Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
12 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 3
 Bugünkü Ziyaret 17
 Toplam Ziyaret 1100972

  Geri Dön

MEAL-TEFSİR'DEN:
AMACIMIZ
Biz de bir Meal-Tefsir yazdık.

Piyasada Kur'an meali enflasyonu eleştirisine katılırken neden yazdım?

Bu çalışmamız 21. yüzyıla özgü bir tefsir çığırını başlatmaktadır.


BU KUR'AN YORUMUYLA BAKIN; NELER OLACAK?

Fiziğin Taosu'nda; Aydın Arıkan bizi anlatmış.
Bizim 200 yıllık din anlayışımız, tamamen Hıristiyan müsteşriklerininin İslam hakkındaki inceleme ve araştırmalarına tepkiye dayanan bir akaide dayanmaktadır. Adına Ehli Sünnet ve'l-Cemâ'a diyoruz.
Bu kelami anlayışta tamamen İmam Gazzli'nin; bugün iflas etmiş atomcu din anlayışı örnek alınmıştır.
Ama Muhyiddin-i Arabî'nin "Büyük Patlayış"a dayanan vahdet-i vücud anlayışı, daha doğrusu Doğu dinlerinden Budizm ve Hinduizm tamamem kulak ardı edilmiştir.
İşte bugün bizim araştırmalarımız ramamen Büyük Patlayış kuramı üzerine bina edilmiştir.
Aşağıdaki alıntı açıklama tamamen bizim görüşümüzü tefsir etmektedir:
 
 2.000'li yıllara girilirken, «bilgi çağı» deyince, artık yüzyılımızın başındaki «bilgi» ve «bilim» kavramlarından daha farklı şeyler düşünülmeye başlandı. Yeni çağın bilimi artık materyalist, determinist ve mekanistik olmaktan çok; spritüel, bütüncül ve mistik bir anlayışa büründü. Büyük ölçüde Kuantum fiziği ve İzafiyet teorisinin katkıları ile sağlanan bu değişim, diğer bilim dallarında da buna benzer gelişmelerin görülmesiyle, tüm dünyada geçerlilik kazanıyor.
 
Şimdilerde zaman ve uzay (mekân) kavramlarına bakış, neden-sonuç ilişkisinin kavranışı, madde ve enerji anlayışlarının değerlendirilmesi çok farklı bir hal aldı. Temel değişimli 1950'lerde başlayan bu yeni bilimsel anlayış, insanın evremi ve kendisini algılayışını ve inançlarını derinden sarsmış, onları yeni temellere göre oluşan değişik bir anlayışa sürüklemiştir.
 
Evrendeki tekliği ve birliği kavramaya yönelik olan bu yeni anlayış biçimi, kendisini çok değişik biçimlerde manifesto etmekte, yani dışa vurmaktadır.
 
20’nci yüzyılda insanların düşüncelerini etkileyen birçok keşif yapılmıştır. Aslında keşif dediğimiz şey, evrende mevcut ve varolan, ama belirişi ve görünüşü ile sembollerin ardında gizlenen bilgilerin ortaya çıkarılmasıdır. Bu keşiflerden, en belli başlıları olan ve «Yeni Çağın» bilimsel anlayış düzeyini oluşturmakta etki yaratanlar şunlardır:
 
Bizim duyumsal algı alanımızı aşan bir dördüncü boyutun varlığından söz eden ve zaman ile uzayın, aslında birbirinden ayrılamayacağını ve bazen de birbirlerine dönüştüklerini bize gösteren, böylece de maddenin aslında bir enerji biçimi olduğunu kanıtlayan, Einstein'in «İzafiyet Kuramı».  ,
 
Atom-altı dünyaya inerek, oradaki gerçekliğin, bizim kendi algı dünyamızdan çok farklı olduğunu keşfeden, böylece evrende bağımsız ve tek tek nesneler olmadığını bize anlatarak, evrendeki; her şeyin birbiriyle bağlı ve birbirine özdeş olduğunu ortaya koyan  «Kuantum Fiziği».
 
Bütün varedilmişlerin aynı bütünün parçaları olduğunu, dolayısı ile hepsinin özlerinin bir ve birbirine eş bulunduğunu, her birimin bütünün bilgisini içinde taşıdığını ve ona uygun gelişme sağlanırsa, bütünün tam görüntüsünü yansıtabileceğini ileri süren, bütün bilgilerin her an ve her yerde kullanıma hazır bulunduğunu söyleyen, böylece de bütün evrenin birbirinin kardeşi, hatta insanın kendisi olduğu bilgisini sembolize eden «Hologram' Teorisi»..
 
