirilmesi gerekmektedir. Yani bugün: "Allah böyle emrediyor" diyemeyiz. Allah cc, bütün külli ve genel geçer kararlarını emir âleminde vermiştir. Emir âleminde zaman-mekan ve tarih bulunmamaktadır. Bu nedenle insanın yaradılışı ve kaderi dahi bu emir âleminde tamamlanmıştır. Bu zaman-mekan dünyasındaki bütün emirler, emir âleminde karara bağlanan kader planlamasının kazası; yani yürütmeye konmasıdır.

Yukarıdaki âyet-i kerimelerden anlaşıldığına göre devlet, şeriatla değil, her çağdaki Allah cc adına yasa koyma yetkisini Allah'tan cc alan karizmatik halk kahramanı Resûl'ün Allah kitabını çağa göre yorumlamasıyla yönetilecektir. Allah'ın yasası değişmediğinden ve her çağda aynen korunması gerektiğinden Allah adına şeriat devletini yürütmek mümkün değildir. Ancak Allah adına söz sahibi olan karizmatik halk kahramanı Resûlün getireceği yorumlarla Allah'ın Kitabı çağa göre güncelleştirileck ve esnek kararlar alınmasını sağlayacaktır.

İşte Suûd Kıralının şatafatlı, ama siyasî gezintileri çerçevesinde Vatikan'ı ve önemli İslam Ülkeleri başkentlerini ve Türkiye'yi ziyaretleri bir beklentilerimize ve gönlümüze su serpmektedir. Eğer Allah'ın Kitabı bu İslam ülkelerindeki yöneticilerin şeytanın vesayetinden kurtulup Allah'ın cc vesayetine boyun eğen Müslüman kahramanlarca güncelleştirilebilirse âyet-i kerimelerindeki "Allah'ın Resûlü" kavramı yerini bulacaktır. Böylece İslamî parlamenter yasama meclisleri gündeme gelecek ve böylece Mekke'de bir hılafet merkezi canlandırılacaktır. İşte çağa göre gelişen Allah'ın Kitabı "Resûller Devleti" adını alacaktır. İnşallah Suûd Kıralının siyasi amaçlı gezileri bu yönde bir uarar sağlayacak ve İslam Medeniyetinin kurulmasına yardımcı olacaktır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


İPEKYOLU VE HILAFET
Türkiye Cumhuriyeti devletinin Osmanlı ayağı vardır. Tarihî Hicaz Yolu projesi vardır. Daha öncesinde de İpek Yolu projesi ile tarihî kervansaraylar vardır. Bu tarihî gerçeklerin yeniden canlandırılması ve bu ihya hareketini başlatmak da Hılafet Birliği'ne, dolaylı larak hızlı adımların atılması demektir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin bu projelere çok ihtiyacı bulunmaktadır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


J. SOROS, İMAM HUMEYNİ VE HILAFET
Çok önemli bir konumuz var ve Kur'an-ı Kerimde "Hükm-Hikmet dengesi" nedir? İşte bu alıntı yazımız bu dengeye ışık tutacaktır.

"İslam'da ruhbenlık yoktur" tekerlemesi, özellikle Tanzimat sonrası İslam uleması tarafından dündemden düşürülmemiştir. Evet ruhbanlık müessesi yoktur ama, kimisinin "velayet-i uzmâ", kimisinin "Hılafet" diye adlandırdığı bir kurum vardır. Bu kurum, son günlerimizde yasaklanmış ve tartışılamaz duruma getirilmiştir. Oysa Batı, bu konuyu çoktan aşmıştır. "Avrupa Birliği" biçiminde siyasî birlik ve "Vatikan Devleti" biçiminde dinî devlet kurmuşlardır. işte bu iki kurumun İslam'daki karşılığı, Hılafet Merkezi olmaktadır.

ABD dahi bu konuyu, J. Soros'unu yetiştirerek doldurmuştur. Ama Türkiye Cumhuriyeti ve İslam dünyası, bu konuda yaya kalmış, boşluğu dolduramamıştır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


AVRUPA BİRLİĞİ ANAYASASI
Avrupa Birliği anayasası bize göre, Hılafet Birliği siyasî çatısı altında toplanacak Müslüman Ülkeler parlamenter birliğine örnek olacaktır.

Mekke-Cidde-Medine üçgeni, Roma başkentindeki Vatikan Devleti biçiminde Bağımsız statü içinde Müslüman ülkelerin ortak kutsal toprakları ve kutsal devleti olacaktır.

İnşallah Kutsal İslam Devletinin Anayasası da başlangıç bölümünü İslam'ın devrim ilkelerinin oluşturacağı biçimde, Kâbe bünyesinde imzalanacaktır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


SARKOZY VE HILAFET
Türkiye toprakları, Avrupalıların toprağı değil de Küçük Asya'nın toprağıdır ve Asyalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa Birliği konusundaki ısrarı çok yanlıştır. Türkiye Cumhuriyetini kuran siyasî iradenin en büyük yanılgısı budur ve bu yanılgıyı seslendiren de Sarkozy olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran siyasî irade sahiplerinin, bu siyasî yanılgılarından dönmesi ve gerçek siyasî birlik arayışına girişmesi gerekmektedir. Nasıl ki Avrupa Birliğinin kurulmasıyla hiçbir ortak ülkenin siyasî birliğine ve ülke bütünlüğüne dokunulmamışsa Müslüman ülkelerin kıblesi sayılan siyasî birlikleri merkezi Mekke ve Kâbe eksenli siyasî birlik çalışması da aynı statüde olacaktır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ÇOK DİLLİLİK VE HİLAFET
Dil birliği, din birliği üstünde, toplumların birleşmesini sağlayabilir mi? Elbette kafatasçı milliyetçiler böyle birliktelikten söz ederler. Ama tarih, böyle bir birlikteliğe rastlamamıştır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ALEVİLİK, ÇOK YAMALI BOHÇA
Biz, bir bütünüz. Lazıyla, Kürdüyle, Abazası, Çerkezi, Gürcüsüyle bir bütünüz.

