Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
22 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 1
 Bugünkü Ziyaret 117
 Toplam Ziyaret 1092094

  Geri Dön

ÂİDİYET
KUR'AN-I KERİMDE AİDİYET İLE İLGİLİ AYETLER
Kur'an-ı Kerimde bugün için kamuoyunu ilgilendirip, ancak Ehl-i Sünnetve'l-Cemâatlık şemsiyesi altındaki gençler ve yaşlı okumuşların sansüründen geçemeyen pekçok kavramlar bulunmaktadır.

Bu sansüre takılan Ehl-i Sünnet akidesindeki diyanet ve ilâhiyat gençliği ve o gençliği yönlendiren üst zümre din adamlarını oluşturan ilahiyat hocaları ve diyanet yetkilileri bir türlü çağlarına ayak uyduramıyorlar ve cemaatlerde hareketlilik bir türlü dinmiyor.

Âidiyet, benim anladığım kadarıyla Kur'an-ı Kerimde geçmektedir. "Eymân" sözcüğü çoğu âyet-i kerimede bu anlamını korumakta ve bazı yerlerde de bilindiği biçimiyle" yemin" anlamına gelmektedir.

Birkaç örnek âyet verelim:

"Âidyetlerinizin; daha doğrusu gönülden veren, takvayı yaşayan ve halk içinde uzlaşmacı vatandaş olduğunuzun gergisi immişçesine Allah'ı kullanmayın. Allah sonsuz işitip karakteri kader bilgisiyle iyi tanır" Bakara Sûresi: 222.

"Kuşkusuz Allah yükümlülüğünü ve aidiyetini değiştirip karşılığında çok az bir dünya kazancını satın alan bu kişiler... evet o karakterdekilerin ahirette hiçbir alacakları yok; Allah onları kıyamet günü hiç konuşturmaz ve yüzlerine bile bakmaz. Ayrıca onları aklamaz ve onlar için çok acı veren azap vardır" Âl-i imran Sûresi: 77.

Buradaki âidiyet, din birliği anlamında, din âidiyeti olarak alınmıştır. Müslümanlığından eziklik duyan kişi, Müslüman kimliğini dışa vurmaktan çekinen, başka kimlik göaterisi yapan kişidir.

Burada Allah'a cc verilen söz, ahid, sözleşme ve andlaşmayı askıya alan kişi, aynı zamanda dinî kimliğini dışa vurmaktan ve toplum önünde dinî kimliğini, ait olduğu cemâati, ait olduğu cemâat önderini ve o cemâatin simgesi olan kılık-kıyafeti dışa vuramayan kişi Allah'a cc verdiği kader andlaşmasını da askıya alır.

Bizim gerekeçemiz, Allah'a karşı yükümlülük, ahit olarak verilmiş ve ona atıfta bulunularak eyman da âidiyet olmaktadır.

"Eğer yükümlülüklerine rağmen aidiyetlerini askıya alır, dindarlığınıza dil uzatırlarsa, devletinizi tanımayan elebaşılar olarak onlarla sıcak savaşa girin; onlarla vatandaşlık bağı kalmamış. Ola ki geri dururlar. Aidiyetlerini askıya alıp size başa güreşme göz dağı vererek o Resulü saf dışı etmeye yeltenen toplulukla sıcak savaşa girmez misiniz?! Yoksa onlardan çekiniyor musunuz? Eğer gerçek inanmış topluluk iseniz kendisinden korku içinde olmanıza en lâyık Allah'tır" Tevbe Sûresi: 12-13. İnsanlar, âidiyetleriyle yaşar, tanışır, uluuslararası kimlik kazanırlar. İnsanların soyadları, ilk âidiyetidir. Bir ailenin, bir sülalenin, bir klanın kimliğini alır, onun gururuyla yaşar ve o soyadını nesillerine aktarırlar. Kur'an-ı Kerimde âidiyet: "eymân" biçiminde geçmektedir. "mâ meleket eymânüküm" ifadesi, tamamen işçi-işveren hukukunu düzenlemektedir. Aşağıdaki alıntı yazı, Güney Afrika'da yaşanan bir aidiyet örneğini canlandırmaktadır. Lütfen okuyun ve değerlendirin.


Gençlerin oyu hangi partiye Araştırma

Yukarıdaki başlık altında kaleme alınan "Araştırma" yazısı, benim Kur'an-ı Kerim tefsirinden algıladığım kadarıyla "âidiyet" konusunu işlemektedir. Bu nedenle âidiyet konusunun dindeki yapısını daha iyi anlatabilmek için yazıyı buraya alıntıladık.

İman, âidiyet değildir. çünkü iman dışa yansıyan bir değer değildir. Kalpte bulunmaktadır.

Ancak İslam, âidiyettir. Çünkü İslam, imanın dışa yansımasıdır ve ameldir; amel-i salihtir:

"Kuşkusuz Allah yükümlülüğünü ve aidiyetini değiştirip karşılığında çok az bir dünya kazancını satın alan bu kişiler... evet o karakterdekilerin ahirette hiçbir alacakları yok; Allah onları kıyamet günü hiç konuşturmaz ve yüzlerine bile bakmaz. Ayrıca onları aklamaz ve onlar için çok acı veren azap vardır" Âl-i imran Sûresi: 77.

