Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
22 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 4
 Bugünkü Ziyaret 94
 Toplam Ziyaret 1092071

 
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
Kur'an-ı Kerim bir Güneş ise mealler de birer ayna gibidirler. Aynalar, kalitelerine göre o Güneşin ışığını en güzel yansıtıcıdırlar. Sırı dökük ayna gibi verimsiz mealler Kur'an-ı Kerimi çağımıza taşıyamaz ve ayna tutmazlar.

Meallerde semantik yapı önemlidir. Kapalılık gösteren bir sözcük veya kavramı ele alırken aynı kökten türemişleri bir araya toplayıp kıyaslamak, benzer-karşıt ve özdeş sözcükleri birbirleriyle ilişkileri içinde düzene sokmak önemlidir.

Anlamı tam belirginleşmeyen bir sözcüğün mealini kompozisyon içindeki geliş ve akışına göre değerlendiririz.


AKADEMİK TEFSİR ÇIĞIRI İDDİASI
 
Nisa Suresi: 2
2 Mallarını; yetamaya verin de aklanmamışların yerlerini temizleri ile değiştirmeyin. Dolayısıyla onların mallarını sizin mallarınıza bulaştırıp yemeyin. Çünkü o davranışın faturasıçok ağırdır.

Neden “Köy” ve “Devlet” başlığıyla söze başladık? Çünkü bu âyet-i kerime bir bağlangıçtır. Sosyal devletin ilk oluşumunun, sosyal aile olduğunun başlangıcıdır. Kur’an-ı Kerimin bu çağda bizunduğu sezinlemelere göre kamu mülkiyeti olan toprağı ilk işleyen aile kurumudur ve asabalık kurumudur. Bu âyet-i kerimedeki “veriniz” emri, ailelerin devlete karşı sorumlu temsilcisi asabalar kurumuna yöneliktir.

Asabalar, ilk idari birim köyü oluşturmaktadır. Köyde oluşan bu ilk siyasi ve yönetici karizma gücü ilk kademede belediyeleri ve STK’ları oluşturmaktadır. Böylece modern hukuk devleti kurulmaktadır. Bu nedenle başlık olarak: “Aileden devlete Yönetim” ve “Kentleşen Köy ve Hukuk Devleti” başlıklarını kullandık. Yerinden yönetimin ve Osmanlı’nın en güzel anlatımı budur.

Kur’an-ı Kerimin tesiri, sadece Arapça sözcüklerinin işlendiği sözlüklerdeki anlamlarıyla başlayıp bitmez.  Böyle başlayıp biten tefsirlerde bilimsellik ve akademiklik olamaz. Oysa Kur’an-ı Kerim, normal halk kesimi de hemen okuduğu gibi anlasın diye nazil olmamış. Önce akademik ve bilimsel çalışan yüksek kültürlü ehl-i ilm olan zikir ehli insanlar okusun, düşünsün, tefsirlerle enine boyuna tartışsın ve sonra da okumuş bilim ve fen adamlarının çevresinde ders halkası oluşturan, alt sıralardaki halk kesimine anlatsın; onlar da böylece daha sonraki uzun süreçte anlamış olsunlar diye nazil olmuştur.

İşte geniş anlamıyla bu âyet-i kerimeden itibaren, iki ana başlık işlenecek:

Bu âyet-i kerimelerde,  nüfus çoğalınca ve toprağı işleyen teknoloji de gelişince insanların yönetimi aşiretçilikten eyaletçiliğe doğru geliştirilmiş olduğu anlatılmaktadır. Ticaret, çeşitli malların sunulduğu sürüm ve satış pazarı ile mal ve hizmet talebini karşılayan tedarik pazarının devamlı ve eşzamanlı işleyişidir. Takas ticareti yerine, parasal değerler geliştirilmiştir. Aşiretçilikteki kuvvetler birliği, eyalet düzenlemesinde kuvvetler ayrılığına dönüştürülmüştür. Aşiret reisi ve oğulları yasama-yürütme-yargı erkini kurumlar arası bölüşecektir.

İşte buâyet-i kerimeyi sözlük bilgisiyle geçiştiremeyiz ve bu bilimsel gelişmeleri bu âyet-i kerime bünyesinde, genişçe anlatmak zorundayız ve tefsir bilimini bu doğrultuda gelitirmek zorundayız.

