Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
10 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 14
 Bugünkü Ziyaret 275
 Toplam Ziyaret 1100595

  Geri Dön

TEKNOLOJİ VE İ'TİKAT
YENİLEŞME VE DİNİ DÜŞÜNCE
Din, durağan bir umacılıık değildir. Din, siyaset ve teknolojik gelişimlere göre yeniden yorumlanacaktır.

Dini çok çeşitli biçimde tenımlayabiliriz; ama inovasyon açısından din nasıl tanımlanacak? Allah cc bir hadis-i kudsisinde: "Kulum beni nasıl algılarsa Ben öyleyim"

(ene inde zanni abdî bî)... Kudsi hadislere karşı çok çeşitli tepkiler var. Birçok radikal ve köktendinci kardeşimiz, kendi ideolojik ayrımcılıklarına uymayan her dini veriyi inkara kalkışırlar.

Ben bu kudsi hadis gibi gerçeğe aykırı olmayan verileri belge olarak alırım.

Her Allah inancı, bir dindir. Din, sürekli kendini yenilemektedir. bundan 100 sene önceki veya 200... 250... 3000 yıl önceki din adamlarının ve mezhep imamlarının tanımlarını bugün aynısıyla alamayız. Eğer bin yıl önceki bir mezhep imamının din tanımını bugün de aynısıyla örnek alırsak inovasyona aykırı davranmış oluruz ve bir mezhebin aşırı taraftarı olmuş oluruz; diğer mezhepteki kardeşlerimize saldırgan oluruz. İdeolojik davranırız. Köktencilik yaparız. Kavgacı ve ayrılıkçı oluruz.

Altı iman şartı bizim akaidimizi oluşturur. bu altı'yı yedi yapamayız veya beş'e indirgeyemeyiz. Gerçi "Kader'e iman" altıncı akaid ilkesini bazı sivri kafalı aydın din adamlarımız bazı hadis-i şeriflerde ayrı bir madde olarak zikredilmiyor diye inkara kalkışılmaktadır; ama bu kısır tartışma üzerinde durmayalım. Kelimeler üzerinde durmak ve temel ilkeleri birkaç sözcüğe dayandırmak yanlıştır.

Aşağıdaki alıntı yazımızda işsizlik ve "yüksek teknolojiye dayalı ürünler"den söz edilmektedir. Gelişimcilik sayesinde eski teknoloji yenileriyle değiştirilmektedir. Ürün verimi arttıkça daha büyük kesimin karnı doymaktadır. "2008 dünya finansal krizi sonrası dönemde Türkiye için yeni bir ekonomik büyüme stratejisi oluşturmak zorundayız." denmektedir. Teknoloji arttıkça, daha fazla işsizlik artmaktadır. aç insanlar artmaktadır. Ama ihracat ve tanıtım olsa inovasyon sağlanış olacak ve daha çok işçinin çalışma imkanı artacaktır. Şimdi bu yazının beni ilgilendiren yönü, dini alanda neden ideolojik davranılıyor? Neden din alanında büyük bölücülük ve ayrımcılık yaşanmaktadır? Din, zamana göre değişen ve gelişen yeni şartlardaki Allah inancıdır. Din, sürekli yenilenmesi gereken inanç sistematiğidir. Akaid denen altı sabit değeri çağlara göre düşünce alanına seren Kelam ilmidir. Kelam, her zaman kendini yenilemelidir ve her elli yılda bir DİB öncülüğünde yeni bir "Kelam" yazılmalıdır.


 

     Güngör Uras Olayların içinden guras@milliyet.com.tr

Yenilikçilik (inovasyon) ve ‘yeni girişimcilik’

