Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
12 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 2
 Bugünkü Ziyaret 29
 Toplam Ziyaret 1100984

  Geri Dön

SOHBET 5
ALLAH'IN DİNİ VE FUTBOL
Allah cc Bakara Sûresi 23-24. âyet-i kerimesinde: "Şayet kulumuza indirdiğimizden kuşku içindeyseniz, haydi benzer bir sûre getiriniz. Eğer özü sözü bir iseniz, Allah vahiy karşıtı kurmay güdüleyicilerinizi de çağırın. Eğer onu başaramazsanız, zaten hiç başaramayacaksınız ya! O zaman tutuşturucusu insan ve taş olan ateşi kapıda bekleyiniz. Zaten o, küfrü yaşayanlar için hazırlandı" buyuruyor. Burada: Eğer kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'an-ı Kerimin toplumsal birleştiriciliğinden, topluma sosyal barış getirmesinden kuşku içindeyseniz, buyurun; siz bir sosyal barış sosyal etkinliği düzenleyiniz. Örneğin futbol geliştiriniz ve barışı sağlamaya çalışın. Ama asla başaramayacaksınız. O zaman sizin sosyal barış için ürettiğiniz futbol sosyal gerilimi arttırma aracı olacaktır. Siz Cumartesi-Pazar tatil günlerinde, toplumsal barış için düzenlediğiniz futbol, sokak magandası üretecek, ölüm getirecek, korku üretecek ve toplumu germekten başkasını yapmayacaktır. Toplumsal gerilim ateşi üretecektir. Toplumsal gençliğin birbirlerine gül çiçeği atacak yerde, taş, maganda kurşunu, gürültü terörü, klaksiyon terörü estirecektir. İşte bu âyet-i kerime futbol terörünü anlatmaktadır. Gençlerin; Kur'an-ı Kerim, Cumu'a günü tatilinde, kendi sporunu oynamasını ve şampiyonluklarını güllerle kutlamasını salık vermektedir. Sayın Abdurrahman Dilipak'ın güzel yazısını ibret levhası olarak bu haftaki sohbetimizin konusu olarak almaktayız.
 
 
20080608030645.jpgAbdurrahman DİLİPAK 
Futbol, bir din ya da put mu?..
25 Haziran 2008 Vakit
Herkes çok mutlu olmuş ama ben korktum.. O gece doğru düzgün uyuyamadım. Zaten arada bir pompalı tüfekler arkası arkasına patlayınca insanın uykusu filan kalmıyor..

Kimine göre bu Çanakkale zaferi gibi bir şey!.. Hemen bir efsane, bir mitolojisi icad edildi.. Homurtulu biyonik robotlar, dünyayı işgale hazırmış gibi bir hava. İnsan değil, terminatör sanki her biri..
Müezzin skor ilan edilince, çıkıp sela vermiş..
Hükümet, futbolcuları “Milli Kahraman” ilan etmeye hazırlanıyor..
İnanılacak gibi değil, Türkiye'den gitme Yahudi subay da, Gazze'deki Filistinli de bu işten memnun. Bir ben rahatsızlık duyuyorum. Herhalde bende bir sorun var..
Durun kalabalıklar, bu sokak çıkmaz sokak
Haykırmak istiyorum kollarımı makas gibi açarak!
Durun! Durun! Bu gidiş nereye! Ne oluyorsunuz. Büyük Milletler öyle basit şeylerden bu kadar çabuk sevinmezler, birtakım yenilgiler de onların azmini kırmaz.