Big smile
Kuvvetli bir meleke ile yazılan “Bu Meal-Tefsir, bir hamlede fethedilemez. Atıfların ve îmaların karanlık dehlizinden geçeceksiniz. Tanımadığınız mefhumlar kesecek yolunuzu. Salih Parlak külliyatını tetebbu etmeyenlere sırlarını ifşa etmez eser.”
 
Cry Bu kitap, bir hamlede okumak için yazılmış olmayıp, okunmak, yine okunmak, ona ilişkin birçok düşünceleri davet etmek için yazılmış bir köşe kitabı olarak görülmelidir. H. Z. Ülken. Bilgi yoksunu bu kitabı fazla dâvalı bulacak ve belki: peygamberlik yapıyor! diye saldırıya geçecektir. Ona deyiniz ki: Bu kitabın dâvası yalnız en erdemi aramaktır. Bir kısmı da onu yanlış görecek; burada bir filozof, bir edebiyatçı ve bir maceraperestlik ürünü arayarak vehim ve hayale kapılacaktır. Sırmalı ulemalık onları gaflete düşürmüştür. Bu kitap, bilgelik taslağı ve sözde felsefe değil; bu ancak ruhun kitabıdır ve yalnız insana hitap eder. Gerçek düzen, her çağda ve her yerde birdir. O yoldan geçen düşüncenin bizce ne farkı var! O yoldan geçmeyen düşüncenin bizce ne değeri var!

Thumbs Up Bu meal-tefsiri, üst bilgi sahibi ve bazı kitapları okuma heves ve fırsatı yakalayan genç kafalar tam konsantre olarak ilk baştan üç kez okumak zorundadır. Yazı dili açık, akıcı ve doğrudan bilgi edinmeye yardımcı olacaktır. Her okunuşu zihninde cevapsız soru yığını olan gencin bilgi dağarcığına yenilikler ekleyecektir. Bir âyet-i kerimenin anlamını anlatmakta sıkışırsak topu uydurma olup olmadığına bakmadan o âyetin iniş nedenlerine atar veya zorlama ile uyarlanmış bir siyer olayına sığınırken sahabenin veya daha sonraki bir din bilgininin görüşünü can simidi gibi yakalar; kalırız. Günümüze göre yorumlayacak yüreği taşıyabilen, Onun yüceliğini simgeleyecek kıyafeti korkusuzca takınabilen kendi yorumumuzu katmaktan yılgınız; yıldırılmışız. Bu mealde astrofizikçilerin ve teorisyenlerin yardımlarıyla yıldızların içi, galaksilerin çekirdekleri, karadelikli yıldız sistemleri ve büyük patlamanın ilk saniyeleri irdelenmektedir. İddiasız Kur'an-ı Kerim mealleri hazırlamak boştur. Âyet-i kerimeleri konu edinmeyen meal iddiaları kördür. Kur'an-ı Kerimin kendine özgü ayrı bir konusu ve ayrı bir alanı vardır. Bu yönüyle Kur'an-ı Kerim, belli olay kümelerini konu alan ve bunların kendilerine göre oluşturdukları yasaları bulmayı amaçlayan bilimlerden ayrılsa da ne Kur'anı bilimle sıkı bir ilişki içinde bulmaktan alıkoyar ne de bilimi Kur'an mesajından koparır. Nitekim dünya tarihi her tefsir ve meal hareketinin bir Kur'an aralama hareketine yol açtığını, her Kur'an aralama hareketinin de tefsir için yeni bir ışık, bir güç kaynağı oluşturduğunu doğrulamaktadır. Tefsirler kendilerine ayırdıkları belli alanlardaki belli olayları inceleyerek değişik veri kümeleri oluşturmaktadırlar. Bu veri kümelerini birliğe ve bütünlüğe kavuşturacak olan da Kur'an vahyidir.