Bu üç dev keşif de, aslında tek bir şeyi göstermektedir: Evrendeki tekliği ve birliği.
Yüzyılımızın başında Kopernik, Darwin ve Newton'un keşifleri de, pek çok insanı şaşkınlığa düşürecek derin etkiler yaratmışlardı. Ama onların kullandıkları kavramları anlamak o kadar zor değildi. Oysa bu yeni keşifler, bilim adamlarını, dünya görüşlerinin temellerini çökertecek bir gerçeklikle temasa geçirmiştir. Artık eskiye ait olan temel kavramlar, dillerdeki kelimeler ve bütün düşünce yöntemleri iflâs etmektedir. Yeni oluşumları ve gerçekliği anlatabilmek için yeni bir kavrayış, yeni bir düşünce tarzı ve anlayışların değişmesi gerekiyor.
 
Yeni bilimsel anlayışın kavramları, felsefî ve mistik düşüncelere dek uzanarak, tutarlı ve kapsamlı bir dünya görüşünü doğuracak özellikler taşımaktadır. Artık evrensel gerçekliğin doğasını daha iyi anlamaya doğru gidilmektedir. Bu yeni dünya görüşü organik, bütüncül ve ekolojik özellikler taşıyor. Evren artık mekanistik ve kartezyen (Descartes'ci) anlayışta olduğu gibi, çok sayıda birbirinden farklı nesnelerin bir araya gelerek oluşturdukları bir makine biçiminde tasarlanmıyor. Tam tersine evren, birbirinden ayrı ve farklı duran parçaları birbiriyle özden ilişkili olan, bölünmez ve dinamik bir bütünlük olarak tanımlanmaktadır.
 
Mistisizm (ya da İslam geleneği içindeki adıyla Tasavvuf Düşüncesi) ile bilimsel düşüncenin bu yeni yaklaşım biçiminin birbiriyle benzeşmeleri, Batılı'lar için bir şok etkisi yaratmıştır. Ama bilimin bugün vardığı sonuçların, yüzyıllardır söylenegeldiği mistik düşünce platformu için bu gelişme, beklenen bir sonuç olmuştur. Artık mistik görüşler bilim tarafından reddedilmemektedir., Aksine, yeni karşılaşılan gerçeklikleri tanımlayacak sözcük ve kavramları ancak mistik düşüncede bulabilen bilim için, mistisizm felsefî bir zemin ve görüş zenginliği sağlamıştır. Bu yeni anlayış, insanların manevî yaklaşımları ve dinî inançları ile de bir uyum içindedir.
 
«Bilgi Çağı», eskiden dinlerde ve mistik gelenek içinde dile gelen, ama genellikle kişiye ve onun içsel tecrübelerine bağlı kalan bilgilerin, daha geniş kitlelere yayılması dönemidir. «Evrenin birliği ve tekliği» olarak dile gelen bu bilgi, yeni bir şey değildir. Yüzyıllardır bilinen ve uygulanan bu yaklaşım, kişisel çabalar (zikir, namaz, meditasyon, yoga) ve tecrübelerle ulaşılan bir mertebe idi. Oysa şimdi  «Bilgi Çağandayız. Artık tüm  evrensel   yasalar ve  bilgiler, herkes için ulaşılabilir haldedir, bütün insanlığa açılmış ve maledilmiştir. İşte bunun aracı da «bilim»dir. Şimdi hiç kimse «dine inanmıyorum»  ya da   «ahlâk anlayışım farklı» veya «ben de denedim ama hissedemedim»  diyerek,   işin içinden sıyrılamaz. Çünkü artık her şey, evrenin doğal yasaları olarak karşımıza çıkmaktadır.  «Başkasını sevmen»   veya  «komşun açken tok yatmaman» ya da «başkasının hakkına el uzatmaman»   gerekiyor.  Bunlar, tıpkı güneşin doğması, rüzgârın esmesi ve yağmurun yağması gibi doğal olaylar ve evren yasaları.  Çünkü bunu şimdi «bilim» söylüyor ve kanıtlıyor: «Evrende her şey birbirine bağlıdır.
 