Osmanlı 1453'den 1953'e kadar, 500 yıl Fetih kutlaması yapmadı.. O yeni fetihler peşindeydi.. Biz bir efsane edindik, onunla teselli buluyoruz..
Kimine göre bu yeni bir Muhammed Ali olayı..
Bir zenci, diğer bir zenciyi dövüyor.. Hani spor olsun diye! Karşıdaki Hıristiyan diye biz bizimkinden yana oluyoruz.. Peygamberimiz insanları yüzüne vurmayı yasakladığı halde! Tamamen duygusal, kompleksli bir ruh halinin eseri şeyler. Ulusal heyecanı besleyen Pragmatizm, ilkelerimizi çürütüyor..
O maç gecesi görecektiniz.. Lübnan'dan, Filistin'den, Irak'tan beter bir durum.. Bir yerden değil, her yerden silah sesleri geliyor. Bir uçak, bir de top yok; hepsi var yoksa...
Arabası olan atlıyor arabaya, ellerinde bira şişeleri ve bayrak sabaha kadar sokaklardaydılar..
Ya benim psikolojik tedavi görmem gerek, ya da bunların.. Ben değil, onlar hasta ise bu kadar hastayı ne zaman, nasıl tedavi edeceğiz?..
Pardüs yazıldığı gün Başbakan'ın eşinin ağlamasını bir kenara bırakın, haberi oldu mu? Olsa ne olurdu ki!..
Ee.. Başbakan bu kadar coşunca, Abdullah Gül de Almanya'ya koşunca bizim çoocuklar ne yapsın!
Yeni sürümün tanıtımı için Başbakan İstanbul'a gelir mi?
Pardüsü yazanlar Terim kadar kazanabilir mi? Meclis bu yazılımcıları da devlet şeref ödülüne layık görecek mi? Bunlar ucuz şeyler. Popülizm.. Salazarın beşiğinde uyumaya hazır ne kadar da çok adam varmış ya hu! Siesta, Fiesta yani..
Bize şimdi bir de Faşing lazım..Cinnet toplumsal bir hastalık haline gelmiş.
Futbol da oynanır, seyrine de gidilir. Ama bu işin sporla filan alakası yok..
Spor gazeteleri bir gün sonra karaborsa olmuş.. Öncesinde de bilet bulmak bir dert oluyor.
İşin bir de kumar boyutu var tabiî.. Salazar’ın beşiğinde uyuyan yığınlar..
Bugün Türk halkını ortak paydada buluşturan tek değer Milli Takım. Bir general ve bir militan, imam ve Atatürkçü, sağcı-solcu, alevi-sünni, hepsi aynı takım ruhu ile coşuyor.. Erdoğan ve Baykal aynı çizgide buluşuyor.
Futbol bu anlamda birleştirici bir ruh değil, ama kalırsa yeni bir dine ve puta dönüşüyor.. Ve bu hal beni korkutuyor.. Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Verimli, milli maç ertesinde yaşanan “maganda terörünün Türk toplumunun bastırılmış duygularından kaynaklandığını” söylemiş.
Her gün 600.000 gazete basılıyor taraftar için.. Ve tabiî bütün gazetelerin neredeyse % 20'si spora ayrılmış durumda..
Bu işe inanılmaz paralar aktarılıyor.. Spor yapmakla ilgisi yok bu işin.. Bu iş bir gösteriye döndü..
Bastırıyorsun parayı, alıyorsun iyi bir sporcu, başarıya susamış yığınlar sokağa çıkmak için hazır zaten..
Bir insanın kalitesi biraz da sevinç, üzüntü ve öfkesinde ortaya çıkıyor..
Biz; üzülünce de, kızınca da kantarın topuzunu kaçırıyoruz.. Olmuyor, olmuyor.. Biraz yükselince nasiyesi görünen insanlarla çok fazla ilerleyemezsiniz..
Almanya maçı saatlerinde, ya da genel anlamda maç saatlerinde, ülkemin üzerini bir kara bulut gibi kaplayan bu ruh hali dağılmadan, nasıl kıyafet dayatmasına karşı kıravat takmıyorsam, televizyonun önünde otursam, “goool” diye herkes ayağa fırlasa dönüp bakmayacağım inşallah..
Ben eski bir antrenörüm.. Sporu önemsiyorum. Ama yapmayı.. Hiç seyredilmez de değil, ama bu işin sporla filan pek ilgisi kalmadı gibi sanki..
Okullarda da spor filan yapıldığı yok. İBB, okullara spor salonları yapmış. Okula yakın mahalleye yap, herkes spor yapsın, belli saatlerde, günlerde de okullar yararlansın.. Sanki okullarda spor yapılıyormuş gibi. 19 Mayıs'a hazırlık, basit kültür fizik hareketleri; o kadar..
Bu okullardan yetişenlerin hali işte bu. Spor deyince anladıkları bu. Kütüphaneyi sevmezler. Okumazlar..
Aslında bu futbol da değil. Kendi halinde her ne kadar sert bir spor da olsa, bir mantığı var. Bir zeka gerektiriyor, ciddi bir performans, kondisyon, uyum, senkronizasyon, optimizasyon gerektirse de, bu hali ile bana eski Gladiatörleri ya da yarış atlarını hatırlatıyor.. Bugün bu iş bir sektör.
Allah encamımızı hayreylesin..
Hele bu işe bir de dinî kılıf giydirmiyorlar mı?
Sağcısı-solcusu, Alevisi-Sünnisi, Kürdü-Türkü, laikçisi ve şeriatçısını hepsini bir potada buluşturan futbol, acaba Milli Birliğimizin tutkalı olabilir mi? Belki birileri buna bel bağlamıştır.. Topluma bu noktada balans ayarı yapmak isteyen toplum mühendisleri bu işi önemsiyor olabilir.
Kimine göre “bu zafere ihtiyacımız vardı..” Kimine göre “bu her şeyin üstünü örttü..” Bu yığınlar savaş karşıtı mitinglerde ya da darbe karşıtı yürüyüşlerde yoktu.. Peki kimdi bunlar. Okumuşların sesi mi, yoksa varoşların mı? Zenginlerin sesi mi, yoksulların mı? Futbol kimin nesi.. Ezilmiş bir halkın öfkesi mi bu zafer kahkahası, yoksa bir çığlık mı?
Bilmiyorum ve sadece korkuyorum.. Ben o gün sokaklarda değildim, yarın da olmayacağım. “Allahım bizleri bağışla” diye dua ediyor olacağım ya da eğer silah sesleri susarsa o saatlerde uyuyor olacağım. Ya da bizim Yusuf Kaplan Nietzsche’nin “Deccal”ini okurum, daha iyi bir şey yaparım. İsteyen izler.. Bu da onun özgürlüğü.. Herkes benim gibi düşünmek zorunda değil, ben de onlar gibi..
Ben Vakit'teki spor sayfasına bile karşıyım aslında. Ama gençler istiyormuş.. Kardeşim Sami Özey alınmasın ama o sayfalarda ne yazılıyor, kim okuyor bilmem.. Zaten o da benim bu fikirlerimi bilir..
Yazının başlığındaki soru üzerinde herkes bir kere daha düşünüp kendi cevabını kendisi vermeli..
Ben hiçbir takım tutmuyorum, Milli Takım da olsa maçın sonucunu bile merak etmiyorum..
Allahım sen bizleri cahillik, fakirlik, ahlâksızlık, zulüm, malayani işler gibi ve buna benzer ahir zaman fitnesinin her türlüsünden koru..
(Amin)
Selam ve dua ile...

