Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
10 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 19
 Bugünkü Ziyaret 255
 Toplam Ziyaret 1100575

  Geri Dön

İNTERNETTE SANAL DÜNYALILAR ÇAĞI VE KUR'AN KÜLTÜRÜ
KUR'AN KÜLTÜRÜNDE SANAL DÜNYALILAR
İnternet çağında yaşıyoruz... Seslendğimiz gençlik, akşamleyin yatıyor; elinde cep telefonu oyunları kulaklık... bilgisayarında internette sanal dünyalılar... Sabahleyin kalkıyor yine bilgisayar ve internet... Biz de bu çağın gencini ve yaşlısını Kur'an kültürüyle tanıştırmaya çalışan müfessirler... Ne yapacağız? Ne gibi inovasyonlar yaparak bu gençliğin ilgisini çekecek yenilikleri tefsirlerimize aktaralım ve Kur'anın ruhuna aykırılıklar sergilemeden internetteki sanal dünyalılardan başkasını düşünemeyen gençliğe yaralı olabiliriz? "Asrın idrakine söyletmeliyiz Kur'anı; İslam'ı" diyen ve "Âsım'ın Nesli"... diye gençlik kurgulayan ve "Safahat"ı ile örnek gençlik için çırpınan ve "Safahat"ını aşağı yukarı elli yıldan beri, yüzbinlerce Müslüman'ın evine sokmayı başaran Mehmet Akif'in kaldığı yerden nasıl başlatalım, Kur'anı anlatmayı? Dün bir hoca geçinen dostumla: "Kur'anda Sanal Dünya ve Sanal Dünyalılar" konusunda fikir alış verişi yapmaya çalışıyordum ki: "Hz Peygamberimiz ve Ashabı, "Sanal Dünya ve Sanal Dünyalılar" konusunda konuşmuş mu? Hadis rivayetleri var mıdır?" dedi.
         

Bizler 20.yüzyılı da 21.yüzyılı da gören,hem asrın hem de  bin yılın değişimine tanık eden şanslı bir kuşağız.Yeni bir asıra girerken,teknoloji çağına tanıklık ederken; biz farkında olmadan birçok şey değişiyor.Ben 1986 doğumluyum.Bizim çocukluğumuzda playstation da yoktu,internet de cep telefonu da…Bir tek kanal vardı,o da TRT ve Susam sokağı,Hayvanlar alemi gibi eğitici,hepimizin keyifle izlediği programlar vardı.Oyuncak arabalarla oynamak,tabakları direksiyon yapmak,evcilik,saklambaç,yakalambaç,yerden yüksek,ip atlama,yakartop,istop,seksek gibi oyunlar oynamakla sınırlıydı aktivitelerimiz.En büyük lüksümüz,atari,gameboy ve tetristi.Okullarda meyve kutularından,kola kutularından ve kağıttan top yaparak futbol oynardık.Mahalle maçları yapardık,sokakta top oynardık,topumuz komşu teyzenin bahçesine kaçardı,o teyzelerin standart cümlesi şuydu:Keserim topunuzu.Maçlarımız,ya hava kararınca biterdi,ya da arkadaşlarımızdan birinin annesi yemeğe çağırınca…

Şimdi baktıkça sokakta oyun oynayanları göremiyorum.Herkesin elinde bir telefon,çocuklar ya telefonla ya bilgisayarla oynuyor,ya da internette kendine sanal bir dünya yaratıyor.Eskiden arkadaşımızın evine gittiğimizde koridorda maç yapardık,çeşitli oyunlar oynardık,şimdi ilk aranan şey internet, muhabbet de bir tek şu oluyor:Ben bir facebookuma bakayım,msnimi açsana.Facebookta 100′lerce arkadaşımız var,ama görüştüğümüz arkadaşlarımız sınırlı,çoğuyla sadece internet üzerinden görüşmeyi tercih ediyoruz.

Aile içi iletişim de  bozuldu.Anne,babalar televizyon başında,çocuklar,internet başında birbirinden kopuk,yakında bedenen yakın ama ruhen uzak bir şekilde yaşıyorlar.Herkes kendi odasına ve yaşam alanına çekiliyor.Sohbet yok,kendi hayatımızla ilgilenmediğimiz kadar dizi karakterlerinin hayatlarıyla ilgileniyoruz.El öperek bayramlaşmanın yerini herkese toplu mesaj çekerek bayramlaşma aldı.

Elbette ki teknolojik gelişmeye,ilerlemeye karşı durmak mümkün değil,çağa ayak uydurmak gerekli,internet de insanlığa çok faydalı bir icat, ancak her şeyi çok çabuk tüketiyoruz,arkadaşlıkları da,aşkları da,değerleri de… Teknoloji,bu tüketimi hızlandırıyor.Yeniliği hayatın her alanında eskiyi yok saymak,onunla bağını tamamen koparmak olarak algılıyoruz.

