Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
22 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 2
 Bugünkü Ziyaret 6
 Toplam Ziyaret 1091983

 
LAİKLEŞMEYİ ANLAYAMADILAR
Pazartesi günü yayınlanan "İslamcılığın Dönüşümü" başlıklı yazım, farklı yazarlardan farklı tepkiler aldı.

Yavuz Onursal Takvim'de bu dönüşümün dikkate alınması gerektiğine değinirken, Emin Çölaşan Hürriyette tam ters bir mantıkla "gördünüz mü bakın bunlar değişmemiş" anlamına gelen eleştirilerde bulundu.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


LAİSİZM VE İSLAM
Köşebaşı yazarlığına da soyunan Medyatik Gazeteci Mehmet Ali Brand, zaktanda olsa Hılafet Birliği çalışmalarına ışık tutacak TESEV'in son araştırmasını yorumlamasında: "Türkiye Giderek Dindarlaşıyor" yazısı ilgimi çekti ve paylaşmak istedim. Bu yazıda, Türkiye'de köktendinci ve siyasî İslam'ın değil de din unsurunu her alanda ön plana çıkaran mütedeyyin Müslümanların giderek arttığını vurgulamaktadır. Bu kesimin artışına Kur'an-ı Kerimdeki bizim yorumumuz olan: "Sözde Müslüman" kesimin artışı demekteyiz. Bu kesimin artışının Hilafet Birliği canlanmasına katkısının az olacağı inancımı vurgulamak isterim..

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


DEĞİŞİM ZORUNLU
Değişim, esnek ve çok sömürülen bir söz... Tıpkı "Cumhuriyet" sözünün lastik gibi, her tek partili ülkede ve kuvvetler birliği politikası güden siyasî irade sahiplerince uzatılıp kullanılması gibi: Çin Halk Cumhuriyeti, Sovyet Sosyalist Birlik Cumhuriyetleri... Şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli bir kurumunca doğrudan ve uygulamalı olarak kullanılmaktadır. Dinî düşünce alanında biz de bu deyimi doğrudan ve uygulamalı kullanmaktayız; ama fitne çıkarmak, ortamı germek, alışılmış düzeni bozmak... gibi suçlamalarla burun buruna gelmiş bulunuyoruz. Sadece bu açıdan yazıyı alıntı yapmak istedik. Lütfen dikkatli okuyun.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


DİNÎ DÜŞÜNCEDE DEĞİŞİM
Amacımız siyasette bir yerlere gelmek değildir. Biz yazarların makalelerini kendi açımızdan ve çok eleştirildiğimiz: "dinî düşüncede değişim" konusunda bana yardımcı olacak makaleleri bu bölümde gösterime sunuyoruz. Müslüman ulema ve tarikat şeyhleri kendilerini çağa göre değiştirmeli ve çağa ayak uydurmalıdırlar. Çağlar öncesindeki kurucularına saygılı olmakla birlikte bilimsel kuşkucu olmalı, "Onlar da çağının büyük adamlarıydı, ama biz de çağımızın en büyük düşünürleriyiz" diyebilmelidirler. İşte bu yazıdaki değişimi bu açıdan değerlendirmekteyiz.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


SİVİL İNİSİYATİF
Evet, şimdi sıra Somali'de! Afgan çökertildi, Irak da çökertilmek üzere, Irak'a yardım ve yataklık eden Suriye ve İran'a da gözdağı verilmektedir. Büütn bu gelişmelerden anlaşılan o ki, İslam dünyasının sivil inisiyatif güçü sıfırın da altında! İKÖ ve Arap Birliği denen göstermelik iki sivil kuruluşun yapabilecekleri hiçbir şey yok! Çünkü her iki sivil kuruluşa kan, yabancı güçlerden sağlanıyor. Tarih boyunca Müslümanların sivil inisiyatiflerini kullanma cesareti hiç olmamıştır. Çünkü halife anlamındaki insanlık, ta cennette iken, şeytandan yana tavır belirlediklerinden birbirlerine düşman olarak yeryüzü boşluğuna kovulmuşlardır. Şeytanın egemen olduğu dünya güçleri, bu dünyanın sivil oluşumlarını her zaman elde etmişlerdir ve bu dinin koruyucusu yalnız Allah'tır cc. Müslümanların bir sivil toplum örgütlenmesi çatısı altında, en az Siyonizm'in toparlanışıyla bir sosyal bütünlük oluşturamayacaktır. Allah'ın cc dünya için nasıl bir kader planlamasını kaza edeceğini bilemiyoruz ama, böyle semavî bir kurtarıcıyı göz ardı edersek Müslümanlar, Amerika'nın oyuncağı olmayı sürdürecek ve sivil inisiaytifleri yabancıların uşağı olacaktır. Ey Müslümanlar, Hılafet Merkezi çerçevesinde Müslüman sivil inisiyatifini oluşturun ki Amerika şeytanı sizden çekinir olsun.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


TOPLUMSAL GELİŞMELER VE STATÜKO
Kader ve kaza gerçeğinin bir başka açıdan açılımı... Bu makaleyi bu açıdan alıntı yaptım. Biz Müslümanların, yani günümüz Müslümanlarının gerçeği görmesi gerekmektedir. Müslüman toplumlarının Millet olma hayalini engelleyen statükocu ulemayı deşifre etmesi gerekmektedir. Ama bu açılımı gerçekleştirmek için ne yapmak gerek? Elbette yol haritası olan Kur'an mesajını bu açılım ve değişim rüzgarını toplumlara yansıtacak biçimde yeni baştan değerlendirmek ve günün gerçeklerini o mesaja aktarmak ve yepyeni bir mantık oluşturmak ve bu pörsümüş aynayı yeniden sırlamakla gerçekleştireceğiz.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


SİVİLLEŞMEK VE ENGELLEMELER
Sivilleşmek, dinimizin de emri... Asr-ı Saâdet dönemindeki hükümetlerle ordu içiçeydi. Demokrasinin temelleri ve kurumları yeni yeni ayılmaktaydı ve devleti kuran irade, devletini hemen oluşturamıyor. İşte genç Cumhuriyetimiz, üzerinden 85 yıl geçmiş olmasına rağmen henüz nekahat dönemini atlatamamış gözükmektedir. Hâlâ ordu ve asker destekli yaşatılmakta ve henüz halkının kucağında yaşayan bebeklik dönemini yaşamadan, tüfek dipçiğinin ve polis jopunun desteğinde, gönül kazanmadan yoğun bakım oksijen odasından henüz çıkamamıştır. İşte dış destekli, oligarşi politikası içindeki terör örgütü PKK'nın üstesinden gelinememiş ve 35 yıldır bir kısır döngü politikası içinde, boş havanda su dövülmektedir. Çünkü sivilleşemeyen Cumhuriyetçilerimiz denize düşürülmüş yılana sarılmak zorunda bırakılmıştır. Lozan Andlaşmasında dost olarak sırtımızı dayadığımız dünya siyasî irade sahipleri PKK'yı da sırtlanmış bulunmaktadır. İşte Türkiye Cumhuriyetinin yetiştirdiği asker evladı, "MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç "oligarşinin dayattığı uygulamalara karşı çıkarak denge politikasını savundu" ; Rusya ve İran gibi ülkelerle de işbirliği önerdi, oligarşinin ve dış güçlerin ödünü patlattı."

