Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
12 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 2
 Bugünkü Ziyaret 61
 Toplam Ziyaret 1101016

  Geri Dön

SOHBET 2
GÜNCEL OLAYLAR VE YÂ SÎN SÛRESİ
Biz siyasetçi değiliz, ama Allah'ın boyasını devleti kuran siyasî irade sahiplerinin gözleri önüne atmak zorundayız.zp> İdeolojik davranmanın nelere sebep olduğunun ve bir ülkenin veya uygarlığın neden silineceğinin açık reçetesi olan Yâ Sîn Sûresini her vesileyle anlatmak zorundayız.

Karye Ashabı, tarihte bir kez yaşayan bir köyün halkı değil, her çağda ideolojik davranan siyasi irade sahiplerinin adıdır.

Karye Ashabına gönderilen resuller de Hz İsa'nın resulleri değil, her çağda ideolojik davranan siyasi irade sahiplerinin yıkımını önlemekte çırpınan ve gerçek halk iradesini temsil eden ve onun adına siyaset eden siyasî partilerin adıdır.

Tıpkı bu alıntı makalede Sayın Gönültaş'ın anlattığı gibi ülkeyi uçurumun ucuna getiren ve sürüyen, devleti kuran irade sahiplerinin vurdumduymazlığını millî iradenin gözü önüne seren ve halkın oylarıyla iktidarda tutunmaya çalışan siyasi parti, "iki resulün üçüncüyle desteklenmesi" âyet-i kerimesini tefsir etmektedir.

Yâ Sîn Sûresi, sadece ölülere okunan ve ölmüşlere şifa dağıtan bir sûre değil, ideolojik davranmanın bedelini halkın milli iradesine ödettiren ülke zalimlerini en iyi tanıtan sosyolojik tarih reçetesidir.


 

Sadece CHP milleti oy versin, diğer yüzde 80 sadece şehit olsun!  Nuh Gönültaş

Siyaset dünyasında yaşanan son gelişmeler, sokaktaki adamı bir hayli tedirgin ediyor. Sanki seçimleri bundan birkaç ay önce yapmadık. Sanki Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesi için referandum sandığına hiç gidilmedi. Sanki Abdullah Gül, ağır bedeller ödeyerek Çankaya Köşkü'ne çıkmadı. Türkiye 2007 yılını yeniden yaşıyor gibi. İş dünyası tedirgin.. İktidar partisinin kapatılmasının nelere mal olacağını herkes görüyor! Avrupa Birliği tedirgin..

Olli Rehn açık açık Türkiye'ye müzakere kapısının kapanabileceğini söyleyebiliyor. Bu gelişmeler tam da çetecilerin tarif ettiği, istediği şeyler değil mi? Bence Avrupa Birliği Ergenekoncuların hoşuna gidecek şeyler söylememeli aksine Türkiye'ye daha da sahip çıkmalıdır.

Çünkü Türkiye'yi kaybetmek, Avrupa Birliği'ne tahmin edilenden çok daha pahalıya mal olacaktır. AB'den kopmak ve ekonominin çökmesi tam de darbecilerin bir taşla vurmak istediği büyük planın ilk adımları. Bütün bunların olabilmesi için ilk olarak AK Parti'nin kapatılması gerekiyor.

Gordiyon'un düğümünü çözemeyeceklerini, bu düğümün ancak kılıçla kesilebileceğini çok iyi biliyor onlar. Sandık elbette hoşlarına gitmeyecektir. Başbakan'ın muhaliflerini sandığa çağırmak yerine daha somut adımlar atması şart. Dün büyüme rakamları açıklandı.

Son 5 yıl büyüme rekorları kıran Türkiye, 2007 yılında sadece yüzde 4,5 büyüme hızı yakalayabildi. Bu verinin analizini elbette işin uzmanları daha iyi yapacaktır. Ama çıplak gözle bakıldığında bile 2007'nin ağır hasarlarının yeni yeni ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

2008 yılının ilk üç ayı bitti. Ama taşlar hâlâ yerine oturmadı. Oturacak gibi de görünmüyor. 2008'i de kaybedersek, ülke olarak önümüze çok daha zorlu, çok daha çetin sınavlar çıkacaktır, hiç kuşkunuz olmasın. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın hukuki değil siyasi bir iddianame hazırladığı gün gibi ortada. Dün birçok gazetede bununla ilgili yorumlar vardı.

Sadece hükümet yanlısı olduğu iddia edilenler değil, her fırsatta Başbakan'a yüklenenler bile bu durumu kabul etti. Başsavcı, davayı "Türban düzenlemesi" yüzünden "millet" adına açtığını, kimseden talimat almadığını söylüyor.

Ancak son 5 yılda yapılan anketler, (buna Hürriyet Gazetesi'nin de anketi dâhildir) halkın yüzde 80'inin başörtüsü yasağının kaldırılmasını istediğini gösteriyor. Bu durumda Başsavcımız hangi milleti temsil ediyor? CHP milletini mi? Öyle olmalı...