21.yüzyılın bir çok güzel şey getirirken bir çok şeyi götürdüğünü görebilirsek,yeni asrın yarattığı sanal dünyalardan biraz olsun kurtulabilirsek,interneti daha çok bilgi amaçlı kullanabilirsek,bizim için daha iyi bir çağ olacağını,yaşamdan aldığımız zevkin artacağını düşünüyorum

28mericBir odada on bir bin kitaplık bir kütüphane, bir çalışma masası.. ve fildişi kulesinde münzevi bir aydın… Gecenin karanlığında gök yüzündeki takım halindekilerin aksine yapayalnız bir yıldız.. kutup yıldızı; karanlıkta yön bulmaya yarayan… “İdeolojiler düşünceye giydirilmiş deli gömlekleridir!” diyen ve hiçbir ideolojinin hegemonyasına girmeyen, bu yüzden de kalabalığın içinde bir başına kalan, fildişi kulesine sığınan bir aydın.. Cemil Meriç…

“Ben herhangi bir tarikatın sözcüsü değilim. Yani ilan edilecek hazır bir formülüm yok. Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: Her düşünceye saygı…” Bütün hayatının özeti aslında bu söz Meriç’in. Kendimize olan saygımızın bile tartışıldığı bir dönemde yaralarımıza reçete… Hiçbir hazır fikre boyun eğmeyişin idolü Üstad. Her yeni gelen fikre şüpheyle yaklaşmak; ‘şüpheden bile şüphe eden bir şüphe…’, hazır bir elbise gibi giyinmek yerine kendi kültür ve irfan dünyamızda yoğurmak ve posayı reddetmek…

Her düşünceye saygılı Üstad, her düşünce değerli.. en azından üzerinde düşünmeye değer, Üstadın gözünde… Hazır formüllerin inadına her düşünceyi öz bünyesinde yoğurup haykırıyor insanlara… “Bir tartışmada asıl kazanan kaybedendir” diyebilecek kadar da olgun saygısı, Üstadın. Dürüst bir aydın.. idealleri ve ilminin haysiyeti için boyun eğmemişti hiçbir zorluğa, yoksulluğa, yoksunluğa.. “Ben düşünen, okuyan, ve temsil ettiği, temsil ettiğini sandığı beşeri kıymetleri lekelememek için aç kalmaya, açlıktan kıvranmaya razı olan adam.” Göze almıştı bir kere her şeyi ve dönüşü yoktu bu yolun. Aldanmıştı belki, yanlış limanlara demir attığı olmuştu belki ama hiç aldatmamıştı: “Bu, perişan ve derbeder bir hayatın ezeli rüyasıdır. Şairâne bir rüya. İdealler gerçekleşirse ideal olma vasfını kaybederdi. Elimde demir âsâ, ayaklarımda demir çarık zirveye doğru yürümeye çalışıyorum. Ölüm dudaklarımdaki son şarkıyı susturacağı güne kadar düşe kalka yürümeye çalışacağım. Belki çok aldanmışımdır ama hiç kimseyi aldatmadım.” Bir dönem Marksist olduğu için mahkemeye çıkarıldığında, Marksist olduğunu haykırdıktan sonra o güne kadar hiçbir işçinin elini dahi sıkmadığını itiraf edecek kadar dürüst.. bu yüzden de yalnız bırakılmıştı belki de…

Çocukluk yıllarında sivrilmişti Üstad toplumun içinden ve bir daha da asla dönmedi geriye.. gözlerini kaybettikten sonra bile… “Bir gün arkadaşı Şevket’le konuşurken şöyle diyordu: ‘Bak Şevket, Eflatun ne türlü bir devlet hayal etmiş? Gel seninle Devlet isimli eserini mütalaa edelim.’ Şevket’in yanıtı şöyle olurdu: ‘Kalk Hüseyin Cemil, çarşıya inelim, bir tur atalım’”…

Yaralarımızı teşhis ediyordu Üstad: “Zaferden zafere koşan bir kavmin düşünceye ihtiyacı yoktu, Kur’an yetiyordu ona. Düşünmek mücadeledir, bir aczin ifadesidir. Düşünmeye alışmamış bir kavmin, Avrupa’nın düşünmesini istediği kadar düşünmesini istedik. Kelimelerden korkar olduk.” Acziyetimizi bir tokat gibi vuruyordu yüzümüze Üstad.. ama düşünmeyişimize, düşünülenleri bile, acıyarak bakıyordu. Suçu hep kendisinde arıyordu.. yaptıklarının değil yapamadıklarının/yapmayı tasarlayıp da yapamadıklarının kırılmışlığıyla…

“Bu memleket için tek tehlikeli insan vardır: Düşüncenin tehlikeli olduğunu söyleyen insan…” ve savaşı onlarla; dili keskin bir kılıç…

