Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
10 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 2
 Bugünkü Ziyaret 433
 Toplam Ziyaret 1100753

 
ERBAKAN VE DOGMATİZM
Değerli büyüğümüz ve dâva adamı siyasetçi önderimiz Prof Dr Necmettin Erbakan, bayrağı gururla evlatlarına bırakmak zorunda kalmıştır. 1960'lı yıllarda can simidi gibi yapıştığımız değerli hocamızdan, et-kemik ve fani bir insan olması açısından 2002 yılında koptuk. Erbakan'ın elleri ile yoğulmuş, zamanla muhalefet etse de yine kendilerini bir üstad olarak tanıyan ve saygısında hâlen kusur etmeyen sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın değerli kurmay kadrosu ve hareketinin içinde yerimizi bulduk.

22 Temmuz öncesi: "Ne yapacağız? Oyumuzu kime verelim? Erdoğan'a verirsek Yahudî Uşağı olur muyuz? Erbakan'ın iradesine aykırı oy kullanırsak cehennem bizi yakacak mı?..." gibi sorularla karşılaştık. 23 Temmuz sabahı da: "Şimdi ne olacak?" sorusuyla karşılaştık. Şimdi ben siyasi tercihlerimin gerekçelerini burada aktarmak isterim:

1- Benim karakterim ve ana karakterim, dogmatizme, skolastizme, birilerinin karşısında el-pençe divan durulmasına, bir başkasının görüşlerini papağan gibi ezberlemeğe, bir başkasının eteğine bağlanıp çantasını taşımaya, restorantlarda yemek ısmarlama veya ısmarlanan yemek davetine katılmaya hiçbir zaman heves etmedim.

2- Avrupa Birliği milletini hiç sevmedim. Ama Hılafet Birliğimizin ayaklar altında paçavra edilip de Avrupa Birliğini millet yapan temel ilkeleri derinden çok düşündüm. Bizi yıkan etkenleri eleştirdim ve Avrupa'yı Avrupa yapan değerlere de imrendim. Gördüm ki Avrupa Birliği'ni millet yapan ilkelerin Kur'an mesajının temel ilkeleridir, ama bizim gözümüzü kararttıklarından ve Kur'an mesajının temel ilkelerini bize unutturduklarından biz de Kur'an Mesajı ilkelerini düşmanlarımız sayılabilecek dostlarımızdan öğrenmek zorunda bırakılmışız. İşte Avrupa Birliğini millet yapan Kur'an mesajı temel ilkelerinin uygulanabilirliğini test etmek amacıyla onlardan öğrenmek durumundayız. İşte bunlar arasında, Avrupa Birliği'nin karşı çıktığı Kemalizm ilkesi vardır. Zaten AKP'nin seçim bildirgesindeki Anayasa değişikliği ilkelerinde de dogmatizmi andıran aynı Kemalizm ilkesinin ve ideolojik olma ilkesinin bulunması da aynı anlamdadır. Kemalizme karşı olmak, rejimi ideolojikleştirmemek uğrundadır. Kişi egemenliği yerine yasa egemenliği getirilmelidir. Zaten Erbakan Hocamıza da katılmadığımız temel nokta, ideolojik davranma, kişi egemenliğini hortlatma, kendisini Allah'ın Oğlu yerine koyup Allah adına ahkam kesme hastalığına kapılmasıdır. Kendisinden olmayanları cehenneme bilet almakla suçlaması, sadece kendi ideolojisi olan "Âdil Düzen"i Allah'ın düzeni kadar kutsaması ve uymayanların Yahudi Uşağı olacağını, Fatih'in Çocukları olamayacaklarını Allah adına dillendirmesidir. Siyasî bir kişilik olarak, kendi anladığı Kur'anı dillendirmesi ve Kur'an meajını kendi anladığı biçimiyle, kendisine yontarak anlatmasıdır.