Ama herşeyden önce Müslümanız. Kur'anımız var, namazımız var, yılda otuz günlük orucumuz var. Cum'a tatilimiz var, Haram Aylarımız ve Haccımız var.

Kur'anımız var, Sünnetimiz var, sünneti her çağa göre yeniden yorumlayan ve güncelleştiren risalet makamı; İcmâ'-ı Ümmetimiz var. Ashap kültürümüz, tarih kültürümüz var.

Ama Alevîlik nedir? Kitapları Kur'an mı İncil mi? Hiç belli değil. Hz Ali KV bizim Hueafâ-i Raşidîndendir. Sünnî harekete muhalefet eden ve çift başkanlık düzenlemesine gönül vermiş, imamet-hilafet ikilisi geleneğini Hz Muhammed'den SAV devr alan ve Hz Ebu Bekir RA ile başlayan Sünnî hareketin başlamasıyla, Hılafet makamını İmamet makamı içinde eriten hareketin başlamasıyla muhalefet cephesini oluşturan kişiliktir.

Hz Ali KV Allah'ın Oğlu değildir. Tanrının oğlu değildir. Göklerden gelen, ölümsüz ve göklerde şu anda bekleyen Mehdi değildir. Sözleri Kur'an gibi kutsal değildir.

Alevîlik, Kur'an'ımızı ve İslam'ımızı; Cahilî Türklüğün Şaman kültürü ve Hz İsa'yı Allah'ın Oğlu gören Hıristiyanlığın İncili süzgecinden geçirdikten sonra alan yepyeni bir inanç akımıdır.

Tıpkı Hıristiyan mezhepleri gibi yüzlerce dernek ve vakıfları var. İznik Konsulü öncesi binlerce İncil gibi çok yamalı bohçaları var. Bu biçimleriyle dedeleri Şaman mıdır? Papaz mıdır? Haham mıdır? Hiç belli değil.

Namazları var, sazlar eşliğindeki Semahtır. Oruçları var, İslam'ın orucu yerine, Hıristiyan ve Budistlerin çile doldurmasına benzer.

Müslümanlık, Hılafet Merkezinde buluşacaktır. Hılafet, siyasî Müslümanlıktır ve siyasîler İslam'ın üst kimliği bünyesinde her türlü etnik kimliklerin mozayiği içinde gerçekleşecektir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


HILAFET BİRLİĞİNDE TÜRKİYE-SUDAN
Sudan Halkı, son Osmanlı Hılafet makamının en sadık dostu olduklarını tarihe yazdırmış ve ispatlamışlardır.

Bu son yemekli toplantı, bizim ele aldığımız Hilafet Mrkezi oşuşumunda önemli bir halkayı oluşturmaktadır.

Ancak biz, bu siyasî oluşumdan önce, "Allah'ın Günleri" sayılan, Cumu'a Tatil Kültürünü oluşturacak sivil toplum örgütlenmesinin gerçekleşmesi sonrasında, Hılafet Merkezi'nin oluşacağına inanmaktayız.

Müslüman gençliğin, "Allah'ın Günleri"nde bir araya gelmelerini sağlayacak sivil toplum örgütlenmesi çerçevesinde bir ortak iradenin dünya medyası önünde boy göstermesi gerekmektedir.

"Çankaya Köşkü, İlk kez eşli bir yemeğe evsahipliği yaptı. Sudan Cumhurbaşkanı Ahmet El Beşir onuruna Köşk'te verilen akşam yemeğine eşler de katıldı."

Bu başlık ne kadar önemli!

Dünya medyasına gönderilen mesaj ve yemek fotoğrafları Allah katında ne kadar anlamlı'

Şu andaki Uluslararası sivil toplum örgütünün beslediği ve büyüttüğü dünya medyasının iki "Kötü Adamı"; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Sudan Cumhurbaşkanı Ömer Hasan Ahmet El Beşir!

Türkiye Cumhuriyeti'nin Sudan istenmeyen Adam'ı onuruna düzenlenen ve tesettürlü kıyafetleriyle dünya medyası önüne çıkabilen iki Hanımefendi ile birlikte katılımlarını gerçekleştiren akşam yemeği!

Hılafet Merkezinin tavanındaki bir kare! Diğer İslam ülkeleriyle de kendi ülkelerinin tavanında görülmesi gereken kareler örneği!

Bu İslam ülkelerinin tabanında sivil toplum örgütü ağının kurulması ve Yüce Mevlanın rahmet etkileşim bilgi- sevgi ağının kendilerine aralanmasını sağlayacak örgütlenmenin tamamlanması farzdır.

Bu İslam ülkelerinin ortak sivil toplum örgütleri, Cumu'a Tatil Kültürünü gerçekleştirecektir.

Bu İslam ülkeleri sivil toplum ortak iradesi, Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa'nın SAV Hz Ali KV başkanlığında kurmak istedikleri sivil halk örgütlenmesini tamamlayacaklardır.

Sevgili Peyganberimizin önemle üzerinde durdukları sportif oyunları ve Arap dünyası kahramanlık günlerinde canlandırdıkları sahneleri İslam ülkeleri kapsamında canlandıracaklardır.

Her İslam ülkesinde haftalık tatıl günü olarak Cumu'a tatilini gerçekleştirecekler ve Sevgili Peygamberimiz'in Hz Ali KV ile canlandırmak istedikleri sivil toplum örgütlenmesi rüyasını kendilerine rüya edineceklerdir.

Cumu'a Tatil günlerini, bu sporların lig maçları olarak ilan edeceklerdir.

Bu lig maçlarını İslam ülkelerinin ortak sivil toplum örgütlenmesi çerçevesindeki ortak irade olarak "kupa maçları"yla yaygınlaştıracaklardır.

"Ülkelerinizin içine yayılınız ve Allah'ın Adını çok zikrediniz" âyet-i kerimesi doğrultusunda, Haram Aylar gerçeğini, kupa maçları için ayıracak ve o ayların günlerini değerlendireceklerdir.