adilipak@vakit.com.tr

 
 

İNANÇ VE TUTUMLARDA SPORUN YERİ VE ÖNEMİ

*Hanifi Üzüm  *Yrd. Doç. Dr. Nevzat Mirzeoğlu

ÖZET

Tutum sosyal psikolojide “Bir bireye atfedilen ve onun psikolojik bir nesneye ilişkin duygu, düşünce ve muhtemelen davranışlarını organize eden bir bütün” olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada inanç, tutum ve spor kavramlarının birbiri ile olan ilişkisi incelenerek, sporun dünyada ve özelliklede ülkemizdeki insanların inanç ve tutumlarındaki yerine ve önemine değinilmiştir.
Araştırma genel tarama modellerinden biri olan betimsel çalışma yöntemi ile yapılmıştır. Bireylerin ve toplumların sportif inanç ve tutumları tarihsel bir süreç içerisinde günümüze kadar incelenerek, ülkemizde lisanslı olarak spor yapan kız ve erkek sporcuların branşlara göre istatistiki dağılımı çıkartılmıştır.
Araştırma bulgularına göre, sporcuların bölgelere göre dağılımına bakıldığında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki sporcu sayısının diğer bölgelere nazaran oldukça düşük olduğu gözlenmiştir. Bu yörelerde spora olan inanç ve tutumlardan dolayı bireylerin genelde takım sporlarından çok ferdi (Karate, Güreş, Judo, Taekwondo v.b) spor branşlarına yöneldikleri gözlenmiştir.
Sonuç olarak ülkemizde spora katılımı olumsuz etkileyen inanç ve tutumların yanlışlığı, Ayetler ve Hadislerle karşılaştırılarak tartışılmıştır.

