Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
21 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 27
 Bugünkü Ziyaret 94
 Toplam Ziyaret 1091951

  Geri Dön

NAMUS VE AİLE MASUMİYETİ
KUR'ANDA MUHSANÂT
İslam'da evlilik farzın da ötesinde rükünlerdendir. evlenmek ve çoluk-çocuğa karışmanın, ev-bark sahibi olmanın her gencin rüyalarını süslemesi gerekir. Eğitim düzeninin bu esası genç nesillere aşılamak üzere kurulması, devletin ilk görevidir. Akraba ve sülaleye aidiyet de devletin temel görevleri arasındadır. Devletin bütün vatandaşlarının sülalesinin ve aile şeceresinin tespitini bilimsel verilere göre yapacaktır. Her vatandaş, soyadını ve göbek adını bilecek ve bu aidiyetini koruyacağına and içecektir. bu saoyad, asla değiştirilemez. Eğer bir devlet, vatandaşının göbek adını ve geçmişine saygısını yok etmek amacıyla hiçbir anlamı olmayan soyadlarını aile kütük defterine tescil ettirmek istiyorsa o devleti luran siyasi irade halkından kopuktur ve okullarında fahişe yetiştirmek üzere kurulmuş declettir.

Bu okulda 150 kız hamile!20.10.2009

ABD'nin Chicago kentindeki bir lisede okuyan 800 kız öğrenciden 150'sinin hamile olduğu ortaya çıktı. Konuyla ilgili bilgi veren yetkililer, şok eden hamile sayısına dair suçlanacak pek çok faktör bulunduğunu ve genç kadınlara yardım etmeye çalıştıklarını belirtti.

Turkishny'den Gülten Sarı'nın haberine göre; Robeson Lisesi'nde tam 800 kız öğrenci bulunuyor ancak 150 kız öğrencinin hayli rahatsız edici bir ortak yönleri var o da hepsinin de hamile olması.

Tüm bu genç kadınlar ya anne ya da anne olmak üzere. Burası genç anneler okulu falan değil sıradan bir lise. Ve bu gebeliklerin tümü, korunma derslerine rağmen yaşandı.

Peki nasıl olup da bir okulda bu kadar çok hamile kızın bulunduğuna ilişkin soruya semt sakinleri basit bir açıklama getiremiyor.

Okul müdürü bölge genelinde bir hamilelik eğilimi olmadığını söylüyor.

Müdür Gerald Morrow, "Öğrencilerin evlerinde pek çok şey yaşanıyor ya da yaşanmıyor olabilir. Ayrıca çocukların çoğunun babası bilinmiyor." diyerek durumun vehametini ortaya seriyor.

Robeson Lisesi öğrencisi LaDonna Denson, ailelerin gençlerle konuşmadığını, bazen de kamu imkanlarından yararlanmak için gebe kalma yoluna başvurulduğunu söylüyor.

Hamile kızlar ailelerinin evde kendilerine
destek olduğunu, ancak bazı kızların aynı durumda olmadığını belirtiyor.

Müdür Morrow, "Kızlara, oo siz bir hata yaptınız" demiyoruz. Bir sonraki aşamada onlara ne gibi yardımda bulunabiliriz bunu düşünüyoruz ve tabii nasıl mezun olacaklarını" diyor.
 

Gül ve Erdoğan'ın eşine suç duyurusu 29 Ekim 2009 Gül ve Erdoğan'ın eşine suç duyurusu

 
Avrupa Türkiye Cumhuriyet Kadınları Derneği, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile diğer türbanlı bakan eşleri hakkında suç duyurusunda bulundu.
 

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman tarafından basına dağıtılan suç duyurusu dilekçesinde, Hayrünnisa Gül, Emine Erdoğan ve diğer türbanlı bakan eşlerinin Türkiye’yi temsilen gittikleri yurtdışı gezilerde, ‘kıyafet yasası’na uymadıkları belirtildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilen suç duyurusu dilekçesinde şöyle denildi:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen gittiğiniz yurtdışı gezilerde, kamu görevinde bulunduğunuz için ‘kıyafet yasasına’ uymak mecburiyetindesiniz. Fakat iktidara geldiğinizden bu yana, çağdaş Türk kadını görünümünden çok uzak, tam tersi bir tutum sergileyerek tüm İslam ülkelerinden bile geride olduğumuz imajını verdiniz.

 Sizin giyim tarzınıza saygı duymakla birlikte Türk kadınını temsil etmediğinizi bir kez daha vurgulayarak artık Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyetinin laik, çağdaş Türk kadınları olarak cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyor ve suç duyurusunda bulunuyoruz.”

(ANKA)

Amerikadaki ahlaki çöküş aynen Türkiyemizde de yaşanıyor. 13-14 yaşlarındaki kızların ne hallere düştüğünü medyadan takip ediyoruz. Aile bağı diye birşey kalmadı; gençler saygısız ve sevgiden yoksun yetişiyorlar utanma duygusu kalktı.
 
Pes doğrusu
7 yıl boyunca bir kıza tecavüz ediliyor; kimse birşey anlamıyor. Kız da kimseye durumu anlatmıyor. bu nasıl olur anlamak mümkün değil şaşırdım doğrusu...
 
Belki de bir kaç kızın babası aynı kişidir. . yarın birgün de doğacak bu çocuklar (kardeşler)birbirleriylede evlenirler. . . içler acısı manzaralar. .
KARNINDA BABASIZ ÇOCUĞU KİM TAŞIR, KİM BÜYÜTÜR. OKUMA YAŞINDAKİ BU ÇOCUKLAR NASIL ANNELİK YAPACAK. BEN O OKULDA OLSAYDIM DİYEN İNSAN, KIZIN, KARDEŞİN BABASIZ ÇOCUK BABASI BELLİ OLMAYAN ÇOCUK DOĞURSA NE YAPARSIN. O DOĞACAK ÇOCUĞUN İSTİKBALİ NASIL OLUR HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZMÜ. . .
ŞOK İDDİALAR

TBMM çalışanı İzzet Özdem’in bir idari yöneticisine yazdığı dilekçesinden bazı bölümler şöyle:

Meclis temizlik yöneticilerinden, sizin yeğeniniz A. H. ayrıca bir yönetici S.K.’nın oğlu da o şirkette çalışmakta.

Ve TBMM’deki temizlik elemanlarının yarıdan fazlası yönetim düzeyindeki insanların çocukları ya da sevgilileri.

