Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
12 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 7
 Bugünkü Ziyaret 21
 Toplam Ziyaret 1100976

  Geri Dön

RAHMAN'IN ÖZEL KULLARI
BİLGİ TOPLUMU KİMLİĞİ
Biz insanlar, kendi kafamızdan insanları değerlendiririz; insan gruplarına adlar takarız. Allah cc Kur'an-ı Keriminde insan gruplarını nasıl değerlendiriyor? İşte Allah'ın özel kullarının kendi dilinden tanıtımı...

Furkan Sûresi: 63

O Rahman'ın kulları,22

cadde-pazarda, kendini belli etmeden ilkeli davranırken bilgisiz palyaçolar23 onlara sataştığında "Selâm!" deyip geçiştiren;

64 canlarıyla ve bedenleriyle Rabblerine bağlı gece geçiren:24

65 "Rabbimiz! Bizi cehennem azabından koru; Onun azabı insanı sarıp sarmalayacak türdendir. 66 O, ne kötü yaşanacak ülke-vatan!" diyen...

67 harcama yaptıklarında ne lükse ne de pintiliğe kaçmayıp ikisi arasında orta bir yol izleyen; 

68 Allah'la birlikte başka bir tanrısal güç dâvası gütmeyen, Allah'ın dokunulmaz saydığı cana kıymayıp25 zina yapmayanlardırlar.
Herkim öyle davranırsa kendisini günahkâr toplum içine; zinacılar cehennemi Esam'a atar. 69 Hem de kıyamet günü o kişinin azabı kat kat arttırılır ve horlanmayı hak etmiş kişi olarak orada sonsuza değin kalır 70 Ancak ondan kesin dönüş yapıp26 iman tazeler; onu güzel mi güzel dışa vurursa işte onlar... Allah, kötü değerde etkinliklerinin yerine güzel değerler koyar. Allah çok yarlığayıp rahmet ağını aralayandır. 71 Evet herkim dönüş yapar ve imanı dışa vurup salih amel işlerse kuşkusuz o kişi, tam bir dönüşle Allah'a dönüş yapmış olur.

72 Onlar, yalan şahitliği yapmayan; söz ve lakırdı meclisine rastladıklarında insanlık onuru için aradan sıvışırlar...    şarkı-türkü mırıldanması vb yapmacıklara, oyun-eğlence düzenlemelerine katılmayan;

73 Rabblerinin âyetlerini yüreklerine yaka kartı olarak işlediğinde karşılarında sağır ve kör immişçesine içlerine kapanıp kalmayıp: 74 "Rabbimiz! Bize yakınlarımızdan ve döllerimizden göz bebekleri27 armağan eyle ve böylece bizleri, takva hayatı yaşayanlar için büyük adam imam olarak programla" diye haykıranlardırlar.

75 İşte yedi özelliktekiler böyle sabrettiklerinden gurfe'lerle28 ödüllendirilir ve orada tahıyyeyle29 ve öpücüklerle karşılanırlar. 76 Hem de orada sonsuza değin öyle kalıcılar olarak... Orası ne güzel oturulacak ülke-vatan! 77 De ki: "Böyle yakarışlarınız olmazsa, Rabbim size ne diye değer versin!? Ne yazık ki hep yapmacık dualarınızla iki yüzlü davrandınız; ama birgün, kıskaç gibi yakanıza yapışacak."