19 Mayıs 2010

İşsizlik oranı geçen şubattan bu şubata yüzde 16.1’den yüzde 14.4’e geriledi ama gene de 3.5 milyon işsizimiz var. Her yüz gencin 25.5’i işsiz.<p>
Yatırım olursa,
üretim artarsa işsizlik de azalacak diyoruz. Ama bizim artan yatırımlarımız ve artan üretimimiz işsizliği azaltmıyor. Çünkü biz modası geçmiş yatırımlarla talebi olmayan üretim yapıyoruz.
İşsizlik sorununun kemikleşmesini önlemek, büyümeyi hızlandırmak,
ihracat gelirimizi artırmak için “yeni bir strateji”ye ihtiyaç var.
Devlet Planlama Teşkilatı’nın yayımladığı göstergelere göre yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin toplam üretimdeki payı yüzde 4.1 oranında, ihracatımızdaki payı yüzde 3.3 oranında. Halbuki AB ülkelerinde yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin ihracattaki payı yüzde 21.
6 dolayında.
İşsizlik sorununu ve teknolojideki geriliğimizi “veri” (given fact) kabul ediyoruz. Ve de çözümün ne olacağını tartışmıyoruz.<p>
İşte bunun içindir ki, yaratıcı, yenilikçi bir bilim adamı olan Prof. Dr. Arman
Kırım’ın bu konularda önerilen içeren, tartışma kapısı açan bir çalışmasını okuyunca heyecanlandım.
Prof. Dr. Arman Kırım işsizlik ve geri teknolojiye dayalı basit üretim çemberini kırmak için “
inovasyon (yenilikçilik) ve girişimcilik” konularına önem verilmesini öneriyor.<p>
Diyor ki, ”2008 dünya finansal krizi sonrası dönemde
Türkiye için yeni bir ekonomik büyüme stratejisi oluşturmak zorundayız. Bu stratejinin hedefi, işsizliği ortadan kaldırmak, üretimi ve sonuçta refahı artırmak olacaktır.

Yenilikçilik olmadan olmuyor
Bu yeni strateji, mevcut ekonomik sektörlerin inovasyon yeteneklerini geliştirilmesini, aynı zamanda da teknolojik sektörlere odaklanan yepyeni bir girişimcilik hamlesini başlatması gerekiyor.
Yeni girişimcilik, bildiğimiz
KOBİ girişimciliği olmayacak. İnovasyona ve inovasyon sektörlerine odaklı olan, finansmanı da erişim hedefi de ‘küresel’ olan, bilim ve teknolojiyle evrensel pazarlama becerilerine dayalı bir girişimcilik olacak. Yüksek büyüme tempolu ‘yeni girişimcilik’ olacak.
Bu konuda dünyada son yıllarda yapılan sayısız bilimsel araştırma bizlere çok
güzel ışık tutuyor. ABD’den İsrail’e, Singapur’dan Malezya’ya, Çin’den Yeni Zelanda ve Hindistan’a kadar çok farklı ülkelerde yeni girişimcilikle ilgili olarak hükümetlerin son yirmi yıldır uygulamaya koyduğu politikaların sonuçlarını değerlendiren bu araştırmaların bazı önemli bulguları şunlar:
-  İnovasyon, yani yenilikçilik, ülke ekonomilerinin verimliliğini, büyümesini ve istihdam seviyesini önemli ölçüde olumlu etkiliyor. Yenilikçilik becerileri yüksek olan ülke ekonomileri, son yüzyılda diğerlerine fark atarak büyüyor.

‘Yeni girişimci’ye ihtiyaç var
-  ABD’den Singapur’a, Yeni Zelanda’dan İsrail’e kadar yeni
teknoloji sektörlerinde başarılı olan ülkelerin hepsinde bu sektörler devlet desteğiyle başarıya ulaşmış durumda. ABD’nin ünlü ‘yeni girişimcilik’ merkezi Silikon Vadisi bile, sanılanın tersine, çok ciddi devlet teşvikleriyle kurulmuş ve büyümüş. Bunlar küçük çaplı yarışmalarla değil, büyük çaplı devlet teşvik politikalarıyla yapılabiliyor.<p>

-  Ancak inovasyonun (yenilikçiliğin)
ve de yeni girişimciliğin bizim alıştığımız sektörel, bölgesel ve genel teşvik tedbirleriyle desteklenmesi mümkün değil. Bu alandaki teşvik politikalarının “proje bazında” olması gerekiyor.
Bütün bunlar yeni ve zahmetli işler. <p>
Ama girişimci için de ülke ekonomisi
için de “fark yaratmak” önemli. Fark yaratamayan “sıradan olan” gerilerde kalmaya mahkûm oluyor, olacak.
 
 
Yazarı da belli bir alıntı yazı...
Beğendiğim için değil de Ziya Gökalp'ın din anlayışını özetlediğinden bu sayfaya alıntılamayı uygun gördüm.
 