Temizlik elemanı yöneticilerinden S.K.’nın oğlu O.N.K., TBMM kampusu içinde, lojmanda oturuyor. Sakinlerinin hepsi genel sekreter, genel sekreter yardımcısı müdür gibi üst düzey bürokratların ikmet ettiği lojmanlara temizlik şirketinden dört kadın, dört erkek götürüp toplu seks yaptı.
Siz, sadece bir yöneticinin oğlu ve yeğeniniz haricinde diğer yedisinin işine son veriyorsunuz.

GAZETE HABERTÜRK - Saliha ÇOLAK / ANKARA

Normaldir efendim.

Ateşle barutu yanyana koyup sonra da onlardan patlamamalarını istemek zırva bir iştir. Ne yani? En çılgın zamanlarında iki farklı cinsiyeti bir araya koyup sınırsız bir özgürlük vericen, sonra da bacı kardeş oturmalarını bekliycen? Üstelik de ortalıkta bu kadar tahrik unsuru varken. Çok şeyler söylerdim; bu datlısu çağdaşlarına da... boşver...
 
Oysa, okul sosyal servislerinin ülkemizde de hayata geçirilmesinde sayısız yararlar bulunmaktadır. Çünkü; öncelikle madde bağımlığı ve başı çeken sigara kullanımı ve diğer zararlı alışkanlıklar, çeteleşme, okul çevresi risk grupları, gençlik merkezlerinin yaygınlaştırılmamış olmasına bağlı olarak da serbest zamanın, internet kafelerinde ve sokaklarda harcanması sürecinde yetişen gençlik, potansiyel sorunlu birey ve gruplar olarak toplumun içinde yer alabilmektedir. Çözüm için Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur.
 
Diğer taraftan çocuk ve genci, okul dışında sağlıksız ve olumsuz sosyal çevre koşullarından beslenmesini engelleyecek yerel yönetimlerin desteği ile, ilgili diğer sivil toplum, kamu kurum ve kuruluşları işbirliği ile Okul Sosyal Servisleriyle ilişkilendirilmiş her semte gençlik merkezleri kurulmalıdır. Okul Sosyal Servislerinin, okul dışında entegre olmuş gelişmiş şekli olan Gençlik Merkezleri gençlik hizmetlerinin topluma yaygınlaştırılmasında rol oynayarak aynı zamanda okul sosyal servislerinin işlevlerini mahallelere taşıyarak birbirini tamamlayan bütüncül bir desteği de sağlamış olacaktır.
 

Okul Sosyal Servisleri; daha çok okul yönetimi tarafından yörede yaşayan ailelerin çocuklarını kontrollü olarak, planlı programlı etkinlikler kapsamında sanatsal, sosyal, kültürel ve sportif becerilerini destekleyebilecekleri boş zamanlarını yaralı bir şekilde değerlendirebileceği bir servis alanını da ifade eder. Burada anlamlı etkinlikler sürecinde çocuk ve genç bir taraftan yeteneklerini geliştirme ve sergileme olanağı yakalarken diğer taraftan da zararlı alışkanlıklardan kendisini kurtarabilmektedir. Böylece sosyalleşme sürecine hız kazandırılmaktadır. Okul sosyal Servislerinin önemi sadece bunlarla sınırlı kalmamakta etkileşimin daha sağlıklı işlemesine çocuk ve gencin duygusal ve sosyal gelişimine önemli katkılar sunmaktadır. Okul Sosyal Servisleri Gençlik Merkezleri ile işbirliği yaparak entegre hizmetler geliştirilebilir.

Ana başlıklar altında Müzik ve Tiyatro Eğitmenlerinin, Tenis, Basketbol Antrenörlerinin, Doğa sporları klüp etkinliklerinin eşliğinde çok sayıda çocuk ve gencin üye olduğu kurslar düzenlenerek başarılı çalışmalara ve etkinliklere, imza atılabilir. Böylece yarışma heyecanı ile servisten hizmet alan öğreniciler, kurslara üye olan çocuklar, enerjilerini fiziksel ve zihinsel anlamda gelişimleri için harcarlarken, okul başarılarını da desteklemiş olurlar. Bunun sonucu zararlı alışkanlıkların ve davranışların oluşumu azalmakta ve daha bilinçli ve sağlıklı bireyler olarak çocuk ve gençler yetişebilmektedir. Sonuçta, şiddet doğurabilecek etkenler beslenmemekte ve daha güvenli eğitim öğretim ortamları oluşmaktadır. Bunun yansımaları kısa sürede okullarda izlenebilmektedir. Okul çevresi iyileştirildikçe sınıf ortamı da daha güvenli hale gelebilmektedir. Bu denli önemli etkilere sahip bir sosyal hizmet uygulamasının başarısı hiç kuşkusuz bu uygulamayı hayata geçirecek uygulamada görev alacak uzman ve eğitimcilere bağlıdır. Ancak ne yazık ki halkın çok arzu ettiğini düşündüğümüz bu tür servisler başta da belirttiğim gibi okullarımızda bulunmamakta ve çocuk ve gençlerimiz internet kafelerde, sokakta ve sağlıksız çevrelerde zamanlarını harcamaktadırlar.

 

Bakara Sûresi: 168 Ey insanlar! Yeryüzü kaynaklarından helal ve aklanmış olarak yiyin. Şeytanın o taktiklerine135 kapılmayın. Zira o, yalın anlaşılır düşmanınızdır.

169 O sizlere sadece suçlu toplum olmanızı, topluma açık suçları işlerrÇ enizi ve kültürünü almadıklarınızla Allah'a karşı, putlar ayarlamanızı salık verir.-

Bakara Sûresi: 268 Demek oluyor ki şeytan sizi sürekli fakir düşmekle korkutup toplumsal suç olan şeyleri yapma duygusunu aşılıyor. Oysa Allah size kendi katından pek çok dünyayı ve aşkın iradesi almakla bitmez cenneti va'ad ediyor. Allah sonsuz yetki ve kader bilgisinin sahibidir.
 

A'raf Sûresi: 28 İman etmeyenler bir toplumsal çıplaklık suçu işlediklerinde derler ki: "Atalarımızı da aynı suçları işlerken bulduk. Demek ki şu geleneği, Allah bize dayatmış." De ki: "Allah o toplumsal çıplaklık suçlarının işlenmesini hiç emretmez. Yoksa kültürünü almadıklarınızla Allah'a karşı şirk düzeni mi kuruyorsunuz?"