Eğer millet sadece CHP'ye oy verenlerden ibaretse, vergileri de sadece onlar versin. Askerliği de onlar yapsın. Ne de olsa onların oyları, çobanlarınkinden daha değerli...

Dağdaki çobanlar ve diğer yüzde 80 sadece şehit olsun. Var mı böyle bir taksimat kuzum! Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa... Yazıklar olsun!

BUGÜN

 

Duvara asılacak fotoğraf 01 Nisan 2008

      

BUNDAN tam bir yıl önce, 4 Nisan günü bir yazı yazmıştım.Bir gün önceki Hürriyet’in manşetinde, Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan olarak çalışmasını gösteren bir fotoğraf yayınlanmıştı.

O fotoğraf çok etkileyiciydi.

O gün, "Keşke bütün siyasiler odalarının duvarına bu fotoğrafı asıp her gün ona baksalar" diye geçirmiştim.

Dün Anayasa Mahkemesi’nin kararını dinlerken o fotoğraf yine aklıma geldi.

Aynı fotoğraf bugün yine manşetimizde.

O yazıyı, elbette partinin kapatılmasıyla değil, yolsuzluklarla ilgili yazmıştım.

Hálá aynı görüşümü muhafaza ediyorum.

Dünkü kararı dinlerken aklımdan neler geçti, bütün samimiyetimle yazıyorum.

Hálá aynı düşüncedeyim. Bu ülkede siyaset yapan, yapmak isteyen herkes, Anayasa Mahkemesi üyelerinin o etkileyici fotoğrafını duvarlarına asmalı.

Ancaaak...

Sanmayın ki, AKP davasının kabul edilmesinden dolayı mutluyum.

Hayır, hiç mutlu değilim. Üstelik çok endişeliyim.

Refah Partisi davası açıldığında da mutlu değildim ve bunu o günlerde açık açık yazmıştım.

Ben, Kürt partilerinin kapatılmasını da içime sindiremiyorum.

Öyleyse Anayasa Mahkemesi’nin bu davayı, hem de oybirliğiyle kabul ettiğini öğrendiğim zaman ne hissettim?

* * *

Üzüldüm...

Ama üzüntümü dengeleyecek başka şeyler düşündüm.

Bir:

Mahkemenin davayı kabul etmesi, AKP’nin kesinlikle kapatılacağı anlamına gelmiyor.

Kapatmaya karar verebilir. Aksi bir karar da verebilir.

Veya 5’e 6 karar alır, ama yeni yasa gereği AKP kapatılamaz.

Şu an için kanaatlerimiz, tahminlerimiz veya "Keşke öyle olsa" gibi düşüncelerimiz olabilir, ama "Kesin şöyle olacak" gibi bir bilgimiz olamaz.

İki:

Ben, mahkeme üyelerinin bugünden belirlenmiş kesin kararlarının olduğuna da inanmıyorum.

Dava dosyasını inceleyecekler ve ona göre karar verecekler.

Üç:

Davanın görüşülmesi sırasında ortaya konacak davranışların dava sonucunu etkileyebileceği düşüncesindeyim.

Dört:

Bu davanın, siyasi tarihimizdeki en önemli davalardan biri olduğuna inanıyorum. Son günlerdeki gelişmelerin Türkiye’yi kötü bir noktaya doğru götürdüğü endişesini taşıyorum.

* * *

O halde...

Ülkemizin selametini istiyorsak, hepimiz bu dava sürecini, sadece kendi menfaatimiz veya ideolojimize uygun değerlendirmekten vazgeçip bu süreci nasıl ülkemizin lehine çevirebiliriz ona bakmalıyız.

Daha açık yazayım.

Ülkemiz tehlikeli biçimde kutuplaşmıştır.

Bu kutuplaşma bir bakımdan çok kötüdür, ama bir bakımdan da ilerisi için sağlam bir "mutabakatın kurulması" açısından mükemmel bir fırsata çevrilebilir.

Başbakan Tayyip Erdoğan, kendisini "nihai hesaplaşmaya" kışkırtan fanatiklere kulağını tıkayıp bu süreci hem kendisi hem de Türkiye açısından güven verici, halkın tamamını kucaklayıcı bir siyasetin başlangıç vuruşu haline getirebilir.

Ben böyle bir yeni siyasetin mahkeme üzerinde de çok etkili olabileceğini düşünüyorum.

* * *

Başbakan şundan emin olmalı:

Kendisi gibi düşünmeyen, bazı yanlışlarını eleştiren herkes "darbeci" değildir.

Kendisi gibi düşünmeyen, ona bazen destek verip bazı konularda eleştiriler yönelten kişi veya kurumlar, yanında görünen fanatiklerden çok daha samimidirler.

Kendisi, bu davanın, 22 Temmuz’dan sonra yapılan hataların düzeltilmesi, laiklikle ilgili güven verici bir ortama dönüştürülmesi halinde bu sözlerimin ne anlama geldiğini çok daha iyi görecek ve anlayacaktır.


 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9013
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6166
FATİHA SURESİ 5846
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4944
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3958

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.