Kılık-kıyafet, siyasi simgedir ve ameldir, bir şeyi dışa vurmaktır. Kişinin kılık-kıyafeti, kalbindeki imanı kadardır. Kişinin imanı ne kadar sağlam veya sakat ise kılık-kıyafet takınma cesurluğu veya korkaklığı da o kadardır.

Bu âyet-i kerimede Müslüman âidiyetini korkmadan dışa vurma konusu işlenmektedir. Münafıklık eden kişi, Müslüman ülkede yaşayan kâfir ise küfrünü gizleyen ve küfrünü dışa vurma korkaklığını gösteren kişidir. Ama laik ve küfür üzere bulunan ülkede de Müslüman münafık; imanını dışa vurma korkaklığı gösteren kişidir.

Bu âyet-i kerimede münafıklık konusu işlenmiştir.

  Âidiyet, benim anladığım kadarıyla Kur'an-ı Kerimde geçmektedir. "Eymân" sözcüğü çoğu âyet-i kerimede bu anlamını korumakta ve bazı yerlerde de bilindiği biçimiyle" yemin" anlamına gelmektedir. Çoğunlukla Medeni sûrelerde geçen eymân sözcükleri âidiyet anlamı taşımaktadır.
Birkaç örnek âyet verelim:
"Âidyetlerinizin; daha doğrusu gönülden veren, takvayı yaşayan ve halk içinde uzlaşmacı vatandaş olduğunuzun gergisi immişçesine Allah'ı kullanmayın. Allah sonsuz işitip karakteri kader bilgisiyle iyi tanır" Bakara Sûresi: 222.
Buradaki âidiyet, din birliği anlamında, din âidiyeti olarak alınmıştır. Müslümanlığından eziklik duyan kişi, Müslüman kimliğini dışa vurmaktan çekinen, başka kimlik göaterisi yapan kişidir.
Burada Allah'a cc verilen söz, ahid, sözleşme ve andlaşmayı askıya alan kişi, aynı zamanda dinî kimliğini dışa vurmaktan ve toplum önünde dinî kimliğini, ait olduğu cemâati, ait olduğu cemâat önderini ve o cemâatin simgesi olan kılık-kıyafeti dışa vuramayan kişi Allah'a cc verdiği kader andlaşmasını da askıya alır.
Bizim gerekeçemiz, Allah'a karşı yükümlülük, ahit olarak

"Eğer yükümlülüklerine rağmen aidiyetlerini askıya alır, dindarlığınıza dil uzatırlarsa, devletinizi tanımayan elebaşılar olarak onlarla sıcak savaşa girin; onlarla vatandaşlık bağı kalmamış. Ola ki geri dururlar. Aidiyetlerini askıya alıp size başa güreşme göz dağı vererek o Resulü saf dışı etmeye yeltenen toplulukla sıcak savaşa girmez misiniz?! Yoksa onlardan çekiniyor musunuz? Eğer gerçek inanmış topluluk iseniz kendisinden korku içinde olmanıza en lâyık Allah'tır" Tevbe Sûresi: 12-13.
 

Bir öğretim görevlisi gençlerin siyasi eğilimlerini ve bugün seçim olsa hangi partiye oy vereceklerini araştırdı. İşte Türkiye gençliğinin siyasi portresi:

Bahçeşehir Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Selçuk Şirin'in yürüttüğü "Genç Kimlikler Araştırması", Türk gençliğinin kendini nasıl tanımladığını ve bu tanımlamaların dini ve siyasi tercihlerle ilişkisine ışık tutuyor.

Araştırmada dikkat çeken unsurlardan biri kendini milliyetçi olarak tanımlayan gençlerin oy tercihinin öncelikli olarak CHP ve AK Parti gelmesi. MHP ülkücü gençlerin yarısının oyunu alırken yarısı ise başka partileri tercih edeceğini belirtmesi de bir başka dikkat çekici sonuç. CHP'li gençlerin yüzde 15'e yakını kendini İslami kesime yakın görürken, AK Parti'ye oy veren her 10 kişiden 4'ü kendini Kemalist olarak görüyor.w

GENÇ KİMLİKLER ARAŞTIRMASI

Türkiye gençliği üzerine bir alan çalışması olan "Genç Kimlikler Araştırması" Türkiye'deki 18-25 yaş arası gençlerin siyasal, kültürel, ve sosyal kimliklerini ortaya çıkaran süreçleri anlamak ve gençlerin kimlik arayış sürecinde karşılaştıkları zorlukların dökümünü yapmak amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma 15 Nisan - 30 Haziran 2009 tarihleri arasında 52 il merkezi ve 253 ilçe merkezi ve sınırlı sayıda köyde, 18-25 yaş arasında bin 403 genç ile yapıldı. Yrd. Doç. Dr. Selçuk Şirin tarafından yürütülen araştırmanın odak grup çalışmaları Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nilufer Narlı ve Denison Üniversitesi'nden Yrd. Doç. Dr. Nida Bikmen tarafından yürütülürken mülakatlar Gazeteci Haluk Kalafat tarafından gerçekleştirildi. Anket çalışmalarının uygulaması ise Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji bölümlerinden 47 öğrenci tarafından yapıldı.