3- Kendisini ön plana çıkarıp başkalarına hiç yer vermeyen ve kendi hedeflediği birilerinin itibarını zedeler korkusuyla, kendi denetimi altında sivrilmek isteyenleri tırpanlayan kişileri ideolojik görmemiz gerekmektedir. Zaten Erdoğan'ın şahlanışı ve çıkışlarıyla meydana gelen siyasi bombardımanla, ne kadar ideolojik davranan parti lideri varsa devrilmişler, bir siyasi devrime imza atmışlardır. Yine de bu bombardıman sürmektedir. Avrupa Birliğinin Kur'an mesajından uyarlayıp uygulayarak Müslüman sürülerini de kendi nahırlarına katmayı başardıkları "Beyyine" ve "Din-i Kayyıme"leri iyi anlayarak sivilleşme yolunda kullandıkları görülmektedir. İşte Erbakan ve o zihniyettekiler, Kur'an Mesajı doğrultusunda sivilleşmedikçe Erdoğan rüzgarından kurtulamayacaklarını bilmelidirler.

4- Şeriat sözcüğünü ben, herkes gibi yorumlamamaktayım. Şeriat İslam dininin genel adı ve şiarı değildir. Müslümanlık değişmez bir şeriat değildir, dondurulamaz ve bir dönemde bir kişinin denetimine bırakılamaz. Hiçbir çağda bir kişi, Kur'an mesajı ve kültürünü yorumlayamaz. İcmâ'ı ümmet kurumu bulunmaktadır. Bir kişi Allah cc ve Resûlüllah'ın adını sömürerek veya Peygamberi rüyasında görerek, Ondan aldığı icâzetle Tefsirini yazmaya koyulduğu ve yazarken her satırında Hz Pegamberimizin de imzası bulunduğunu ileri süremez. Hiç kimse yazdığını kutsayamaz ve tabulaştıramaz. Kur'an-ı Kerimi rüyasında, peygamber icazetli "tek kişi" yorumlayamaz, kesinlikle kendisine yakın kişilerin de onay vermesiyle tefsirin gerçeklik kazanacağını anlamak zorundayız. Öyleyse "şeriat", İslam dini değildir. Şeriat, bir siyasî iktidar sahibinin, kendi iktidarı döneminde, İslam yetkililerine hazırlattığı önerilerin toplamıdır. Her siyasi iktidar sahibinin aynı dini, aynı Kur'anı, aynı camiyi, aynı... kullanmasına rağmen, bir önceki veya bir başka ülkedeki Müslüman siyasi iktidar sahibinden ufak tefek uygulama farklılıkları olabilir.İşte bu farklı uygulamalara "şeriat" denmektedir. Yani Hz Ebu Bekir Şeriati, Hz Ömer Şeriati, Ömer b. Abdülaziz Şeriati, Fatih Sultan Mehmet Şeriati, Kanunî Sultan Süleyman Şeriati, Yavuz Sultan Selim Şeriati, Abdülhamit Şeriati, Erbakan Şeriati, Erdoğan Şeriati.... diyebiliriz. Kişiler fanîdir ve ömürlerini tüketince amelleriyle öteki dünyaya göçerler, ama Kur'an Mesajının bir başka karizma sahibi tarafından siyasî iktidara ufak tefek farklılıklarla taşınması; işte o iktidar sahibinin şeriati olmaktadır. Erbakan'ın hazırlattığı "Âdil Düzen", sadece kendisini bağlar. O Adil Düzen, değişmezliğe sahip Kur'an demek değildir. Eğer Erbakan, ille de kendi Âdil Düzen anlayışının Kur'an düzeni olarak bir başkası tarafından da aynısıyla uygulanması diretmesinde bulunursa, ideolojik davranmış olur ve kendisini "Tanrının Oğlu" yerine koymuş olur. Skolastik ve dogmatik düşünen Müslüman olarak tarihe geçer.İşte "Âdil Düzen Şeriati" denemez. O da değişebilir. Onu uygulamayan bir başka Müslüman karizma sahibi Kur'an mesajı içinden yeni bir şeriat düzenleyebilir. O da gider ve onun şeriati de kendisiyle gider. İşte bizim anladığımız şeriat, budur. İşte sayın Halit Sarıcan tarafından kaleme alınan yazıyı, bu bağlamda alıntı yaptım. Mili G

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı


KAPALI TOPLUM
Biz ne çekmişsek, kapalı toplum olma özellğimizi bir türlü üzerimizden atamamaktan çekmişiz. Dini unutmuşuz; mezhebi kutsallaştırmışız ve dinin yerine koymuşuz. Hatta aile büyüğümüz olarak babalarımızı da yüceltme mekanizmasına uğratmışız. Bu gibi savunma mekanizmalarından yüceltme mekanizması kapsamına giren özelliğimiz yüzyıllardır teza gibi üstümüze yapışmış ve ruhumuza işlemiştir.

