Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
10 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 10
 Bugünkü Ziyaret 246
 Toplam Ziyaret 1100566

  Geri Dön

BİR MUCİZE: MİRAC
MİRAC KONUSUNDA SÖYLEYECEKLERİM
Mirac, olağanötesi ve sezgi gücünü ilgilendiren gaybi olay ve mucizedir. Akılla kavranamaz. bilimselliğe dayandırılamaz. Mirac, bedensel bir olay değildir ve bilim kurgunun konusudur. Mirac, tamamen bilim kurgucuların romanlaştıracağı bir olaydır. Mirac, tamamen rüya boyutundadır ve şifrelerle doludur.
Bu anlatılanlar, H 1430 yılı mirac kandili dolayısıyla dostların mesajlaşmasından  esinlenerek kaleme alınmış yazılar toplamıdır.
Ben mirac olayını farklı anlıyorum.
 
From: SALİH PARLAK [mailto:salihparlak@2001yayinlari.com]
Sent: Friday, July 09, 2010 7:54 AM
To: 'ellibes@yahoogroups.com'
Subject: RE: [ellibes] İLET: tebrik ve dua

 Değerli dostlar,

Benim düşüncelerimi pek sevmezseniz de mirac konusunda birkaç cümle kullanayım:

Adem Demircioğlu kardeşimin kendi uzmanlık alanına girmemesine rağmen mirac konusunda ahkam kesmesine üzüldüm.

Diyor ki:

 Isra ve Mi’rac mucizesi, hicretten bir yıl önce, 621 yılı başlarında gerçekleşmiştir.

Olayın iki aşaması vardır.

Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür.

Kur'an-i Kerim’in andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında Isra adını alır.

Olayın iki aşaması vardır.

Yanlış!

Neden?

Çünkü Sevgili Peygamberimizin SAV miracıyla iki değil, üç melek görevlendirilmiş. Hz Muhammed’i sav üç melek ayrı ayrı alemlerde taşımış.

Kim bu melekler?

:1- Burak as… 2-Cebrail as…    3- Refref as…

 Refref

RASULÜLLAH'IN Mİ'RAÇTAKI BİNEKLERİ

Kütüb-ü Sitte ve diğer hadis kitaplarında Mi'rac hadislerinin çeşitli rivayetleri vardır. Bu hadislerde Peygamberimizin Mi'rac esnasındaki binitleri anlatılır. Âlâmî Tefsirinde Alûsî'nin nakline göre, Rasülullah'ın binitleri beş tanedir:

1- Burak: Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya kadar.

2- Mi'rac (Merdiven): Mescid-i Aksa'dan dünya semasına kadar.

3- Meleklerin kanadı: Dünya semasından yedinci semaya kadar.

4- Cibril: Yedinci semadan, Sidre-i Münteha'ya kadar.

5- Refref: Sidre-i Münteha'dan Kaabe Kavseyn'e kadar.

F) PEYGAMBERİMİZE Mİ'RAÇTA VERİLEN İHSANLAR

Müslim'in rivayetine göre, Mi'raç'ta Rasülullaha üç şey verildi:

1- Her gün elli vakit sevabına denk, beş vakit namaz,

2- Bakara sûresinin son âyetleri,

Maalesef bu konuda ciddi bir şeyler yok! O kadar çelişkiler var ki nereden başlayacağın bir ortak nokta yok.

Bakınız şu uzun rivayete! Ama kütüb-i sitte gibi kaynak? Kaynak yok.

Saçmalığa bakın:

 “katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkte “Burak” isminde bir hayvana bindirildim.”

Katır göklere mi çıkmış? Hz Süleyman’ın Hüdhüd’ü var ama, katırla ilgili hiçbir açıklama yok!

Hz Muhammed AS o gece katır ile kaç saatte Kudüs’e varmış? Sarahat ve açıklık yok!

Burak, melektir. Ama bedenleşebilen ve az kanatlı melek!

İnsan boyutuna yaklaştırılmış ve ancak üçüncü kat semaya kadar kendisini yüzdürebilen melek!