SİYASİ GÖRÜŞ ÇATILARI

Araştırmanın sonuçları Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampusü'nde düzenlenen toplantı ile Yrd. Doç. Dr. Selçuk Şirin tarafından basına açıklandı. Araştırmada gençlere kendi siyasal çizgilerini nasıl gördüklerini aşağıdaki 8 kategoriden her birine ait olup olmadıklarını sorarak belirlendi. Her soru bağımsız sorulduğu için gençler bu seçeneklerden birden çoğuna evet diyerek birden çok siyasal gruba aidiyetlerini ortaya koyabildi: "Kemalist -Atatürkçü, İslami Kesim, Muhafazakar, Milliyetçi, Ulusalcı, Ülkücü, Sol(Sosyal Demokrat), Sosyalist-komünist"

CHP'YE OY VERENLERİN SİYASİ ÖNCELİKLERİ

Araştırmaya göre CHP'ye oy veren her 10 gençten 9'u kendisini Kemalist-Atatürkçü olarak ifade ediyor. CHP'ye oy veren gençlerin yüzde 60'ı kendilerini aynı zamanda Solcu-Sosyal Demokrat olarak görüyor. Yüzde 5,7'si kendini muhafazakar olarak tanımlıyor. CHP'li gençlerin yüzde 14,4'ü kendilerini İslami kesime ait görüyor. Ulusalcı ve Milliyetçi sıfatları CHP'ye oy veren gençler tarafından aynı şekilde algılanıyor.

AK Parti'ye oy veren her 10 gençten 4'ü kendini Atatürkçü-Kemalist olarak görüyor. AK Parti'ye oy veren her 10 gençten 8'i kendilerini İslami kesime ait hissediyor. Yüzde 64,7'si Muhafazakar, yüzde 54,4'ü de Milliyetçi olarak görüyor. Yüzde 9,1'i de kendilerini Solcu olarak ifade ediyor. Yüzde 4,4'ü de Sosyalist olarak ifade ediyor.

KEMALİSTLERİN SİYASİ ÖNCELİKLERİ

Kemalistler kendilerini en çok Türk kimliğine, sonra Laik kimliğe son olarak Müslüman kimliğe ait hissediyor. İslami kesim kendilerini en çok Müslüman kimliğine, sonra Türk kimliğe en az da Laik kimliğe ait hissediyor. Ülkücüler kendilerini en çok Türk kimliğine, sonra Müslüman kimliğe son olarak da Laik kimliğe ait hissediyor.

AK PARTİ'YE OY VERENLERİN SİYASİ ÖNCELİKLERİ

AK Parti'ye oy verenler kendilerini en çok Müslüman kimliğe, sonra Türk kimliğine son olarak Laik kimliğe ait hissediyor. CHP'ye oy verenler kendilerini en çok Laik kimliğe, sonra Türk kimliğine son olarak da Müslüman kimliğe ait hissediyor. MHP'ye oy verenler kendilerini en çok Türk kimliğine, sonra Müslüman kimliğe son olarak da Laik kimliğe ait hissediyor. DTP'ye oy verenler kendilerini en çok Müslüman kimliğe, sonra Laik kimliğine son olarak Türk kimliğine ait hissediyor.

AK Parti ve CHP'ye oy veren gençler arasında siyasal ayrımcılık açısından anlamlı bir fark yok. Kendisini Kemalist olarak tarif eden gençler, diğer gençlere göre çok daha az siyasal ayrımcılığa uğruyorlar. DTP'li gençler her bakımdan daha fazla siyasal ayrımcılığa uğruyorlar. MHP'li gençler en az siyasal ayrımcılığa uğrayan grup.


-BUGÜN SEÇİM OLSA-


Araştırmaya göre bugün bir seçim olsa gençlerin tercihi CHP olacak. Gençlerin yüzde 31,7'si oyunu CHP'ye, yüzde 24,7'si AK Parti'ye, yüzde 11,7'si MHP'ye oy verecek. Kararsızların oranı ise yüzde 18.

Gençlerden kendilerini Kemalist-Atatürkçü olarak gençlerin yüzde 56,4'ü bugün seçim yapılsa oyunu CHP'ye vereceğini belirtti. Kemalist-Atatürkçü gençlerin yüzde 43'ü CHP'ye oy vermeyeceğini ortaya koydu. Bu gençlerin yüzde 19'u AK Parti'ye oy vereceğini bildirdi. DTP, Kemalist-Atatürkçü gençlerin en az tercih ettiği parti.

Kendini İslami kesime ait hisseden gençlerin yüzde 56'ya yakını oyunu AK Parti'ye vereceğini belirtirken, yüzde 44'ü bu partiye oy vermeyeceğini dile getirdi. CHP İslami kesime ait gençlerin yüzde 13'ünden oy alabiliyor. Kendilerini muhafazakar olarak ifade eden gençlerin yüzde 63,2'si oyunu AK Parti'ye vereceğini belirtiyor. CHP muhafazakar gençlerin yalnızca yüzde 7'sinden oy alabiliyor.