Unhappy Kur'an-ı Kerimi anlamak için İslam coğrafyasında bir alt yapı görülmemektedir. Tefsir, toplumsal içeriklidir ve bilinmeyene ulaşmanın dinamizmidir. Bilgi birikimine, teknolojik uyarlamalara ve bilgi üretecek ortama ihtiyaç vardır. Çağdaş tefsir bizim dışımızda hızla gelişirken sadece izlemeyi de başarı sayar olduk. Toplumumuzu yeniliklere açık, onları hazmedecek olgunluğa getiremedik. Üretken ama âtıl gücümüz, yaşamımız için vazgeçilmez ihtiyaçların sağlanması yolunda harcanıp gitmektedir. Müfessirlerimiz araştırıcı olmaktan çok aktarıcı olmayı yeğlemişlerdir. Din eğitim ve öğretimi günümüzde ilkel sayılabilecek yöntemlerle yapıla gelmektedir. Tefsir önce bilgi alt yapısı diye tanımlanabilecek serbest tartışma ortamı sağlanıp ideolojik, siyasal ve doktriner önyargılardan kaynaklanan eksiklikler giderilmekle elde edilebilir. Öylece ortak toplumsal dinî heyecan ortamı oluşurken dinî değerler toplumsallaşır. Haşiyeler, dipnotlar ve çevirmenlik çağı aşılamazsa putlaştırma enflasyonu uzun süre İslam dünyasında sürecektir. Kendi çağlarını altın harflerle yazan ve tamamlayan Büyük İnsanların dipnot ve haşiyeciliğini yapmak, tefsir sayılmamakta, o eski dönem büyük adamlarını gök katlarına çıkarmak Allah Taâlâ'ya yaklaştırmak ve yatsının abdestiyle sabah namazı kıldırmak onların çağına hapsolmak anlamını taşıyacaktır. Beşerî varlıkların toprak olan vücutlarını yaşatmak yerine o zâtın değerli, ve kıyamete kadar ölmeyecek düşüncelerini o zâtı putlaştırmadan taşımak elbette yeni tefsir çığırları açacaktır.

Approve İslam dünyasında Kur'an-ı Kerimi çağdaş düzeyde bilimselleştirmek bir sürü engellemeler yüzünden olası değil; bilim açlığı kesinkes eritilmelidir. Her yenilik yadırganır, yadırganır. Ancak kullanıldıkça zihinlerde ve kuşaklarda iz bırakır. Adem AS'ın kişiliğinde yaşatılan cennetteki ilk kahramanlık masalının içimizdeki keşfetmek isteyen kişilikle ilgili olması bir rastlantı sonucu değildir. Çünkü keşfetmek, hep yeni şeyler arayıp bulma isteği insanın en sürekli ve en çekici özelliğidir. Doğuya giden yol, insanın geçmişini aydınlatan destan ve masallarla oradaki belgeleri hunharca katlettiğimizden anlaşılmazlıklarla biter. Batıya giden yol, bilim, teknoloji, sanayileşme yoludur; sonsuza uzanmaktadır. Her an bir keşif alanının sonunda, ama bir başkasının başlangıcındayız. O yüzden tefsirci her ikisine de yönelmedikçe tefsirci sayılamaz. Skolastik düşüncenin kölesi olmadıkça yalnızca bir tek başarı sağlamış ve bu başarının birçok yeni başarının eşiği olduğunu fark edememiş bir kişiysek yarım insanız. Bu tür eşikler üzerinde yaşıyoruz. İnsan zihninin nihaî kapasitesi nedir? hücreler nasıl işlevlerini tamamlar? İçinde yaşadığımız sosyal düzenlerden daha iyileri var mıdır? Tefsirci bu konuları heyecan verici biçimiyle araştırmak zorundadır.