İşte buradaki ödü patlayan oligarşi ve dış güçler kimdir? Elbetteki Lozan Andlaşmasıyla sırtımızı dayadığımız ve siyasî varlığımızın güvencesi olan siyasî irade sahibi ülkeler değil mi? Öyleyse bu oligarşi ve dış güçlere karşı bir oluşum gerekmektedir. Rusya ve İran'ın da içinde bulunduğu bir oluşum. Amma bana göre İslam'ın Bağrı sayılan Mekke eksenli bir oluşum gerekmektedir. Türk askerinin ve siyasî irade sahiplerinin ortaklaşa üzerinde anlaşacağı bir oluşum... Amma dogmatik dünyanın dışına çıkan, sivilleşme sürecini tamamlamış, kişi egemenliğinden çok yasa egemenliğine inanan bir sivil yönetim kadrosunun ele alacağı, Mekke eksenli bir oluşum...

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


LAİKLİK
Hitler ve Mussolini'nin dine bakışları irdeleniyor ve laiklik nedir? sorusuna cevaplar aranıyor. Biz dinî bakış açımızı yeniden düzenlemek için yoğun çaba harcarken, yeni kavramları dinî temel kavramlar arasına almaya çalışıyoruz. Bunlardan birisi de "nimet" karşılığı "karizmatik halk kahramanlığı"dır. Fâtiha Sûtesinde "En'amte 'aleyhim..." cümleciğine: "İn'am ettiğin...", "bolluklar ve bereketler verdiğin..." anlamını yakıştırmaktayız. Oysaki in'am etmek fiiline: "karizmatik halk kahramanlığı vermek" anlamını yüklemekteyiz ve ısrar etmekteyiz. Buna göre hidayet, iyi karizmatik halk kahramanlığı vermektir. Dalâlet de kötü karizmatik halk kahramanlığı vermek anlamını taşımaktadır. Buna göre Kur'an-ı Kerimi sadece Hz Muhammet dönemine indirgemeden İslam Tarihine ve bugünlere doğru yaymak gerek. Dolayısıyla dünya tarihini yazdıran bütün büyük kahramanları ve teorisyenleri bu çerçevede ele almak gerek. İşte Mussolini ve Hitler, Churchille vb kişiler dünyada iyi-kötü değer yargılarını örgütleyip kurtuluş savaşı vermelerinden ötürü Allah'ın cc karizma verdiği kişiler olmaktadırlar. Bu kişiler karşılığında, İslam dünyasında büyük kurtuluş savaşı verecek karizma sahibi bulamamaktayız. Ancak Türk dünyasında da Mustafa Kemaller gibi karizma sahibi kişiler yetişmiştir. İşte din dışı karizmatik kişiliklerin bir ırkı tabulaştırma ve millet yapma savaşındaki din anlayışına laiklik denmektedir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


MİLLET VE LAİSİZM
Millet, en üst kurumdur. Halk kurumu ve cumhuru oluşturan bilinçli kalabalıklardır. Bu kalabalıkalrın mekanı, Mekkedeki Kâbe'dir ve oradaki Hılafet Merkezidir. Türkiye, Mısır, Pakistan... o milletin birer parçası olan Ümmetlerdir ve ümmetlerin toplamı, Milleti oluşturmaktadır. Siyasî İslam'ı düşünemeyen ırklar; diyelim Türk ırkı, Arap ırkı, Pakistan ırkı, Alman ırkı... Kan birliğine dayalı ırklardır; millet değillerdir. Ancak kendi içlerinden, Beytüllah'a bağlı ve Asr-ı Saâdeti kendi dönemine taşımak mücadelesi veren Büyük İnsan ve İmamlarla siyasî entegrasyonu tamamladığı zaman milletin bir parçası oluverir. Böyle bir siyasî entegrasyonu tamamlayamayan bireyler, o ırkın bir parçasıdır ve millet değillerdir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


LAİKLİK
Laiklik ile ilgili Ali BULAÇ'ın iki yazısı... Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran siyasi irade tarafından eksik uygulanmaktadır. Çünkü siyasî İslam Hz İbrahim döneminde de Hz Muhammed Mustafa SAV zamanındaki müşrik cahiliye toplumlarında da aynı eksik tanımlama yaşanmıştır. Âdem AS çağındaki insan, bugünkü insanın aynısıydı. Laikliğin o günkü adının ne olduğunu bilemiyoruz, ama insanların siyasî İslam'ı dillendiren resullere ve nebilere karşı direnişleri her çağda aynı olmuştur. Yani insanlar ve karakterler asla değişmez. Çağlara göre değişen sadece adları ve dışa vurum biçimidir. Aslında Ehl-i sünnet akımı da skolastik düşünceyi yansıtmaları açısından Hıristiyanlığın Katolik akımından pek farklılık göstermemektedir. Kur'an mesajının Allah kelamı olmasından dolayı, asla değiştirilemeyeceği ve kutsallığı kıyamete kadar sürdüğünden şeriat adını almıştır. Edille-i şer'iyye dörttür; Kitap, Sünnet, İcmâ'-ı ümmet ve Kıyas-ı Fukahâ'... Ehl-i Sünnete göre yalnız Kur'an vardır ve bir kerre Allah'ın has kulu; mezhep imamı tarafından değerlendirilmiş, artık kıyamete kadar o imam kutsallığını koruyacaktır. İşte bunun adı skolastizim veya dogmatizmdir. Bu yönüyle Ehl-i Sünnet, Katoliklikle aynı olmaktadır. Her iki akım da laikliği aynı anlamaktadır. Bu açıdan Ehl-i Sünnet ve Katolikliğin egemen olduğu devlet düzenlemelerinde, laikliğin en acımasız yasakları o toplumların ensesinde varlığını hissettirmektedir. Amma siyasî İslam denince aklımıza biraz da Protestanlığı ve azıcık da Tapınak Şövalyelerini getirmektedir. Siyasî İslam'a göre icmâ'ı ümmet, Kur'anın nassından önce gelir. Yani Kur'an nassı bireysel anlaşılamaz; Kur'an nassını ancak "bilginler cumhuru" diyebileceğimiz "İcmâ'-ı Ümmet" kurulu anlar. Bir âlimin veya din akademisyeninin tek başına kaleme aldığı Kur'an tefsiri bir anlam ifade etmez. Ancak aynı yıllarda yazılmış Kur'an tefsirlerini ve müfessileri bir araya getirip icmâ'-ı ümmet oluşturulursa o Kurulun verdiği ve onayladığı ortak karar o çağın Kur'an yorumu olacaktır. Böyle bir ortak karar, Allah Kelamı değildir, kutsal değildir; bir ortak kurulun kararıdır ve o çağa göre güncelleştirilmiş Kur'andır. Muhkemler dediğimiz makasıd-ı şer'iyye ki 21. yüzyılda devrim ilkelri olmaktadır; bu beş temel ilkenin ruhuna aykırı hiçbir harf veya kelime olmamak şartıyla müteşabihat değiştirilecek; daha doğrusu Kur'an güncelleştirilecektir. Bir bakıma "mahluk Kur'an" anlamında, laikleştirilecektir. Demek ki siyasî İslam'ın egemen olduğu toplumlar, Ehl-i Sünnet akımından farklı olacak, bu toplumlarda farklı bir laikik anlayışı yasalaştırılacaktır. Devlet, dine karşı olamaz. Çünkü alanları özdeş ve aynıdır. Devlet, ideolojik olmayacak ve Tek Adam, Millî Şef gibi efsanevî kahramanları tabulaştırmaz. Her caddeye ve önemli kavşaklara heykelini dikmez. Her hafta sonu bayrak törenlerinde, sadece onun adından söz etmez, ölüp fani vücudu topraklara karışmasına rağmen sadece onu efsaneleştirmez. Posterini bayraklaştırmaz. Böyle tutucu, dayatmacı, yasakçı ve baskıcı devlet düzen ve politikası; skolastiktir ve dogmatik düşüncelere takılıp kalan despotikliktir. Dinî kurumlardaa da ayni biçimde davranılması, ayni yasaklara uyulması gerekir. İslam tarihinin belli çağ ve dönemlerinde yetişmiş ve İmamlık payesini kazanmış âlimin, kendi çağında küfre ve ahlaksızlıklara karşı savaş açması, gelecek çağlara ışık tutacak bir gençlik örneğini vermesi ve kendi çağındaki hükümdarların yasama, yürütme ve yargısı konusunda, tavsiye niteliğinde Kur'an mesajını o çağın siyasî yapılanmasına göre güncellemesi daha sonraki ulema tarafından tabulaştırılmasını zorunlu kılmaz. "Bu memleket kahinlerin ve gayri mesullerin vicdanları amil olmasından ve devlet ve milllet işlerini görmesinden çok zarar görmüştür. Mademki tarihte deterministiz, madem ki icraatta maddiyatçıyız, materyalistiz, o halde kendi kanunlarımızı kendimiz yapmalıyız. Bizim istediğimiz hürriyet laiklikten maksadımız dinin memleket işlerine tesir ve amir olmamasını temin etmektir. Bizde laikçiliğin çerçevesi ve hududu budur. Biz istiyoruz ki dinler vicdanlarda ve mabetlerde kalsın, maddi hayat ve dünya işlerine karışmasın, karıştırmıyoruz ve karıştırmayacağız" denmektedir. Determinist, maddeci ve materyalist devlet totaliter ve dayatmacı devlettir. Böyle bir siyasî irade sahipleri laik olamazlar, katılımcı demokrasi sahibi olamazlar.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