CHP milliyetçilerin en çok tercih ettiği parti. Kendilerini milliyetçi olarak gören gençlerin yüzde 35'i CHP'ye oy vereceğini belirtirken, yüzde 32'si AK Parti'ye oy vereceğini söylüyor. Milliyetçi gençlerin yüzde 22.5'i MHP'ye oy vereceğini dile getiriyor.

Kendilerini ulusalcı olarak ifade eden gençlerin yüzde 46'si bugün seçim olsa CHP'ye oy vereceğini söylüyor. Ulusalcı gençlerin yüzde 24.8'i AK Parti'ye oy vereceğini dile getiriyor. MHP'ye vereceğini söyleyenler ise yüzde 19 oranında.

-ÜLKÜCÜLERİN YÜZDE 1'İ DTP'YE OY VERİYOR-

Ülkücü gençlerin yüzde 49.5'i MHP'ye oy vereceğini belirtiyor. Ülkücülerin yüzde 28'i AK Parti'ye oy vereceğini belirtiyor. CHP'ye oy vereceğini belirten ülkücülerin oranı ise yüzde 14 civarında. Ülkücülerin yüzde 1'i DTP'ye oy vereceğini belirtiyor. Araştırmaya göre MHP ülkücü gençlerin yarısından oy alamıyor.

Kendilerini solcu-sosyal demokrat olarak niteleyen gençlerin yüzde 61'i CHP'e oy vereceğini belirtiyor. Solcu gençlerin yüzde 7'si AK Parti'ye, yüzde 14'ü DTP'ye yüzde 5'i MHP'ye oy vereceğini dile getiriyor.

AK Parti'ye oy veren her 100 gençten 38'i kendini Atatürkçü-Kemalist olarak görüyor. Yine AK Partili her 100 gençten 78'i kendini İslami kesime yakın görüyor. Her 100 AK Partili genç kendini sosyalist olarak tanımlıyor.

Alevilerle Sünniler kadar kendilerini aynı düzeyde kendini müslüman gördüğü ortaya çıktı. CHP ile AK Parti hemen hemen aynı seviyide kendini müslüman olarak adlandırıyor.

Ermeniler, Aleviler, CHP'liler diğer gruplara göre daha çok kendilerini laik kesime yakın görüyor. DTP'liler AK PArtililerden daha az kendni laik olarak görüyor. Kemalist gençler aidiyetlerini sırasıyla Türk kimliği, laik kimlik ve müslüman kimliği olarak görüyor.

-TOPLUMSAL BASKI

Toplumsal baskı analizi 37 değişik soruyla yapıldı. Herhangibir mağduriyete uğranıp uğranmadığı soruldu. AK Parti ve CHP'ye oy veren gençler arasında maruz kalınan ayrımcılık açısından bir fark yok. Dar gelirli, DTP'li ve Kürt kökenli gençler diğer kategorilerdeki gençlerden çok daha fazla ayrımcılığa uğruyor. MHP'liler en az ayrımcılığa uğrayan grup.

Aleviler ve şafiler Hanefilere göre mağdur olduklarnı hissediyor. Ermenilerin oranı çok yüksek çıkmıyor. Ermeniler gençler kendilerini biraz daha Türk ve laik kesime ait görüyor. Ermeniler, Kürt gençlere göre daha çok mağduriyete uğramıyor.

Dar gelirli, Kürt, Alevi, Şafii ve DTP'li gençler en fazla siyasal baskı hisseden grup. Yüksek gelirli, Ermeni, Hanefi ve MHP'li gençler en az siyasal baskı hisseden grup. CHP ve AK Partili gençler arasında toplum içinde siyasal baskı görme bakımından anlamlı bir fark yok.

Gelecekten en umutsuz grup dar gelirli gençler. Kürtler etnek gruplar içinde ve DTP'liler geleceğe en fazla karamsar olarak bakan kesim. Ermeni ve Türk gençleri arasında umutsuzluk anlamında bir fark yok. CHP'li gençlerle AK Partili gençler arasında gelecek beklentileri açısından bir fark yok.

"Fırsatınız olsa Türkiye'ye dışında bir ülkeye yerleşmek için gider misiniz?" sorusuna cevap veren gençler içinde "Evet" diyen en geniş kesim CHP ve DTP'liler oluşturuyor.

(CİHAN)

 
 

Bünyân-ı Mersûs” - Sağlam Yapı

  İstanbul, 7 Aralık 2007

Halk olarak hepimizi bir arada tutan nedir? Devlet adamlarımız ve yazar çizer, bilim adamı olan birileri, bu sorudan aciz kalmışlar ve sonunda Anayasa’ya, Anayasa’daki T.C. vatandaşlığı kavramına sığınmışlardır. Bunu sebep olarak görüyor ve gösteriyorlar. Ama, bu, sadece hukuki, resmi bir bağdır. Sebep değil, sonuçtur. Bizler, anayasal vatandaşlık bağıyla birbirimize bağlı olduğumuz için “bir arada” değiliz; “bir arada” olduğumuz için bunu bir de hukukî bir bağla güçlendirmek ihtiyacını duymuşuz ve bu bağa resmilik hüviyeti vermiş ve kazandırmışız.