DİPNOT:
 
20 *Rahman, Allah’ın gök katlarında, galaksilerde, burçlarda ve Arş’ın taşıyıcıları nezdindeki adıdır. Zaten hangi âyet-i kerimelerde cinn, melek, Arş vd ulvî varlıkların geçmişse o âyet-i kerimelerin akabinde Rahman adı geçmektedir. Sayın S. Ateş’in: “Çok merhametli Allah” tanımı yerine: “Yüce makamlarındaki ulvî varlıklara rahmet ilâhî bilgi kapılarını açan” tanımını kullanmak daha yerinde olduğu kanısındayız. Bize göre rahmet, tasavvufî anlamdaki bilgi demektir. Allah Taâlânın gök katlarına ve o katlardaki ulvî varlıkların katına yüklenen ilâhî Internet bilgi ağıdır. O ulvî varlıkların tesbih ettiği katlara yükselebilen nefs-i kâmile sahibi insanların mahzar olduğu bilgi katmanına da “etkileşim bilgi-sevgi” ağı demekteyiz. Çünkü göklerde nefehât-i ilâhîler olduğu hadis-i kudsîde bildirilmektedir. Bu nefehât bize göre gök katlarındaki bilgi ağıdır. Biz bu bigi ağına, bugünün diliyle: “Internet bilgi ağı” demekteyiz. Bu bilgi ağını bugün anlamak için bir bilgisayar uzmanına sormamız gerekmektedir.
19 *Etkin akıl biçiminde...
20 *Rahman, Allah’ın gök katlarında, galaksilerde, burçlarda ve Arş’ın taşıyıcıları nezdindeki adıdır. Zaten hangi âyet-i kerimelerde cinn, melek, Arş vd ulvî varlıkların geçmişse o âyet-i kerimelerin akabinde Rahman adı geçmektedir. Sayın S. Ateş’in: “Çok merhametli Allah” tanımı yerine: “Yüce makamlarındaki ulvî varlıklara rahmet ilâhî bilgi kapılarını açan” tanımını kullanmak daha yerinde olduğu kanısındayız. Bize göre rahmet, tasavvufî anlamdaki bilgi demektir. Allah Taâlânın gök katlarına ve o katlardaki ulvî varlıkların katına yüklenen ilâhî Internet bilgi ağıdır. O ulvî varlıkların tesbih ettiği katlara yükselebilen nefs-i kâmile sahibi insanların mahzar olduğu bilgi katmanına da “etkileşim bilgi-sevgi” ağı demekteyiz. Çünkü göklerde nefehât-i ilâhîler olduğu hadis-i kudsîde bildirilmektedir. Bu nefehât bize göre gök katlarındaki bilgi ağıdır. Biz bu bigi ağına, bugünün diliyle: “Internet bilgi ağı” demekteyiz. Bu bilgi ağını bugün anlamak için bir bilgisayar uzmanına sormamız gerekmektedir.
Bilgisayar teknolojisi hergün gelişmektedir. Bilgiişlem gücü ve bilgi alma yeteneği arttırılmaktadır. Bir alt versiyondaki bilgisayar, bir üst versiyondaki bilgisayarın programını çalıştırmamaktadır. Dolayısıyla bir alt gök katındaki ulvî varlık, bir üst gök katındaki ulvî varlığın bilgi katmanına ulaşamamaktadır. Tüm gök katlarına yüklenen ilâhî nefehât, yani bilgi her kata belli oranlarda yüklenmektedir. Bir alt kattakiler, bir üst kattakinin bilgisine sahip olamamaktadır. Abid adını alan sanallaşıp bedensizleşen insan da o gök katlarına yükselebilmektedir. Buna mağfiret edilme denmektedir. Ne kadar çok mağfiret edilirse bir üst gök katında tesbih edebilme yetkisini ve sultanlığını kazanmaktadır. İşte o yükseliş ve alçalışları Rahman sıfatındaki Allah düzenlemektedir.
Câhiliyye insanı ve bunların arasında da müşrik Araplar, heykelini diktikleri ve tapındıkları Hızır, İdris vd ölümsüz kullar adı altında meleklerdir. Dolayısıyla Rahmandan söz etmektedirler. Allah’a ait olan bu sıfatı kendi tanrılarına vermişlerdir. Çünkü onlara göre o heykel, bir meleğin ruhunu yansıtmaktadır. Cahiliyye Arapları Rahman adını, bir kabile tanrısına takmışlardı. Hz Muhammed AS Ebu Cehil’e:
- Bu Kur’an, Rahman’ın sözüdür.
- Vallahi, sana bunları öğreten,  Yemameli Rahmandır” demiştir. Ona göre Yemameli, Hz Peygamberin son zamanlarında peygamberlik iddiasında bulunan Müseylem’tül-Kezzaptır.
 