BEYYİNE VE SİVİL ANAYASA
Kur'an-ı Kride, "beyyine" kavramı bulunmaktadır ve bana göre bu kavramın bugünkü karşılığı, sivil anayasa olmaktadır. Genellikle Kur'an-ı Kerimde "beyyine" kavramına, Resûl kavramıyla birlikte rastlamaktayız. Resul kavramı, bana göre Allah'ın cc bir Nebî olarak seçtiği ve ayıkladığı Nebî kuluna verdiği Kitab'ı, daha sonraki çağlarda yorumlayan, karizma sahibi kullar toplamını kapsamaktadır.

Bu anlamı ve yorumu uygun bulursak, MS 000 tarihinde doğan ve Nebi olarak görevlendirilip, kendisine İncil kazandırılan Hz İsa'yı ele alalım: Daha sonraki çağlarda ve Hz İsa'nın dünyadan ayrıldığı çağlarda, İncil'i yaşatan ve yorumlayan karizma sahipleri gerekmektedir ve adına da "O Çağın Resûlü" denmektedir. İşte her çağda hazırlanan anayasalara uyumlu Kitap'ın yorumlanması çalışmalarının adı tefsir olmaktadır. Aslında bu anlamda tefsirleri o çağın Resûlü kaleme almalıdır. İşte yaşayan Resûller olursa sivil anayasalar da her çağda oluşturulur ve Kur'An mesajı da "Nâtık Kitap" yani o çağın insanına seslenen "konuşan Kitap"" oluverir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


TAKİYYE VE LAİKLİK
Siyasî İslam denince aklımıza hemen takiyye gelmeketdir. Normal bir dindar için takiyye önemli değildir, hatta takiyye diye vir şey yoktur. Şunu iyi bilelim ki ideolojik davranan veya bir ideolojinin çömezi olmuş halk sürülerinin takiyye diye bir derdi yoktur. Eğer bir insan: "Tek gerçek benim düşüncem" diyorsa onunla hiç tatrtışmayın. Amma: "En doğru benim düşüncem" diyorsa onunla tartışabilirsiniz; daha doğru düşüncelere de kapı aralıyor demektir. Siyasî Müslüman, her türlü ideolojiden arınan, ideolojisiz tefsir, ideolojisiz kelam... ekollerini savunan, toplumdaki çeşitliliği kucaklayan, altına imza atabileceği toplumsal sözleşmede anlaşabilen, halkın kalbinde yer etmiş bütün tarihî şahsiyetlere eşit mesafede durabilen, "İslam devleti"nin yanında, "Atatürk Milliyetçiliği" üzerinde dayatmayan insanlar için takiyye söz konusudur ve o insan, laik insandır.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


TÜRBAN VE ANAYASA
Dünyanın gündeminde başörtüsü var! Allah'ın cc devrim ilkesi deddiğimiz makasıd-ı şer'iyye arasında, "yazısız temel ilkeler" başlığı altında, başörtüsü dediğimiz "Humar" olayı var. İşte başörtüsü olayını bu pencereden görmek zorundayız. Başörtüsü, Allah'ın boyasıdır. Bu açıdan aşağıya aldığımız yazının satırlarını yorumlayalım: 1 "Türban" diye bir sorunumuz yoktu. Elbirliği ile ürettik. Ve yıllardır, 20 yıldır, bu sorunla boğuşuyoruz."

Evet yoktu, ama şimdi boğuşuyoruz. Ama şunu da ekleyelim: "Dünya başörtüsü ile boğuşuyor.

İşte Almanya mahkemelerinin aldığı karar: "Alman okullarında, başörtülü kız çocuklarının okuası yasak!" diye... Zaten Alman işverenlerinin başörtülü personel istihdamı diye bir meselesi yok...

Malezya'daki laik çevreler, Çin siyasî devlet iradesinin sahiplerinin çizmeleri altında değiller mi? Halkın oylarıyla iş başına getirilen Müslüman devlet başkanları ve hükümet başkanlarına ideolojik davranmalar ve ideolojik baskılar, çeşitli komplo teorileri geliştirerek devlet siyasetinden uzaklaştırmalar... Başı kapalı haımı var diye Malezya Maliye Bakanı ve başbakanına reva görülen komplo teorileri... Pakistan'ı ele alalım: Dünyanın laik bekçilerince işbaşına getirilen, ılımlı laik Müslüman Pervez Müşerref'in Müslüman cemâatlere uyguladığı uzun vadeli siyasî baskılar ve komplo teorileri... Tümünün temelinde başörtüsü devrim ilkesi de var. Ama ağa babalarının emirlerini harfiyyen uygulayamada başarısız kalma sonucunda gözden düşürmeler... Tümünün temelinde başörtüsü zulmü yok mu?