Oysa bizi bir arada tutanın ne olduğunu görmek hiç de zor değil; diğer toplumlarınkine göre, çok daha kolaydır. Çünkü: bizi birbirimize bağlayan, bizi bir arada tutan bağlar, diğer toplumlarınkinden çok daha somut, çok daha yoğun, çok daha sıkıdır. “Birlikte yaşama”, bizde çok daha tabiî, çok daha keskin, çok daha anlaşılırdır.

Bizi bir arada tutan, sadece hukukî, resmi bir bağ değildir. O kutlu bir bağdır. Ah, bilsek, o ne kadar kutlu bir bağdır!

O, öncelikle “milletdaşlık” bağıdır. Ayni millete mensup olma bağı, aynı milletin “çocukları” olma bağıdır. Kutlu bir milletin çocukları olma bağıdır. Nedir bu millet? Bu millet, adıyla sanıyla “İslâm Milleti” dir. Hz. Âdem’den başlayarak, muvahhidler, müminler, Millet-i İbrahim adlarıyla gelen, Peygamber Efendimiz’den itibaren de “İSLÂM MİLLETİ” adını alan, Allah’ın izni ile kıyamete kadar da sürecek, gerçek insanlığın ve insancılığın milleti olan millettir. Bu bağla biz birbirimize kopmaz bir biçimde bağlıyız. Kimse bizi birbirimizden ayıramayacaktır. Yine de, Batı, ruhuna işlemiş fitnecilik karakteriyle boş durmamakta, bizi birbirimize bağlayan kutlu millet bağını kemirerek, farklılıklarımızı ayrımcılık, bölünmüşlük, parçalanmışlık yönünde kullanmaya çalışıyor. Milletimizi, yurdumuzu bölüp parçalamak için bin dereden su getiriyor. A.B.’ye girmek isteyen devleti, bir bahaneyle bu yönde şartlandırıyorlar. Etnik farklılıkları, inanç farklılıklarını ileri sürerek, sözde, kişilerin insanlık haklarını, özgürlüklerini koruma, sağlama adı altında aramızdaki milletdaşlık bağını gevşetmek, derinleştirmek, toplumda çatlaklıklar oluşturmak, bu çatlaklıkları büyütmek, sonunda milleti paramparça hale getirmek istiyorlar.

Batı’nın kendisine uyum sağlamamız için bizden istediklerinin içimizde hiç kimseye hiç bir gruba faydası yok. Parça için yararsız, hatta zararlı olan, “bütün” için daha çok zararlı olur.

Bizi bir arada tutan bağ milletdaşlık bağı, çok sağlam bir temele sahiptir ve yıkılmaz kale gibi bir zemine oturmaktadır. Bu, sadece, aramızda 1923’te başlayan bir hukuk bağından ibaret değildir. Bu, ezeli bir bağdır. İlâhi bir bağdır. Kur’an-ı Kerim’de zikr edilen bir bağ. Ruhların verdiği söz. Denilebilirse, bu, sadece, Rousseau’nun sözünü ettiği, o günden bu güne kabul gören içtimaî mukavele, sosyal mukavele veya bugün “toplum sözleşmesi” olarak adlandırılan sosyolojik bağdan da ibaret değildir. Metafizik bir bağdır. Ruhlarımızın ezelden verdiği söz bağıdır. Toplumsal bağ, bu bağın bir uzantısı, hukuksal bağ da bu bağın bir sonucu, uzantısı ve yansımasıdır.

Milletdaşlık, içi boş bir kavram değildir. İçi dolu bir kavramdır. Coğrafya, tarih doludur. Yurttaşlık, tarihdaşlık bu bağı çok güçlendirir. Vatandır bizi bağlayan. Vatan nedir? Millet nedir? Vatan ve millet, uğrunda ölünen toprak ve topluluktur. “Ben ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım” irade ve ruhudur. Ezel sözünün altını çiziniz. Halk türkülerine kadar bu ruh sızmıştır; “Urfalıyım ezelden” vb gibi, Urfalı olmak, bu milletin çocuğu olmak, müslüman olmak, Hz. İbrahim’e, hatta ezele gitmek bitişmek demektir. Yoksa, sadece, bir etnisite söz konusu değildir. Ortak bir inanç ve metafizik, ortak bir toplum yaşantısı, ortak yurt, ortak tarih, ortak bir kültür, ortak bir medeniyet oluşturmuştur. Hem milletdaş, hem yurttaş, hem dindaş, hem devletdaş, hem medeniyetdaşız.

Evet, biz milletdaşız. Bu tarihi sosyolojik toplum sözleşmesi, din ve metafizik sözleşmesi özlü bir inanç düşünce ve yaşantı bağıdır. Ayni zamanda devletdaşız. Sadece ayni toplumun, ayni milletin çocukları değil, ayni zamanda ayni devletin bağlısı, uyruğu, yurttaşıyız. Bu devlet, isim, sınır, toprak, rejim değiştirebilir. Fakat, temelde, Peygamber Efendimizin kurduğu devlet, Dört Halife Devleti, Emevi, Abbasi, Selçuklular, Osmanlılar ve irili ufaklı daha bir çok devlet görünümünde, bütüncül veya parçalı ortaya çıkan ayni devlettir. T.C. Devleti de Osmanlı Devleti’nin küçülmüşü, uzantısı ve rejimi değiştirilmişi, batılılaştırılmışı, batılılaştırılmaya dönüştürülmüşüdür. Kuruluşunda, Batıdan gelen nasyonalizm ve laiklik düşüncelerinin etkisinde kalmıştır. Bugüne kadar böyle gelinmiştir. Ancak, şimdi, büyük problem doğuruyor bu yapılaşma. Ama yine de onun altında her şeye rağmen, asıl yapı, temel yapı, ana yapı duruyor. Milletimizin ruhunda bu duruyor. A.B. hülyası, aldatmacası bu temeli yıkamayacak.