DİNİN TÜRK TOPLUMUNA ETKİLERİ     
Sema ÖZCAN-SHP Merkez Kadın Meclisi Üyesi     

     Din en geniş anlamıyla, her şeyden önce toplumcul bir olaydır. Özel anlamıyla; toplumda insanların düşünce ve davranışlarına, kişiler üstü güçlerin etkilerini yorumlayarak uygulayan, teorik bir dünya görüşü ve pratik bir evren düzenidir. 

            Yakındoğu’nun İslamlığından ve Uzakdoğu’nun Budistliğinden önce ki Türk toplumu, kendi tarih öncesi çağını yaşarken, yaptığı bütün kişi üstü yorumlarında, yani din kavramlarında kendi öz yapısına sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Bu nedenle dinin Türk toplumuna etki yapmasından çok, Türk toplumunun din üzerine yaptığı etki göze çarpmış, idealistler bile bu yanı saklayamamışlardır.

      Orta Asya Türk toplumu içinde ulaşılmış sosyal gelişim basamaklarına göre, dinsizlik bir yana bırakılırsa, üç tip din belirdi:

 1) ŞAMANLIK 2) İL DİNİ 3) İLHANLIK DİNİ

ŞAMANLIK= ANAHANLIK DİNİ: En orijinal Türk toplumu yapısından kaynak alan din şamanlıktır. Morgan’ın sınıflamasına göre, Aşağı barbarlık konağında ki Anahanlık düzenine giren inançlar sistemidir.

      İlk cinsel yasakları ile KAN kutsallığının sembolü olan Totemler dinidir. Şamanizm teşkilatında ki totemler ve koruyucu ruhlar hep dişidir. Bu dinin kadın dini olduğu bununla da kanıtlanır. Ruhanileri KAM veya KAMANLARdır. Şaman sözcüğü buradan çıkmıştır. Erkek şamanlar, yaptıkları dini ya da sihirli törenlerde başarı kazanmak için, kadın gibi saçlarını uzatırlar, kadın elbisesi giyerler, ince sesle konuşurlar, hatta kendilerinin gebe kaldıklarına, birtakım balık, karga gibi şeyleri doğurduklarına inanırlardı. Şaman, kadına ne denli benzerse değeri o kadar çok olurdu. ( Z.Gökalp: Türk töresi s. 21-22) Şamanizm devrinde 4 mevsime mahsus kurban törenleri ile senenin ortasında büyük kurban (bütün aşiretin totemi olan öküz) yapılırdı.

      İlk Türk dini, ilk Türk toplumu gibi, eşitliğin, kardeşliğin ve mutluluğun dinidir. Çünkü içine sınıf ve imtiyaz kurdu girmemiştir.

     İL dini ile İLHANLIK dini, Türk toplumunun Uzakdoğu’da az çok medenileşmiş Çin toplumundan kaynaklanmışa benzer. Daha doğrusu, çevre etkisi altında Şamanlığın geçirdiği değişikliklerle olmuşlardır. Sosyoloji bakımından İL dini de, İLHANLIK dini de Orta barbarlık konağına girerler. Ama iki ayrı aşamadırlar.

İL DİNİ = ANAHAN + BABAHAN DİNİ: Şamanlığın temeli olan Anahanlık(Ana hukuklu kan örgütü) ile onu erkek yararına değiştirmeye çalışan Babahanlık arasında kurulmuş, eşit haklı bir uzlaşma dinidir. Erkek: Sürü sahibi olarak İL BESLEYİCİ, ama kadın da: Geleneksel Anahan olarak İL BİLİCİ durumundadır. Kadın-erkek dengesi: İL=BARIŞ ve birlik getirmiştir. Oğuz onun sembolüdür. Osmanlı padişahlarının hem siyaset hem din başkanı(halife) oluşları üzerine, “Zıllül lahüfil erz” ( Tanrının yeryüzünde ki gölgesi) oluşları da, Türklerde(töreli insanlarda) İL=BARIŞ dininden kalma bir deyimdir.