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı


İDEOLOJİK MEDYA VE ASKER
Biz yakın ve uzak tarihimizde; hem Cumhuriyete geçerken ve hem de siyasî İslam açısından Asr-ı Saâdetten itibaren neler görmüş ve geçirmişsek tamamı ideolojik davranmamız yüzündden olmuştur.

Allah cc Hz Âdem sembolüyle biz insanoğlunu yeryüzüne inidirirken Şeytan ve İblis ile, yeryüzüne inmemizin ardından da Hz Nuh'un Tufan'ında boğulan kavminin kalıntıları Büyük İsrail muhalefetiyle baş başa bırakmıştır.

Eğer ideolojik davranmak çemberini bir kırabilseydik, emin olmalısınız ki makus talih çemberini biz siyasi Müslümanlar olarak elbette kıracaktık. Amma Allah cc bizleri sosyal kontrolünden böyle geçirmektedir.

İşte gazeteci yazar Sayın Mehmet Barlas'ın alıntı yazısını bu kısa açıklama ışığında lütfen okuyunuz.

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı


BİR TARİH YAZANLAR
Bir milletin tarihini, o milletin çilesini çekenler yazar.

Demokrasinin yaşanmadığı, tek partili dönemin kalıntılarından vazgeçmeyen tiranların hüküm sürdürdüğü, devletin siyasi erki olan yürütme, yasama ve yargı güçlerini tekelinde tutan halk düşmanları siyasi iktidar sahipleri döneminde yaşamasını bilen ve kurtuluş savaşı veren Büyük İnsanlar'ın etten duvar örerek 30 yılda yetiştirdikleri gençliğe seslenmesi ne güzel bir olay!

Seslendikleri insanların bayrağı teslim alarak, aynı hızla ilerilere götürme azmini göstermeleri ne güzel!

Bayrağı, % 10'lardan % 50'lere yükseltmesini başaran ve tağutî düzen bekçilerini yerle bir eden veya etmek üzere olan gençliğe seslenmek, elbette gurur vericidir.

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı


MISIR IHVAN HAREKETİ VE ERBAKAN
Nedense Müslümanlar, siyasîleşemezler. Yasa erki egemenliğinden çok, kişi erki egemenliğini benimsemişler.

Kişiler fanîdir; ama savundukları dâva bazen karizmatik halk kahramanlarını aşar. Hele Vedâ Hutbesinde: "İşte bu seneden sonra aranızda olmayacağım. Ama size iki siyasî erk kaynağı bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece sırtınız yere gelmeyecektir" buyuran sevgili peygamberimiz, kişi egemenlğine son vermiştir.

Biz Türkiye Müslümanları, seçmek-seçilmek yerine, babadan oğula geçen iktidarı benimsediğimizden Cumhurbaşkanlığı forsuna 16 yıldız nakşetmişiz. Bu manzarayla gurur duyarız. Oysa 16 kez, geçmişimize sövmüşüz. Eski iktidar erkini yerin dibine sokmuş, yeni iktidar sahibine tabacak kadar büyüyk sevgi beslemişiz.

Tıpkı 1919 ihtilalinde, eski iktidar sahibini yerin dibine batırmışız. Yurtdışına zorunlu sürgün edildiği halde, yurt dışına kaçmakla suçlamış ve vatan haini olarak okul İnkılap Dersi ders kitaplarına işlemişiz.

Erbakanlarda iktidardan elbette birgün düşecektir. Ama yetiştirdiği meyveler ürününün tamamlayacaktır. Bu tepeden inme oğul iktidar etme yerine, toplumun oylarıyla iktidar koltuğuna oturan yepyeni bir karizmatik halk kahramanı olabilir.