Gençleri düşünmeye çağırıyor Üstad.. ve reçeteleri de sıralıyor ardı ardına. “Sürüden ayrılanı kurt kapar. Sürünün önüne geçmek sürüden ayrılmak mı? Aradaki mesafe uzayınca, evet.” Sürüden ayrılan koyundu Üstad, ayırıcı vasfı düşünmek, mesafeyi de açmıştı epeyce.. ve dönüp ardındaki sürüye bağırıyordu avazı çıktığınca, belki birini daha kurtarırım umuduyla; “Düşünenlerle düşünmeyenler hep savaş içindedir tarih boyu, ama düşünmeyenler sayıca çok olduklarından hep galip taraftır.” Gelin yenilmeyelim bu sefer diyordu.. gelin düşünelim… “Her asırda birkaç kişi düşünür. Gerisi düşünülenleri düşünür sadece.” Düşünülenleri düşünsek hiç değilse, bulabiliriz yolumuzu, Meriç’e göre…

Dönüp ardına baktığında bir sürü vardı çok gerisinde.. onlar için üzülüyordu, acıyordu da onlara… Düşünmeyenlerden müteşekkil bir sürü.. sayıca çok fazla… Bir şey yapmayışları, ataletten kurtulma çabasına girişmeyişleri çileden çıkarıyordu Üstadı. Ama üzüntüsü ağır basıyordu kızgınlığına hep.. çünkü sorumlu biliyordu kendini de… “Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün. Macerası yok. Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öğrendiği sesleri tekrarlayan uzviyet. Kafanın vecdinden habersiz. Bu sarhoş karnaval alayını yıldızlar, yüz binlerce yıldız, kayıtsız bakışlarla seyrediyor. Hepsinin hayatı üç kelimenin içinde, hatta bir kelimenin: yaşamadılar. Kaya nasıl beyin olmuş bilen yok. Yapma çiçek gibi ürpermeyen, kokmayan, yaşamayan milyonlarca, milyarlarca beyin var. Bu kervanın arkasında koşma çocuğum! Onların yöneldiği iklimlerde sam yeli eser kış yaz. Sarayları çingene çadırından daha sevimsizdir. Ne yapsınlar?..” Düşünmeyenlereydi savaşı Meriç’in, yalın kılıç, ama amacı öldürmek değil muhatabını, beynine bir kıvılcım atmak, kendi safına çekmek.. ve düşünülenleri düşünmekle işe başlatmaktı gayesi…

Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız ama ‘Bu Ülke‘yi yeterince tanımıyoruz, bilmiyoruz, görmüyoruz… “Bu Ülke, yarım asırlık bir tetebbuun bir sanatçı mizacından süzülen usaresi. Bir mesaj, daha doğrusu, bir çığlık, kesif, dertli, derbeder.

“Bu araştırma, zifiri karanlıkta çakılan kibrit, kaledeki nöbetçinin feryadı…” diyordu Üstad.. sonra iç çekip tekrar basıyordu feryadı: “Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım, karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!..” O kadar alışmışız ki karanlığa, mum olma bile bir yana, kibrit olup anlık bir kıvılcım çıkarabileceğimiz bile silinmiş aklımızdan.. o kıvılcımla nice mumlar tutuşturabileceğimizi unutmuşuz… Üstad yıldız.. yıldızlara bile yummuşuz gözlerimizi, deve kuşu misal…

Zifiri karanlıkta gibi parlıyor Meriç ve ışığını görecek, söylediklerine muhatap bir dost arıyordu: “Ölmek istiyorum, dekorsuz, poz almadan. Batan bir gibi ihtişamla değil, kaderin bileklerime taktığı prangalardan kurtulmak için ölmek. Mütevazi bir odadan süslü bir salona geçer gibi, realiteden tarihe geçmek umurumda değil. Ah inanabilseydim. Istırap gayyasında aylarca kaldım, orada yalnız sükut vardı. Neredesin, yanan alnımı müşfik avuçlarında dinlendirecek Meçhul Dost?” Arıyordu meçhul dostunu, meçhul dostlarını, bizleri… Yanan alnını, kitaplarını, o dostun ellerinde dinlendirmek istiyordu. Bulamamış olmanın ümitsizliği buruyordu kalbini.. ve soruyordu: “Usancı, uykusuzluğu, utancı bir yumak ipek yapmak, sonra o yumakla nakışlar işlemek sayfalara, niçin?” O an, belki, asılı kaldı boşlukta sorusu ama şimdi cevabı var: ‘Bizim için Üstadım.. bizim için.. karanlığımızı aydınlatman/aydınlatabilmemiz için…’

“Demek dünya gittikçe küçülmekte. Ama sen odanı dünyadan, reel dünyadan, aktüel dünyadan çok daha fazla genişletebilirsin.” Diye salık veriyordu Üstad.. değil mi ki her kitap yeni bir dünya, on bir bin dünyası olan Meriç söylüyordu saadetin anahtarlarının yerlerini ve beyinde çözmek gerek diyordu şifreyi.. düşünen bir beyinde… Ve fısıldıyor gençlerin kulağına: “En mühim tavsiyem, Cihâd-ı Ekber: Yani cehalete, atalete, taassuba karşı savaş.”

Bundan tam otuz üç yıl evvel bir eylül günü ilan ediyordu, Üstad, bekâsını.. ölmediğini ve ölmeyeceğini: “İmzamı taşıyan her yazıda ben yaşıyorum.”



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9010
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6164
FATİHA SURESİ 5845
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4942
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3955

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.