GİRİŞ

Günlük yaşantımızda sıkça duyduğumuz kelimelerden olan inanç tutum ve spor kavramları insanlık tarihinin başlangıcı ile birlikte toplumsal normların içerisinde yer almış, toplumun sosyal, kültürel, ahlaki yapısına yön ve şekiller veren değerler olarak karşımıza çıkmıştır. Bu kavramların gelecekte de toplumsal yaşamda kendine önemli bir yer edineceğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Bireyin toplumsal bir birim olarak kabul edilmesi, bir çok psikolojik etmenin daha açık ve kapsamlı olarak tanınmasından sonra mümkün olabilmiştir. Bireyin tüm yaşamını kapsayan toplumsal bir etki alanı vardır. Bir çok davranış, başka bireylerle olan ilişkilerin algılanmasına, değerlendirilmesine ve onlar üzerinde edinilmiş yargılara bağlı olarak ortaya çıkar. İnsanın düşünsel dünyası, çok çeşitli ilişkilerden edindiği izlenimlerin oldukça karmaşık bir sonucudur. Birey birbiri ile çakışan ve çelişen, uyumlu yada uyumsuz bir yığın düşüncenin tutsağıdır. Bütün bu çok çeşitli düşünce, yargı ve değerler birbirinden kopuk, ilgisiz ve dağınık gibi görünse de her insanın düşünce yapısı, davranış kalıbı ve eylem çizgisi kendi içinde örgütlenmiş bir bütün halindedir (Tolan ve Diğerleri,1991 s, 258).
Hepimizin çevremizdeki insan, nesne, fikir ve olaylara ilişkin değişik tutumları vardır. Bu insan, nesne, fikir, kurum ve olaylara ne şekilde tepkide bulunacağımız büyük ölçüde bu tutumlarımız tarafından tayin edilir. Ayrıca bir çok sosyal ortamdaki davranışlarımızda, bir ölçüye kadar bu ortamlara ilişkin tutumlarımız tarafından şekillendirilmektedir. Bu nedenle tutum konusu; bireyin sosyal ortamlardaki davranışlarını inceleyen sosyal psikolojinin en önemli konularından birini oluşturmaktadır (Aydın,1985 s, 280).
Tutum terimi sosyal psikolojide genel olarak “Bir bireye atfedilen ve onun psikolojik bir nesneye ilişkin düşünce duygu ve muhtemelen davranışlarını organize eden bir eğilime işaret etmek için kullanılmaktadır” (Aydın,1985 s; 280).
Yukarıda verilen tanımdan da anlaşılacağı gibi, bir tutum bir nesneye ilişkin duygu düşünce ve davranış olmak üzere üç bileşenden oluşmaktadır. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bu bileşenler birbirinden bağımsız değildir. Karşılıklı olarak birbirini etkiler, birbirinden etkilenir ve çoğu kez aralarında bir tutarlılık bulunur (Aydın,1985 s; 280).
Bir tutumun bilişsel bileşeni bireyin tutum nesnesine ilişkin düşünce, bilgi ve inançlarından, duyuşsal bileşeni ise, bireyin tutum nesnesine ilişkin duygu ve değerlendirmelerinden oluşur. Davranışsal bileşenlerde ise, bir tutum genellikle bireyi tutum nesnesine ilişkin davranışlarda bulunmaya eğimli kılar. Bir nesneye ilişkin olumlu tutumu olan bir birey, bu nesneye karşı olumlu davranmaya, ona yaklaşmaya, yakınlık göstermeye onu desteklemeye yardım etmeye eğilimli olacaktır. Bir nesneye ilişkin tutumu olumsuz olan bir birey ise bu nesneye ilgisiz kalma veya ondan uzaklaşma, eleştirme hatta ona zarar verme eğilimi gösterecektir (Aydın, 1985 s;281).
Tutumlar, belirli değer yargılarının ve inançların arkasında gizlidirler. Ancak yaşam olayları karşısında davranış ve hareket biçimleri olarak şekillenirler. Dayandıkları inanç ve değer yargıları devam ettikçe devamlılıklarını sürdürürler. İnançlar ise tutum yapılarına girdikçe özel dinamik baskılar altına girmiş sayılırlar. Hatta belirli bir tutum içerisinde bir inanç özelliğini kaybedebilir veya değişebilir. Çünkü tutumlar dış çevresel etkilerle devamlı baskı altında bulunurlar ve bu durum onların değişmesine neden olabilir (Eren, 2001 s;173).