29 Ekle: "Benim Rabbim, ölçülü davranılmasını salık verdi. Böylece her secdeye

Yusuf Sûresi: 24 Andolsun kadın niyetini bozmuş; o da bozmuştu. Andolsun Rabbinin burhanı15 içine doğmamış olsaydı her şey olacaktı.16 İşte böylelikle biz mayadaki kötülük ve topluma açık zina suçunu işlemeyi ondan caydırıyoruz. Kuşkusuz o,17 duyguları ince elekten geçirilmiş kullarımızdandır.18

21 Ey iman edenler! Şeytanın o adımın ardından yürümeyin.20 Herkim şeytanın o fahişeliği yayan adımlarının ardından yürürse hiç kuşkusuz o, topluma açık suçu ve açığa vurulan çirkinlikleri21 öne alır. Şayet Allah'ın aşkın irade determinizmi ve rahmet ağı olmasaydı hiç biriniz asla temize çıkamaz, şeytanın baskısından kurtulamazdı.

Ankebût Sûresi: 45 Sana vahiyle bildirilen Kitab'ı yaşa-anlat; namazı bilinçlice kıl; unutulmamalı ki o namaz insanı açık toplumsal suçlardan ve çirkin etkinliklerden alı kor.

Kur'an-ı Kerimde "fahşâ'" kavramı geçmektedir. Bana göre bu kavram, cinsellik suçunun topluma açık park-bahçe ortasında, cadde-pazar demeden topluma açık alanlarda alenen işlenmesidir. Arlanmanın verdiği hicap duygusuyla cinsel suçların kapalı alanlarda işlenmesinin cezası bir ise, açık alanlarda hiç arlanmadan ve diğer yaşdaşlarını da tahrik amaçlı işlenmesinin cezası on katıdır.
 
İşte cadde ortasında işlenen cinsewl kepazelik ve yansımaları...
güncellenme zamanı | 23.10.2009

haber baslik  haber baslik

haber baslik

Utanma duygusunun uğramadığı cadde

Her türlü rezilliğin ve sosyal davranış bozukluğunun yaşandığı caddeye tepki büyüyor.

Galler'in başkenti Cardiff alkol aldıktan sonra sokakta taşkınlık yapan gençlerle meşhur. Cardiff'de bir cadde ise "Utanma duygusunun olmadığı yer" olarak biliniyor. Sokakta içki içmek yasak olmasına rağmen genç kızlar geçen cuma akşamı caddeye çıkarak her türlü rezilliği yaptılar. Alkolün etkisiyle kendinden geçen bir kız, donunu indirip dans ederken, diğer iki arkadaşı onun bu davranışına kahkahalarla karşılık verdiler.

Cuma günü yaşanan bu rezaletin ardından Cardiff Büyükşehir Belediye Başkanı Jenny Willott, "Şehrin en büyük sorunlarından biri gençlerin alkol aldıktan sonra gece yarısı sokağa çıkarak taşkınlık yapması ve sosyal davranış bozukluğunda bulunması" dedi.

CİNSEL GELİŞİM
Ergenlik bedensel değişmeleri, kızlara genç kız, erkeklere de, erkek görünümü kazandırır. Buna karşıt olarak hormonların çalışmasıyla erişkine özgü cinsel duygular belirir. Ergen bu yeni, yoğun ve güçlü duygularla tanışmak ve ortaya çıkan yeni duruma uyum sağlamak zorundadır. Bu ise, kendiliğinden oluvermez. Gençten gence değişen bir bocalama ve yadırganma döneminden sonra gerçekleşir. İlk ıslak düşünü yaşayan bir erkek ergen bundan şaşkınlıkla karışık bir haz duyar. Bu yoğun ve yabancı duygular onu allak bullak eder. Cinsel organıyla oynayarak bu hazzı yeniler, ama yasak, ayıp ve günah işlemiş gibi suçluluk duyar. Kendini kirli ve bayağı bulur. Yaptığı kötü işin ortaya çımasından korkar. Ana-babasının yüzüne bakınca işlediği suçu anlayacaklarını sanır. Çevreden edindiği yanlış b, ilgiler ve korkutmaların etkisiyle utancı büsbütün artar. Kendi kendine cinsel doyumun onu hasta edeceğini, aptallaştıracağını, hatta aklını oynatacağını sanır.

Genç kızlar genellikle özdoyuma erkeklerden daha seyrek olarak başvururlar ve daha büyük bir suçluluk duygusuna kapılırlar. Kızlara cinsel dürtüleri sürekli bastırmaları doğrudan ya da dolaylı yollardan öğretilmiştir.

İlk aybaşı kanaması çoğu genç kızı ansızın yakalar. Özellikle bunun anlamını bilmeyen genç kızlarda şaşkınlık ve korku büyük olur. Anneler kızlarına yeterli bilgi verirlerse, tepkileri daha hafif olur. Ergenliğe beklenmedik biçimde giren genç kızlarda ilk aybaşı kanaması daha çok tedirginlik ve bocalama yaratır. Sinir hastalığına elverişli olan kızlar, adet görme olayını çoğu zaman çirkin bir şey gibi düşünürler. Burada rol oynayan neden olgunluk yetersizliği değildir. Bu durum, daha önemli nedenlere dayanmaktadır. Bu nedenler, bütün yaşam boyunca etkilerini gösterirler.

Adet görmeyi çirkin bir şey gibi düşünenler aşırıya kaçan bir utanma duyarlar. Bu utanma, bazı hallerde patolojik bir şekil alır.

Kızlar, çoğu zaman adet gördüklerine inanmak istemezler. Adet gördüklerini kabul etmekten kaçınırlar. (Yörükoğlu, 2004; s.57)

 

Tacize karşı çocuklar nasıl eğitilmeli? Tacize karşı çocuklar nasıl eğitilmeli?

Mahkeme kayıtlarına göre son 15 yılda ülkemizde 21 bin çocuk tecavüze uğradı. Tecavüzden sadece onda biri mahkemeye yansıyor. Çokcukları korumak için sadece adli tedbirler değil onları bilinçlendirmek de şart!
 
Sevinç Özarslan'ın haberi

Araştırmalara göre çocukların en çok tacize uğradığı yaş aralığı 4-11. Bu dönemde onlara daha çok dikkat etmeniz gerekiyor.