Mescid-i Aksa’nın bulunduğu üçüncü kat semada 124.000 resul bulunmuş.

Yani hiçbir yerde katırı gibi bir hayvanın göklere çıktığını veya sizin deyiminizle Mekke’den Kudüs’e çok kısa zamanda, yedi dağı bir adımında aşan dev bir katırla gidildiğini duymadık.

Burak bir melektir ve Allah cc ona miracın birinci aşamasını gerçekleştirme ve üçüncü semaya kadar çıkma kapasitesini bahşetmiş.

Mübarek kılmak demek ne demek?

Sanallaştırmak demektir.

Sanallaştırmak demek, beden yükünden kurtulup ışınlanarak göklere çıkmaya hazır hale gelmek demektir. Henüz göklere çıkmamak, çok hızlı giden ve sesten çok hızlı bir uçaktan; ama artık dünyayı, sadece kuşbakışıyla tozpembe, seyretmek demektir.

Artık Mescid-i Aksanın avlusuyla birlikte 124.000 sanallaşmış bedenli resulü alabilecek biçimde sanallaştırılmış, yani Belkis’in uzaklardan anında taşınan sanallaşmış tahtı gibi olmuş halini görmüştür Hz Muhammed AS…

İkinci aşamada ışınlanma var ve Cebrail as var.

Eğer Burak’ta üçüncü kat semaya kadar taşıyacak 10 kanat varsa Cebrail’de as Arşın üstüne kadar taşıyacak belki de 1000 kanat var.

Elbette Hz Muhammed’in sav o kadar kanatla uçabilecek hızda gidecek biçimde hızlandırılmış, bedensiz gidebilen enerjetik bedeni var.

Üçüncü aşamada da sonsuz kanat sayısına sahip Refref var. Arşın da ötesinde olabilecek

 