Afganistan'daki gelişmeler ve NATO çerçevesinde yürütülen silahlı mücadelenin temelinde, eğitim sistemi yok mu? Başörtüsünü de dize getirme komplo teorisi uygulamaları yok mu? Elbatta Pakistan ve Afganistan İslamî tutucu cemâatlerinin Kur'anı yorumlamalarındaki aşırılıklarını onaylamak mümkün değildir. Onların İslam devrim ilkelerine uymayan aşırılıklarını da gözden uzak tutmamak gerek.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


İNGİLİZ LAİKLİĞİ VE BİZ
Laikik, bizim anladığımız dille ve Kur'an diliyle "takiyye"dir. Siyasî Müslüman için takiyye ve dolayısıyla laiklik, tepede bekleyen uyumluluk simgesidir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


ATATÜRKÇÜLÜK VE DOGMA
Atatürköülük, Türkiye Cumhuriyetimizinin kuruluşuyla özdeşleştirilmektedir.

Atatürköülük, Türkiye Cumhuriyetimizinin kuruluşuyla özdeşleştirilmektedir.

Bizm tespitimize göre Yâ Sîn Sûresi: "8 Kesinkes boyunlarında boyunduruklar ayarlamışız. O, ta çenelere kadar! Gözler sabit, dikbaşlıdırlar. 9 Kafalarındakilere bir baraj, geçmiş-geleceklere de bir baraj koymuşuz; baygın odunlaşmış duruma getirdik. Artık onlar ne yaptığını bilmez durumdadır."

"Boyunlarındaki boyunduruk, dogmatizimdir, dayatmacılıktır. Sayın rektörün deyimiyle: "Ne yazık ki her yerde ve her şeyde Atatürkçülük, onu giderek siyasi tutuculuğun sembolü haline getirmiştir."

Siyasi tutuculuk boyundaki boyunduruktur. "Kafalarındakilere bir baraj, geçmiş-geleceklere de bir baraj koymuşuz;"

Buradaki barajlar: "Atatürk ilkeleri siyasi yapının kültürel arka planını biçimlendirmektedir ve devletin bölünmez bütünlüğünün dayanaklarından birisidir. Fakat bunlar günlük politikanın, değişen ekonomik ve sosyal yapının dışındadır; dolayısıyla değişen politalarla ilgili değildir" ifadeleri olmaktadır.

İşte bize göre Yâ Sîn Sûresi, bu aşağıdaki yazının tam açıklamasıdır. Bütün tarih3İ KİŞİLİKLERİ VE KAHRAMANLIK ÖRNEĞİ SAHABENİN YAŞAMINI ATLAYIP SADECE İDEOLOJİK DAVRANAN VEYA İDEOLOJİK DAVRANANLARIN adlarını tarih ve edebiyat kitaplarına alıp diğer önemli kişilikleri unutmak veya adlarını anılmasını yasaklamak, önlerine set çekmek veya baraj koymaktır.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


ÜMMÎLİK VE LAİKLİK
Hz Muhammed SAV, ümmî idi, belki de okur yazar idi ama, anadan doğmuş gibiydi. Yani eğitimine hiçbir kul karışmamış, anadan doğma; yalnız Rabbinin eğitimiyle büyümüş ve yetişmiştir: "Beni Rabbim eğitti ve beni insanüstü bir eğitim altında yetiştirdi". Hiçbir insan veya cinnin etkisi altında kalmadı.

Hz Muhammed SAV, tamamen Rabbinin eğitimiyle yetişmiştir. Çağında siyasiiradeyi elinde bulunduran hiçbir putperestin veya vahiy alma açısından hiçbir cinn gücünün etkisinde kalmamıştır. Okur Yazar olabilir, amma hiçbir gazete kültürüyle yetişmemiş veya çağının hurafelerinden hiçbir kültür etkisi altında kalmamıştır. Çin, Moğol, Sümer uygarlıklarının yanlısı olmamıştır.

Hz Muhammed SAV, Mekke döneminde anadan doğmuş gibi ümmî olarak yalnız Rabbinin eğitimiyle ve vahiy kültürüyle yetişirken Medine'ye hicret ettikten sonra, devleti kuran siyasî irade sahibi olarak önceden edindiği eğitim ve kültürü kendi akıl gücüyle yorumlamışve devlet kurmuştur. Devleti kurarken laik davranmış siyasî güç dengelerine ok dikkat etmiştir.

Kendi kafasındaki eğitimi bir kenara koydu, laik davrandı. İçinde müşrik, Yahudi, Hıristiyan vd vatandaşlar bulunan bir ülkenin siyasi irade sahibi olarak davrandı. Kendisini eğiten Rabbinin bilgisini en üst düzeyde bir noktaya yerleştirerek kendi kimliğini gizledi; laik davrandı.

Bir anayasa yapmadan önce Hudeybiya Musalahasında, Mekke Devleti müşrik siyasî irade sahiplerinin istekleri doğrultusunda, Allah'ın Kulu ve Resûlü kimliğini gizledi ve normal vatandaş kimliğiyle, siyasî belgenin altını imzaladı. Amma Hz Peygamberimiz kafasının bir köşesinde saklı tuttuğu vahiy yasaları ve çok yakın zamanda devleti oluşturan anayasal devrim ilkelerinin İslamîleşeceği inancı altında laik davranarak, Hz Ömer'in RA şiddetli muhalefetine rağmen siyasi belgenin altını imzalamıştır. Amma bu belge, Hz Muhammed'in SAV inandığı gibi bir yıl içinde geçerliliğini yitirdi ve Hz Muhammed SAV Mekke'yi çok az bir kan kaybıyla fethetmiştir.

"Medine Belgesi" olarak bilinen ilk anayasa ile ilk Medine Devleti kurulmuştur.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


CUMHURİYET VE LAİKİLK
Cumhuriyet değerlerini, laiklik ilkesi içerisinde inceleyen ağır, ama bir o kadar da yeni bir yazı... Okunmasını yeğlerim.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


PADİŞAHLIK İSTİBDAT MIYDI?
Padişahlar, hocalarına ve halka saygılıydı.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


Sekülerleşme
Sekülerleşme, laikleşmenin, modernitenin, takıyyecileşmenin diğer adıdır.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


LAİKLİK VE DİNSİZLİK
Laiklik'in bana göre en güzel ve açık tanımı Musatafa Akyol tarafından yapılmıştır. Lütfen okuyun.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


LAİKLİK VE İÇKİ YASAĞI
Devrim ilkeleri o kadar katı ki hayatın her alnına burnunu sokabiliyor. Cuma akşamları, devletin bir işyerinde, toplu içki içilmesine izni kaldıran müdür hakkında, laiklik soruşturması!

Devleti kuran böyle bir siyasî iradenin temsilcisi bir siyasî parti, devletin yasama meclisinde soru soruyor: "Devletin çok işçi çalıştıran bir işyerinde, devletin müdürü, bu kamu kuruluşunun içinde, yemek salonunda, dinî duyarlılığı olan bir ülke insanının işçi olarak çalıştığı kuruluşta, Cuma gecesi içiki içilimesin demesi laikilik devrim ilkesine muhalefet sayılmaz mı?