Ama onları nasıl koruyacağınızı bilmiyorsanız kaçınılmaz sonucu çocuğunuz da yaşayabilir. Pedagog Adem Güneş, yeni çıkan 'Çocuklarda Mahremiyet Eğitimi: Labirent' adlı kitabında, ebeveynlerin korkulu rüyası haline gelen bu soruna karşı ne gibi önlemler almaları gerektiğini anlatıyor. 'Anadolu pedagojisi' diye adlandırdığı 'mahremiyet eğitimi'ni ebeveynlerin mutlaka öğrenmelerini tavsiye ediyor.

Adalet Bakanlığı'nın, mahkeme kayıtlarına dayanarak hazırladığı rapora göre 1992-2007 yılları arasında ülkemizde 21 bin çocuk (tacize değil) tecavüze uğramış. Oysaki pedagog Adem Güneş, yaşanan her 10 tecavüz olayından sadece birinin mahkemeye intikal ettiğini söylüyor. Çocuklara yönelik cinsel suistimal, bir çocuğun hayatında yaşayacağı en büyük travmalardan biri. Akla karayı bilmediği bir dönemde güvendiği, sevdiği insanlardan zarar görmek onun duygu dünyasını altüst ediyor, ruhunda derin yaralar açıyor. Buna rağmen ne anne-babalar ne de gerekli kurumlar konunun vahametini kavramış değil.

Okulda verilen cinsel eğitimin ise Güneş'in araştırmalarına göre ciddi anlamda olumsuz sonuçları var. Güneş, "Cinsellik, çocuğun özel dünyasıdır. Bu dünyanın sınıf ortamı gibi kalabalıklarda genele açılması onun sınırlarını ayarlayamamasına neden olur. Okullarda ve kalabalık bir grup içinde hangi çocuğun, hangi oranda cinsel bilgiyi sindirebileceği önceden kestirilemez.

Örneğin istimna (mastürbasyon) hakkında hiçbir şey bilmeyen bazı çocukların, derste bu konuyu gördükten sonra merak edip başladığına dair yaşanmış örnekler var. Ayrıca böyle bir ortam çocuğun utanma duygusunu zedeler. Cinsel eğitimi verecek kişinin ruhu, çocuğun ruhuyla özdeşleşmiş bir ruh mu, yoksa negatif bir etki oluşturacak bir ruh mu? Bu da önemli bir sorun. Babanın ruhu bile çocukta aksi tesir oluşturuyorsa siz okulda rastgele bir öğretmeni karşılarına çıkarıp bu eğitimi verdiremezsiniz.

Örneğin erkek çocuklara mahremiyet eğitimi vermek için dayılar bu konuda en uygun isimlerden biri. Yine erkek çocuklarda abi de çocukta birtakım hayal kırıklıklarına neden oluyor. Çünkü çocuk abisinden bu tür bilgileri duymak istemiyor. Kaldı ki, böylesi konuları sınıf ortamı gibi genel açık bir yerde duymak çocuk ruhunu incitiyor. Çok somut örneklendirir isek, geçenlerde bir kız çocuğu okulda aldığı cinsel eğitimden hemen sonra ablasına gelerek anne ve babasına karşı tiksinti hissettiğini söylemiş. Rica ederim olur mu şimdi böyle, ulu orta çocukları bir araya toplayıp onlara en mahrem konular hakkında bilgiler sunmak?" diyor.

Peki çözüm ne? Adem Güneş, 'Anadolu pedagojisi' olarak adlandırdığı ve ailede verilmesi gereken ama günümüzde unutulan, anne-babaların ihmal ettiği ya da önemsemediği 'mahremiyet eğitimi'ni öneriyor. Güneş, 'mahremiyet eğitimi' ile 'cinsel eğitim'in iki farklı kavram olduğunu söylüyor ve aralarındaki farka ebeveynlerin dikkat kesilmesini istiyor. Cinsel eğitim, bir grup çocuğa topluca verilir. Halbuki mahremiyet eğitimi kişiye özeldir. Adem Güneş, uzun yıllardır Avrupa'da çocuklara yönelik şiddet ve suistimaller konusunda çalışan bir uzman. Henüz bir yıldır Türkiye'de yaşıyor. Gelir gelmez, karşılaştığı suistimal rakamları ve yetersiz uygulamalar karşısında üzüldüğünü anlatıyor. Anne ve babalara da bir uyarıda bulunuyor: "Mahremiyet eğitimi ya da Anadolu pedagojisini mutlaka öğrenin."

Cinsel suistimale karşı çocuklar nasıl eğitilmeli?

Adem Güneş'e göre, öncelikle çocuklara 'temel davranış refleksi' kazandırılması gerekiyor. Yani, çocuğa yönelik anormal davranışlar karşısında çocuğun ani bir refleks halinde kendisini koruması öğretilmeli. 4-7 yaş dönemi bu eğitim için çok önemli. Temel davranış refleksine, eskiler 'haya duygusu' adını veriyor. Peki bir çocuğa bu refleks nasıl kazandırılabilir?

Çocuğunuz üzerini çıkartırken ondan izin alın

Bunun mahremiyet eğitimindeki adı 'bedenim bana aittir' bilinci oluşturmak: Bedeninin kendisine ait olduğu hissini kazanamayan çocuk, çok rahatlıkla tacize uğruyor. Çünkü herkesin bedeni üzerinde bir şeyler yapabileceğini düşünüyor. Bu nedenle çocuğun altı değiştirilirken, çocuğa saygısızca ve hırçınca davranarak ve hatta zorla yatırarak altını değiştirmemeli ya da çocuğun üzerini çıkartırken ondan izin almalı! 'İstersen atletini çıkartayım, çok terlemişsin kızım' şeklinde cümleler kurmayı ihmal etmeyin. Güneş, "Çocuk başlangıçta kendisinden neden izin alındığını anlayamaz. Ama ilerleyen zaman içinde, kendisinden izni alınmadan bedenine yapılacak müdahaleleri hisseder ve bundan rahatsız olur." diyor.

Severken bile onun rızasını gözetin

'İzin verirsem dokunabilirsin' bilinci: Çocuğunuzu severken bile 'seni öpebilir miyim?' diye müsaade isteyin ki, bu bilinç oluşsun. Çocuğa herkesin izinsiz dokunması; öpmesi, mıncıklaması vs. bedenini koruma refleksini kırıyor.