Haram Aylar'ın günlerine, ortak sivil toplum örgütlenmesi için altın günler olarak sarılacaklardır.

Bu ortak sivil toplum örgütlenmeleri Cumu'a Tatil günlerindeki lig maçlarını ve Haram Ayların altın günlerindeki "İslam Kardeşleşmesi"nin oluşumundaki kupa maçları katkısını iki aylık Hacc Mevsimi sürecinde final maçlarıyla perçinleyeceklerdir.

Hacc menasikini yerine getiren, zuyuf'ur-Rahman Müslüman huccâc bu ortak irade beyanının canlı örnekleri olacak ve final maçlarıyla İslam kardeşleşmesine son noktayı koyacaklardır.

İşte Müslüman ülke Cumhurbaşkanları ve dünyaya örnek oluşturacak değerli Hanımefendileri'nin davet yemekleri, dünya medyası önünde Hılafet Merkezini görüntüleyeceklerdir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


İSLAM VE TERÖR
el-Kaide ve Bin Ladin, siyasî arenaların anlattıklarına göre, Taliban örgütü gibi, ABD CİA'sinin desteğiyle ortaya çıkmışlardır.

Bize göre terör, terördür. İşte şimdi bir de yeni ortaya çıkan Ergenekon Gizli terör Örgütü...

Kur'an-ı Kerimde Hucur'at Sûresi bulunmaktadır. Benim hazırladığım Meal-Tefsir'de bu sûrenin başlığına bakıldığında, parantez içi; "Devlet Sibernetiği" başlığıyla karşılaşılacaktır. Hiç kimsenin dikkatini çekmediğinin farkındayım ve üzüntüsü içindeyim. İslamda terör var mı, yok mu? gerçeğini anlamak için bu açıklamalarımızın çok iyi incelenmesi gerekmektedir.

Bu ifadelerin temelinde: "Sosyalleşemeyen Müslüman" gerçeği yatmaktadır. Eğer Müslümanlar, sosyalleşebilseler ve sivilleşebilirlerse bu kangren olmuş sosyal meseleyi kökünden çözümleyeceklerdir.

Müslümanlar, sportif oyun ve marş niteliğindeki musikîye ve İslam ülkeleri arası turizme ve otalciliğe önem verirlerse bu kangrenleşmiş sosyal yarayı kökünden kazıyacaklardır.

Herşeyden önce Cumu'a Tatil Kültürüne inanacaklar ve Cumu'a gününün Müslüman'ın ortak tatil günü olduğuna inanacaklardır.

Bu tatil günü havaîlik içinde ve harciâlem havası içinde başıboş dolaşılacak bir durgunluk ve atalet günü anlamında değildir.

Bu tatil gününün değerlendirilmesi için, Müslüman toplumunda bir örneği bulunamadığından, Osmanlı ve Selçuklu siyasî örgütlenme tarihi bu yönde değerlendirilmediğinden, doktora tezleri olarak parça parça akademik düzeyde ele alınsalar da bu araştırmalar, "İslam'da sivil toplum örgütlenmesi tarihi" olarak ele alınmadığından, bizim ileri sürdüğümüz "İslam'da Sosyalleşme" gerçekleşmediğinden Siyonizm'in dünyayı sosyalleştirme gerçeğini örnek almak zorunda kalmaktayız.

Siyonizm'in tarihi, bize göre, Meal-Tefsirimiz iyi incelenirse ta Hz Âdem'e dayanmaktadır ve "Büyük İsrail" olarak adlandırılmaktadır. Bu tarih Müslüman din bilginlerince, bu yönde ele alınmamış ve bu tarih hiç işlenmemiştir.

Kur'anda Ashab-ı Sebt ve bugünkü Tevratçılarca "Şabatçılar" olarak değerlendirilen siyonist hareket Davut'un Yıldızı ile bir aşama geçirmiştir. Tıpkı Müslüman hareketin Hz İbrahim ile yaşadığı önemli bir aşama gibi.

İşte bu tarihî aşamayı bugünkü Yahudî hareket iyi değerlendirmiş ve bugünkü sosyalleşmesini sağlamıştır. Ama Müslümanlar, hala Hz İbrahim'in Haniflik aşamasını hiç ele almamışlardır.

Özetlersek eğer Müslümanlar Yahûdîler gibi sosyalleşebilseydi, Cumu'a-Haram Aylar-Hacc üçlüsünün örgütlü olarak sosyalleşmedeki rolü anlaşılabilseydi, İslamî cemâatleşme sivil toplum örgütlenmesi olarak değerlendirilse ve geliştirilebilseydi terör örgütlenmesi de olmadan CİA, KBG, MASSAD gibi dünya sivil toplum örgütlenmeleri düzeyinde örgütlenecekti.

Osmanlı'nın çöküş ve yıkılış dönemlerindeki çeteler, tekkelerden yönetilmiyor muydu? İslamî cemâatlerin şeyhi, "kurşun işlemeyen adam" olarak tanınmıyor muydu?

Bu karışık siyasî erkler, sportif oyunlar ve müzik kapsamında, Siyonizm'in yaptığı sosyal öegütlenmeler adı altında bir bütün örgütlenmeyi tetikleseydi bugünkü terör çeteleşmeleri biçiminde dünyaya lanse edilirler miydi?

Türkiye, Mısır, İran vd... İslam ülkeleri Gallup'un Davos için hazırladığı Doğu-Batı diyalogu raporunda böyle yer almazlardı.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


BAŞÖRTÜSÜNÜ ATA'YA ŞİKAYET
Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir sınav vermektedir. Bir kesim kazanımlardan söz ederken, diğer bir kesim de o kazanımları vatandaş özgürlüğüne ket vurma olarak görmektedir.

Bizim için önemli olan aşağıdaki hak arayış biçimidir. Türkiye Cumhuriyetinin 18 noktasında, aynı anda hak aranacak. Bu noktaların seçimi önemlidir.

İşte o milletin hılafet merkezinin 18 noktası önemlidir. Tamamının ana merkezi de Anıtkabir olmaktadır. Yani milletin Kâbe'si olmaktadır.

