Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
10 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 8
 Bugünkü Ziyaret 264
 Toplam Ziyaret 1100584

  Geri Dön

ÜLKETV
FOSİLLEŞTİRİLMİŞ EHL-İ SÜNNET CUNTASI
Fosilleştirilmiş deyimini, kendisini yenilemediğinden miadını doldurmuş ulema topluluğu için kullanılmıştır. Aşağıda İran Cumhurbaşkanının açıklamaları bizim için önemli referans olmaktadır. İçtihad kapısının açılabilmesi için, siyasî irade sahibi devlet kurucularının, laikik ilkesi gereği, dinî otorite üzerindeki baskısını kaldırması gerekmektedir. Ülke TV ülkemizde, ne kadar elit düşünür ve dinleyici varsa hepsinin gözdesi bir televizyon... Özellikle "Sıra Dışı" adlı programı ve sunucusu bam başka... Ama biz her nedense anlaşamadık ve anlaşılamadık. Ben, dinî düşünceyi 21. yüzyıla taşımak ve yapılanmasında bir yerlere gelmek için yoğun çaba harcıyorum. Konuyu medyaya getirmek ve televizyon kanallarının ilgili programlarına misafir olmak istiyorum. Misafir olmak ve dinî düşüncedeki yeni boyutları toplumuma duyurmak istiyorum.
Dostlarım ve özellikle şimdilerde bir makama gelmiş öğrencilerim sağ olsun.
Onların sayesinde, Haber7 TV'nin Ülke TV'sinde, "Sıra Dışı" programına misafir oldum.
"Kader" konusuna,alışık olduklarından farklı bir yorum getirdim. Bu sitemizde yayınladığımız biçimde yorumladım.
Elbette Ülke TV "Sıra Dışı" programının sunucusu bu "Kader" konusunun; bu yorum farkıyla anlatımına hiç rastlamadıklarından çok şaşırdırlar ve şaşkınlıklarını: "Süper Sıra Dışı" deyişiyle dışa yansıttılar.

 

Yeniden ilgililere başvurduğumda, ilk sıcak ilgiyi göremedim. Aldığım duyumlara göre, Haber7 TV kanalının sahipleri Salih Parlak'ın fikirelrinin dünyaya duyurulmasından endişeliler. Salih Parlak'ın zararlı insan olduğu düşüncesindedirler.

 

Düşünüyorum da ben ne kadar tehlikeli insanmışım?

Şu andaki ulemanın okudukları dışında, farklı kitap okumamışım ve hiçbir zararlı akıma saplantım olmamış.

 

Topluma kapalı değilim. 30 yıl öğretmenliğimde yetiştirdiğim öğrencilerimi hiçbir zararlı derneğe veya zararlı cemâate götürmedim. Zaten hiçbir cemâatin de aşırı tutkunu değilim.

 

Hiçbir siyasî partinin de üyesi değilim. Seçim bildirgeleri, iman dahilinde olan tüm siyasi partilere eşit davranırım. Oyumu elbette bir tanesine veririm.

 

Şimdi ben ne kadar müftüyü makamında ziyaret etmiş isem ne kadar ilahiyatçı ve Avrupa görmüş veya hacc amacıyla veya umre amacıyla Beytüllah'a yüz sürmüş imamı ziyaret etmiş isem, kendileriyle tartışmalı sohbet konusu açmışsam tek kelimelik cevap: "Ben Ehl-i Sünnettenim"...

 

Ben de Ehl-i Sünnettenim elbette. Ama dogmatik değilim.

 

Ne demek dogmatik?..

 

Kendisini karanlık bir odaya kilitleyen, aklını sadece bir büyük zata odaklayan, gözü onsuz görmeyen ve kulağı onsuz işitmeyen, her duygusu sadece bir büyük zata çevrilmiş olan "cunta" ve "mankurtlaşmış kişi" değilim..^

 

Ben tarihî Büyük Şahsiyetlere, postnişin şeyhlere, sahabe veya tabiîn dönemine yetişmiş mezhep imamlarına çok üstün zekalı bir insan olarak bakarım. Fikirlerine saygı duyarım; ama tapar gibi saygı duymam.

 

 O büyük kişilerin sözlerini nass olarak asla almam. İmam Azam'ın kendi çağındaki çağdaşlığını elbette kabul ederim. Ama Allah cc büyük adam olarak yalnız o mezhep imamlarını göndermemiş. Her yüzyılda İmam Azamlar üstün zekasında büyük insanlar gelir. Mezhep geliştirecek bilgi birikimine ulaşabilir. Kendi çağının büyük insanlarıyla sempozyum, forum ve bilimsel kongreler düzenler. Ortak kararlar alabilir. Bence o insan da çağın mezhep imamı olabilir.