İLHANLIK  DİNİ= BABAHAN DİNİ: Artık Anahanlık dini yenilmiştir, kötülenmiş ve Babahanlığın zıt kutbu durumuna sokulmuştur. Bir İlin diğer İllere hakimiyeti İlhanlıktır. Gerek İl gerekse ilhanlık teşkilatı devlet değildir. Bütün insanların eşitçe silahlı bulundukları ve katıldıkları KAN teşkilatıdır. Yenilen İl, ya yok edilir ya da yenen İl içine katılırdı. Katıldığı zaman da silahından tecrit edilmezdi. Ama, Türk toplumunun her KAN’ı yenilince bunu insan üstü bir alın yazısı sayardı.

      İlhanlık çağında Türk toplumu henüz göçebelik düzeyinde kent çağına girmek üzere iken, ilişkili bulunduğu medeniyetlerle geliştirilen DEMİRE kavuşmuştu. Demiri de ele geçiren Babahan, daha çok baskı ve zor kullanma fırsatını bulmuştu. Ama egemenliğini sürdürecek hiçbir siyasi teşkilatı yoktu. Bu nedenle İlhanlık dini de, yenilenlerle yenenleri birbirlerine kaynaştıran yaşama yasası oldu.

 Bugün, Anadolu halkımız içinde yaşıyan nice gelenekler ve göreneklerin asıllarını eski Türk-Moğol inançlarında buluyoruz. Cengiz zamanı (13'üncü yüzyıl sonları), Türklerin taşları can ve tanrı saydıkları günden kalma "Yağmur taşı" vardı. Onunla "istenildiği zaman yağmur yağdırılırdı." (İran Moğolları, s.1917.) Anadolu'da hala insanlarımız, sembolik küçük taşlarla yağmur duasına Müslüman olarak çıkarlar.’’ (Dr. Hikmet Kıvılcımlı, a.g.e)

    Batılılar’ın Temple (Tapınak) Şövalyelerine, Katar Şövalyelerine denk düşer mi bizim Şeyh Bedrettin müritlerimiz, Horasan eren ve alperenlerimiz, ne dersiniz?

    Acaba tarihin ‘’SIR’’rı Da Vinci Şifresindeki gibi Kriplex içinde değil de ‘’tarih öncesi’’ ilkel komüna kandaşlığında; yani kendi köklerindeki Kızılderililikte mi saklı? Her toplumun kendi kökenindeki unutturulmaya çalışılan kendi Kızılderililiğinde?..

    Sakın Batılılar; kendi toplumlarında bu tarihi şifreyi çözerek kendi ‘’gelenek- görenek’’ anlamındaki ‘’tarih üretici gücü’’nü ve ‘’kollektif aksiyon’’ anlamındaki ‘’insan üretici  gücü’’nü yeniden ve yeniden üreterek kendi dinamizmlerini canlı tutmaya yönelirken; tıpkı ‘’teknik üretici güç’’ açısından olduğu gibi bu üretici güçlerimiz açısından da gelişimimizi körelterek sömürge olmaktan kurtulmamızı engellemek için pompalayıp duruyor olmasınlar, şu bütün bu değerlerimizin inkarı anlamına gelen  Doğu İslam gericiliğiyle elele tutuşmuş sivil- toplumcu tezlerini?

     Bence onlar, tarihin şifresini çözdüler. Aslında 1965’ten bu yana bunu bizim çözdüğümüzü de biliyorlar, biz bilmesek ya da bilmezden gelsek de... İşte bu nedenle bizim kendi Kızılderililiğimize hem fiili, hem ideolojik saldırılar ve kuşatmalar çekiyorlar. Çünkü ‘’SIR’’ kendi özgün Kızılderililiğimizde saklı! Bir de Sarp Kuray’ın Dr. Hikmet’in Tarih Tezi’ni sunuş yazısında altını çizdiği gibi, Doğu’da özel toprak mülkiyetinin olmayışında… Tam da bu nedenle SIR, Batı’nın Paganizmde olduğundan çok daha fazla bir biçimde Doğu’nun Şamanizm’inde saklı!

    DA Vinci’nin Şifresi; kendi tarihimizin şifrelerini çözmemize yetmez elbette; ama bu konuda bizlere bir örnek, bir uyarıcı olabilirse faydalı olur.



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9010
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6164
FATİHA SURESİ 5845
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4942
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3955

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.