Bu Kâbe'de kimler toplanacak ve toplu şikayet edecek? Türkiye Cumhuriyeti'nin sivil toplum örgütleri... Kim bu örgütler? "Cumhuriyet Kadınları ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği"...

Sizi bilmem ama, benim aklıma hemen "Vasat Ümmet" gwlmwktwsir. Nedir vasat ümmet? Ben derim ki, Vasat Ümmet, sivil toplum örgütleridir.

Bu örgütlerin hak arayış makamları neresidir? Salâtîn Camiilerinin bahçesi ve avlusudur. Onların Hilafet Merkesi de Beytüllah olan Kâbe'dir.

Kâbe, ne zaman önem kazanır? Her İslam ülkesinin Salatîn Camiilerinde Vasat Ümmet dediğimiz sivil toplum örgütlerinin aynı anda bildiri okuma anında önemini kazanır.

Bu bildiri okumanın adı nedir? "Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım. ..."

O ezanı kim okuyacak? Hak arayışının temelindeki Vasat Ümmet'in başı; İmam ve müezzin!

Var mı sizde böyle imam ve müezzin? Var mı, Bakara Sûresi âyet 143'teki vasat ümmet?

Öyleyse namaz, bir hak arayışı mıdır? İşte bu aşağıdaki alıntı yazıyı okuyarak İslam'ın Hilafet Merkezi ve bekçileri olana Vasat Ümmetini biraz daha iyi anlayalım. Kıbleye dönmek nedir? İmama uymak nedir? Beytullah neresidir ve ne zaman önemini ifade edecektir? Bu soruların cevabını birlikte verelim.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


NASA VE BEYT-İ MAMUR
Bu aşağıdaki yazıda, bize göre önemli olan, bir makama sesini duyurmak ve bu duyuruştaki hız konusudur. Amacımız hak arayışındaki biçimi anlatmak ve gözler önüne sermektir.

"Dünya'dan 431 ışık yılı uzakta bulunan Kutup Yıldızına ulaşması planlanan şarkı, evrende saniyede 307 bin kilometre hızla ''yolculuk edecek.''"

Bu cümle ne demektir? 431 ışıkyılı uzağa, saniyede 307.000 km hızla yolculuk etmek ne anlama gelir?

Bir önceki alıntı yazımızla birlikte bu alıntı yazımızı ele alın ve kendiniz lütfen dualarımızın kabulü için hızın ne anlama geldiğini iyi değerlendirin.

Beyt-i Ma'mûr, bizim anladığımız kadarıyla gaybî kavramlar arasındadır ve bugünkü bilimsellik açısından da sanal âlemde, Arş'ın bünyesinde yer almaktadır. Duaların toplanma makamıdır.

DİB'nın "İslam Ansiklopedisi"nde, "el-beytü'1-ma'mûr" maddesinde özetle şu biilgi verilmektedir: "Semada, içinde meleklerin ibadette bulunduğu rivayet edilen mâbed".

İşte çok güven duyduğumuz ve bizim için başlayıcılığı olan hadis kaynak kitaplarımızda birbirini tutmayan veya bizim yorum katarak birkaç düzeltme yapmak zorunda kaldığımız rivayetler vardır.

İşte yukarıdaki cümlede: "içinde meleklerin ibadette bulunduğu" kaydı bulunmaktadır. Bu ifade biçimine göre melekler de aynen insanlar gibi ibadet ettikleri anlaşılmaktadır. Oysa meleklerin kendileri için bir ibadete ihtiyaçları yoktur. İnsanlar gibi cennet veya cehenneme gitmeleri söz konusu değildir.

Melekelr yaratılmazlar, ancak geçici olarak programlanırlar ve kimmler için katkıda bulunacaklarsa o kişinin amel defterine geçecek ve katkı sağlayacak biçimde ibadet ederlr.

Ancak onların ibadetleri, ya sadece "kıyam"dır, veya sadece "rükû'"dur, veya sadece "sücûd"dur, veya sadece "tahıyyat"tır. Hatta sadece o kişi adına "istiğfar etmek"tir.

İşte yukarıdaki cümleyi böyle anlamamız gerekmektedir. Yani melekler, kendileri için ibadet etmezler. Çünkü o ibadete ihtiyaçları yoktur. Yaratılmak demek, emir âleminde, "kün" emri ile nefs-i vâhide biçiminde, cennette varolmaktır. İleride, bu kader programı gereği; o nefs-i vâhidenin beden olarak dünyaya geldiğinde taşıyacağı ve müvekkel melek tarafından arşiv dediğimiz Levh-i Mahfuzda saklanmak üzere dolabına kilitlediği paket programı vardır.

İşte bu paket programı düzenleyen ve bu düzenleme evrakını Allah Taâlânın saklanması için müvekkel kıldığı nûrânî varlıklara melek denmektedir. Bu melekler, kendi adlarına hiçbir işlem yapmazlar; çünkü yaratılmamışlardır, sadece programlanmışlardır, Onlar için bedenleşerek belli bir süre dünyada yaşamak ve ölmek diye birşey söz konusu değildir.

"El-beytü'1-ma'mûr, Kur'ân-ı Kerîm'de (et-Tûr 52/4) Allah'ın üzerine yemin ettiği bir mekânın adı olarak geçer. Bakımlı ve düzenli oluşundan başka gelen gideni ve ilgi göstereni fazladır. Beytülmâ'mûrun semada meleklere ait bir mâbed veya dünyada bütün Müslümanların mabedini oluşturan Kabe olabileceği hususunda görüşler ileri sürülmüştür."

İşte bu paragrafta da: "semada meleklere ait bir mâbed" ibaresi yanlış anlaşılmaktadır. Çünkü meleklerin bedenleşerek dünyaya gelmeleri ve kendi adlarına bir amel defteri düzenlemeleri söz konusu değildir. Bir mabedde namaz kılmaları, evladına da namaz kılmayı öğretmeleri... gibi yükümlülükleri yoktur.