Bir gece halam Ummühânî’nin evinde (bir rivayete göre Kabe’de) iken Cebrail (a.s.) geldi. ‘Ey muhterem nebi! Rabbin huzuruna varmak için kalk, melekler seni bekliyor.’ dedi. Göğsümü göbeğime kadar yardı. Kalbimi çıkarıp, iman dolu bir altın tasta yıkadı. Tekrar yerine koydu. Bundan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük, beyaz renkte “Burak” isminde bir hayvana bindirildim. Bu hayvan, her adımını, gözün görebildiği son noktaya atıyordu. Bir anda Mescid-i Aksa’ya geldik. Cebrail, Burak’ı, bütün peygamberlerin hayvanlarını bağladıkları bir halkaya bağladı. Mescidde diğer peygamberlerin ruhları temessül etti. Bize selâm verdiler. Ben de selâmlarına karşılık verdim. Cebrail bana, ‘Öne geç ve nebilere iki rekât namaz kıldır.’ dedi. Ben de imam olup namazı kıldırdım. Cebrail bana biri süt, biri şarap dolu iki kap getirdi. Ben sütü içince, ‘Yaratılışına uygun olanı seçtin.’ dedi.” Ebu Said-i Hudrî’nin rivayetine göre, Peygamber Efendimiz şöyle devam ettiler: “Bundan sonra bir Miraç (merdiven) getirildi ki, ben ondan güzel bir şey görmedim. Cebrail, beni bu merdivenden Hafaza kapısına kadar çıkardı. Burada Cebrail, semanın açılmasını istedi ve orada şöyle bir konuşma geçti. İçerden soruldu: - Sen kimsin? - Ben Cebrail’im. - Yanındaki kim? - Muhammed (s.a.s.) - Ya! O, Resul olarak gönderildi mi? - Evet. Hemen kapıyı açtılar ve beni selâmladılar. Bir de ne göreyim! Semayı muhafaza eden İsmail isminde müekkel büyük bir melek, yanında yetmiş bin melek ve o meleklerden her birinin yanında da yüz bin melek var. Bunlardan ayrılınca; bünyesi, yaratılışından beri hiç değişmemiş bir adamın yanına geldim. ‘Ya Cebrail, bu kimdir?’ diye sorduğumda, ‘Baban Adem’dir.’ diye cevap verdi. O, bana selâm verdi ve, ‘Hoş geldin ey salih nebi, ey salih evlat!’ diye karşıladı. Sonra, ikinci semaya çıktık. Orada Yusuf (a.s.) ile buluştuk. Yanında, ümmetinden kendisine tâbi olanlar da vardı. Yüzü ayın ondördü gibi aydındı. Onunla da selâmlaştık.” Peygamber Efendimiz, üçüncü semada Yahya ve İsa (a.s.) ile; dördüncü semada İdris (a.s.) ile, beşinci semada Harun (a.s.) ile ve altıncı semada ise Hz. Musa (a.s.) ile görüşür. Resulü Ekrem, anlatmaya devam ediyor: “Daha sonra yedinci semaya geçtik. Orada İbrahim (a.s.) ile buluştum. Sırtını Beytü’l-Ma’mûr’a dayamış; beni selâmladı. ‘Hoş geldin ey salih nebi!.. Hoş geldin ey salih evlât.’ dedi. Burada bana denildi ki, ‘İşte senin ve ümmetinin mekânı.’ Sonra Beytü’l-Ma’mur’a girdim, içinde namaz kıldım. Bu beyti her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve bir daha kıyamete kadar tavaf için bunlara sıra gelmez.” Peygamberimiz, yedinci semada gördüklerini anlatmaya devam ediyor: “Burayı gezerken bir ağaç gördüm ki, bir yaprağı bu ümmeti bürür. Ağacın kökünden bir memba akıyor ve ikiye ayrılıyordu. Cebrail’e bunu sorduğumda dedi ki: ‘Şu Rahmet Nehri, şu da Allah (c.c.)’ın sana verdiği Kevser Havuzu’dur.’ Rahmet Nehri’nde yıkandım. Geçmiş ve gelecek günahlarım affedildi. Sonra, Kevser yolunu tutarak cennete girdim. Orada gözün görmediği, kulağın işitmediği, beşerin hayal ve hatırına gelemeyecek şeyler gördüm. Bundan sonra Sidretü’l-Münteha’ya kadar çıktık. Sidre’den yükselince Cebrail durakladı ve, ‘Ya Muhammed, yemin ederim ki, ben buradan bir karış ileriye geçersem yanarım. Benim buradan ileriye geçmeye takatim yoktur.’ dedi.” İnsanlığın İftihar Tablosu, lâhut âleminin bu en yüksek yerinde “Refref” denilen bir vasıtayla Allah’ın dilediği yere gelir. Bir rivayette, Peygamberimiz şöyle buyururlar: “Sidre’den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arş’ın altına geldiğimde, Arş’ın üstüne baktım; ne zaman var, ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâhutî sesini işittim; “Yaklaş ey Muhammed! Ben de Kâbe Kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum: “Ettahiyyatü lillahi, vessalavatü, vettayyibatü’ (En güzel tahiyye Allah’a mahsustur. Bedenî ve malî ibadetler de O’na lâyık ve mahsustur.) Bunun üzerine Allah (c.c.) şu mukabelede bulundu: “Es-selâmü aleyke eyyühen-nebiyyü ve rahmetullali ve berekâtühü.’ (Ey nebî, selâm sana olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.) Ben tekrar; ‘Esselâmü aleynâ ve ala ibadillahissalihine. Eşhedüenlâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühu ve ressulühu.’ (Selâm bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Ben şehadet ederim ki, Allah birdir. Ondan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed, Allah’ın kulu ve elçisidir.) dedim.” Resûlullah Efendimiz, Rabbinden birçok vahiyler alarak, aynı yollardan geri döner. Hz. Musa’nın yanına gelince; Hz. Musa, “Allah sana neler emretti?” diye sorar. Peygamberimiz de, elli vakit namazla emrolunduğunu söyler. Hz. Musa, “Ya Resulallah, elli vakit namaz, çoktur. Bu, senin ümmetine ağır gelir, yapamazlar. Rabbine iltica et de hafifletsin.” der. Bunun üzerine, Peygamberimiz tekrar geri dönüp, namazın hafiflemesini diler. Önce on vakit kaldırır. Peygamberimiz, Hz. Musa’nın yanına gelip durumu bildirince; Hz. Musa, bunun da çok olacağını söyler. Bu minval üzere Peygamberimiz birkaç kere geri dönerek Rabbine iltica eder ve böylece; namaz beş vakte kadar indirilir. En sonunda Peygamber Efendimiz Mekke’den ayrıldığı noktaya getirilir. (Buhari, Salât, 8; Bed’ü’l-halk, 6; Mi’râc, 42; Tevhid, 37; Menakıb, 41; Müslim, İman, 75; Şevkânî, 5/123/124; Taberî, 15/5)