Birbirinden ayrı ve bağımsız birimler yoktur. Madde aslında, belirli bir yoğunlukta bir araya gelmiş bir enerjidir. Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız ve içimizde aynı özü taşıyoruz. Bilgi her an ve her yerdedir. Çünkü üçüncü boyut ötesinde ve frekanslar alanında,  zaman ve uzay da birbirinin aynıdır.   Hem vardır ve hem de yoktur...»   Bunları uzatmak mümkün, ama şunu unutmayalım ki, «bilgi sorumluluk»tur
Ve biz, hepimiz birbirimize ve tüm evrene karşı sorumluyuz. Gelin bir an için evreni bir insan bedeni, bütün varedilmişleri de, onun hücreleri olarak tasarlayalım. Buradan çıkacak sonuçların bazılarını şöyle sıralayabiliriz:  Bütün hücreler birbirlerinden haberdardır. Birinin iyiliği, hepsinin iyiliği, birinin bozukluğu hepsinin, yani bedenin bozukluğudur.
 
Bütün hücreler hem kendilerinden, hem de birbirlerinden sorumludurlar. Hepsi aynıdır, eş değerdedir ve çabaları kendileri için olmakla beraber, aslında bütün için çalışmaktadırlar. Bu anlayış çerçevesinde, Afrika'da açlıktan ölen birisi için biz de sorumluyuz. Ama Amerika'da buluş yapan bir bilim adamının başarısı da, yine bizim iftiharımızdır. Çünkü bizler ayrı ayrı değil, bir bütünün parçalarıyız. «Sen, ben, o yok», «biz» varız. Böylece egonun, bencilliğin ve «sahip olmak» tutkusunun yanlışlığı da ortaya çıkar. Bedendeki kanserli hücre, kendi iyiliği ve gelişmesi için, aşırı derecede büyür. Yanındaki hücrelerin gıdalarını da kendine alır, giderek gelişir, ama diğerlerinin aleyhine olarak. Tek başına her şey iyidir ve o hücre de kocaman olmuştur. Ama bütün açısından bakınca o bütünlük bundan zarar görmüştür ve bu hücrenin aşırı büyümesi, bedenin ölümüne yol açmaktadır. Ve kanserli hücre de, kendini büyütüyor sanırken, aslında bindiği dalı kesmekte ve diğer hücrelerle birlikte kendi sonunu ve yak oluşunu da hazırlamaktadır.
 
Biz bugün tamamen birbirine bağlı, psikolojik toplumsal, biyolojik ve çevresel olaylar çerçevesinde, topyekûn birbirine bağlanmış ve örülmüş bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyayı ve giderek parçası olduğumuz evreni anlamak, onu dile getirebilmek için eski Descartes ve Newton'cu anlayışları aşan bir dünya görüşüne ve değişik bir perspektife ihtiyaç duyuyoruz.
Dünya ve insanlığın değişmesi bir zorunluluktur.
 
«İnsanlık büyük bir hızla tümden yok olmaya doğru sürüklenmektedir. Ekonomik gelişimin giderek insanları tutsak alması, doğaya karşı takınılan düşmanca tavır, çeşitli savaşlar ve salgın hastalıklar, insan soyunu ve dünyayı tehdit etmektedir. Felâkete gidişin önünün alınabilmesi için, insanların ve onların davranışlarına biçim veren toplumsal sistemlerin, kökten değişmeleri gerekmektedir”
 
Erich Fromm, «Sahip Olmak ya da Olmak»
 
Yeni bir insan ve yeni bir topluma geçişin tek yolu, her şeyi elde etmek, onlara egemen olmak biçiminde beliren ve kâr tutkusu, aç gözlülük, bir de ihtiras demek olan «sahip olmak» karakterini terk etmekten geçer. İnsanlar onları huzura, mutluluğa ve diğer insan kardeşlerini sevmeye yöneltecek olan «olmak» biçimli bir dünya görüşüne geçemedikleri sürece, kurtulmaları imkânsızdır.»
 
Bu nedenle, muhtaç olduğumuz şey, gerçekliğin yeni bir tasarımı, düşünce, algılama ve değer yargılarımızda oluşacak köklü bir değişimdir. Yeni olanın kavranılması ve vizyonu, mistik düşünürlerce uzun yıllardır anlatılır. Ama artık bu bireysel süreçlerin yaygınlaşmasının, daha geniş insan kitlelerine duyurulmasının ve açıklanmasının zamanı geldi.
 
Bu da, «gerçekliğin» çağın en yaygın anlayış biçimiyle dile getirilmesi zorunluluğunu doğuruyor, yani «bilim yolu» ile. Önce bu bilimsel temeli ve anlayış değişikliğini kavrayıp, bakış açımızı yeniden ve bu kavrayışa uygun olarak kurmalıyız. Bunun ardından «geleceğin vizyonu», yani yeni insan ve ona uygun olan sosyal, ekonomik ve toplumsal düzen kendini belirtecektir. Bakalım bu yeni olanın kavranılmasını bilim nasıl açıklıyor? 