Ama benim de üzerinde durduğum ve yukarıdaki rivayeti o biçimde yorumladığım: "Sanal Kâ'be" görüşüm vardır. Bedensel varlığımızın bu dünyada, namazda kıble diye el bağladığı ve yüzünü çevirdiği Kâ'be bulunutken, benim esas varlığım olan ve cennetten beri gelen nefs-i vâhidemizin aynı namazın esasını ifa ettiği ve Sanal Kâ'be olarak namazımıza durduğu mabedin adı, "Beytülma'mûr" olmaktadır.

Demek ki yeryüzünde, normal taştan veya kerpiçten harçla yapıştırılarak oluşan Kâ'be, maddî bedenim için namazda durduğum mâbeddir. Ama onun aslı, benim nafs-i vâhidemin, bir gök katında yaşarken durduğu, bana göre "Sanal Kâ'be" adını alan gökteki mabedin adı da "Beytülmamur" olmaktadır.

"Beytülma'mûr ile ilgili olarak Hz. Peygamberden çeşitli hadisler rivayet edilmiştir. Bu hadislere göre Resûlullah'a mi'rac esnasında beytülma'mûr gösterilmiştir. Burası "yedinci semada melekler için inşa edilmiş, bir gelen bir daha gelmemek üzere her gün 70.000 meleğin ziyaret edip ibadette bulunduğu bir mâbeddir" (Buhârî, "Bed'ü'1-halk", 6, "Menâkıbü'l-enşâr", 42; Müslim, "îmân", 259, 264; Nesâî, "Şalât", 1; Müsned, III, 149, 153; IV, 207, 209, 210)".

"Harf kabdır, ondaki mana su gibidir. Mana denizi de Ümm-ü1 Kitab yanında bulunan, kendisinde olan zattır" (Mesnevil/b296). "İnsanın vücuduna da akıl ve ruh, gayb aleminden akar su gibi gelmektedir (Mes.l/b2222)"Sen bir mekânsın, aslın Lame kândır. Bu dükkanı kapa da o dükkanı aç" (Mes. II/b6l2); "Senin mana sandığın surettir, eğretidir........Mânâ odur ki seni senden alır; suretten müstağni kılar" (Mes.ll/b7l9-20); Her şeyin bir zıttı bulunmakta, mikro kozmosta varolan her nesne ve her olgunun makrokozmosda bir karşılığı bulunmaktadır. Bu karşılıklılık genellikle, suret-suretsizlik, mekân-mekânsızlık kıyaslaması ile ifade edilmiştir: "...Tanrı, neyi dilerse o olur. O, mekân aleminde de hakimdir, mekânsızlık aleminde de" (Mes.V/b2397); Duyu aleminde görülen şeyler ilk örneklerin gölgesinden ibarettir. Her nesne Allah'ın zatında bir ide (ayan-ı sabite, el-müsülü'n-nuriyye) olarak bulunmaktadır. Yaratılış Mutlak Varlık'ın veya onda sabit olan hakikatlerin tecellisinden ibarettir. Büyük İnsan (el-İnsan ül-kebir) evren (kozmos) ile özdeştir, 'mükemmel İnsan' (el-İnsan e1-kâmil) Ay-üstü (alem el-gaib) alanı (makro kozmos); 'sınırlı İnsan' (el-İnsan el-cüz'i) Ay-altı (alem el-Şahadet) alanı (mikro kozmos) kapsar. Ab. Küçük İslâm kozmolojisinde, İslâm dinînin en kutsal yapısı olan Kabe makro kozmik bir modele sahiptir. Kâbe, gök-ötesi arketipik model olan İlahi Taht'ın bir yansıması olan Yerleşilen veya Ziyaret Edilen Ev'in (el-beyt el-mamur, el-durah) görünür bir kopyasıdır. Peygamber'in bu evi göksel yükselişi sırasında Kabe'nin tam üstünde, Taht'ın da tam altında konumlanmış olarak gördüğünü çevresindekilere anlattığı söylenir. İbn el Arabi de Ka'be ve onun göksel karşılığı arasındaki değişmeyen eksensel ilişkiyi anlatır. O'na göre el-Durah yedinci gökte, gökler gibi hareketsiz durur.25 Kabe'nin içindeki tek süsleme öğesi altın ve gümüş lambalardır.26 Kuran'da Allah'ın gök ve yeryüzünün ışığı olduğu geçer (XXIV/35); Tanrı'nın kendi evindeki soyut varlığı Kabe'nin içindeki lambalar ile temsil edilmiştir. El-bey tu el-mamur (mamur ev veya mamur mabet) (LIIl4) yedinci gökte melekler için inşa edilmiş her gün yetmiş bin farklı meleğin içinde ibadet ettiği bir mabettir. Bir inanışa göre bu mabet Hz. Adem'den Hz. Nuh zamanına dek Kabe'nin yerinde bulunuyordu. Hz. Nuh zamanında meydana gelen bir su baskını sırasında Kabe hizasında göğe yükseltilmiştir.27 Bu yapıdan 'gökyüzündeki beyt-i mamur' olarak Mevlânâ'nın Mesnevi sinde de söz edilmiştir.28 Orta Çağ'da kurulan İslâm şehirleri de göksel prototiplerin ardından inşa edilmiştir. Halife al-Mensur'un Bağdat şehri (Medinat el-Selâm) Kur'an'daki Cennet kavramı (Vl/I27,X/26) (Tanrı'nın Göksel Şehri, Barış Diyarı) ile ilişki içinde inşa edilmişti. Şehrin merkezindeki kare bina, 'Altın Saray' el-Kubbet el-Hadra (:Yeşil Kubbe veya Göksel Kubbe, [hadra: yeşil-gökyüzü veya Cennet]) olarak adlandırılmıştı.29 Cami mimarîsinde de Allah'ın Evi benzetmesi ile göksel-Cennetsel bir boyut temsil edilmiştir. Kuran'da Allah'ın hükümranlığı kavramını işleyen ayetlerden alıntılanan, almulku lillah (hükümranlık -ülkesi- Allah'ındır) ve Kuran'daki Cennet kapıları kavramının bir özeti olan ya mufattiha l-abvab (‘kapılar açıcısı') tanımları İslâm mimarîsi genelinde camiler içinde ve üzerinde çok sık yer almaktadır.30 Bu yazılar belki de cami binasını Tanrı'nın ülkesi, ya da Tanrı'nın hükümranlık sürdüğü gökler ve yerlerin, kısacası evrenin bir sembolü konumuna getirmek amacını taşımaktadır.. Abbas Danesvari'nin, İran mezar mimarîsi ikonografisi üzerine -özgün çağcıl metinler ile desteklediği- fikirlerine göre İran ve Anadolu'da özellikle Selçuklular zamanında inşa edilen kare, silindirik, sekizgen ve oniki köşeli mezar anıtlarını plânları göksel-cennetsel bir anlama sahiptir ve göksel arketiplerin yersel biçimleri olarak görülebilir.31 Abbas Daneshvari'nin mezar yapıları üzerine Cennet yorumu, 'kabrin, Cennet bahçelerinden bir bahçe, veya Cehennem çukurlarından bir çukur olduğu'na dair bir hadisin varlığı ile de desteklenmektedir. Mevlânâ (ö.1273) Mesnevi'sinde bu benzetmeyi kullanmıştır: "İçi eğlencelerle, düğün derneklerle doluydu, dışı gamlarla, kederlerle. Bedeninin (Imadülmülk) içinde mezarın içinde olduğu gibi hoş bir alem vardı" (Mes.Vl/b3437).32 İran'da mezar yapılarını adlandırmak için kubbe (günbed) kelimesi kullanılmıştır. Gunbed-i Asi mani, Gunbed-i Hadra ve Gunbed-i Kabud gibi isimler kubbenin göksel işlevini göstermektedir. Nizami'nin (ö.1194) Haft Pay kar'ında Bahram'ın yedi kubbesi yedi gezegeni simgeler. Amman yakınındaki Kusayr Amra'nın (8. yüzyıl, Emevi) hamam kısmının sıcaklık (calidarium) kubbesinde Kuzey Yarıküresi'nin takımyıldızları ile burç işaretlerinin varlığı, bu kubbenin göksel kubbenin bir modeli olduğunu kanıtlar. Merv Sultan Sencer Türbesi (12. yüzyıl) ile Kurva Camisi'nin (12. yüzyıl) kubbelerindeki ve Isfahan Ulu Camisi'nin (11. yüzyıl) tonozlarındaki nervürlerin (rib) yıldızsal planda düzenlenişi, Varamin Mescid-i Camisi'nde (14. yüzyıl) Allah kelimesinin yıldız biçimi verecek şekilde süslenmiş kubbe içinde tekrarlanması ve İspanya'daki Nasri ve Muvahhid hanedanlarının inşa ettirdiği yapılardaki göksel bedenlere gönderme yapan mukarnaslı kubbeleri, kubbenin sahip olduğu göksel sembolizmi dışa vurmaktadır. İslâm yazınında kubbenin göksel nitelikler olan Cennet, 'su' ve kutsallık ile birleştirilmesi onun bu özelliğini vurgulamaktadır. Bu noktada, bu kaynak eserde verilen bu bilgileri, aşağıdaki alıntı yazımız doğrultusunda biraz tahkik etmemiz gerecektir:

1) Melekler, ne için programlanmışsa, her türlü bilinçlilikten uzak, sadece programlandığı ibadeti yapar. Yaptığı ibadetten dolayı bir ecir ve sevap almaz ve ummaz da.

2) Melekler, programlandıkları ibadetleri kendileri için yapmazlar. Böyle bir ibadet yaptıklarına da inanamıyorum. Hadis-i şerifleri çok iyi incelemek gerekir.

3) Yazı öyle kaleme alınış ki; sanki melekler, kendi özgür iradeleri ve katılımlarıyla toplu taşıma atacı kiralayarak toplu seyahat kapsamında Beytülmamur'a gelmişler veya gelmekteler gibi bir duyguyu bize vermektedir. Bu da kaçınılması gereken bir duygudur.

Beytülmâ'mûrun dördüncü veya altıncı semada olduğuna dair rivayetler de vardır. \ Hz. Ali'nin de bir soru üzerine beytül-ma'mûru, gökte bulunan ve Kabe'nin yerdeki kutsiyetine benzer bir kutsiyete sahip olan, her gün 70.000 meleğin ziyaret edip namaz kıldığı, bir diğer adı da durâh olan bir yer, bir mescid olarak tanımladığı rivayet edilmektedir (Taberî, XXVII, 10). Rebi' b. Enes'ten nakledilen bir görüşe göre beytülma'mûr, Hz. Âdem'den Hz. Nûh zamanına kadar Kabe'nin yerinde bulunuyordu. Hz. Nûh, halkından hac maksadıyla onu ziyaret etmelerini istemiş, fakat oniar buna uymamışlardır. Meydana gelen bir su baskını üzerine de Kabe hizasında dünya semasına yükseltilmiş olup onu her gün 70.000 melek ziyaret etmektedir ve bu durum sûr* un üfleneceği güne kadar devam edecektir (bk. Mâverdî, IV, 110), Hasan-ı Basrî'den gelen bir rivayete göre ise beytülma'mûr Kabe'dir. Kabe'nin "mâmur" diye nitelendirilmesinin sebebi, meskûn olması ve çok sayıda müslü-man tarafından ziyaret edilmiş bulunmasıdır. Onun bu yorumu el-beytü'1-ma'mû-run yer aldığı âyetler dizisinin ifade ettiği genel anlama daha uygun düşmektedir. Çünkü Tür sûresinin ilk altı âyetini oluşturan bu dizide önemleri sebebiyle üzerlerine yemin edilen şeyler (Tür dağı, yazılmış kitap, gök, deniz) insanın duyularıyla idrak ettiği belli şeylerdir. Bunlar arasında yer alan beytülmâ'mûrun da o tür nesnelerden olması daha uygun görünmektedir. Tasavvuf? eserlerde beytülmâ'mûrun zahirî ve bâtını olmak üzere iki delâleti olduğu kabul edilmektedir. Zahirî delâleti, yedinci semada melekler tarafından mâmur hale getirilen ve durâh denilen bina, bâtınî delâleti ise Hakk'ın tecelli ederek mâmur eylediği mümin kalbidir. m Abdurrahman Küçük

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


BİLİMSEL HILAFET VE SURİYE
Biz Hilafet Mekezi gerçeğini gün ışığına çıkarmaya çalışırken, ideolojik saplantılara sığınmayacağız.