Sevgili Adem,

Ben gördüğüm kadarıyla mirac üç aşamalıdır. Ben ancak sistematik anlatımdan anlarım. Zavallı katır hayvanının miracda ne işi var?

 İkinci olarak Kur’an-ı Kerimde doğrudan mirac olayı anlatılmaz diyorsunuz:

 Mi’rac olarak anılan bu yükselme olayı Kur'an-ı Kerim’de anılmaz, ancak çok sayidaki hadis-i serifte ayrıntılı biçimde anlatılır.

Diyorsunuz.

Çok yanlış veya eksik!

Kur’an-ı Kerim diğer insan düzmecesi Kutsal kitaplar gibi her şeyi bakkal defteri gibi tarihi ve saatiyla anlatmaz.

Ancak mirac olayı, bize göre yükselmedir, ama merdivenlerden çıkar gibi yükselme değildir. Veya geceleyin yürüme olayı hiç değildir.

Bir kere mirac olayında yürüme veya uçma yoktur. Takallüb vardır ve boyuttan boyuta geçme olayı vardır.

Boyut değiştirme veya kanat değiştirme veya arttırma veya azaltma gerçeği vardır.

Burak kanat sayısı az, abid olan Hz Muhammed’in de SAV kanat sayısı azdır ve sanal alemde manevi yürümedir.

Cebrail As ile kanat sayısı artmaktadır.

Refrefle AS sonsuz kanat sayısına ışınlanmaktadır.

Bunlar, delillerden yararlanarak 21. yy a göre ışınlama ve sanallaştırma gerçeklerinden yararlanarak ve bilim kurgu filmlerinden de pay çıkararak tamamen bizim kurgumuzdur.

Ama her şeyden önce bir mirac sistematiğini düşünmek ve delilleri bu sistematik içinde bir yerlere yerleştirmek önemlidir.

 Mirac olayı, bize göre ve biz insanoğlunuın anlayacağına göre bir rüya olayıdır ve Kur’anda rüya-yı sadıkadan söz edilmektedir.

Rüya hayaletmek veya hayaller aleminde yüzmek değildir.

Rüya, gerçekler aleminde bedensiz yüzmek yani tesbih etmek demektir.

 Buna göre Kur’anda İsra Suresinde 70:

“Hani biz sana: "Rabbinin ilmi, insanlığı çepeçevre kuşatmıştır" demiş; âyet olarak da sana gösterdiğimiz duru görü Miraç rüyasını sadece halkın onu dedikodu etmesi amacıyla düzenlemiştik. Kur'an düzeninde kargınmış merak ağacı olayını da... Onlara Allah korkusunu aşılıyoruz. Ne yazık ki en vahşi kudurganlıklarından başka hiçbir şeyi arttırmıyor.” İsra Suresi: 70

 İşte âyet-i kerimede rüyadan ve miracdan söz edilmektedir.

Durugörü yorumunu eklemişiz. Mirac diye apayrı bir olay yoktur. Bedensiz insanın göklerde, gerçekler dünyasında gezinmesi nefsi yüzdürmek olayının adı miracdır.

 Adem Kardeşim,

Sizin yorumunuzda bir aksaklığa daha değineceğim. Elbet bunlar sizin kurgunuz değil. Papağan gibi yorumsuz ve yorum yapma gücünüz elinizden alınmış olarak sadece papağan gibi ezberden konuşup durduğunuz cümlelerden birisi de:

 Kur'an-i Kerim’in andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında Isra adını alır.