LOL Kur'an-ı Kerim determinist yapıya sahiptir. Tüm bu bilgi sistemlerinin ötesinde henüz belirlenmemiş hatta belirlenemeyecek bilgilerin sistemine sahiptir. Kur'an-ı Kerim akıllarca değil, ancak gönüllerce yaşanılarak anlaşılır bir ekosisteme ve bilgiye sahiptir. Bu nedenle Kur'ân bilgisini bilimselleştirmeye çalışamayız; Kur'ân bilgisi her çağda tartışmaya açık kuşkuyla karşılanır ve sonuçlanmayan sorular üretilmesini ister. Bu sorulara, sadece o yüzyılda verilen yanıtlar o yüzyılın meal-tefsir çalışmalarını oluşturur. Bu yanıtlar o yüzyılın bilim ve kültür verilerinden sağlanır. Tüm tefsircilerin bilgisi göreceli, değişebilir, değiştirilebilir bilgi demektir. O halde tefsircinin yapacağı iş, kurul oluşturmak ve kendi çağındaki farklı görüşleri toparlayıp Kur'an-ı Kerim yorumlarını birleştirip hep birlik televizyon ekranına çıkmak ve tartışmaya açık olmaktır. Ön koşullu çete bilgini yerine dinin devrim ilkelerine dokunmadan çağına göre sosyalleştirmiş rusuh ehli bilgin olmak gerekir. Al-ı İmran: 7. Onların: "Determinizme sahip Kur'an-ı Kerim kültüründen ben bu kadar almışım. Diğer tefsir bilgini kardeşim de beni tamamlayıcı bilgiye sahiptir. Hepimizin toplam görüşleri çağımızın tefsiridir. Çağlar ötesine seslenen ve kıyamete kadar anlaşılmaz gerçek olan Kur'an-ı Kerim kültüründen bu kurulumuz bu kadar alabilmiş. Anlaşılmayan Kur'an kültürü de ileri yüzyıllara kalmıştır" demeleri gerekir. Önyargılı düşünenlerin gerekçeleri de hazır: "Bunları gündeme getirerek kaos ortamı türetmeyin ve gençlerin zaten gittikçe seyrelen imanlarını zedelemeyin." Oysa gençliğin kafalarında üreyen soruları gereğince ve mantığına uygun cevaplandırmazsak o gençlik zaten ümitsizliğe düşmüştür. Ne yazık ki akademik çevreler, kendilerine öğretilenlerin dışında gerçek tanımazlar ve geçmiş çağlardaki uzay yolculuklarından söz edenlere bir ruh doktoruna görünmelerini salık verirler

Ermm Kur'an-ı Kerim ilk ve son söz olmasına rağmen Kur'an-ı Kerim tefsiri son söz değildir. Tefsirin sonu yoktur. Tüm tefsirler tartışma ortamı oluşturmak amacıyla kendini yenilemek, geliştirmek zorundadır. Hep eskilerin haşiyesini yazmak, eskinin şarihi olmak tefsircilik değildir. Kur'ân-i Kerim bilgisi ispatlanabilir bilgi türünden olmadığından yapılan tüm yorumlar her zaman tartışılır. Felsefî bilgide olduğu gibi tefsirlerde bitmeyen, sürekli tazelenen, sonuçlanmayan yığınla sorular vardır. Kur'an-ı Kerim kıyamete kadar baki ve geçerli olduğuna göre gerçek anlaşılmayacağından tartışmalar da tefsir kitapları ve mealler de yazılacak ve bitmeyecektir. Bu sorular sıradan sorular da değil, her çağda bireyi düşündürmeye, ilgiyi canlı tutmaya, konuyu her çağa yetecek kadar aralamaya yetecektir. Cevaplar akla, mantık ilkelerine ve gerçeklere uydukça o cevaplayan kişi doktrin sahibi olurken bu açıklamalarda kesinlik ve bitmişlik olmayacaktır. Kur'an-ı Kerim tefsir ve meallerinde son sözü söyleyenler dogmatik düşünceli kişi olacak ve kendisinin yetmiş bir küsur fırkanın tek "Ehl-i hakk ve ehl-i necat"ı olduğunu söyleyip diğer görüşlere ehl-i bidat dese de bu yüzden çok mezheplilik dönemi kıyamete kadar, durmadan tazelenecektir. Dogmatik olarak herkes kendi mezhebinin tek hakk mezhep olduğunu söylediği ve diğerlerine ehl-i bid'at ve ehl-i dalâl dediği sürece çok seslilik değil, çok başlılık olduğundan toplumsal çözülme olacak, kuşkuculuğun ardı arası kesilmeyecektir. Bu yüzden İslam cemaatlaşması olmayacak, Müslümanlar başörtüsünü kurtaramayacak, kızlarını üniversitede okutamayacaklardır. Çünkü cemaat olduğunu söyleyen her insan sürüsü tek hak mezhep ve cemaat kendileri olduğunu, kendi imamlarının, cemaat önderi şeyhlerinin kutsal olduğunu, Allah'ta yok ve varolduğunu söyleyecek ve o kutsal kişinin görüşlerini taşlaştıracaklardır. Böylece çok sesli rahmet cemaatları yerine Âl-i İmran: 7. çok başlı ehl-i dalâl sürülerini hortlatacaklardır.