Hılafet Merkezi, sosyal bir olgudur.

Hılafet Merkezi Avrupa Birliği gerçeğinin aynısıdır. Siyasî Birliğin ilk ayak sesleridir.

İslam ülkelerarası Spor ve müzik Birliği...

İslam ülkelerarası ekonomik ve tanıtıcı fuarlar Brliği

İslam ülkelerarası bilimsel forum ve sempozyumlar birliği

İşte eğer en yakın komşumuz Suriye ile siyasî birliktelik sağlanabilirse Hılafer Merkezine ik adımlar atılacaktır.

Bu nedenle lütfen aşağıdaki alıntı yazıyı bir gözden geçirin.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ABD mi? BDT mu? ÇİN'E KARŞI HİLAFET MERKEZİ Mİ?
Dünyamız tamamen bir ilahî imtihan, fitne, ibtilâ' yeridir ve zeminidir.

Günümüz insanı, cennetten kovulmasının ve merak ağacından yemesinin adı olan halifeliği seçmesinin ipoteğini çözme savaşı vermektedir.

İşte merak ağacından yiyenler çok olduğundan halife insanoğlu dünyaya kovulmuştur. Bu kovulma sonucu dünyada dost-düşman ikilisi kıyamet keder sürecektir. Ama fadl-ı ilâhî gereği her zaman Allah'ın düşmanları egemenliklerini ilan edeceklerdir.

Ama onların egemenliği dünya yaşamıyla sınırlıdır. Mahkeme-i Kübra geldiği gün, "limen'il-mülkü el-yevm?!!" hıtabı karşısında kaçacak delik arayacak olan o şeyatin başı ve Büyük Beni İsrail uzantıları olan ABD Amerika Birleşik Devletleri, BDT Bağımsız Devletler Topluluğa olan Rusya ve Çin İmparatorluğu siyasi önderleri günümüzün efendiliğini sürdürmektedirler.

İşte bugunkü dünyanın halifelik yükünü sırtlanan Büyük İsrail siyasî devleri Amerika, Rusya, Çin ve diğer küçük devler, İslamî Hılafet Merkezi'nin önünü kesmektedir.

Dünyanın damı sayılan Tibet, her halde Hz Muhammed'in SAV ruhu dışında büyük pergamberlerin yaşadığı ve yeniden döndüğü kurtarma ülkesidir. Bu güzel ve gizemliliklerle dolu ülke, Çin'in pençeleri altında ezilmektedir.

Bu yılki Olimpiyad oyunları da İstanbul yerine Peki^n'de düzenlenecektir. Her ülkeden meşaleler, seçilen kötü imamlar eşliğinde Pekin yolunu tutmuştur.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ENVER PAŞA VE ÖZBEK TEKKELERİ
Tarih, çok olaylara sahne olmuştur. Müslümanlar, bir araya gelip "Siyasî Birlik" adı altında, tek çatılı Hılafet Birliği kurabilir mi? Neden Müslümanlar bir araya gelemez. Ama bu, gelemeyecek demek değildir. Bu yazıyı iyi okuduktan sonra, Müslümanların neden bir araya gelemediğini ve ne gibi dersler çıkarması gerektiğini daha iyi anlayacaksınız. Tekkeler bizim tek STÖ'müz; ama kendilerini yeniden düzenlemek zorundadır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ORTAASYA NEREYE?
Ortaasya bizim de anayurdumuz... Fatih Sultan Mehmet Han, kendi döneminde, Ortaasyadan alınan olumsuz ve ayrılıkçılık ateşini söndürdü. Ortaasya halkı, tarih boyunca bölücülük, terörizm, yeraltı örgütlenmeleri, uyuşturucu kaçakçılığı, şantaj, adam kaçırma, suikast düzenleyiciliği vb bir araya gelememenin ne kadar olumsuz etkenleri varsa ve Allah'ın cc "Halife" kavramı içine neler sığabiliyorsa tamamını Ortaasya halklarında tarih görmüş ve yaşamıştır. İşte Enver Paşa'nıın Allahüekber Dağlarında ecdadımızı neden ve nasıl dondurdu ve bitlendirdi? Ortaasya, tarih boyunca zillet ve meskenetin kalesi olmuştur ve olmayı da sürdüreceğini belgeleyen kanıtlar sergilemektedir. Bu nedenle Hılafet Birliği'ne asla ümitle bakmazlar; Çin ve Rusya'nın çizmeleri altında ezilmeye mahkumdurlar.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


HILAFETİN SINIRLARI
Hindistan da İslam ülkeleri arasında sayılabilir. Hindistan istemese de ülkesi içinde büyük oranda Müslüman nüfus bulunmaktadır. Bu nedenle Hindistan-Afganistan iliişkileri Hılafet Birliği çalışmalarını yakından ilgilendirmektedir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


MÜSLÜMANLARIN BİRLEŞMESİ
Küresel kriz, Batı ekonomisi olan kapitalizminin çöküş sinyalleri olabilir.

Hak gelince batıl zail olacaktır. Ama Hakkın sesini duyuracak sağlam bir icma-ı ümmet geliştirildikten sonra olacaktır.