Dört yaşından itibaren genital bölgesine mümkün olduğunca dokunmayın

'Dokunulması yasak olan yerlerim' refleksi: Anne-babalar, banyo ya da alt temizliği nedeniyle çocuğun sıkça genital bölgesine dokunuyor.

4 yaşından itibaren mümkün olduğu ölçüde bunu yapmamaya gayret edin. Eş-dost ve akrabaların da, çocukların genital bölgesine dokunarak ya da vurarak sevmesine de izin vermeyin.

Çocuğunuzu yaka-paça eve sokmaya çalışmayın

Fiziksel baskıya direnme refleksi: Çocuğunuza, fiziken sizden güçsüz olduğunu asla hissettirmeyin. Mesela yaka paça eve sokmayın, itip kakmayın, zor kullanmayın. Sevgi gösterileri sırasında ise oyun oynamak için sizden kaçan çocuğu köşeye sıkıştırmayın. Siz onu sevdiğinizi düşünebilirsiniz ama çocuk bu sırada kendisinden büyük birinden kaçamayacağını hafızasına yazıyor. Araştırmalara göre, cinsel suistimale uğrayan çocukların birçoğu çırpınmanın ve o anda kaçmanın çözüm olmadığını düşündüğü için kaçmayı denemiyor.

Evde çıplak dolaşmasına izin vermeyin

'Vücudum görünmemeli' hissi: Dört yaşından itibaren çocuğunuzu ev içinde çırılçıplak dolaştırmayın. Giysilerini kendisinin giyip çıkartmasına izin verin. Kendisini başkalarının yanında çıplak görmeye alışkın olmayan çocuk, elbisesinin birileri tarafından çıkartılmasından ciddi rahatsızlık duyar.

Çocuğunuzla birlikte banyo yapmayın

'Banyoda çıplak olunmaması' bilinci: Bazı anne babalar, bebeklikten itibaren çocuklarıyla birlikte yıkanır. Dört yaşından itibaren buna son verin. Ona banyo yaptırırken de üzerinde mutlaka alt çamaşırının olmasına dikkat edin. 7 yaşından itibaren ise mutlaka ve mutlaka çocuğunuzun genital bölgesini başkalarının; eş, dost, akraba görmemesine özen gösterin.

Çocuğunuz tuvalet ihtiyacını giderirken yanında durmayın

'Tuvalette benden başkası olmamalı' bilinci: Çocuğunuza dört yaşından itibaren tuvalet ihtiyacının yalnız başına giderilmesi gereken bir durum olduğunu öğretin. Yanında durmayın. Korktuğunu söylese bile onu ihtiyacını yalnız gidermesine alıştırın.

Başkalarının yanında üst-baş değişimi yapmayın

Soyunma ve giyinmede yalnızlık ilkesi: Temel davranış refleksinin kazandırılmasında çocuğun kıyafetlerini yalnız başına giyip çıkarması büyük önem taşıyor. Dört yaşındaki bir çocuk yalnız başına kıyafet giymekte zorlanabilir. Bu durumda anne ya da baba başka bir odada ona yardımcı olmalı. Asla salonda başkalarının yanında üst-baş değiştirilmemeli.

Onun özel dünyasına saygıyla yaklaştığınızı hissettirin

'İzin verirsem kabul edilirsin' ilkesi: Anne-babalar, çoğu zaman çocuklarının bir birey olduğunu unutuyor ve farkında olmadan ona kendi tekelindeki bir mal muamelesi yapıyor.

Buna göre özellikle 7 yaşından sonra çocuğunuzun odasına izin almadan girmeyin. Mesela onu odasında üzerini giyerken gördüğünüzde, özel dünyasına saygıyla yaklaştığınızı hissettirin ve özür dileyip kapısını kapatın. Çocuk, odasının kendisine özel olduğunu anlamalı ve izin vermeden kimsenin giremeyeceğini bilmeli.

***

Taciz yaşayan çocuk nasıl anlaşılır?

- Cinsel suistimale uğrayan çocuğun kaybettiği en önemli duygu; 'güven'... Güven kaybı insan yaşamında oldukça önemli. Böyle bir küçük kız çocuğu ise, içe kapanır, kendini sorgular, kendini suçlu hisseder, depresif olur, erkek çocuğu ise kimlik bunalımı geçirir. Kendisinin hâlâ erkek olduğunu ispat etmeye çalışır, anlamsız 'maço' davranışlar sergiler, agresif bir hale bürünür. Böyle bir durumda kalan çocuğun en önemli ihtiyacı güven duyabileceği bir eldir. Bunun için Avrupa'da birçok ülkede taciz yaşayan çocuklar için özel 'güven kazandırma merkezleri' bulunuyor. Çocuk burada yeniden hayata tutunup daha sonra travma sonrası terapiye alınıyor. Maalesef ülkemizde ne "güven merkezleri" ne de "travma sonrası terapi merkezleri" gerçek anlamda işlemiyor.

- Erkek çocuk da kız çocuk da oyun arkadaşı olarak erkeklerle oynamayı tercih eder. Suistimalin, erkek çocuklarda bıraktığı en derin iz, kimlik bunalımıdır.

- Erkek çocuk güç kazanmak, kız çocuk güçlüye sığınmak ister.

- Kız çocuk, kimliğini değiştirtme eğilimindedir. Geçmişine ait bütün izleri üzerinden atmaya ve silmeye gayret eder.

- Suistimale uğrayan çocuklar, geçici hafıza kaybına uğruyor. Hayatının ilerleyen dönemlerinde geriye dönüp baktığında küçüklüğünün o günlerini hatırlayamıyor.

(Zaman)

 
AHLAK GELİŞİMİ
Zihinsel gelişmeye koşut olarak ahlak anlayışında da çocukluktan gençliğe doğru belli basamaklardan geçen bir gelişme gözlenmektedir. Kohlberg (1971) ahlak gelişmesinde belli başlı üç evre tanımlamaktadır: Okul öncesi çağda ki mantık öncesi sezgisel düşüncenin olduğu çağdır, çocuk kendi için iyi olan şeyi iyi, kendi için kötü veya acı veren her şeyi kötü olarak yargılar.