Unhappy Felsefî bilgide filozof önemli rolü üstlendiği gibi dinde ve Kur'an yorumunda bilgisinin öznelliği yüzünden aynı soruyu farklı cevaplayan iki müfessirin farklı yorumlarına saygılı olmak, ikisinin de doğru olduğunu ve Kur'an gerçeğini yansıttıklarını bilmek zorundayız. Bu iki farklı doğru Kur'an gerçeğinin aynısı değildir. Çünkü Kur'an bilgisinin doğruluğu kıyamete kadar yakalanamayacaktır. Ama dogmatik düşünceliysek kendi görüşümüze yakın kişiyi kutsallaştıracak Allah'a komşu ve hatta oğul yapacağız, onu taşlaştıracak onun görüşünün ehl-i hakk olduğunu, ötekilerinin ehl-i bid'at olduğunu söyleyeceğiz. Dogmatikleşen ve toplumsal çözülme sürecinde herkes kendi görüşünün dışındakine bidat derken, Kur'an üzerinde kuşkuculuk sürüp gidecektir. Eğer Kur'an bilgisini felsefî bilgi gibi sistemli, düzenli, birleştirilmiş bir bilgi olarak almaz, Kur'an bilgisini, bilimsel bilgi türünden parçalara ayırmayıp "bütün" olarak kavramaya ve açıklamaya çalışırsak o zaman her şey anlaşılmış olacak, kuşkuculuk ortadan kalkacak cemaatlar İslam kardeşliği içinde tek anayasa ve tek devrim ilkeleriyle İslam kardeşliğini oluşturacak, devlet-vatandaş işbirliği içinde kıyamete kadar "tek millet-tek ümmet" sürecektir.

Tongue Kur'an bilgisinde fizik yasaları gibi öğrenilebilecek doğrular yok; Kur'an bilgisi, felsefede olduğu gibi; "çözülmemiş meseleler üzerinde düşünme"dir. Çözülmüş her mesele, tefsirin konusundan çıkar, fıkh veya kelam veyahut tasavvuf bilgisi oluverir. Tefsir yapmak için tefsirin hakkını vermiş ve onu doruğuna çıkarmış büyük düşünürlerle birlikte düşünmek gerekir. Zemahşerîleri, Âlûsîleri vd saygıyla anmak gerekir.

Embarrassed Acaba filozoflar hangi dünyanın insanlarıdır ve hangi bilginin kaynağını aramaktadırlar? İyi bellemek gerekir ki filozoflar hikmeti sevenler olarak bu dünyamızın insanıdırlar. Hikmet müminin yitiğidir; onu kendi kendine bulan insan da kendi içinden yetişen filozoftur. Çok acayip sorular üretip Allah Taâlâ için "Allah" lafzını kullanmadan acaba aynı nitelik, aynı sıfatlara aklımın kavradığı adlar takarak, aynı sıfatları benim gibi insanların anlayabileceği kelimeleri kullanarak anlatabilir miyim? diyen insan filozoftur. Filozof, bu soruları akla getirip benzetme ve değerlendirmesini yaparken biraz yanlış anlamış ve değerlendirmişse biraz alt derecelerde, ancak Allah Taâlâ'yı daha güzel kavramış, sıfatlarını da öyle güzel bellemiş ise bir üst derecede filozof unvanını elde eder. Halk kapalı kapılar ardında, çevresi kalın duvarla örülmüş şatolarda, anlaşılmaz zırhların korumasında yan gelip yatanların dinini benimsemek zorunda bırakılmışlardır.