Disapprove İlk amacımız, yeni bir tefsir çığırının açılmasına öncülük etmektir:

SANAL BİR TEFSİR ÇIĞIRI

  • Yarım asırlık düşüncenin ürünü: Kur'an-ı Kerim Meal - Tefsiri!

  • Bu Meal-Tefsiri neden kaleme aldın? "Zaten yüzlerce meal var. Her önüne gelen bir meal yazıyor. Buna gerek var mıydı? Bu, Kur'an-ı Kerim'in kutsallığını sömürmek değil mi?" diye soracaksınız.

  • Evet. Bu Meal-Tefsir çok farklı! SANAL TEFSİR...

ErmmSanal Tefsir Çığırının 15 yıllık süreç içinde gerçekleşmesidir: 

  • 15 yıl içinde anlaşılabilecek farklı bir Meal-Tefsir... 15 yıllık süreç, 5+5+5 biçiminde üç dilime ayrılmış bir çalışma...

  • İlk 5 yılda, içi boşaltılmış ve yeniden çağdaş, bilimsel verilerle donatılmış dinî temel kavramlar yeni bir mantık ve sistematik içinde değerlendirilecektir. Bu dinî temel kavramları, yeni bir tasarımla kaleme alacak beş orta boy ve hacimli kitaplar hazırlanacaktır...

Bu temel orta boy ve hacimli kitapların ilki: "Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" olmaktadır.

  • Diğer dört kitap henüz gerçekleşmemiştir. İlk beş yıl dolduğundan "Bilgi Toplumuna Doğru Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri" adlı ana Kitabın yeniden gözden geçirilmesi ve ikinci baskıya hazırlanması öne alınmıştır.

  • Üç asırdan beri kullanılan dinî temel kavramların yorumu çok eskimiş ve anlaşılmaz olmuştur. Gelişen ve küreselleşen dünyada, Kur'an kültürünün bu gömleği artık dar gelmektedir.

  • Kendimize şöyle bir plan yaptık: İlk 5 yılda, içi boşaltılmış, yeniden çağdaş ve bilimsel kavramlarla doldurulmuş temel kavramlarla ilgili kaleme alınacak orta boy ve hacimli beş kitap hazırlanacaktır...

  • Bu temel orta boy ve hacimli kitapların ilki: "Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" olmaktadır. Diğer dört kitap henüz gerçekleşmemiştir. İlk beş yıl dolduğundan "Bilgi Toplumuna Doğru Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri" adlı ana Kitabın yeniden gözden geçirilmesi ve ikinci baskıya hazırlığı öne alınmıştır.

WackoBu hazırlığımızın temel gerekçesi şudur:

  • Üç asırdan beri kullanılan temel kavramların yorumu çok eskimiş ve anlaşılmaz olmuştur.

  • Kur'an-ı Kerimin bu temel kavramlarının, yeniden yorumlanması ve içlerinin yeniden doldurulması zamanı geçmektedir.
  • "Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı" diyen millî şairimizin veciz tespitinin gerçeğe dönüştürülmesi gerekmektedir.

WackoBiz bu çalışmamızda bir farklılık istedik:

  • 1400 yıllık şanlı tarihimizde çok büyük tefsirci İmamlar ve kendi yaşadığı çağa adını yazdırmış, nice yüzyıllarda, yeni yetişenlere ışık olmuş üstün kişilikler geçmiştir. Ancak son yüzyılımızda, böyle yeniden ışık olacak bir Büyük Adam'a rastlayamadık. Tamamı, bir önceki kitaplar karşısında el pençe duran, ancak öncekilere dipnot yazacak kadar kendini küçülten, kendisi hiçbir katkıda bulunmayan, kendi düşüncesini belirtmekten haya eden ulema gördük.