İşte bu kişi egemenlik savaşını bir türlü bırakamadık. Hz Muhammed AS Vedâ Hutbasinde, kişi egemenliği yerine: "Kitap ve Sünnet" erkini koymuştur. Bize bu kadarı yeter. İşte Mısır'da Ihvan hareketinde Türkiyeye bakış manzarası...

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı


ÇINARLAR DA DEVRİLİR
Evet, önemli lan tarih kütüğüne adını kazıyabilmek ve kazıtabilmektir. Gerisi hep angarya...

Ama bizde bir hastalık var; ideolojik davranmak...

Beden ile Ruh arasında bağıntı kuramamamız...

Necmeddin Erbakan... Çok büyük bir isim... ama Hz Muhammed Mustafa SAV de büyük İsim di ama Veda Hutbesinde: "Belki bu yıldan sonra bir daha aranızda bulunmam. Ama ben size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarıldığınızda, sırtınız asla yere değmeyecek; hep dimdik olacaksınız: Allah'ın Kitabı... Benim Sünnetim; Al-i Beytim!..." buyurmuştur.

İşte Hz Ömer RA bu gerçeği en güzel değerlendirenlerden...

Hani "Kırtas Olayı" diye tarihe mal olan ve idolojik davranıp geleceği ipotek altına almak isteyen ve demokratik ve özgür irade davranışının önünü ve yolunu tıkayan Şeflik ve "Tek Adam"lık hayranlığını özleyen saf duygulu Müslümanların hiç hoşlanmadığı anı hiç duymak ve anımsamak istemedikleri Hz Ömer'in RA kılıcını yere dikerek: "Her kim kâğıt ve kalem getirip Hz Muhammed'in halife konusunda tavsiyesini yazmaya girişirse boynunu vururum; artık Hz Muhammed fanîdir. Ama bize iki ölümsüz eser bırakmıştır: "Allah'ın Kitabı ve Peygamberin Sünneti!"

"Eğer biz o Kitap ve Sünnete sarılarak Halifemizi seçemeyecek isek bu din burada batar. Ama biz bu iki ışık eşliğinde Halifemizi hür Meclis iradesiyle seçeceğiz. Fânî insnları putlaştırmaya ne gerek!" fermanını tarihe yazdırarak, büyük bir devlet adamlığını göstermiştir.

Hep öyle olalım ve tarihi tıkamayalım ve tersine çevirmeyelim.

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı


Dogmatik Düşünmek
Siyasette temelden ve tabandan gelme diye temel bir kural var. O kuralı çiğneyemezsin. Çiğnersen veya çiğneme cesaretini kendinde bulursan dogmatik bir kişiliğe sahipsin demektir.

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı


YİNE DOGMATİZM ÖRNEĞİ
Korktuğumuz hep başımıza geliyor. Bizi yıkan, sadece skolastik düşünmektir. "Benden sonrası tufan!" demek çok yanlıştır.

Bu davayı kendi tekeline alanlar, din yobazlarıdır ve skolastik düşünenlerdir.

"Bu dini ben ayakta tutuyorum. Bir yıkılırsam maazallah! Bu dinden eser kalmaz" demek bir bakıma kendini Rabb yerine koymaktır:

"Allah'tan başka güce kulluk etmemek, Ona hiçbir tanrı ortak koşmamak ve Allah'ın yanı sıra birbirimizi olağanüstü şeyh insan edinmemek biçimindeki ortak değişmezlere geliniz." Âl-i İmran Sûresi: 64 Oysa Allah cc:

"O zikri biz indirdik; biz! Elbette onu biz gözetleyip kollarız; biz!" Hıcr Sûresi: 9 buyurulmaktadır.

"Eğer bu davayı korumak, benim ve sülalemin elinden alınmak istenirse fitne demektir" demek, Allah'a cc hakarettir ve güvensizliktir. Allah cc buyuruyor ki:

"Seni Kur'an düzeninde yetiştireceğiz; hiç silmeyeceksin; sadece Allah'ın dilediklerini... zira O, açıklanacakları da bilir; gizlenecekleri de! Beğenilecekleri sana biz beğendireceğiz" A'lâ Sûresi: 6-9.

işte Allah cc heshedilip silinecek veya unutturulacak âyet-i kerimeleri kendi tasarruflarına almaktadır.