21 *“Sezgi ötesi bilen olarak Ona sor” biçiminde yorumladığımız âyeti, “Bunu bir bilene sor” S. Ateş, Fîzılâl. S. Havva “Bunu hakkıyla haberdar olandan sor” Mevdûdî. ”O haber alana sor onu” Y. N. Öztürk “O her şeyden Haberdar olandan sor” Muh. Kutup İşte görüldüğü gibi “bihî” zamirine sadece Öztürk yer vermiştir. Biz de bu yorumu uygun bulmuşuz. Burada önemli olan “Habir”, Allah mı yoksa Kitap ehli mi?
“Zikir ehliyle Kitap ehli kast edilmiştir.” S. Ateş Zamiri hesaba katmadan yapılan bu yorum, ne kadar yerinde?
 
22 *Kandil, ışığı kendinden çekirdektir. Burcun merkezcil çekirdeğinde bulunur ve onun Güneşidir. Burçlar, galaktik güneş sistemlerinin bağlı bulunduğu bir üst düzey dev galaksi topluluğudur.
 
21 *"Burçlar" genel kanıya göre yıldız ve gezegenlerin uğrak noktaları, onların ürperti veren yörüngeleridir. Bu yörüngelerin görkemi düşünce planında müşriklerin "Rahman da ne oluyor?" sözlerindeki küçümsemeye karşılık olarak yer alıyor. İşte bu yörüngeler hem duygu açısından hem de realitede onun büyük, ürperti verici ve görkemli yaratıklarının bir parçasıdır. Bu yörüngelerde dolaşan güneş, ışık kaynağı olarak adlandırılmaktadır. Fîzılâl Bu son cümledeki Güneş, bizim galaksimizin Güneşi değildir. Ancak bizim Güneş sistemimiz de bu burçların yakınından geçmektedir. Bu burçlar, bizim galaksimizden çok daha geniş alanlıdır.
 
22 *Takva sahibi ve salih bir kişi olduğunu göstermek isteyen bazı insanlar bu tarz bir yürüyüşü seçerler. Oysa Peygamber efendimiz SAV, yürüdüğü zaman canlı ve dik yürürdü. İnsanlar içinde en hızlı yürüyeni, en güzel ve en rahat yürüyeniydi. Ebu Hureyre şöyle der: Peygamber Efendimizden SAV daha güzel birini görmedim. Sanki yüzünde güneş parlıyordu. Ondan daha hızlı yürüyeni de görmedim. Yürürken önünde yer bükülür gibiydi. Biz onunla yürürken çok zorlanırdık ama o, hiç aldırmazdı." Ali b. Ebu Talip KV şöyle der: Resulullah yürürken yukarıdan iniyormuş gibi yürürdü. Bir keresinde de şöyle demişti: Yokuş yukarı çıkarken bile başaşağı iniyormuş gibi yürürdü. Bu ise, kararlı, gayretli ve cesur insanların yürüyüşüdür. Zâd’ül-Me’âd'
23 *"Cahiller": Okuma-yazma bilmeyen ve öğretim görmemişler değil, kaba ve küstah kişilerdir. Rahman'ın gerçek kulları, kendilerine kaba ve küstahça davranan cahillerle ilişkilerinde bile "kin" nedir bilmezler. Öylelerine rastladıklarında onlara esenlik dileyip yollarına devam ederler.
24 *Rabblerinin huzurunda ayakta dikilirken, gece yarısından sonra uykularından kalkıp secdelere kapanarak ve içselleşerek Rahman’ın Arşını temâşâ ederken kalpleri takva ile, cehennem azabı korkusuyla dolar. Cehennemi kafalarında canlandırırlar. Bu içsellik, köklü imanın ve içten gelen doğrulamanın ürünüdür. Ayetin ifade biçimi öyle bir hava estiriyor ki, sanki cehennem herkesin önüne serilmiş, tüm insanlığın yolunu kesmiş, ağzını açmış, herkesi yutacak gibi kollarını uzatmış, uzak-yakın herkesi yakalayacak gibi geceleri Rabb'lerine secde eden, O'nun huzurunda ayakta dikilen Rahman'ın has kulları da korkuyorlar, üperiyorlar. Fîzılâl 25 *Bir gerekçesiz doğum kontrolü vb ile...
26 *Kur’an mesajının tevbe konusundaki deklarasyonu tektir. Tevbe ancak dışa vurduğu kötü eylemleri kendi iyi fıtratına aykırı olarak, anne-baba veya toplumun kötü yönlendirmesiyle Nisâ’: 17, En’âm: 54, Nahl: 119 gerçekleştiren kimse içindir. Cehalet, toplumun kötü yönlendirmesiyle kötüyü dışa vuran iyi fıtrat sahibinin eylemidir. Aynı tema işlenmektedir. “Ancak ondan kesin dönüş yapıp iman tazeler; onu güzel mi güzel dışa vurursa...” S. Ateş’in açıklamalarına katılmak mümkün değildir:
 