Ergenlik çağının başlangıcında mantıklı ve soyut düşüncenin başlamasıyla ahlak değeri akla kara gibi görülmez olur. Genç, işlenen bir kabahatin bilerek mi, bilmeyerek mi, yapıldığına bakar. Kişinin niyetine göre değişik yargılara varabilir. (Yörükoğlu, 2004; s.51-52)

Ergenlikte Gelişim Görevleri :

Bir insan bu günün ve geleceğin sorunlarıyla başarılı bir şekilde uğraşacaksa, bebeklikten ve ilk çocukluktan ergenliğe, ergenlikten ileri yetişkinliğe doğru özel davranış türlerinin kazanılması gerekmektedir. Ergenlik, bedensel, toplumsal, bilişsel olgunlaşma dönemidir. Bir ergenin başarması gereken yaşam görevleri bu bölümde incelenmektedir.

A) Bedensel Özelliklerini Kabul Etmek ve Bedenini Etkili Biçimde Kullanmak:


Ergenlik, bir dizi hızlı bedensel değişimle biyolojik olarak başlar; Bu değişimler büyük ölçüde bir insanın yetişkin boyuna, ağırlığına, bedensel ve cinsel özelliklerine kavuşmasını sağlar. Bunun sonuçlarından herkes hoşnut kalmaz. Bir kız ya da erkek çocuk, kendini çok kısa ya da çok uzun bulabilir. Umduğu kadar yakışıklı ya da güzel olmadığını düşünebilir. Buradaki gelişim görevi bedensel özelliklerini kabul etmeyi ve onları en iyisi sanmayı öğrenmektir.


B) Eril Ya da Dişil Bir Toplumsal Rolü Gerçekleştirmek:


Hala değişen bir dünyada bu görev bir ergenin bugün yapmak zorunda olduğu dönemlerin en önemlilerinden birini oluşturmaktadır. Bu davranış tarzını açıkça eril, diğerini açıkça dişil olarak etiketlediğimiz, yıllarda “bir erkek ya da kadının en uygun davranışı nedir?” sorusunu yanıtlamamız kolaydı. Oysa bugün birçok kişi cinsler arasındaki benzerlikleri farklılıklardan daha fazla vurgulamaktadır. Kumaş pantolonlar, blucinleri, unisex saf kesimlerini düşünelim. Kuşkusuz en büyük değişimler kadın rollerinde ortaya çıktı. Ama herkes aynı yönde hareket etmemektedir. Kimileri, toplumsal rollerini geleneksel çerçevede gerçekleştirme, kimileri eşitliği ve birbiriyle örtüşen davranışları savunmakta, kimileri aşırı uçlar arasındaki yerini korumaktadır. Anlaşılır bir biçimde ana-babaların, öğretmenlerin ve ergenlerin kendilerini, yakın geçmişten kesinlikle farklı olan bir şimdiki zamandan köklü biçimde ayrılan bir geleceğe hazırlanma konusunda kafaları karışmaktadır.

C) Her İki Cinsten Yaşıtlarıyla Yeni ve Daha Olgun İlişkiler Kurmak:

İlk ergenliğin büyük ölçüde aynı cinsten arkadaşlardan kurulan yaşıt grupları şimdi yerini daha olgun erkek kadın ilişkilerine bırakmalıdır. Ergen, karma bir grupta gülüşmeden, kızarmadan, terlemeden ne söyleyeceğini ve nasıl söyleyeceğini, yetişkinlere özgü çeşitli toplumsal etkinliklere nasıl katılacağını öğrenmek zorundadır. Kültür, bu toplumsal ilişkilerin ne olduğunu büyük ölçüde belirler; bir toplumdan diğerine ve sınıflar arasında değişiklik gösterir.


D) Ana-babadan ve Diğer Yetişkinlerden Duygusal Bağımsızlığı Gerçekleştirmek:
Ana-babadan özellikle davranış, tutum ve ilgiler bakımından bağımsız olmaya girişen ergenler, genellikle önceden izin almadan, ardından da, ayrıntılı rapor vermek zorunda kalmadan bir şeyleri arkadaşlarıyla birlikte yapmak isterler. Daha çok çöplüğe benzeyen yatak odasının kapısına “özel mülkiyet”, “uzak durun” levhaları astığını belli sürelerde anımsarsınız. Fakat bağımsızlığın getirdiği özgürlükle birlikte, ana-babaya ve diğer yetişkinlere duyulan sevgi ve saygıyı veren bir başka boyut daha vardır. Bu boyut, vermeyi ve almayı her iki tarafı da anlamayı gerektirir. Havınghurst’un (1972) belirttiği gibi ergenler, ana-babalar, onların üzerinde otorite kurmaya kalkıştığında sıklıkla baş kaldırırlar. Ama ana-babalar onların sorumlu yetişkin gibi davranmaya yüreklendirdiğinde, bağımlılık göstermeye çalışırlar. Burada da kültür, önemli bir rol oynar. Bağımsızlık görevi alt sınıftan orta sınıftakinden daha kolay yerine getirilmektedir. Orta sınıf uzayan eğitimi, ekonomik desteği, geçilmiş olan evliliği, daha fazla kazımayı, özellikle ergen kızları vurgulamaktadır.


E) Evliliğe ve Aile Yaşamına Hazırlanma:
Bu gelişim görevi, birçok açıdan, az önce tartışılan yönü, dördüncü görevlerde ilerlemeler kaydedilmiş olmasına bağlıdır. “Deneme evliliği”, “birlikte yaşama” gibi toplumsal geleneklerdeki değişimler belki bu gücü çağdaş ergenler için daha zor ergenlerin çoğu büyük olasılıkla sonunda evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı beklemektedir. Ancak, Havıghurst’un belirttiği gibi bazen ergenler evliliği ve aile yaşamını zevkle beklerler. Bazıları ise, düşmanlık ya da korku hissederler. Açıkça bir bireyin bu alandaki tutumu, başarısı ya da başarısızlığı hem kültürden ve sosyo-ekonomik düzeyden hem de aile deneyimlerinden etkilenir. Birçok ergen fazla düşünmeden ya da hazırlanmadan ve çoğu zaman ev işleri ya da çocuk yetiştirmek için gerekli olan becerilere sahip olmadan evlenmekte ve çocuk yapmaktır. Bu olduğunda, lise veya üniversite düzeyinde gerekli kurslara ve rehberliğe başvurularak daha fazla çaba harcadığını görmekteyiz (Onur, 1998).