Gece yürüyüşü…

Bir kere mirac olayında gece söz konusu değildir. Gece sözcüğü böyle mucize olaylarında kullanılamaz ve söz konusu edilemez.

Âyet-i kerimede “LEYLEN” sözcüğü, “geceleyin” demek değildir.

Çünkü “fi-l’leyli” veya “el-leylete”  gibi yer zarfı olsaydı; “geceleyin” denebiliirdi. Fakat burada Kur’an mucizeliği ve kapsamlılığı kullanılmıştır. Arapça grameri açısından “leylen” hâl’dır. Yani durum zarfıdır. Burada gece diye bir isim yoktur. “Bedenini karartarak” veya “bedensizleşerek” gibi gizlenmek ve karartmak anlamı vardır. Arapçada camid isimleri müştakk ile tevil kuralı vardır.

Bu bağlamda İsra da geceleyin yürümek değildir.

Ya nedir?

Bedensizleşerek bir melek eşliğinde gök katlarında kendini yüzdürmektir.

İşte İsra Suresi:

 “Kulu eşliğinde, âyetlerimizin birazını göstermek için, Mescid-i Haramdan; avlusunu sanallaştırdığımız Mescid-i Aksa'ya kadar, özgün olarak ağdıranın ilahî düzeni ne muhteşem! Zira O, üst beyin sahibidir.” İsra Suresi: 1.

“Özgün olarak ağdıran” deyimine bizim Halit okuyunca çok gülesi geliyor. Ama inşallah birgün gelecek ve Rabbim o günü nasip edecek ve bu kavramlar ancak bizim anlattığımız biçimde gayet güzel anlaşılır olacaktır.

 “Özgün olmak”, sizin geceleyin sözcüğünün karşılığıdır. Bedenle mi veya bedensiz mi çıkmış konusunda sizin de bir oybirliğiniz yok. Bedenle deseniz anlatamıyorsunuz; zorluk çekiyorsunuz.

Biz miracı sistematik çerçevede ele alıyoruz. Değişik surelerdeki ayetleri bir sistem içinde diziyoruz.

Bir meleğe katır diyorsunuz, peşinden Cebrail var ve refreften hiç söz etmiyorsunuz. Bu nasıl bir mirac olayıdır.

Neyse bu saatte de  bu kadar belki hiç okumayacaksın veya gülüp geçeceksin. Ama ben dağlara da taşlara da olsa bildiklerimi anlatmak durumundayım.

Benim bu yazdıklarımı lütfe o Halil İbrahim Soylu gibiler okumasın. Kapatsınlar. Başkaları okusun.

Halit gibiler de gülsün; geçsinler.

Benim yazılarımı oğullarınız, kızlarınız veya oğul-kızlarınızın kız ve oğulları okusun. Bilim kurgu hayranları okusun. Bizim konuyu tamamen bilim kurgu kapsamında romanlaştırmamızı veya filmleştirmemizi beklesinler lütfen.

Bu konuyu kitaplarda, yazılarla anlatılmış biçimiyle anlayamazsınız; çünkü bu mirac gerçeği aklın sınırları kapsamında değildir. .

Onun için her şeyi akıl süzgecine vurarak “kâl ilmi”yle anlamak isteyenler bu yazdıklarımı okumasınlar.

Bu yazdıklarım, gerçekleri bilim kurgu düzeyinde seyrederek ve aklın ötesindeki ve üstündeki sezgi gücüyle yaşayarak kavrasınlar.

Mirac olayı konusundaki sistematiğimiz bitmedi. Özellikle kalbin yıkanması ve “inşirah-ı sadr” olayını da aktarmadan mirac nasıl anlaşılacak ki!

. Kalın sağlıcakla.