WackoYeni bir tefsir çalışmasına sansür koymuşlar:

  • "İlle de öncekileri taklit edeceksin. Bilim denen gerçeği ve yenilikleri tefsirine kaydetmeyeceksin. Kendi çağında büyük başarılar elde etmiş ve çağına ışık tutmuş eski tefsircileri aynen kopye edeceksin. Kendi çağının bilimsel gelişmeleri konusunda Yüce Mevlamızın neler buyurduğu konusundaki yeni tespitlerini ekleyemeyeceksin." Böyle bir sansürü, ancak Ortaçağ Hıristiyan kiliselerinde; gerçeklerin yaygınlaşmasıyla kendi foyalarının gün yüzüne çıkması fobisini yaşayan Papalar koymuştu. Ama bizde, yirmibirinci yüzyılda "bilgi edinme hakkı" diye bir maddeyi anayasa kitabımızın bir kenarına not ettirmişler. Ortaçağda "devlet sırrı" denilip üzeri küllenen birçok konu, artık kamuoyuna açıklanmış ve aydınlanmıştır. Dinî bilgiler konusunda hala ortaçağ devlet anlayışı hüküm sürmektedir; "Aman sus! Öncekiler kılıçlarıyla Müslüman kanı akıttılar. Siz de dilinizle eskilerin gizli kalmış kötülüklerini yaymayın" demektedirler.

  • Kur'an-ı Kerimin; itikadımızı düzenleyen, ancak tartışma alanından çıkıp gerçeği tam anlaşılmış konu kapsamına girememiş temel kavramların, yeniden yorumlanması ve içlerinin yeniden doldurulması zamanı geçmektedir ve bunun için kuvantum fiziğinin son verileri bizim için çok büyük önem taşımaktadır. Öyleyse her müfessir çağdaş bir yorum yapabilmesi ve itikat temel ilkelerini de yeniden sorgulayabilmesi için kuvantum fiziğini de "tefsir Usulü" kapamına alması gerekmektedir.

Wacko"Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı":

  • Farklı yorum getiren bu çalışmamızda Kur'an-ı Kerim'e bir bütün olarak bakıldı ve bu nedenle Arapça dili değil, Kur'an'ın yeni terminolojisi esas alındı. Arapça sözcüklerinde, bazen anlam kaydırılmasına ve mecazî, gerekirse istiârî ve lazimî mana yönüne ağırlık verildi. Bazen de temel kavramların altı boşaltılıp yeni yorumlamlarla dolduruldu. Başka türlü bilimsellik olamazdı. İnanıyorum ki Kur'an-ı Kerim üzerinde bilimsel çalışma yapılmamış ve Kur'an mesajının akademik yorumlaması; akademik ünvan sahipleri üniformasının gerektirdiği bilgi donanımına kavuşamadıklarından yapılamamıştır. Bu iddiamın arkasında olduğumu tüm okurlarıma bildirmek isterim.
  • Ayet-i kerimelere tek tek anlam vemek, hatta âyet içindeki tek bir sözcük, bağımsız ele alınarak ve uydurma nüzul sebepleri zoralamalarının da arkasına sığınarak, tarihinde hiç uygulanmamış ve yaşama geçirilememiş, uydurukça bir fıkıh kuralı geliştirilecek kadar anlamsızlaştırılmıştır. Biz bunun önüne geçmeği amaç edindik.

  • "İslam'ın siyasallaştırılması", "Siyasi İslam", "siyasi Müslüman" ve "sözde Müslüman" kavramları nesnel olarak bugünkü siyasi kavramlar rejim anlayışı içinde ayrıntılarıyla ele alındı.

  • Münafık kavramına, Kur'an-ı Kerim'in mesajında çok sık yinelenmesine uyularak nesnel tanımlar getirildi. Münafık müslüman, ehl-i kitap Müslüman'ı kavramlarının içindeki boşluk dolduruldu.

  • "Ayetler" kavramının içi yeniden dolduruldu. Siyasi simge, rozet, amblem, kimlik, kanıt vb. anlalar verildiği gibi, fiziksel, kimyasal, astronomik, biyolojik, astrolojik, psiko-sosyal, siyasal, sosyo-ekonomik vb. en son gelişmeler bu ad altında yeniden yorumlandı.

  • Adı geçenbu bilimsel gelişmelerin araştırılmasında eski dini kaynaklar yerine, orijinal bilimsel dergi vekitaplardaki makaleler tarandı.

    Kaynaklar bakımından; Enrich Won Damiken gibi bilim-kurgu ve mitoloji araştırmacılarının araştırmaları, teorik fizik ve astrloji incelemeleri, parapsikoloji, medyumluk halleri mealin içine veya tefsirine alınmıştır.



  •  
    SİPARİŞ VER

    Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


    ANKET
    Lütfen
    anketimizi oylayınız.


    Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
    Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
    Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
    Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
    Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

    ÇOK OKUNAN 5 YAZI
    Yazı Hit
    2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9012
    SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6165
    FATİHA SURESİ 5846
    KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4943
    BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3957

    ZİYARETÇİ DEFTERİ
    Deftere Yaz Defteri Oku
    86 mesaj var.