 
Evlilik Öncesi Danışmanlık

Evlilik öncesi danışmanlık almak çeşitli alanlarda çiftlere yardımcı olabilir.
1) İletişim Becerilerini Geliştirmek
Etkin bir şekilde karşıdakini dinleyebilmek, onun anlatmak istediği şeyi anlayabilmek bazı kişiler için geliştirilmesi gereken bir özellik olabilir. İletişimi kuvvetli bir çift, ortaya çıkan sorunları tartışmak ve çözmek konusunda daha başarılıdır. Çiftler arasında “duygusal anlamda güvenme” yi sağlayan en önemli faktörlerden biri çiftin iyi bir iletişim içinde olmasıdır.
2) Çiftlerin Birbirinden Beklentilerinin Tartışılması
Evli çiftlerin rol dağılımı konusunda evlenmeden önce hiç konuşmamış olmaları sıkça rastlanan bir durumdur. İş, ev ekonomisinin idare edilmesi, ev işlerinin dağılımı, ebeveynlikle ilgili sorumlulukların paylaşılması, yani genel olarak evlilikte kimin ne yapacağı sorusu evlilik öncesi konuşulması gerek konulardır. Çiftlerin birbirinden beklentilerini açık ve dürüst bir şekilde dile getirmeleri evlilik boyunca bu konuda çıkabilecek sorunları önlemede önemli bir rol oynar.
3) Çatışma Çözme Becerilerinin Öğrenilmesi
Hiç kimse evliliğinde çatışma yaşayacağını düşünmez. Gerçekte ise bir çift evlilikleri boyunca çöpü kimin atacağı kadar basit anlaşmazlıklardan tutun da duygusal anlamda çiftleri yıpratan daha büyük sorunlara kadar birçok çatışma yaşarlar. Bu çatışmaları içinden çıkılmaz bir hal almadan çözebilmek, sorunlara yapıcı çözümler üretebilmek ve tartışma ile geçen zamanı önemli ölçüde azaltmak için çok etkili yollar vardır. Evlilik üzerine önemli çalışmaları bulunan John Gottman’ın araştırmaları, çatışma çözme becerileri geliştirmiş çiftlerin diğerlerine oranla daha az boşandıklarını göstermiştir.
4)  İlişki Dengesinin Kurulması
İlişkide “sana” “bana” ve “bize” ne kadar ilgi ve dikkat gösteriliyor? Bu anlamda dengesini kaybetmiş bir ilişkide (mesela ilişkide her zaman eşlerden birinin istekleri ve beklentileri önemliyken diğerinin istekleri ve beklentileri karşılanmıyor ve sürekli göz ardı ediliyorsa) birçok sorunla karşılaşılması sürpriz değildir. Bu bağlamda çiftler birbirleri ve ilişkileri için faydalı olabilecek çözümlere gitmelidirler.
5) Bireylerin aile sorunlarının belirlenmesi
Nasıl davranmamız, sorunlarla nasıl başa çıkmamız, sevgimizi nasıl gösterdiğimiz gibi daha birçok davranışımız, aslında erken yaşta ailemizden, ebeveynlerimizden ve bizim için önemli olan başka kişilerden gördüklerimiz ve öğrendiklerimiz doğrultusunda şekillenir. Eğer bir kişi kendi ailesinde çokça çatışma ve sevgisizlik görmüşse, bunun kişinin evliliğine nasıl etki ettiğine bakmak önemlidir. Kendi ailelerinde yaşanan olumsuzlukları kendi evliliklerinde de tekrar eden bireyler, bu bağlantıyı anlayabilirlerse, tekrar eden öğrenilmiş davranışlarını daha kolay durdurabilmektedirler.
6) Kişisel, Ailevi ve Çift olarak hedefler geliştirmek
Birçok evli çift kendileriyle, aileleriyle ya da ilişkileriyle ilgili hedeflerini tartışmazlar. 5 yıl sonra hayatınızda nerde olmak istiyorsunuz? Çocuk yapmaya hazır mısınız? Kaç tane çocuk istiyorsunuz? Çocuk sahibi olmak için en uygun zaman ne zaman? Bunun gibi birçok soru çiftlerin üzerinde konuşması ve tartışması gereken konulardır.
Evlilik aslında üzerinde çalışılması, emek verilmesi gereken bir kurumdur. İlişkiler ve kişiler zaman içerisinde değişebilir, önemli olan çiftlerin bu değişikliklere nasıl uyum sağladıklarıdır.
Günümüzde
boşanma oranı çok yükselmiştir. Amerika’da %50 olan boşanma oranı, Türkiye’de bu kadar yüksek olmamakla beraber son yıllarda oldukça artmıştır. Evliliği düşünen çiftler, evlilik öncesi birbirlerini tanımak için ne kadar çaba sarf ederlerse, evlilikte sorun yaşama ve boşanma ihtimalini o oranda düşürmüş olurlar.
Evlilik öncesi danışmanlık almak çiftlerin ilişkileriyle ilgili halihazırda yaşadıkları sorunların çözümünde ve sağlıklı bir evlilik kurmalarında büyük destek sağlamaktadır. Evlilik öncesi danışmanlık almış birçok çift seanslardan sonra iletişim becerilerini geliştirdiklerini ve ileride evlilikte çıkabilecek sorunlara karşı daha olumlu bir tavır benimsediklerini belirtmişlerdir.

Popstar Erhan' eşinden ayrıldı

Çavuşbey Mahallesi'nde tanıştığı Özlem Sedef ile 5 yıl önce evlenen ve 3.5 yaşında ‘Aleyna' adında bir kızı olan Erhan Yeşil, 2 yıl önce katıldığı Popstar Alaturka yarışmasında birinci oldu. Gelen şöhret ardından Erhan Yeşil'in ailesini ihmal etmesi üzerine çift karşılıklı boşanma kararı aldı. Edirne Aile Mahkemesi'ne açılan dava ardından çift boşandı.
Erhan Yeşil'in yarışmadan kazandığı 100 bin YTL ödülü ve şöhret ardından kendilerini ihmal ettiğini savunan Özlem Sedef, şunları söyledi:
“Erhan ile ‘Popstar Alaturka' yarışmasına katılmadan önce güzel bir evliliğimiz vardı. Erhan yarışmada şöhreti yakaladıktan sonra çocuğunu ve evini ihmal etmeye başladı. Yaşadığımız sorunların ardından Erhan ile anlaşmalı boşanma kararı aldık. İlk duruşmada şiddeli geçimsizlik nedeniyle hemen boşandık. Keşke Erhan ‘Popstar' olmasaydı, bizim de evliliğimiz bitmeseydi. Birbirimizden nafaka talep etmedik.”
 