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


BAŞÖRTÜSÜNDE DİN VE SİYASET
Başörtüsü, dinin emridir ve İslam'ın makâsıd'ı arasındadır. Allah cc: "1 Bir cinsellik sûresi!.. evet onu biz indirdik ve onu biz temel ilke kıldık.1 Zikir ehli olursunuz diye bünyesinde çağdaş sosyal normlar geliştirdik:2" Nur Suresi âyet 1 Burada "farazdnâhâ" sözcüğünü: "devrim ilkesi kıldık" biçiminde yorumlanmıştır. İşte bu âyet-i kerime, başörtüsünü Hz Âdem zamanından kıyamet günü kopmasına kadar, bütün dinlerde Allah'ın âyetleri ve devrim ilkesi olarak değerlendirilecektir.

İşte aşağıdaki alıntı yazımızda, en sağından en soluna kadar bütün partililer, başörtüsünü kullanmaktadır. Hangi siyasi parti olursa olsun, dinin emri aşağı yukarı uygulandıktan sonra, dini enrini yerine getirmiş olur.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


BAŞÖRTÜSÜ VE LAİKLİK
Siayasal mı dinden gelen zorunluluk mu? Bir sürü uydarma sözcükler! Neden tek bir kelime olan "laikik" zedelenmesin! Nedir "laik"lik? elbette devrim ilkesi ve anayasanın ikinci maddesinde yer alması... Peki Yüce dinimizin devrim ilkeleri, muhkematı, makâsıdı yok mu? Makâsıd, binbeşyüz yıllık İslam fıkıh tarinihi vr grlişimini kaplamıştır. Ama şimdi Diyanet'imizin de içinde yer aldığı siyasî ve ideolojik çatışma platformunda bu İslamî sözcüğün dile getirilmemesi çok üzücüdür.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


BAŞÖRTÜSÜ VE İDEOLOJİ
Kemalizm ideolojisine kapılanlar, laikik ilkesini can simidi olarak görmektedir.

Laiklik ilkssi sabitlenemez; sabitlenirse ideolojik saplantı biçimine dönüşür.

Devrim ilkeleri çağın gelişimlerine göre, siyasal hukuk kurumları oluşturularak, dünya genelinde kongreler ve forumlar oluşturularak yorumlanır.

İşte siyasî islam diyen, ulema fetvası diyenler ve İslamî geliim önüne yasaklar getirmek için kolları sıvazlayanlar karşılarında, edille-i şer'iyyeden "İcmâ'-ı Ümmet" konsayini görebilmelidirler.

İslam, durağan bir din değildir. İslam, salt vahiyden ibaret değildir. Akıl-vahiy karmasından ibarettir.

İslam'ın da devrim ilkelri vardır; bunu anlamak zorundayız. İslamî ulemâ kesimi de bu makasıd gerçeğinden yoksun gözükmektedir.

Eğer ulemâ kurulları, toplansalar ve İslamî makasıdı gündeme getirseler ve makasıd dışındaki alanı da akıl alanına ve teknotratlara bırakırlarsa çok başarılı olurlar.

İslam'ın makasıdı, İslamî fetvaların akışkanlığını ve değişilebilirliğini kanıtlar.

İslam'da durağan ve vahyi ilgilendirenler, İslam Anayasasının "başlangıç bölümü"nü oluşturmaktadır. Bunlar da İslamın değiştirlemezlerini ve değişmesi teklif bile edilemezlerini oluşturur.

Bu başlangıç bölümünü yerleştirdikten sonra, artık akıl arekete geçer. Akıllı insanlar, ön yargılı davranmayan, ideolojik saplantısı olamayanlar İslamî teknotratlar kadrosunu oluşturur ve İslam'ın Makasıd'ını çağa göre yorumlarlar, güncelleştirirler ve geliştirirler.

Makasıd'ı dillendirmeden uluorta knuşanlar, Kur'an ve Sünnet'i sabitleyen ulemâ, "Selefi" olarak ve İslam'ın "idoloji saplantıları" olarak değerlendirlir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


ZENGİNLİK VE İDEOLOJİ
Ülkelerin zenginliği, her zaman önemlidir. Bir ülkenin vatandaşlarının zenginliği, ülkenin zenginliğini, uluslararası ilişkilerde ülkesini temsil etme gücü, sonuçta da uygarlıklarararası platformda söz sahibi olma gücü devreye girer.

Biz Müslüman din adamı rolünü üstlenmiş kişiler veya kişilikler olarak bu konuya parmak basmak zorundayız.

Türk insanını ve ondan sonra da Müslüman'ın dünyasını nasıl söz sahibi edeceğimizi ve bir ulusun veya bir milletin Kur'an Mesajı doğrultusunda nasıl egemen olabileceğini, uygarlaşabileceğini ve uluslararası arenada söz sahibi olabileceğini bu sitelerdeki pencerelerimizden insanlığa anlatmak zorundayız.

Dünyaya bugün veya 20. ve 21. yüzyılda Britanya İmparatorluğu yani İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya dediğimiz Bağımsız Devletler Topluğu hükmetmektedir.

X111. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu bir uygarlık kurmuş ve 600 yıl şerefle sürdürmüştü.

Şimdi İslam dünyasının yeniden ayağa kalkması ve söz sahibi olmasının iki ayağı bulunmakta olduğunu Hasan en-Nedvî'nin bir yazısında şöyle okumuştum: Türkiye Cumhuriyeti ve Mısır...

Biz din adamı olarak, daha doğrusu bu sahaya el atmak zorunda kişiler olarak bu konunun düzelmesinin Kur'an-ı Kerime göre bir başlığın çok iyi okunmasına ihtiyaç duyduğunu vurgulamak isterim: Âidiyet!

Aile âidiyeti, akraba âidiyeti, ülke âidiyeti ve uluslararası arenada İslam milleti ve uygarlığı âidiyeti...

İşte Kur'an-ı Kerimden âyetler:

Nahl Sûresi: 91 Bağlılık andı içtiğinizde, Allah’ın ahdini tam tutun.68 Allah'ı üstünüzde kefil tutmuşken aidiyetleri bir pekiştirip bir bozmayın.69 Allah, hiç kuşkusuz sizin dışa vurduklarınızı yaratılış bilgisiyle bilir. 92 Örgüsünü bir örüp bir sökerek iplik enkazına çeviren kadın gibi olmayın. Aidiyetlerinizi;70 kendi vatandaşınızdan daha kazançlı ötekisi yüzünden sırttaki kambur gibi görüyorsunuz.71 Allah bu yolla sizi sadece imtihandan geçiriyor; kıyamet günü, birbirinize düştüğünüzü size gösterecek, gösterecektir. 93 Eğer Allah dileseydi sizi tek ümmet72 halinde düzenleyebilirdi. Ama bu düzenlemeyle kaderde dileyenlerin mefkûresiz ve dileyenlerin mefkûreci olduğunu test ediyor. Bu sınav sonucu dışa vurduğunuz küfür-iman etkinliklerinizden sorgulanacak, sorgulanacaksınız.73

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


FRANSIZ DEVRİMİNİN MİLİTAN LAİKLİĞİ
Laikik ta Nuh kavmi olan ve tanrıya başkaldıran anlamındaki Büyük İsrail Şeytanı olarak bir gezegenden dünyaya kovulan Çin ve Moğol ırkının dünya milletine bir hediyesidir.