Faizsiz banka'dan söz edilmektedir. Henüz Müslümanlar böyle bir faizsiz bankayı yönetecek edinim ve yeteneğe kendini hazır görememektedir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


ÇEŞİTLİ BİRLEŞME ÖNERİLERİ
Müslümanlar, sadece Ortadoğu bölgesinde bulunmamakta ve dünyanın dört bir yanına dağılmaktadırlar. Bu nedenle İslam Birliği çok geniş tutulmalıdır. Bazılarının sandığı gibi, İslam Birliği, toprak bütünlüğünün sağlanması olarak ele alınmamalıdır. İslam Birliği, coğrafî topraklar ayrı ayrı bölgelerde olabilir, ancak ekonomik, sosyal, kültürel, siyasî işbirliğinin sağlanmasıdır. Gümrük Birliğidir. Serbest dolaşım birliğidir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


CUMU'A VE HACC BİRLİKTELİKLERİ
Cum'a, sadece iki rek'at namaz ve ne idüğü belli olmaz hale sokulan bir hutbeden ibaret değildir. Hacc da sadece basit bir tavaf, sade bir vakfe ve hedefinden saptırılmış şeytan taşlamadan ibaret değildir.

Tabandaki Cum'a ve tepedeki hacc ile aradaki Haram Aylar, İslamî medyayı oluşturmanın altyapısıdır, zeminidir.

Böyle bir gerçek ibadet birliğinden İslam birliği ve kendine özgü bir medya oluşturmasına karşı olan laik medya, uluslararası laik spor organizasyonlarıdır.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


KÂBE ODAKLI MEDYA MERKEZİ
İslamî birlik; sadece namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerin yerine getirilmesiyle gerçekleşemez.

İslamî medyanın oluşması için tatil, spor ve müziğin ibadet kapsamına alınması gerekmektedir.

ABD ve AB ülkelerinde nasıl bir eyaletler birliği varsa Müslüman ülkelerde de birbirlerini tanıyan etnik grupların dava etrafında birleşmeleri gerekmektedir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


TURAN SİYASETİ VE YAVUZ
Artık İslamî Birlik sözü çok kullanılmaya başlamış gözükmektedir.

Turan siyaseti, bana göre İslam Birliğine karşı oluşturulan siyasi birliktir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


SÜNNÎ-ŞÎÎ HİLAFET MERKEZİ
Hılafet merkezinin Sünnîliği veya Şîîliği düşünülebilir mi?

Kim bölebilir Hılafeti? Ancak belki Mısır'dan satın alınan Hılafet söz konusu edilirse deriz ki:

Hılafet, satın alınacak kadar adî ve ucuz bir meta değildir. Eğer bir hılafet denilen meta satın alınmış ve bütün Müslüman devletleri birleştirici ana mozaik olarak alınmışsa bu alış-veriş sadece o padşahı bağlar. Resûlülleh'ın SAV böyle ayrımcı bir hılafeti veya risaleti olmamıştır.

Hılafet bütün Müslümanların ortak kıblegahıdır. Bütün Müslüman milletinin ortak malıdır. Orada mezhep ayırımı veya çatışması ve çatıştırılması düşünülemez.

Eğer öyle ayırımcılığa dayalı hılafet makamı düşünülürse: Onun adı: "Bozgun"dur.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


SÖZDE HALİFELİK VE "BOZGUN"
Bozgun, son Osmanlının yüz karasıdır. Sahte ve Mısır'dan satın alındığı ileir sürülen Hılafetçileirn en son yıkımıdır.

Alemdar Mustafa Paşa kimdir? Müslümanlıkla ve Hılafetle ne ilgisi olabilir?

Nizam-ı Cedid Hılafet makamının yüz karasıdır. Bana ne lazım elin gavurunun devlet düzeni? Yeniçerilik öyle mi son bulmalıydı?

Zaten yeniçeri ocağını kuranlar da Batı kafalı ve o düşünce yapısındakilerin kurduğu sakat bir yapılanmaydı. Anadolu hareketi değildi. Uydurma bir ordu anlayışıydı.

Sözde halife olan ve hılafet makamını işgal eden sözde padişahların ve Batı hayranı satılmışların Müslümanlık anlayışıydı. Müslümanlıkla fazla ilgileri yoktur. Bozgun, gerçek Müslümanlara mal edilemez. Yeniçerilik de İslam'ın ve hılafetin ürünü değildir. Onu yıkıp yerine Nizam-ı Cedid'i getirelerin de Müslümanlıkla hiçbir ilgisi yoktur.

Bzogun'u hazırlayanlar, sahte halifeler ve onların Avrupacı yandaşlardır. ll. Abdülhamit ne yapsın? O kadar dayanabildi.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE HILAFET BİRLİĞİ
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve bugünkü iktidarı, ll. Abdulhamit Han'ın hılafet anlayışını yeniden canlandırmak niyyetindeddir.

Böylece Yavuz Sultan Selim'in Kahire'den sahte yollarla aldığı ve tamamen yıkılan hılafet anlayışını yeniden düzeltmek üzere...

Diplomatik çabalarıyla bu gerçeği gerçekleştiren siyasi hareket, inşallah Abulhamit Han gibi içteki Müslüman gözüklenlerin de aşırı çabalarıyla dış güçler tarafından tahttan indirilmez.

Hılafet Merkezi, siyasi bir olaydır. Siyasette birliktir; dikduruşun ifadesidir. Avrupa Birliğine denk ve onun karşısında dimdik ayakta durmasını bilen siyasi birliğin adı, İslam Hılafet Merkezidir. Burada hiçbir ülkenin siyasi oluşumuna, rejimine, iktidarına, anayasal düzenine ve coğrafî bütünlüğüne müdahale söz konusu değildir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


EHL-İ SÜNNET OLUŞUMU
İslam Tarihi karanlıklarla doludur veya önyargılı değerlendirmeğe açık duruma getirilmiştir. Bu önyargıya açık durumdan İslam'ı kurtarmak için İsşlam'ın siyasi gelişimini ayakbağı olacak bağnaz cemaatlerin bağnazlığından kurtarmak gerekir.

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı


EHL-İ SÜNNET OLUŞUMU
Çok karışık bir konu....

İslam'da Hılafet Merkezi kategorisindeki yazının Devamı





 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4919
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.