Bana kızmasın ama, en sona bırakmak zorunda kaldığım sayın Mukadder Arif Yüksel gibiler de bu yazılarımı okumasınlar, sonra da bana tırsmasınlar. İnşallah bu sarımı da görmez de bana küsmez, çok sevdiğim Mukadder!!


saygilarimla
Adem Demircioglu

--- özgün mesaj ---
Gndrn: "Adem Demircioğlu / Kuveyt Türk - Osmanbey Şubesi" <
adem.demircioglu@kuveytturk.com.tr>
Konu: tebrik ve dua
Tarih: 8 Temmuz 2010
Saat: 11.34.58



Mübarek üç ayların kutlu zaman dilimlerinden ikincisi teşrif etti…
Feyzin ve bereketin arttığı (Efendimiz S.A.V’den başka hiçbir beşere nasip olmayan İsra ve Mi’rac mucizesi) Mi’rac Kandili’ni büyük bir aşkla idrak edeceğiz. Mübarek olsun. Tebrik eder dualarınızı beklerim.


Mi’rac Kandili, Recep ayinin 27. gecesidir. Bu gün (8 Temmuz 2010 Perşembeyi 9 Temmuz Cumaya bağlayan gece), tüm İslam âlemi tek yürek olup Rabbimize ibadet edecek, mağfiret dileyecek, özellikle başta Doğu Türkistan olmak üzere zulüm altındaki Müslüman kardeşlerimiz için el açıp yardım isteyecek, gözyaşı dökeceğiz.

Isrâ ve Mi’rac, Peygamber Efendimiz’in (SAS) Mescid-i Haram’dan başlayıp Mescid-i Aksâ’ya, oradan da Sidretü’l-Müntehâ’ya ve huzûr-u Rabbi’l-âlemîne kadar devam eden binbir hikmet ve sırlarla dolu olan yolculuğudur.

Isra ve Mi’rac mucizesi, hicretten bir yıl önce, 621 yılı başlarında gerçekleşmiştir. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.v) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an-i Kerim’in andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında Isra adını alır.

Ikinci aşamayı ise Serveri Ser Efendimizin Beytü'l-Makdis'ten Rabbinin huzuruna yükselişi oluşturur. Mi’rac olarak anılan bu yükselme olayı Kur'an-ı Kerim’de anılmaz, ancak çok sayidaki hadis-i serifte ayrıntılı biçimde anlatılır.

Peygamber Efendimiz, Burak ile Beytü'l Makdis'e vardıktan sonra oradaki büyük ve sert kayadan göğe çıkarıldı. Her bir gökte peygamberlerden biriyle görüştü, nice nice melekler gördü. Cennet ve cehennemin durumlarını temaşa etti, Sidre-i Müntehâ'ya geçti, Allah’ın melekût âleminden birçok şeyler gördü. Nihayet beş vakit namazın farz kılınması emri ile aynı gecede geri döndü.

“Kulunu (Muhammed Aleyhisselamı), geceleyin Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren (Allah')in şanı yüce (ve her türlü noksanlıktan uzak)tır. (Bunu,) kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (yaptık). şüphesiz O, (evet) O, hakkıyla işitendir, görendir.” (el-Isrâ Suresi, Ayet 1)


Dua

Cüneyd Suavi



Küçük çocuk, deniz kenarına oturmuş, gözlerini de ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:
-Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?

Küçük çocuk, başını çevirmeden;

-Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.

Adam, çocuğun yanına oturup:

-Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum.

Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı. Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:

-Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.

Çocuk, büyük bir sevinçle:

-Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?

-Allah isterse eğer, ona öğretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter.

Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah'tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgârın âniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük.

Akşam üstü hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı. Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup:

�Avınız inşallah iyi geçmiştir!. dedi. Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim.

Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:

-Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde "av" diye bir şey kalmadı.

-Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!.

Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de "rasgele" derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi.

Çocuğun yanaklarını okşarken:

-Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?

-Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim.

Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:

-Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.

Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu. Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu.

Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:

-Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. dedi. Bunu biraz önce denizde buldum!.

Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar da... Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp:

-Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdu?
Saygılarımla,
Adem DEMİRCİOĞLU
Şube Müdürü
Osmanbey Şubesi
Tel: (212) 296 93 16
[cid:
image001.gif@01CB1E83.554A68C0]



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9010
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6164
FATİHA SURESİ 5845
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4942
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3955

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.