XX. yüzyıldan itibaren tanıdığımız ve dünya siyasetini kendi adına yeniden yazmayı başaran Siyonizm, İslam Milleti olarak 600 yıl tarihe şan yazdıran Osmanlı'nın son yıkılış senaryosunu da hazırlayıp İttihat ve Terakki adını almıştır.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


CUMHURİYET VE İCMÂ'-I ÜMMET
İslam durağan bir din değildir. Kapalı toplum dini de değildir.

İslam dini hareketli, değişim yanlısı ve açık toplum dinidir.

İslam dini, sadece Kur'an ve Sünnet dini değildir. İslam'da icmâ'-ı ümmet ve Kıyas-ı Fukaha ilkeleri bulunmaktadır.

Kitap ve Sünneti, bireyler değil, icmâ'-ı ümmet yorumlayabilir. Bireylerin yaptığı tefsir ve meal açıklamaları, ancak bireysel içtihad olarak değer kazanır ve birer tezdirler. Antitezi lan başka bireysel yorumlamaların da olmasın gerektirir. Tez ve antitezden bir sentez çıkarılır.

Sadece bir kişinin yazdığı tefsir üzerinde ısrar etmesi dinimizce geçerli değildir. Bireyin yapmış olduğu tefsir çalışmaları, nesnel düşünen ve Allah'ın cc Kur'anından başka hiçbir güç kaynağından yararlanmayan, yalnıuzca Tek Allah'ın kulu olduğunu haykıran ulema ve din akademisyenlerinin ortak olumlulaması sonucu yasa olarak tüm dünya insanını bağlar ve ortak mezhep olur.

işte aşağıdaki yazıda, dinin akıcılığı ve nesnelliği kaleme alınmıştır.

Bize göre Cumhuriyet, halkın yönetime katılması demektir. Halk da kendi katılmaz da oy verir ve yasama meclisi kurar. Yasama meclisi de ulemaya başvurur ve o çağa en uygun yorumlar getiren vahiy bilgisinin yorumlamasını esas alır.

Bu konuda İslam'ın Muhkem'leri ve Müteşabih'leri önemlidir. İslam'ın muhkemlerine Makasıd-ı Şer'iyye denmektedir. Bunlar da İslam Tarihi boyunca "Şeriatın Ruhu" olarak işlenmiştir ve beş temel ilkeyi kapsamaktadır.

Bu temel ilkeler ve Makasıd, İslamî anayasanın başlangıç bölümünü oluşturur. anayasanın ikinci maddesinde ifadesini bulur. Anayasanın diğer maddeleri, bu ikinci maddedeki temel ilkelere ters düşmeyecek biçimde, çağın uleması tarafından düzenlenir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


DİN VE LAİKLİK
Din, Allah'ın cc Adını dünya semalarına yazmaktır. Dünya gençliğine sevdirmektir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


"laikarlık veya laisizim"
Laikiliğin binlerce çeşidi vardır. Aslında en önemli olan ideolojik ve tepeden inme devlet yöneticilerinin anladığı laikik biçimidir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


DEMOKRATİK LAİKLİK
Laikiğin tanımını bir türlü netleştiremedik. İşte Sayın Mehmet Altan'ın kaleminden laikliği anlayalım.

Devleti kuran siyasi irade, modernleşmek istiyor; ama Batılılaşma ışığında...

"bizde laiklik, sanayileşme döneminde burjuvazinin ortaya çıkışı ile gerçekleşmemiş... Kilise ve aristokratlara karşı halkın savunduğu ve benimsediği bir burjuva ihtilalinin sonucunda elde edilmemiş... Sosyal bir sürecin değil, ‘Kemalist devrimin’ kazanımı." diyor Altan...

Batı, kendisini yenileyemeyen kiliseye karşı sanayileşme silahını kullanmış. Batı, halkın savunduğu burjuva ihtilali savaşını vermiş ve laikik, ama demokratik halk laikliğini elde etmiş.

Ama hılafeti yanlış anlama ve uygulama sonucu Tanzimat denen ithal rejim arayışı yaşayan, bu nedenle yıkılmaya yüz tutmuş Osmanlı İmparatorluğunu yıkan ve genç Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran siyasi irade sahipleri, "Yüzyıl Savaşları" deneyimlerini yaşayan ecdadının mirasını tutarlı geliştiren bugünkü Avrupa Birliği'ni kopye etmişler, soyal bir süreç yaşamamışlardır.

"bu halka emanet edilmemiş... Askeri bürokrasiye teslim edilmiş... O nedenle halktan korktukça, çare askeriyede aranmakta." diyor ALtan...

Tanzimat Fermanını ilan eden siyasi irade sahibi halkın emanetini yansıtmamış, askeri bürokrasiye teslimiyet arzetmişlerdir.

Allah cc şöyle buyuruyor:

Mâide Sûresi âyet: 40 Bilmez misiniz ki Allah... evet göklerin ve yer ülkelerinin yönetimi Onundur. Dolayısıyla kaderde dileyenlere azap edecek ve dileyenleri de yarlığayacak güçtedir. Allah her şeye gücü yetendir. 41 Ey Resul! Ağızlarıyla: "iman ettik" demelerine rağmen kalpleriyle iman etmeyip küfrün yayılımında yarış edenler seni üzmesin. O Yahudileşenler arasında, bilinçli yalana karşı kulağı kirişte olanlar var! Daha açık deyimle size yabancı, kültürünüzle uyuşmayan ve toplumca benimsenmelerine rağmen değer yargısı kelimeleri çarpıtan bilinçli bir kitle medyayı öyle dinleyenler var! O kurmaylar anket yaparlar: "Şayet devriminizin sosyal yapısıyla bütünleşirlerse o toplumu size katın. Sizi kabul etmezlerse ona karşı tetikte olun.” Ama Allah hangi toplumun içten yıkılmasını dilemişse ona Resul olarak, Allah adına verebileceğin bir şey kalmayacak. O toplumlar... evet onlar Allah'ın temiz kalpli "temiz toplum" olmalarını arzu etmediği toplumdurlar. Onlar için dünyada enflasyon, anarşi vb rezillikler, yine onlara ahirette alt cehennem katları çok büyük azap vardır."

İşte İttihat ve Terakki adını alan siyasi iarde sahipleri, Osmanlı'yı ve özellikle Jön Türkleri Yahudileştirmişlerdir ve bugünümüzdeki başörtüsü bunalımını üretmişlerdir.

Laikliği dinsizlik diye anlayan ve anayasanın ikinci maddesine yerleştirmeyi başarması sonucu 85 yıllık kazanımlarını elde eden bu siyasi irade sahiplerinin evlatları, milli iradeyi ifade eden halkına danışmak isteyen siyasi partiyi kapatmak isteyince, kendilerinin bindiği dalı kesmek istemişlerdir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


LAİKİK VE TAKİYYE
Takiyye, kişinin siyasî baskı veya laik topluma uyum amacıyla, geçici bir süre için imanını gizlemektir.

İman, sosyal etkinlikler biçiminde, sosyal davranışlar biçiminde dışa vurulursa amel-i salih adını alır. Elbette küfür de aynı duygularla dışa vurursa onun adı da sû'-i amel olur.

işte takiyye yapan kişi, laik insan olur. Belli nedenlerle imanını eyleme dönüşteremez.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


İDEOLOJİ VE
İdeoloji denince aklımıza Yâ Sîn Sûresinin geleceğini defalarca yazdık.