Namus cinayetleri...

"İffet" ülkenin en önemli sorunlarından. Kadınlar bu yüzden öldürülüyor.

İnsan Hakları karnesi karıştırıldığında Ürdün'de, 2004 yılının ilk dört ayında 24 kadının "namus" yüzünden yakınlarınca öldürüldüğü anlaşılıyor. Bu rakam, 2003'te 17; 2002'de 29 imiş. Tabii bu listeye dahil edilemeyenler de unutulmamalı.

İngilizce yayımlanan Jordan Times gazetesi 25 yaşında bir kadının hastanede babasız bir çocuk doğurduktan sonra 36 yaşındaki kuzeni tarafından bıçaklanarak öldürüldüğünü yazdı. Polise teslim olan öfkeli kuzen ailenin adını kurtarmak için öldürdüğünü söylemiş. Ürdün'de bu tür cinayetlerde katil altı ayla kurtarabiliyor. Gazetenin haberine göre bu cinayet Haziran ayında işlenen üçüncü cinayet.

Hükümet yetkilileri kadınların canına kasteden bu cinayetleri karşı ilginç bir çözüm bulmuşlar. Ölüm tehdidi altındaki kadınlar hapiste tutuluyorlar. Yetkililer, durumu araştıran insan hakları savunucularına ölüm tehdidi altında olan kadınları hapishaneye yerleştirerek koruduklarını söylemekten çekinmiyorlar.

Doğu Konferansı grubuyla birlikte Amman'a Mayıs ayı içinde yaptığımız gezi sırasında Ürdün'ün en büyük partisi olan İslami Hareket Partisi'nin önde gelenleriyle bir görüşme yaptık. İki katlı parti binasındaki sohbet sırasında ben de namus cinayetleri meselesini sordum. Ancak soru onlara çok yabancı geldi.

Bu soruyu milletvekili ve avukat Zuheyr Ebu Ragıp yanıtlayacak dediler. Ebu Ragıp da bize Zina Yasasını anlatmaya çalıştı. Namus cinayeti diye ısrar edince bu kez de son derece kendinden emin bir şekilde, "bu batılıların uydurması bizde böyle bir sorun yok" deyip kestirip attı.

Karım İngiliz ve yazar

Kadın konusunun açılması üzerine İslami Hareket Partisinden şeflerinden Dr. El Assaf cazip bir öneride bulundu. Benim karım İngilizdir ve yazardır, kadın konusunu tartışmak istiyorsanız, sizi onun adına evimize yemeğe davet ediyorum dedi.

Rahat rahat her şeyi sorabileceğimiz bir kadınla tanışacağız ve bir Ammanlının yaşam biçimini yakından görebileceğimizi düşünerek hep birlikte kabul ettik. Birkaç dakika sonra davetin sadece kadınları kapsadığını anladık.

Bizi akşam otelimizden alacaklardı. Bir iki karışıklık yüzünden lobide epey bekledikten sonra gruptaki kadınları almaya gelen iki araba ile yola çıktık. Amman'ın zengin mahallelerinden birine tepe üzerine yapılmış bahçe içinde güzel manzaralı bir villaya gittik. Kapıyı açan ev sahibi bizi güler yüzle karşıladı.

Bayan Patricia El Assaf'ın sarı saçları açıktı, üzerinde de siyah bir etek bluz, ayağında terlikleri vardı. Güler yüzle karşılandık. Önce kahvemizi içtik, ardından limonata sandığımız gazozlarımız geldi. Bol kahkahalı neşeli 40 yaşlarında, çok kilolu Patricia El Assaf'ın hikayesini dinledik.

Kocasıyla uzun yıllar önce Londra'da tanışıp evlenmişlerdi. Evlenmeden önce Daha İngiltere'de iken Müslümanlığa merak salan Patricia El Assaf o yılarda İngiltere'de öğrenci olan kocası ile tanışmış ve evlenmeye karar vermişlerdi. Eğitimini yarım bırakıp Ürdün'e geldikten sonra Müslümanlığı bütün koşulları ile benimsemiş ve kendisine yepyeni bir hayat kurmuştu.

Bize tamamen kapalı gezdiğini söyledi. Çevresindeki insanların böylece bedeniyle değil beyniyle ilişki kuracaklarına inanıyordu. Tamamen kapalıdan ne kastettiğini anlamak istedik. İçerden kara çarşaflarını ve peçelerini toplayıp geldi. Nasıl kapandığını önümüzde giyinerek anlattı.

Ayrıca katıksız bir İslami rejimin en demokratik koşulları beraberinde getireceğini söylüyordu.

Yazarlık serüveni ise İnternet üzerinden ilişkiye geçtiği Batı dünyasına yönelikti. Bir yemek kitabı yanı sıra Ürdün'ü anlatan bir turistik kitap yazmıştı.

Ürdün'ün klasik yemeği olan bademli etli pilavı bir lokantadan getirtmişti. Bitişik odaya hazırlanmış yer sofrası benzeri bir sofraya bizleri buyur etti.

Kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı yaşadığı bir düzen içinde rahat ediyordu. Komşular, arkadaşlar ve aile daha çok kadın- erkek ayrı gruplar halinde yaşıyorlardı. İçeriye aramızdan tuvalete gidenler olduğunda koridorda bir erkeğe rastlamamaları için önceden gidip bakmayı ihmal etmiyordu.

Daha sonra aramıza evin 21 yaşındaki kızı katıldı. Amerika'da üniversite okuyan, feminizm üzerine master'ını bitirip dönen ve çok akıllı olduğu anlaşılan genç kız, evlenme yaşı geldiği için tedirgindi. Aşiret geleneğinden gelen bu ünlü ailenin kızı evlilik konusunda kendi kararları doğrultusunda hareket edeceğini söylemekten çekinmiyordu. Babasının yıllar içinde git gide yumuşadığını, ev ortamının makul bir hale geldiğini anlatırken gözleri gülüyordu.

Ürdünlü kadının temel haklarının önüne dikilen İslami Hareket Partisi'nin yöneticilerinin evinde de açıktan eşitlik ve daha iyi koşullar için alttan alta bir kadın kavgası sürdüğüne tanık olduk. Demokrasi ve eşitlik talebi Ürdün'ün kapılarını da zorluyordu. (İÇ/YS)


 
 
 
 

 



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4919
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.