Evet, medeniyetdaşız. Ortak kültürümüz, şiirimiz, musikimiz var. Halk musikisi, klasik musiki, tüm etnik gruplar için ortak. Halk şiiri, Divan şiiri, Mevlâna, Hacı Bektaş, Y. Emre, Fuzulî, bu çeşitlilik, bu zenginlik, milleti ayırmaz, birbirine perçinler. Bunlardan ayrılmak, karanlığa düşmek, uçurumlara yuvarlanıp kaybolmak demektir. Çok ırklı, çok dilli, çok renkli bir milletiz.

Evet, Tarihdaşız. Sevinç ve üzüntü, zafer ve yenilgi, övüncü ve utancı ortak bir milletiz. Binlerle ifade edilen yılları, devirleri, zamanı, kahramanlık, yiğitlik destanlarıyla ortakça doldurdu toplumumuz. İnanç, vatan, millet uğruna binlerce öldük, şehit olduk. Şehitlik, milletdaşlığın ana harcıdır. Ne tevafukdur ki, şehitlik, birlikteliğimizin, millet yapımızın horasanıdır. Kur’an-ı Kerim’in bünyân-ı mersûs ifadesi, millet yapımızın sağlamlığını, safların sıkılığını taşları birbirine kurşunla perçinlenmiş, kenetlenmiş, bir duvar benzetmesi ile gözlerimizin önünde canlandırıyor.

Yurtdaşız. Dağlarımızı, ırmaklarımızı, yollarımızı, denizlerimizi, göğümüzü, toprağımızı birlikte tasarruf ediyoruz. Bu yurt, bu toprak, bizimle yoğrulmuştur, biz onunla yoğrulmuşuz. Hamurumuz, çamurumuz aynıdır. Şehirlerimizi, köy ve kasabalarımızı, kütüphanelerimizi, sebillerimizi, hanlarımızı, hamamlarımızı, hep birlikte sahiplenmiş bulunuyoruz.

Bütün bu, tüm dünyadan değerli varlıklarımızı ve birlikteliğimizi A.B. uğruna mı feda edip parçalanıp birbirimizden ayrılacağız, ufalanıp yok olacağız? A.B. bizim için, tez değil, antitezdir. İslâm Birlik ve Bütünlüğü önünde bir antitez, alternatif bile olamaz. Tüm islâm âlemince sun’i bir bölünmüşlüğü yaşıyorsak, bu böyle sürüp gidecek değildir. Allah’ın izni ile tarih dönecek, talih dönecektir. Daha çok parçalanma değil, yeniden büyüme ve bütünleşme günü gelecektir. Bu, kaderin bizim için sakladığı bir sırdır.

Bu; DİRİLİŞ YOLU sırrıdır. Toplumun bağrında açılmak istenen yaraları kim iyileştirecek? Yıkılmak istenen Millet Binasının duvarlarını kim onaracak? Açılan çatlakları kim kapatacak? Sorularının cevabı da bu sırda gizlidir.

Bu yol, Diriliş Yolu, bilinçli aydınların görev için koşacağı bir yoldur. Milletimiz büyük, kök sağlam, temel eşsizdir. Binbir hâtırayla örülü geçmiş, acı-tatlı ortak yaşantılı şimdiki zaman ve ancak birliktelik gücüyle gerçekleşebilecek gelecek umudu bulunmaz hazinemizdir.

DİRİLİŞ GÖRÜŞÜ, İSLÂM MİLLETİ gerçeğine dönüş işaretiyle, yolu aydınlatacak, ufukları aydınlatacak ve bu umudu gerçekleştirecektir.

Elbet, Allah’ın izniyle.

YÜCE DİRİLİŞ PARTİSİ   Genel Başkanı   A. Sezai KARAKOÇ

 

 

Güney Afrika'nın başkenti Johannesburg'da son bir ay içinde çok sayıda insanın öldürülmesi ve tecavüze uğramasıyla ilgili yabancı düşmanlığı karşısında Durban'daki gecekondu hareketi Abahlali baseMjondola'nın kamuoyuna açıklaması:

 

TEK BİR İNSAN IRKI VARDIR.

Abahlali baseMjondol(Güney Afrika)

 
        Mücadelemiz ve bütün gerçek mücadeleler durumu en kötü olanlardan başlayarak, insanı      tüm   toplumun merkezine yerleştirme mücadelesidir.

Bir eylem yasadışı olabilir. Bir insan yasadışı olabilir. İnsan kendisini hangi koşulda bulursa bulsun insandır.