Kur'an-ı Kerim, ölülere seslenen ve hamaillere sarılıp altın yaldızlı kaplarda saklanmak için indirilmemiştir.

Yâ Sîn Sûresi denince aklımıza "Karye Ashabı" gelecektir. Karye Ashâbı, İslam'dan ve İslamî değerleri hiçe sayan ve belli bir insan devini devleştirerek arkasından gitmeyi en büyük kutsallık sayan siyasî irade sahipleri toplamıdır.

İki Resûl ve ardından böyle demokrasi ve insan hakları düşmanı siyasî iradeyi normal hukukî düzene çekemeyince üçüncü bir resulle takviye etme gereği duyan ilâhî iradenin adıdır.

Daha doğrusu buradaki Resûl, Allah'ın cc gönderdiği kutsal peygamber değildir. Resûl, Allah'ın cc tarafını tutan, Allah'ın cc Kelimesini en üstün siyasî rejim halinde ortaya koyan siyasî iradenin; kötü devlet yöneticileriinin insan hakları ihlallerini en aza indirmek isteyen halkın oylarını toplayacak olan siyasî partinin adıdır, Resûl...

Yâ Sîn Sûresi âyet: "6 ataları uyarılmamış bir kavmi ön uyarasın diye... Onlar vahiy kültüründen yoksun! 7 Nitekim çoğunluk üzerinde, azap fermanı yerini bulmuş; onlar iman etmez. 8 Kesinkes boyunlarında boyunduruklar ayarlamışız. O, ta çenelere kadar! Gözler sabit, dikbaşlıdırlar. 9 Kafa-larındakilere bir baraj, geçmiş-geleceklere de bir baraj koymuşuz; baygın odunlaşmış duruma getirdik. Artık onlar ne yaptığını bilmez durumdadır. 10 Buna göre, sen onları ister uyar; ister uyarma hiç değişmez; iman etmezler." Yâ Sîn Sûresi.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


DİN VE KÜLTÜR
Aslında din ve kültür, aynı anlamdadır. Birisi manevî ve uhrevî, öteki maddî ve seküler.

Birisi Rabb olarak Allah'ı cc tanımak, öteki de rabb olarak bir insana tapınmak ve o kişinin koyduğu ilke ve kutsallara din gibi saygı duymaktır.

"Din özel anlamıyla; toplumda insanların düşünce ve davranışlarına, kişiler üstü güçlerin etkilerini yorumlayarak uygulayan, teorik bir dünya görüşü ve pratik bir evren düzenidir" Sema ÖZCAN SHP Mrk Kad. M. Üye. İşte biz bu gerçeği: "kozmogoni ve tragedya" başlığı altında ele almaktayız. Yakında konuyu kitaplaştırmak niyyetindeyiz. Ziya Gökalp’e göre: Türk töresi, eski Türklere atalarından kalan bütün kurallardır. Gökalp’in hipotezine göre: Orta Asya’da Türkçe konuşan uluslardan bir bölüğü “töreli” anlamında “Türk” diye adlandırılmış. Türklerin tarihöncesinden medeniyete el uzatışları İsa’nın doğumundan iki y.y.önceleri olmuştur. Medeniyetin göstergesi olan yazının kullanılışı ise, ondan ancak 700 yıl sonra görülür.

Yakındoğu’da antika medeniyetler zincirinin son halkası olan İSLAM medeniyeti çökerken, en son kurşunu vuran Hün torunlarından Cengiz Moğolları, Timur Tatarları oldular.

Şamanizm devrinde 4 mevsime mahsus kurban törenleri ile, senenin ortasında büyük kurban olarak bütün aşiretin totemi olan öküz kurban edilirdi.

İL DİNİ: Şamanlığın temeli olan Ana hukuklu kan örgütü ile, onu erkek yararına değiştirmeye çalışan Babahanlık arasında kurulmuş, eşit haklı bir uzlaşma dinidir. Kadın-erkek dengesi: İL=BARIŞ ve birlik getirmiştir. Oğuz onun sembolüdür. Osmanlı padişahlarının hem siyaset hem din başkanı(halife) oluşları üzerine, “Zıllüllahi fi'l-arz” ( Tanrının yeryüzündeki gölgesi) oluşları da, töreli insan Türklerde, İL=BARIŞ dininden kalma bir deyimdir.

İLHANLIK dini, Uzakdoğu’da az çok medenileşmiş Çin toplumundan, çevre etkisi altında Şamanlığın geçirdiği değişikliklerle olmuşlardır.

Gerek İl gerekse ilhanlık teşkilatı devlet değildir. Bütün insanların eşitçe silahlı bulundukları ve katıldıkları KAN teşkilatıdır. Bir İlin diğer İllere hakimiyeti İlhanlıktır. Yenilen İl, ya yok edilir ya da yenen İl içine katılırdı. Katıldığı zaman da silahından tecrit edilmezdi. Ama, Türk toplumunun her KAN’ı yenilince bunu insan üstü bir alın yazısı sayardı.

İlhanlık çağında Türk toplumu henüz göçebelik düzeyinde kent çağına girmek üzere iken, ilişkili bulunduğu medeniyetlerle geliştirilen DEMİRE kavuşmuştu. Demiri de ele geçiren Babahan, daha çok baskı ve zor kullanma fırsatını bulmuştu. Ama egemenliğini sürdürecek hiçbir siyasi teşkilatı yoktu. Bu nedenle İlhanlık dini de, yenilenlerle yenenleri birbirlerine kaynaştıran yaşama yasası oldu.

Müslüman sayılan Oğuz Han zamanında tek Tanrılığa benzeyen şey, 24 KAN’ın birleşmesi idi. Oğuzlar henüz kentleşmemiş göçebelerdi. Oğuz Kan’ından bir kuşak sonra, Türk toplumu kentleşmeye başlar. Henüz ortada İslamlık yoktur.

622 yılı Hz. Muhammed’e Tanrı elçiliği geldi. Bu elçilik; Yeryüzünün Yakındoğu medeniyetlerini boğan ve dünya ana ticaret yollarını tıkayan Fars ve Bizans İmparatorluklarını temizlemek için verilmiş bir kutsal görevdi.

Arap İslamlığı ile Türk Şamanlığı anlaşmışcasına omuz omuza verdiler. Ortak düşmanları Fars İmparatorluğu yıkılır yıkılmaz Arap dini ile Türk dini birbirlerine dost ellerini uzatmış idiler. İki taraf da, insanlığın temiz, güçlü ilkel sosyalist gelenek ve göreneklerini taşıyorlardı. Sosyal düzey bakımından Araplar önde: Yukarı barbarlık konağına erişmiş, medeniyete atlamak üzereydiler. Türkler onlardan bir basamak geride: Göçebe çobanlık konağında, henüz kentleşmeye geçmek üzere idiler.

Güneybatıdaki UMMAN yolundan Araplar, kuzeydoğudaki İPEK yolundan Türkler ticaret kervanlarına sahip idiler. Arap İslamlığı ile Türk Şamanlığı anlaşmışcasına omuz omuza verdiler. Ortak düşmanları Fars İmparatorluğu yıkılır yıkılmaz Arap dini ile Türk dini birbirlerine dost ellerini uzatmış idiler. Orijinal İslam medeniyetini kurmak Araplara, bu kuruluşu bilmeden de olsa savunmak Türklere düşüyordu.