"Hemen anlaşılasın diye dilini onunla kıpırdatma. Zira Kur'an düzenini toparlamak bizim görevimiz. Onu toparladığımızda onun mesajına uy. Sonra onu imamla anlaşılır kılmak da bizim görevimizdir." Kıyâme Sûresi: 16-19. buyurulmaktadır.

Görüldüğü gibiille de bu davayı ben duyurayım diye acele etmeyin. Çühkü bu davanın bütün ayrıntısı yüce mevlamızın emrindedir. Dilerse bu dini aziz eder ve dava adamlarını da onur sahibi eder. Toplumun her kesiminde dini değer yargıları egemen olur. Sokaklarda ve cadde-pazarlarda yalnız Allah'ın cc dini değerleri egemen olur.

Eğer birdevirde din değerleri cadde-pazara egemen olmuşsa, onu yalnız Allah cc dilediği için egemen kılmıştır. Dilerse o dini değerleri beceriksizlerin eline verir ve kötü karizmatik halk kahramanlarını başına tepelleş eder ve anında kötülük egemen olur.

Hiçbir insan; "Bu dava benim elimden payidar oldu. Dolayısıyla ben gidersem veya benim sülalemin elinden bu yetki alınırsa tufanlar kopra" demek çok yanlıştır.

İnsanlar lider kadrolarını seçimle ve taraftarların onayıyla bizzat önder kişiler seçmelidir. İlle de kendi oğlu veya damadı üzerinde durmak, dinimizin nehyettiği bir gerçektir.

Bu da ne!?

"Kurtulmuş`un adaylığına vize veren Erbakan, Kutan`a da jest yapmayı planlıyor. Erbakan, uzun süredir genel başkanlık görevinden ayrılmayı istediğini kendisine söyleyen Kutan`ı `onursal genel başkan` ünvanıyla yeni kurulacak `Yüksek İstişare Konseyi` gibi bir danışma organının başına getirecek".

Seçilmiş bir başkan bulunmasına rağmen, sorulan sorulara verilen şu cevaplara bakın:

"- Aktif siyasete döndüğünüzü söyleyebilir miyiz? Numan Bey İstanbul`da. Şu anda bizi takip ediyor. Canla başla çalışmaları yürütüyor. Biz aktif siyaset diye bir şeyi kabul etmiyoruz. Bunları ibadet aşkıyla yapıyoruz. Elbette aktif olacağız. Efendim siyasete girdim çıktım diyemeyiz. Bu bizim inancımızın gereği.

- Liderlik iddianız var mı? Başka kaninlar vasıtasıyla siyasi haklara bir kısıtlama getirilmiş ise bu hakların hepsi iade edilir. Bundan önceki yasaklar kalkmıştır. Dolayısıyla hiç bir siyasi yasak yoktur. Her türlü siyasi haklar iade edilmiştir. Biz davanın neferiyiz. Kapının önüne ne yazarsanız yazın". Partinin yasal bir başkanının bulunduğundan; nezaketen de olsa, hiç söz etmemektedir.

"Necmettin Erbakan aktif siyasete geri döndü. Erbakan, Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığı`nı kabul etti. Uzun bir basın toplantısı yapan Erbakan bombayı patlattı: Cumartesi günü İran`a gidiyorum. Hamaney`in davetlisi olarak...."

Kurul üyeleri kimlerden oluşuyor?

Eski SP Genel Başkanı Recai Kutan, Yasin Hatipoğlu, Oğuzhan Asiltürk, Ahmet Tekdal ve Şevket Kazan gibi Milli Görüş'ün ağır topları bulunuyor.

Yüksek İstişare Kurulu nedir?

Daha önce 'gayrı resmi' olarak 'akil adamlar' adıyla etkinlikte bulunan Yüksek İstişare Kurulu, SP'nin geçen ekimde yapılan ve Numan Kurtulmuş'un genel başkan seçildiği büyük kongresinde resmiyet kazandı. Olağanüstü yetkilerle donatılan kurul, eski SSCB'deki 'Politbüro'yu çağrıştırıyor. 'Genel Başkan üstü' yetkilerle donatılan kurul, SP tüzüğünde yapılan son değişiklikle, 'genel başkanlığa aday gösterme' yetkisini de kazandı.