Cry Bindörtyüz yıldan beri hiçbir kuşkulu bakışın yanaşamadığı Kur'an kültürü ancak bilimsel gelişmeleri tefsir çalışmalarına yansıtyp determinist evreni ırgalamakla gerçekleştirilebilir. Haşiyecilik, dipnotçuluk, geçmişi aynen kopyacılık kısır döngüyü üretmiş; havanda su dövülürken Kur'an-ı Kerime toplumsal sıkıntılara çözüm getiriciliğine kuşkuyla bakılır olmuştur. Hiç kuşkuya yer olmayan Kur'an-ı Kerime kuşkuyla bakılır olmuştur. Herkes kendi kafasından kurallarla: "Benim Kur'anım bambaşka!" diyecek kadar büyümüş, rabb olmuşlar, taraftar, mürid, çömezler toplamışlardır. Kendi müteşabih değişebilir ilkelerini, muhkem değiştirilemez durumuna yükseltmişlerdir. Televizyonunun stüdyosuna ve kamerası önüne tek başına çıkıp kendi kuşkusuz Kur'anını topluma satıp yeni taraftar, çömez toplamaya çalışırken dar cemaatlerini yanıltmışlardır.

Angry Uzay Programı çalışmalarının hocası Karl Sagan: "Uzayın keşif çalışmaları ile insanları oldukça gelişkin mekanizmalarla kitle halinde imha etme girişimleri hemen hemen aynı araçları, aynı teknolojileri kullanmaktadır. Öyleyse göklerden kitle halinde insan öldürme faaliyetlerimizden gökleri keşfetme çabasına geçemez miyiz yavaşça? İçinde yaşadığımız sistemi araştırma-öğrenme işimizi savaşın yerine koyamaz mıyız? Dünya üzerinde her yerin keşfedildiği, öğrenildiği bu dönemde uzayı keşfetmenin getireceği zevk ve heyecanların yanı sıra, bu programlar yaşamımızı kolaylaştıracak önemli gelişmelere de yol açacaktır. Meteoroloji, jeoloji ve biyoloji bilimlerimiz, öteki dünyalarda yapacağımız keşifler sonucu zenginleşecek, güçlenecektir. Uzay araştırmaları aynı zamanda kendi gezegenimizle; onun oluşması, geçmiş-geleceği ile ilgili bilgilerimizi de önemli ölçüde arttıracaktır. Güneş sistemimizi keşfettikçe kim olduğumuzu daha iyi anlayacak ve kendimiz için daha yaşanır bir hayat kuracağız."

Disapprove Günümüz insanının anlayabileceği bir anlatımla, fazla öztürkçeye kaçmadan, ama unutulmaya yüz tutmuş bazı Türkçe sözcükleri kullanarak sunmaya çalışırken, ne kelimesi kelimesine, katı bir karşılık bulma, ne de tamamen serbest bir yorumlama yoluna gittik. Âyetin asıl anlamını, ya da asıl demek istediğini temel alarak, ikisi arası bir ölçü tutturmaya çalıştık. Bugünün insanının anlayabileceği ve kullandığı serbest anlatımla, bâzen anlaşılırlığı sağlamak için dışardan eklemek zorunda kaldığımız sözcük ve kavramları, çok benziyorsa italik harflerle metin içine, çok az benzerliği, dil ve kültüre dayalı bazı özel kullanışları varsa dipnot içinde belirttik. Tamamen uzak toplumların mitoloji ve destanlarından örnekler vererek konunun yabancılarına bu yolda bir fikir vermek, hem de konuyla doğrudan ilişkisi olan yan bilgilerden, bir parça da olsa, ilgilileri yararlandırmak istedik.

Disapprove Kur'an-ı Kerimin geneli çerçevesinde Kur'anın birliğinin son derece derin, büyük ve hayret verici yönünü hatırlamamız gerekir. Konunun birliği zor bir iş değildir. Fakat Kur'an-ı Kerimde böyle bir birliğin, eko sistemin bulunması insan gücünün ve tanrısal güç verilen doğa güçlerinin altından kalkamayacağı bir ayrıcalıktır. Allah Taâlâ bu yıldızlar ve gökadalar evreninde hayret verici bir ekosistemler varetmiştir. İnsan çabasının da bir takım parçaları birbirine eklemesine ve kendi ihtiyaçlarına göre türlü birimleri oluşturmasına, yapabilecekleri bünyesinde bunları gerçekleştirmesine imkan sağlamıştır. Kur'an-ı Kerim de böyledir: Onun âyetleri arasında bir tür ekosistem ve birlik gördüğümüz gibi, sûreleri arasında da bu tür ekosistemi görmekteyiz. Bunlar hayretimizi arttırmaktadır. Bu düzenlemeleri, insanın gereklerine göre birbirine eklemeyi ve sonsuzluğu kadar bunu sürdürmelerini de insanların özgür iradesiyle icma' kurulları oluşturmasına bırakmıştır. İşte bu alan, başka hiçbir kültür, uygarlık ve siyasî saplantılar altında kalmamış, ümmî İslam bilim adamlarının kişisel ve kollektif çaba ve ilgi alanlarıdır. Gerek sosyal yapı, gerek ahlak gibi egemen değer yargıları, gerek sosyal ilişkiler açısından yeni yasalar düzenleme veya benzeri konularda ve dallarda bir ekosistemi tutturabilmek ve sağlıklı bir biçimde anonim kavrayabilmek insanı Yüce Allah'tan gelen evren ve insandaki, dolayısıyla Kur'an-ı Kerimdeki âyetlerin sağlıklı bir biçimde anlamanın basamaklarında yükselir.