Yeniden ilgililere başvurduğumda, ilk sıcak ilgiyi göremedim. Aldığım duyumlara göre, Haber7 TV kanalının sahipleri Ülke TV'nin Sıra Dışı adlı programın sunucusunu fena fırçalamışlar. Salih Parlak'ın programa neden misafir edildiğini sorgulamışlar.
Düşünüyorum da ben farklı kitap okumamışım ve hiçbir zararlı akıma saplantım olmamış.
Topluma kapalı değilim. 30 yıl öğretmenliğimde yetiştirdiğim öğrencilerimi hiçbir zararlı derneğe veya zararlı cemâate götürmedim. Zaten hiçbir cemâatin de aşırı tutkunu değilim.
Hiçbir siyasî partinin de üyesi değilim.
  Allah cc: "O zikri biz indirdik; biz! Elbette onu biz gözetleyip kollarız; biz!" Hıcr Sûresi: 9 buyurmaktadır.
Yani İslam dininin korumasını doğrudan üzerine almaktadır. Siz samimi düşüncelerinizi özgürce seslendiriniz. Bu Kur'ana sahip çıkmayınız. Onu yegane sahibi Biziz, biz; biz!
Allah cc âyet-i kerimesindeki tekidini üç kez yinelemektedir
Kur'an düzeninini ve mesajının korunmasını bizat üzerine almakta ve hiçbir güce bırakmamaktadır.
 Bu kadar sıkı koruyuculuğuna rağmen bizim fosilleşmiş Ehl-i Sünnet cuntası, Allah'ın cc güvencesini kendilerine mal etmektedirler.
"Fosilleşmiş" diyorum; çünkü bu cunta, dört olan edille-işer'iyyeyi ısrarla ikiye indirgemektedirler.
Kitap ve Sünnet dışındaki icmâ'-ı Ümmet delilini inkaretmektedirler.
İşte biz bu indirgeme yüzünden Kur'anı kendi tekellerine almaları ve hadis-i şeriflere de Kur'an kadar ve ahkam koyarken Kur'anı neshedebilecek güçte görmelerinden dolayı kendilerine katılmadığımızı bildiremk isteriz.
 Namazın rek'at sayısını ve kılınış biçimini biz hadis-i şeriflerden öğrenmekteyiz. Ama bu açıklama, Kur'ana ilave değildir; ancak Kur'an âyetinin açıklamasıdır.
Hadis-i şerifler Kur'an âyetini neshedecek güçte değildir.
Hadis-i şerif, ahkam koyucu güçte değildir. Sadece Kur'an Ayetlerinde açıklık getirilemeyen konulara açıklık getirmektedir.
İmam Azam, mezhep kurucusu olarak kendisinden sonra imam kaul edilmiştir.
 
 
Rafsancani: Modern fıkha ve ictihada ihtiyaç var
Rafsancani, içtihat üzerinde konuştu, Şia'da kapalı olan ictihad kapısının ehl-i sünnetle ortak olarak açılmasını istedi.
Çarşamba, 24 Aralık 2008


Dünya Bülteni / Haber Merkezi

İran'ın eski Cumhurbaşkanı ve din adamı Rafsancani, bir çok dini konuda, ehl-i sünnetle birlikte yeni ictihatlar ve yollar geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
 
Ayetullah Haşimi Rafsancani, Tahran Üniversitesi'nde yapılan "Modern Çağda İctihad" başlıklı sempozyumun açılışında, dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
 
Rafsancani, konuşmasında, fıkıh sahasında İslam Dünyasındaki kopukluk ve geleneklere bağlı kalmaktan şikayet etti, Sünni ve Şii ulemanın ortaklaşa, modern çağ insanının sorunlarına cevap verecek içtihatlar geliştirmesini istedi.

Cam-i Cem gazetesinin aktardığına göre Rafsancani'nin konuşmasında dikkat çeken başlıklar şöyle:
 
- Artık devlet anlaşıyışı değişiyor. Küresellik, yerellik ve ulusallığa galebe çaldı. İslam da bir evrensel dindir, ulusallık ve ulus devlet anlayışına dayanan görüşleri kontrol etmeli ve değiştirmeliyiz.