Demek ki Numan Kurtulmuş, ağır bir vesayet altında bulundurulmaktadır. Kendi başkanlığı adına hiçbir karar alma yetkisi bulunmamaktadır.

Saadet Partisi Çaycuma İlçe Kongresi’ni düzenledi. Kongreye konuşmacı olarak katılan Fatih Erbakan, AKP hükümetinin 6 yılını değerlendirdi. Millî Görüş ile AKP arasındaki farklara dikkat çeken Fatih Erbakan, “Biz Millî Görüşçüler rantiyeci ve ihaleci değiliz. Bizler birtakım insanların yaptığı gibi küresel Siyonist Irkçı Emperyalizm’in dalkavuğu değiliz. Bizler aynen ‘bir elime güneşi bir elime de ayı koysalar davamdan dönmem’ düsturunda olduğu gibi bir elimize Başbakanlığı, bir elimize de ömür boyu Cumhurbaşkanlığını koysalar yine de davamızdan dönmeyiz” dedi.

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı


NEDEN artık ERBAKANCI DEĞİLİM
Erbakan'a 25 yıl oylarımızla hizmet ettik ve bu hizmetimizden de memnunuz. Çünkü bugünkü başarılı iktidar sahibi olan siyasi iarde sahiplerinin yetişmesi, tamamen Erbakan hareketinin özel ürünüdür. Yani bir zamanlar Erbakancı olmak, kötü olmamıştır.

Ancak Erbakancılığın sürekli olamamasının nedeni, ta baştan Osmanlı Hanedanı için söylenen "Babadan Oğula" taşınan felesefe gereği, kendi oğlunu kendi varisi gibi görme hastalığıdır. Ta baştan, kendi yerine geçecek siyasi kadroyu, skolastik düşüncenin sonucu olarak doğrudan kendisinin belirleme hastalığı bu siyasi hareketi çökertmiştir.

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı


ÖLMEDEN ÖLENLER
Fikirler ölmez, savunanları kendi ölümünü hazırlarlar: Alpaslan Türkeş, Suud Kralları, Burma gibi muz devletleri, Uzakdoğu Hanedanlıkalrı, Saddam Hüzeyin, Mısır Abdünnasırları, Suriye Hafız Esadları ve Necmeddin Erbakan...

Necmeddin Erbakan efsane bir isimdi gönüllerimizde... Tıpkı 1980'lerin Kenan Evren Paşası gibi... Ama kimileri erken unutuldu, Kenan Evren Paşa gibi! Amma ve amma Necmeddin Erbakan kendisini zorlamalarıyla unutturdu.

Aslında Milli Görüş bir hareket... Bir ekol ve bir cemâat okulu. Herşeyden önce İslam-Türk tarihinin derinliklerinden gelen bir hareket... Âdil Düzeni bir türlü sevemedim. Çünkü Allah'ın cc Kelamını ve Kur'an kültürünü yabancılaştırmış, kendi anladığı bir İslam'a göre yeni bir kurgu geliştirmiş. Karagülle... Ama bana göre anlattıklarıyla kitaplaştırdığı ve kurguladığı sistem arasında bir ahenk kuramamıştır.

işte gelecek hafta 17. Ekim. 2010 tarihinde bir batış, güneşin batıdan batışını seyredeceğiz.

Onun başını yiyenler de Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan gibilerin yürüttükleri kelle isteyen tutumlarıdır. Birinci Kelle, Tayyip Erdoğan ve çevresindekilerdir. İkinci kelle isteme hareketi de Numan Kurtulmuş ve çevresindekiler hareketi olmaktadır. İşin üzücü yönü, bir Fatih Erbakan gibi tepeden inme şehzade bozuntusunun sahneye çıkışıdır.

Erbakan Din Anlayışı kategorisindeki yazının Devamı





 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9011
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6165
FATİHA SURESİ 5846
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4943
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3956

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.