Wacko İmansız bir ilim fitnedir, körelten ve azdıran bir fitne! Çünkü bu tür dış görüntüsü olan bilgi, bencilliği hortlatır. Böyle bir bilgiye sahip kişi, kendi bilgiyle bu akıl almaz güçleri parmağı üzerinde oynattığını, ölümsüzlüğe ulaştığını sanır ve gerçek değerini aşar. Bilemediği uçsuz, bucaksız büyük dağları unutur. Onun sahip olduğu dağlar, bu evren içindedir ve üzerlerinde egemenliği hiç yok ve bilgisi onları tam kuşatamamıştır. Hatta kendisine yakın kıyıları dışında hiçbir şey bilmemektedir. Buna rağmen şişinip durmakta, gerçeğinden çok daha ileri boyutlara ulaşmakta, ilmi kendisini hafifliğe iterek bilgisizliğini unutturmaktadır. Bildiklerinin bilmediklerine oranını bilebilse, hatta gerçek yüzünü algılamaktan aciz olduğunu anlayabilse; büyüklenmekten vazgeçer ve kendisini hafifliğe iten gururu, şımarıklığı bir parça azalırdı.

Kur’an’ın çeşitli yorumları, İslamın entellektüel tarihinin farklı aşamalarına aittir ve İslam düşüncesinin kendi içinde gelişimini yansıtır. Ben bu çalışmada, tefsiri, tefsir tarihini ve tefsir yaklaşımlarını kısaca incelemek ve Kur’an yorumlarında konulu ve analitik yaklaşımı, kısaca kavramlarını ve tanımlarını açıklayarak, avantaj ve dezavantajlarını detaylandırarak incelemek niyetindeyim. Yine Kur’an tefsirine konulu yaklaşımın üstünlüklerini açıklamayı deneyeceğim. Önce Kur’an’ın önemi ve onu anlayacak müfessirde olması gereken şartları açıklayarak Kur’an’a bir bakış sunmak istiyorum.

Kur’an

Tarihte Kur’an gibi toplumları bu ölçüde etkileyen başka bir kitap yoktur. Onun önemini anlamak için, o zaman var olan kitaplarla, özellikle de diğer kutsal kitaplarla Kur’an’ın içeriğini karşılaştırmak gerekir. Diğer kutsal kitaplar sadece Allah’ın varlığını tartışıyor ve basit ahlaki tavsiyeler sunuyorken Kur’an, iman esaslarını düzenler ve toplum için gerekli görüş ve düşünceleri bildirir. O, insan ve içinde yaşadığı toplum için, ahlaki, sosyolojik ve ailesel değerin ilkelerini içerir. İslam’da onun önemi, herhangi bir kaynaktan önce Kur’an’da onun bir ön bilgisinin var olmasından gelir. Kur’an, diğer tüm kaynakları değerlendirmek için bir ölçüt ve standarttır. Özellikle Şii inancına göre, hadis Kur’an ışığında değerlendirilmelidir. Bir Şii Müslüman, hadisi ancak, Kur’an’ın öğretileri doğrultusunda kabul eder.4 Kur’an’ın onu diğer kutsal yazılardan ayıran üç önemli özelliği vardır. İlki; tamamıyla güvenilir olduğudur. İkincisi; içerik olarak kalitesi, öğretilerinin orijinalliği ve uyarlama ya da alıntı olmayışıdır. Üçüncüsü; ilahi bir kimliğe sahip oluşu, öğretilerinin Allah tarafından Hz. Peygamber’e (s.a.v.) verilmesidir ve O (s.a.v.), sadece ama sadece mesajın bir taşıyıcısıdır.