Bir mahallede yaşıyorsanız o mahalleye aitsinizdir, o mahalledekilerin komşusu ve yoldaşısınızdır.

Diğer ülkelerde doğmuş olan insanlara karşı Johannesburg’da yaşanan saldırıları, dayak, tecavüz ve cinayetleri kınıyoruz. Bunların yaşadığımız KwaZulu-Natal bölgesinde yaşanmamasını sağlamak için her türlü mücadeleyi vereceğiz.

Yıllardır yoksulların öfkesinin birçok hedefe yönelebileceği uyarılarında bulunuyoruz. Gecekondu bölgelerindeki farelerle, yangınlarla ve tuvaletlerin olmamasıyla, insanların araziye döküldüğü yeniden yerleşim bölgeleri denilen bölgelerle, geçiş kampları denilen yeni toplama kamplarıyla ve çürümüş, kaba, vahşi ve ırkçı polisle ilgili uyarılarımız gibi bu uyarımız da hasıraltı edildi.

Açık konuşalım. Ne yoksulluk ne de baskı yoksul bir insanın diğerine saldırmasını meşrulaştırabilir. Karısına ya da yoksul bir aileye saldıran yoksul bir adama karşı çıkılmalı, durdurulmalı ve adalet önüne çıkartılmalıdır. Ancak bütün bu olayların başka bir yerde değil de Alex’de yaşanmasının nedeni Alex’deki halkın hayatlarının geleceği için acı çekmekte ve korku duymakta olmalarıdır. Bu saldırıları hazırlayanlar sorumlu tutulmalıdırlar. ancak yoksulları küçücük arazilere tıkıştıranlar, bu araziler üzerindeki varlıklarını yıkımlar ve zoraki boşaltmalarla tehdit edenler, hepsine suçlular gibi muamele edenler, onları sömürenler, mücadelelerini bastıranlar, yiyeceklerinin fiyatlarını yükseltenler ve onlar için sadece çok az ve çok uzak bölgelerde konut yapanlar da mutlaka sorumlu tutulmalıdır.

Açıkça belirtmeliyiz ki İçişleri Bakanlığımız mültecilere ya da göçmenlere insan muamelesi yapmamaktadır.

Başka ülkelerde doğmuş olan üyelerimiz bizlere sadece daha uzun kuyrukların ortaya çıkmasına neden olan uzun kuyruklarla ve saygısızlık, kabalık ve yolsuzluklarla ilgili berbat öyküler anlatıyorlar. Rüşvet isteyen, kâğıtlarını yırtan, paralarını çalan ve onları geçiş kamplarından daha da berbat yerlere gönderen polisle ilgili berbat öyküler anlatıyorlar.

Biliyoruz ki Güney Afrika’da doğmuş olsanız bile polisin gözüne “çok koyu” görünürseniz buraya gönderilmeniz mümkündür.

Bütün yerleşim bölgelerinde nüfus kâğıtları olmayan insanların evsiz bırakıldığı konusunda açıkça konuşmalıyız. Bu durum Güney Afrika’da doğanları etkilediği gibi başka ülkelerde doğmuş olanları da etkilemektedir.

Birçok politikacının tıpkı polis ve medya gibi “yasadışı göçmenlerden” suçlular gibi söz ettiklerini açıkça belirtmeliyiz.

Evlerimizi koruyacak çitlerimiz ya da bekçilerimiz olmadığı için aslında suça en çok bizler maruz kalırken bizlere suçlu muamelesi yapılıyor.

Güney Afrika hükümetinin ve şirketlerinin diğer ülkelerde oynadıkları rol hakkında açık konuşmalıyız. NEPAD hakkında açık konuşmalıyız. Anglo-Amerikalıların Kongo’da neler yaptıklarını ve hükümetimizin Zimbabwe’de neler yaptığını bilmemiz gerek. Onlar da sorumludurlar.

Güney Afrikalıların apartheid’ın baskılarından kaçtıklarında tıpkı İngiltere’de olduğu gibi Zimbabwe ya da Zambia’da da dostça ağırlandıklarını hepimiz biliyoruz. Hareketimiz içinde de sürgün yaşamış olanlar var. Şimdi bizler baskılardan kaçanlara kucak açmalıyız. Bu sorumluluk iki kat artmıştır çünkü hükümetimiz ve büyük şirketlerimiz diğer ülkelerdeki baskılara destek olmaktadırlar.

Diğer ülkelerde doğmuş olan insanların mandraks sattığı söyleniyor. Mandraksa ve satanlara karşı çıkalım ama Güney Afrika’da doğmuş olan insanların mandraks satmadığını ya da polisin mandraks satıcılarından para almadığını söyleyerek kendinizi aldatmayın. Halka hizmet eden bir polis için mücadele edin. Acılarınızı komşularımızı düşmana dönüştürmek için kullanmayın.

Diğer ülkelerde doğmuş olan insanların grev kırıcı sıçanlar olduğu söyleniyor. Grev kırıcılarına karşı çıkalım ama kendinize yalan söylemeyin, Güney Afrika’da doğanlar da grev kırıcılık yapıyorlar. Diğer ülkelerde doğmuş olan insanların çok az paraya çalışıp ücretleri aşağıya çektikleri söyleniyor. Ama biliyoruz ki insanlar çaresiz ve her yerde hayatta kalmaya çalışıyorlar. Tüm sektörleri, enformal çalışmayı da kapsayan sendikalar için mücadele edin. Acılarınızı komşularımızı düşmana dönüştürmek için kullanmayın.