- Fıkıh Üniversiteleri kurulmalı. Büyük ve dinen önemli sayılan şehirlerde farklı mezheplerin fıkıh okullarının eğitim verdiği üniversiteler kurulmalı, Şia ve Ehl-i sünnet alimlerinin modern çağa çözüm üretmesi sağlanmalı.

-Bazı fıkhi hükümler kökten değiştirilmeli. Örneğin Şia'da var olan, kadının ölen kocasının gayrimenkullerinden miras alamaması kuralı bana makul gelmedi. Üzerinde dikkatle durunca anladım ki bu husus Hz. Peygamber'in ölümü üzerine çocukları ile bir hanımı arasında çıkan miras meselesine dayanıyor ve Şia ile Ehl-i sünnet arasındaki ihtilafın temelini oluşturuyor. Bu konuyu Kum'daki din alimleri arasında konuştum, üzerinde görüştük. Nihayet bu konuda bir kanun tasarısı hazırlandı, kabul edilmesi için meclise gönderildi.

-İçtihat uzmanlık heyet işi olmalı. İçtihat basitçe bir kişiyi taklit konusu olmaktan çıkarılmalı. Bütün sorunlarını bir kişinin dediklerine göre halletmeye çalışmamalı. Oluşturulacak fıkıh ve içtihat uzmanlığı müessesesi gerekli hükümleri çıkarıp sunmalıdır. (Şia'daki taklid müessesine atıf var)

-Ehl-i sünnetle hilafet meselesi tartışılmamalı. Ehl-i sünnetle geçmişte kalmış hilafet meselesi konuşulmamalı. Bunun yerine hem müşterek değer olan hem de günümüzün de meselesi olan Ehl-i beyt'in mevkisi konuşulmalı ve kabul edilmeli.

-İçtihat aklen ve dinen zaruri bir ihtiyaçtır. İçtihat, Hz. Peygamber zamanında vardı, sonradan kesildi. İslam'ın ilk asırlarında içtihat yolu açıkken, daha sonraları dini konularda gelenekler oluşmuş içtihat etmek zorlaştırılmıştır.

-Şia'da içtihat, Ehl-i sünnet kadar açık ve kolay değil. Şia mezhebinde masum imamları taklit etme inancı yüzünden içtihada gerek görülmemiştir.

-Pehlevi şahlığı döneminde, İran'da din uleması büyük zarar görmüş ve gerilemiştir.

-Devrim lideri İmam Humeyni de içtihat ve yenilik taraftarıydı.

Aynı zamanda dini lider Ali Hamaney'in Danışma Kurulu'nun da başkanı olan Haşimi Rafsancani, İran'da reformcu kanadın önde gelenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu son konuşmasının genelde dinde özelde ise Şia'da reform isteği şeklinde anlaşılıp, muhafazakâr din adamlarının tepkisini çekip çekmeyeceği merak ediliyor. Ancak daha şimdiden söyledikleri büyük yankı uyandı.
 
Rafsancani, İslam dünyasında Arap ülkeleri ve Sünni camia ile kurduğu iyi ilişkileriyle de tanınıyor.

 
 
İşte bu makale, tamamen bizim çalışmamızla örtüşmektedir. Konuyu kendini yenileyememiş, kısır döngü içinde dönüp duran ve yeni bir fıkıh ve yöntem üretemeyen Ehl-i Sünnete karşı birleştirici önlem olarak işledik.
 
   
Mevlana'nın söyleyişiyle: " Testinin içinde ne varsa dışarı o sızıyor"...
Biz sosyoloji bilimindeki açıklamaları esas alarak: testinin içindekileri, manevî değer biçiminde iman ve dışına sızanları da sosyal norm biçiminde "amel-i salih" olarak seslendiriyoruz.
İşte bu yeni bir gelişmedir.
İman ve amel-i salih kavramlarını sosyolojiden yarlanarak yeni bir biçimde açıklıyoruz.
Oysa meallere baktığımızda; "salih amel" deyimi için: "iyi davranışlarda bulunanlara", "iyi işlerde bulunanlara",  "salih amellerde bulunanları",  "yararli isler yapanlara"... gibi anlamlar verilmiştir. 
Bu, tamamen anlamsızdır ve anlaşılmaktan çok uzaktır. Somut bir anlam verilememektedir.
Oysaki testinin içinde kalırsa iman olmaktadır. Ama o testinin içindekiler dışa sızabiliyorsa o dışa vurulan imanın adı: "salih amel" olmaktadır.
İşte bu  yorum farkı açıklamalarımız şiddetle tepki almaktadır.


 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9010
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6164
FATİHA SURESİ 5845
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4942
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3955

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.