Kur’an’ı anlamak için gerekli ilk iki koşul, Arapça dil bilgisi ve İslam tarihi bilgisidir.5 O, Hz Peygamber (s.a.v.)’in hayatının yirmi üç yıllık bir zaman diliminde yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Bu nedenle aslında Kur’an’ın her ayeti, sebeb-i nüzul denilen belirli bir tarihi olay ile ilgilidir. Sebeb-i nüzulün kendisi ayetin anlamını daraltmaz, fakat vahyin bu ayrıntılı bilgileri, ayetin işaret ettiği konuyu aydınlatmaya ışık tutar. Sebeb-i nüzulün düşündürücü rolu ile ilgili olarak Norman Calder, sebeb-i nüzulden tecrit edilmiş metnin, sadece sorunsuz olmadığını, aynı zamanda anlamsız olduğunu ifade eder.6 Kur’an metni, sistematik olarak belli bir tarihsel yapıya göre yan yana dizildiğinde anlam kazanır.

I.H.A Faruki, Kur’an’ın sadece Arapça bilgisi ile kolayca anlaşılamayan yönleri olduğunu söyler. İnsan Kur’an’da, İsrailoğullarının ve diğer insanların tarihi, İslam öncesi Arapların uygulamaları ve giysileri hakkında bilgi bulabilir. Böylece Kur’an’ı doğru anlamak için, Yahudi- Hristiyan ve İslam öncesi Arap tarihinin yanı sıra, elbette iyi bir Arapça dil bilgisine sahip olmakla birlikte özel olarak vahyin nüzulüne neden olan olayların bilgisine sahip olmalıdır.7  Kur’an’ı anlamak için üçüncü ve belki de en önemli koşul, onun esas yorumcu olduğunu bilerek Hz. Peygamber’in sav hadislerinin sahih bilgisine sahip olmaktır.

 

Tabatabai’ye göre, ehl-i hadis, Kur’an’ı sahabeye atfedilen hadisler ile açıkladı ve akılcı tartışmaları göz ardı etti.21

Fakat Allah, kendi kitabında akli delilin geçersiz olduğunu söylememişti. Kitab’ın kendisi akli delile dayanırken, bunu nasıl söyleyebilirdi. O, insanı Kur’an ayetleri üzerinde ayrıntılara dalmak yerine, ayetlerdeki herhangi bir farklılığı ortadan kaldırmaya çağırmıştı.

Allah, Kur’an’ı bir rehber olarak ortaya koydu, onu bir Nur ve her şeyin açıklayıcısı yaptı. Peki, neden başka rehberlerin nurundan yararlanalım? Başka bir deyişle‚ her şeyi açıklayan (Nahl, 16/89)‛ ayeti neden başka kelimeler veya yorumlarla izah edilmeye çalışılmalıdır? Teologlar, filozoflar ve sufilerin her biri, kendi inançlarına destek verir gözüken Kur’an ayetlerine sarıldı ve ona ters olan her ne var ise onu örtmeye çalıştı. Böyle bir tefsir, açıklamadan çok uyarlama olarak isimlendirilmelidir. Bir ayeti tefsir etmenin iki yolu vardır:

İlk yol şu sorunun cevabını ister: Kur’an ne söylüyor?‛ İkinci yol şu sorunun cevabını arar: Bu ayet düşünceme uygun bir yolla nasıl açıklanabilir?‛

Bu iki yaklaşım arasındaki fark oldukça açıktır. İlkler, her türlü ön kabulden uzak durur, Kur’an’ın götürdüğü yere gider, diğerleri, en iyi ifadeyle şüpheli bir tefsir yöntemi ile daha önceki bir dizi inançlarını Kur’an’a uydurma girişiminde bulunur. Açıkçası Kur’an, sadece bir gruba rehberlik etmek için gelmedi.


Tavsiye et Yorum Yaz Yorum Oku Okunma Sayısı
4920


 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4920
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.