Diğer ülkelerde doğmuş olan insanların mücadele etmediği ve polisten kaçtıkları söyleniyor. Korkaklığa karşı çıkalım ama kendinize yalan söylemeyin, Güney Afrika’da doğanların da korkak olduğunu söyleyin. Kendinize yalan söylemeyin ve çürümüş, vahşi ve ırkçı polise karşı çıkmak sanki burada doğanlarla burada doğmamış olanlar için aynı anlama geliyormuş gibi davranmayın. Komşularınıza kimlik kartı almak için mücadele edin, böylece yoksulların hakları için hep birlikte ayağa kalkabiliriz. Acılarınızı komşularımızı düşmana dönüştürmek için kullanmayın.

Diğer ülkelerde doğmuş olan insanların evleri rüşvetle elde ettikleri söyleniyor. Yolsuzluklara karşı çıkalım ama kendinize yalan söylemeyin ve Güney Afrika’da doğmuş olanların da ev elde etmek için belediyelere rüşvet verdiğini söyleyin. Yolsuzlukla savaşın. Acılarınızı komşularımızı düşmana dönüştürmek için kullanmayın.

Diğer ülkelerde doğmuş olan insanların köylerine para göndermek zorunda olmadıkları için aşkta daha başarılı oldukları söyleniyor. Yoksulluğa karşı çıkalım çünkü aşkı bile yok ediyor. Herkes için onurlu bir gelir için mücadele ederek paranın hâkimiyetindeki bir hayatın dışına çıkalım. Acılarınızı komşularımızı düşmana dönüştürmek için kullanmayın.

Sokaklarda çok fazla seyyar satıcı olduğu ve dışarıdan gelenlerin gitmesi gerektiği de söyleniyor. Kendi kendimize neden birkaç şirketin bu kadar çok dükkânı olduğunu, polisin neden sokak satıcılarına baskı yapıp para aldığını ve küçük dükkâncıların kentlerin dışına sürüldüklerini sormalıyız. Saç kesen yoksul adam ya da meyve satan yoksul kadın düşmanlarımız değildir. Acılarınızı komşularımızı düşmana dönüştürmek için kullanmayın

Bütün bunları durdurmazsak Hintli ve Afrikalı, Müslüman, Hindu ve Hıristiyan, Güney Afrika’da, Mozambik’te, Zimbabwe’de, Malawi’de, Pakistan’da, Namibia’da, Kongo’da ve Hindistan’da doğanların birbirlerine karşı savaşı başlayacak.

Bütün bunların daha olmaması için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu doğrultuda birçok karar aldık.

-Sokak satıcılarının örgütleriyle birlikte çalışacağız

- Mülteci örgütleriyle gündelik teması sürdüreceğiz.

-Tüm toplantı ve gösterilerimizde bu konuyu gündem yapacağız

-Bütün mahallelerde bu konuyu tartışacağız

-Diğer kentlerdeki tüm toplumsal hareketlerle konuyu tartışacağız

-Diğer kentlerdeki gecekondu mahallelerinde toplantılar düzenleyeceğiz

-Radyolardan bu konuda program isteyeceğiz

-Gerektiğinde tüm üyelerimizin diğer ülkelerde doğan yoldaşlarını ve komşularını korumalarını ve barındırmalarını isteyeceğiz

Polisin halkın yabancı düşmanlığıyla ilgili olarak yoksulların eğitilmesi gerektiğini söylediğini duyuyoruz. Çözüm hep aynı: “Yoksulları eğitin”. Kolera olduğumuzda ellerimizi nasıl yıkacağımızı öğretiyorlar aslında temiz suya ihtiyacımız var. Yangın çıktığında ateşi nasıl yakacağımızı öğretiyorlar aslında elektriğe ihtiyacımız var. Bu yoksulları çektikleri acılar için suçlamanın bir yoludur. Çözüm yoksullara hayatta kalmaları için gerekli olan ihtiyaçlarını sağlamaktır. Çözüm toplumumuzun her düzeyinde yabancı düşmanlığına son vermektir. Cinayet işleyen yoksulu tutuklayın. Ama İçişleri bakanlığındakileri de tutuklayın.

Güney Afrika hükümetinden taleplerimiz şunlardır:

1. Lindela isimli toplama kampını bugün kapatın, insanları serbest bırakın.

2. Polis karakollarındaki herkese kimlik vereceğinizi açıklayın.

3. Tüm halk konuta kavuşana kadar kentlerdeki arazi satışını durdurun.

4. Tüm yıkımları derhal durdurun.

5. Herkesin evi olana kadar tek bir golf tesisi yapmayın

6. Yoksulların evlerini yıkıp işkence yapan, halka tecavüz eden Zimbabwe hükümetini değil halkını destekleyin.

7. İçişleri bakanlığındaki tüm rüşvetçi görevlileri tutuklayın.




 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8979
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6136
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4920
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3927

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.