27 *Sânımızı sürdürecek kuşak...
 
28 *Yedinci semada, cennetin en üst derecesindeki özel villa...
 
29 *İlâhî devlet töreniyle, meleklerce yollarına halılar döşenerek...
 
 

Şİ'ADA BİLGİ TOPLUMU "IHVAN-I SAFA"

Temizlik Kardeşleri’nin (İkhwanus Safa) özgür tutum ve davranışı, Risaleler’’in çeşitli paragraflarından açık bir biçimde görülür.  Aynı zamanda yaşlılıktan, yaşlılardan daha çok gençlere ve gençliğe vurgu vardır. Bunu aşağıdaki söylemlerde rahatlıkla görebiliyoruz:

“ Çocukluklarından beri yanlış düşünceleri, kötü alışkanlıkları ve düşük niteliklerini  koruyan yaşlı adamların değiştirilmesi y da yenilenmesiyle kendinizi meşgul etmeyiniz, zira onlar sizi yorup usandırır ve hiç de değişmeyeceklerdir. Değişikliğe uğrasalar bile, çok az olacak ve işe yaramıyacaktır. İlginiz; kalblerinin sesiyle edebiyata(letters) eğilim duyan, bilimleri incelemeye başlayan, gerçeğin yolunu ve öbür dünyayı araştıran, hesap verme gününe inanan, Peygamberlerin dinsel ilkelerini uygulayan, (onların) kitaplarının sırlarını inceleyen, ihtiras ve kavgadan kaçınan ve de doktrin (öğreti) konusunda bağnaz olmayan genç insanlara yönelmelidir.” (IV, 161-168)

Daha önce belirtildiği gibi İkhvanus Safa çok özgür bir görünüşe sahipti. Bu, aşağıdaki pasaj tarafından da desteklenir:

“ Biliniz ki, gerçek her dinin içinde bulunur ve her dilde geçerlidir. Öyleyse  yapılması gereken şey, en iyisini yapmanız ve kendinizi ona devretmenizdir, yani gerçeğe yönelmenizdir. İnsanların dinlerine  kusurlar, elsiklikler yüklemekle asla kendizi meşgul etmeyiniz; daha çok sizin dininiz onlardan (kusurlardan) arınmışmıdır onu görmeye çalışınız”(I, 501).  Ve:

“ Felsefeyle, yasayla ilgili, matematiksel, bilimsel ya da tanrısal bilgilerden herhangi birini, yani kısacası bilim öğren, bilgi elde et!” (I, 538).



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9012
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6165
FATİHA SURESİ 5846
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4944
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3957

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.