Bezirgan saltanatını bütün kalleşliği ile hortlatan Emeviye Hükümdarlığı ile birlikte işler tersine döndü. Araplar İpek yolunun üzerinde duran Türklere karşı Acemlerle bir oldular. Yıl 680’den sonralarıydı. İslamlığın kuruluşundan yy. bile geçmemişti. Müslümanlıkla Türkler arasındaki o kanlı med cezirler Cengiz ve Timur çağına dek sürdü. İslam medeniyeti, Emevi yıkılışını geçirdikten sonra Abbasiler çağına girmişti. Ancak o zaman Türkler içine işleme yolları buldu.

Türkler ve Moğollar, inandıklarından zorla dönecek insanlar değillerdi. Türk toplumu, Şamanizmden kalma yığınla gelenek ve göreneklerini İslamlığa aktardı. Türklerin dinlerinde yüzde kaç Müslümanlığın, yüzde kaç Şamanizmin yaşadığı araştırılmaya değerdir. Türkler Atalara tapıyorlardı. Atalara tapıncın en büyük sembolü Oğuz Han efsanesi oldu. Daha Emevi yıkılışlarından beri, Horosan’dan Anadolu’ya dek sarsıntılı İslam dünyası tarikatlarla doldu. Eba Müslim’den Hasan Sabbah’a, Mansur’dan Şeyh Bedrettin’e dek, düşünce ve davranışlar, Türk toplumunun gelenek ve göreneklerinden kaynak aldı. Çürüdüğü zaman Selçuk saltanatını yıkan Bahailer, Anadolu’da derbeyi egemenliği kasıp kavururken “Birlik” ülküsünü çağıran Aşık Beşeler, Osmanlı İmparatorluğunu kuran köy üretmenleri örgütü Bektaşiler, şehir üretmenleri örgütü Ahiler… Mevleviler, Rüfailer, Yunus Emreler, Süleyman Çelebiler… Hep İslam dininde Türk toplumunun inanç gücüyle Rönesanslar yapmış davranışlar, düşüncelerdir.

İşte aşağıdaki alıntı yazı, yabancısı olduğumuz bu laiklik gerçeğini çok güzel anlatmaktadır. Bugün, Anadolu halkımız içinde yaşayan nice gelenek ve göreneklerin asıllarını eski Türk-Moğol inançlarında görüyoruz. Cengiz zamanı (13. yy. sonları) Türklerin taşları Tanrı saydıkları günden kalma “yağmur taşı” vardı. Onunla “istenildiği zaman yağmur yağdırılırdı”. (İran Moğolları s. 1917) Anadolu’da hala insanlarımız, sembolik yağmur duasına taşlarla çıkarlar. Cengiz Moğollarında “güneş ve ay tutulunca trampet çalmak” adetti. (İran Moğolları s.193) Anadolu’muzda tutulan ay veya güneşi kurtarmak için silah patlatmak Müslümanca işlerden sayılır. Romatizmayı tezekle iyileştirme, cin çarpmasına karşı çeşitli tedbirler, ölünün kırkını anma gibi bin bir Müslüman gelenek ve görenekleri, Türk Moğolların önce İran’a sonra öteki Müslüman dünyasına taşıdıkları tarihöncesi kalıntılarıdır. Türkçede en yoğun din propoganda kitapları; Ahmediyeler, Muhammediyelerde anlatılan ruhların, Allahın ve melaikelerin ilişkileri, Şamanizmin inanç ve tasvirleriyle doludur. Anadolu’yu kaplamış silindir üzerine konik oturtulmuş Künbetler, Kırşehir’in, Sivas’ın, Kayseri’nin Selçuk medrese, cami yapıları İslam dininin ilhamıyla yapılmıştır. Hindistan’a kadar uzanan o mimarlık anıtlarında ortak motif: Türkmen çadırının, Han otağının renk renk taşla işlenmiş biçimleridir. Göçebenin çadırı Müslümanlıkta taş olmuş, ama kazıklarla gerilişi bile aynı kalmıştır. Sosyal sınıfları bulunmayan Türk toplumunun yazılmamış kuralları KANKARDEŞLİK ANAYASASI idi. Müslümanlık, Türk toplumundaki sınıfsız toplum davranış ve düşüncesini, sosyal sınıflı toplum davranış ve düşüncelerine doğru geliştirdi. Arap toplumu için de İslamlık: Arapların CAHİLİYET dedikleri yazısız kan kardeşliği düzenleri yerine, bezirgan ilişkilerinin en temiz en yüceltilmiş ruhunu geçiren yazılı Kur’an hükümleri oldu.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


LAİKLİĞİN İÇERİĞİ
Laiklik, bir din midir? Karşı din midir? Bütün mesele bu...

İlkokul arkadaşım ve köylüm; yüksek tahsilli arkadaşıma her zaman uğrarım ve tartışırız. Aile olarak laikliği severler ve savunurlar. Kur'an-ı Kerimi hıfzedenleri de var. Ama laiktir ve beş vakit namazlarını kılarlar, hiç geçirmezler.

Dün de gitmiştim; başörtüsü ve kadın-erkek eşitliği konusunda ne kadar kitap varsa toplamışlar, bana da anlatmaya çalışıyorlar. İkide bir: "Atatürk" diyorlar. Bugünkü çağdaş Müslüman Türkiye kurmasından söz ediyorlar.

Arkadaşım aileisne şunu dedim: "Neden ikide bir Atatürk adını önüme dayatıyorsunuz? Biz dinî bir konyu tartışıyoruz. Atatürk din adamı değil, iyi bir devlet adamıydı. Yoksa size göre d.n koyucusu muydu? Ben buna katılmıyorum. Bir devlet adamını hayırla yad ederim. Bizi ve ülkemizi bize armağan edenlere başlık etmişse, hayır dualarla anarım. Ama tapamam." dedim.

Şimdi biz din ile devleti birbirine karıştırıyoruz. 1450 yıldan beri gelenekleşmiş ve ecdadımızca oturtulmuş bir Kur'an fıkıh anlayışını neden kurcalar dururuz? Neden bu konuyu krcalarken ve Kur'anı yeniden yorumlamaya çalışırken, pâyende olarak bir devlet adamının adını kutsallaştırmaya çalışırız? İşte aşağıdaki alıntı yazı da bu konuyu pekiştirmektedir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


LAİKLİK KARGAŞASI
Laiklik bir türlü bir yere oturtulamadı. Sağ kesim bir türlü anlıyor, sol kesim işine geldiği ve kendisini kurtaracak biçimini esas almaya çalışıyor.

Kur'an kültüründe laikik, takiyye sözcüğüyle özdeşleşmektedir.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı


LAİKLİK VE DİNÎ CEMAATLER
Ne zaman laik düşünceli atanmış bürokratlar, görevine başlarken ilk sözü; dine ve cemâatlere çatmaktır.

Cemâatleri, umacı olarak görmektedirler.

LAİKLİK VE İDEOLOJİ kategorisindeki yazının Devamı





 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4919
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.