İnsanlarda ilk inançlar, doğa olaylarının iyi veya kötü şekilde cereyan etmesinin algılanıp zihinlerde yer etmesinden doğmuştur. İnsanlar sırrına eremedikleri baskı, korku, dehşet olaylarından yada aksine onlara iyi şeyler sağlayan hareket ve olaylardan etkilenerek tutumlarına yön vermişlerdir. Ancak, tutumların oluşmasında çevresel olaylardan etkilemeyi belirleyen doğuştan kazanılan yeteneklerinde rolü vardır (Eren, 2001 s;173). Tutumların oluşmasında etken olan bu çevresel faktörler ve doğuştan kazanılan yetenekler, diğer bütün alanlarda olduğu gibi beden eğitimi ve spor alanında da yüzyıllardır kendisini hissettirmektedir. Örneğin,
Otuza yakın ülkeyi gezerek “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” adlı kitabı yazan İngiliz futbol araştırmacısı Simon Kuper Brezilyadaki köylerin hepsinde kilisenin bulunmadığını ama en küçük yerleşim birimlerinde bile mutlaka bir futbol sahasının bulunduğunu belirtiyor. Yine Almanya Tübingen üniversitesi öğretim üyesi Diethamer Mieth futbolun günümüzde dinin yerini tuttuğunu bazen de dinin rakibi olabildiğini, Avrupa da cumartesi ve pazar günleri ayine gidenlerin sayısının oldukça azaldığını, dinin kurumsal açıdan etkinliğini yitirdiğini ve insanlarında bu yüzden manevi ihtiyaçlarını karşılamak için kiliselere değil de futbol maçlarına gittiğini bir çok konferansında dile getirmektedir (Kola 2002).
Sporun dini inançlar ve tutumlar üzerindeki bu olumsuz etkilerinin yanında dini inançlar ve tutumlarında spor üzerindeki olumsuz etkilerinden söz etmemiz mümkündür. Örneğin;
Hz. İsa’nın ölümünden sonraki 5. yy. girilen ve bin yıl süreyle tüm toplumsal gelişmeyi askıya alan dönemin adı “Karanlık Çağ” karanlığın simgesi ise Katolik kilisesidir. Bu dönemde bedenle ruhu sürekli bir çatışma içerisinde gören ve ruhun üstünlüğüne öncelik veren Katolik töresinin mantığının doğal uzantısı olarak vücudu bağımsızlığa mahkum etmek gibi bir fikir ve uygulama geliştirdiğini biliyoruz. İşte antik olimpiyat oyunları bu dönemde Roma İmparatoru Kral Thececosius’un emriyle sona erdirilmiş ve spor 15. yüzyıla kadar dinsel baskıların altında kalmıştır (Sporbilim.Com).
20 y.y.’da özellikle Avrupa da bazı dini akımların spor ile özdeşleşmesi sonucunda, sporun ruhuna ters olan bir takım şiddet olaylarının ortaya çıktığını görmekteyiz. Örneğin; İskoçya’ da ki iki ünlü futbol takımı Glasgow Rangers (Protestan) ve Celtics (Katolik) takımları arasında 02-01-1971 tarihinde oynanan maçta her iki takımın taraftarlarının bandolarla kendi dini müziklerini çalmaları sonucunda çıkan olaylarda 62 kişi hayatını kaybetmiştir (Erkan ve Diğerleri 1998).
Ülkemizde ise malesef halen daha bir takım yanlış dini inanç, tutum ve hurafelerin sporun üzerindeki önemli etkilerini görmekteyiz. Örneğin; İslam tarihinde “Kerbela” olayı olarak adlandırılan vakada Hz.Hüseyin’in boynunun kesilerek yerlerde yuvarlanması olayını günümüzde insanlar yanlış yorumlayarak topla oynanan sporlara, özellikle de futbola karşı olumsuz bir tutum içerisinde bulunmaktadırlar.
Verilen örneklerden de anlaşıldığı gibi dini inançlar ve tutumlar ile sporun zaman içerisinde sürekli olarak birbiriyle çatıştığını görmekteyiz. Oysa bu iki kurumun toplumsal işlevleri arasında bir paralellik söz konusudur. Çünkü her ikisinde de amaç, bireyleri zihinsel ve fiziksel olarak ruhsal doygunluğa ulaştırmaktır.



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9013
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6165
FATİHA SURESİ 5846
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4944
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3957

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.