Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
21 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 8
 Bugünkü Ziyaret 118
 Toplam Ziyaret 1091975

  Geri Dön

BİR MİLLET UYANIYOR
MEFKÛRE
Biz, Meal-Tefsirimizde "Sırat-ı Müstakim"i türkçeye çevirmedik. "doğru yol" veya "dosdoğru yol" demedik.. Çünkü o, iki düz kelime değil, yüce bir kavramdır. O kavram da "Mefkûre"dir. Fatiha Suresindeki âyetin anlamı: "Bizi Sırat-ı Mustakim Mefkuresi"ne kılavuz eyle" biçimindedir. Bu konuda geniş açıklamaları yavaş yavaş gerçekleştieceğiz.
"İlâ'-i Kelimetüllah" bizim MEFKÛREmiz. 

Mefkuremiz, Sırat-ı Müstakim'i en yüce değer yapabilme çabalarımızın toplamıdır.

İstenen devlet ve anaysaya kavuşma yollarına tutunmaktır. Mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek Hılafet Birliği'ne ulaşmak azim ve kararlığıdır.
Allah'ın Boyasıyla boyanmış herkes ile topyekün, gönül gönle arzu ettikleri duyular dünyasının üstüne yükselmektir.
Hiçbir zaman tam olarak gerçekleştirilemez, ama erişilmesi toplu dualarla istenir. O kılavuz ilke, amaç olarak nesiden nesile hepbirlik ulaşılması  uğrunda hayır kurumları, vakıflar oluşturacak kişilerle cemâatler içinde olunur. aynı davaya ulaşmak için yola çıkanlara örnek yargı ölçüsü Büyük Adamlar yetiştirilir. 
Bu yarının dünyasını, insanlığını düzenleyecek ülkünün sahipleriyle cemâatleşmektir.
Gerçekte olmaz; yalnız  tasarım biçiminde düşüncede canlandırılır ve kanaat önderleri veya devleti kuran siyasi irade sahipleri biçiminde somutlaştırılır.
Bir millet büyük bir felakete uğradığı, korkunç bir tehlike karşısında bulunduğu zaman fertlerindeki şahsiyetleri bel eder (yutar, emer):
O zaman umumun ruhunda yalnız yaşar, bütün kalplerde bu idame etmek tehalükünden başka bir duygu kalmaz. Bu kargaşada fertler kendi hürriyetlerini değil, milletlerinin istikbalini düşünürler. İşte o muazzez duygu ile karışık olan bu mukaddes düşünceye mefkure denilir.

Bir millet tehlikede kaldığı vakit onu fertler kurtarmaz; bizzat millet kendi kendinin kurtarıcısı olur.

Devletlerin oluşumunda milletlerden ziyade milliyetçilik etkilidir. XVIII. yüzyılın  sonlarına doğru ortaya çıkan milliyetçilik  bir siyasî ideoloji ve toplumsal hareket türü olduğu kadar bir kültür birikimi olarak da görülebilir. Ömer Seyfettin'e göre millî kimlik  milletlerin yaşayabilmesinin temel şartıdır. Günümüzde kültürel milliyetçilik olarak adlandırılan bu  düşünceler, bugün geldiğimiz noktadan bakılınca daha iyi anlaşılmaktadır, millet düşüncesini gündeme getirmek suretiyle bu mücadeleyi verenler, ümmet asrının kapanmakta olduğunu fark edenlerdir.

MEFKÛRE
Bir millet büyük bir felakete uğradığı, korkunç bir tehlike karşısında bulunduğu zaman fertlerindeki şahsiyetleri bel eder (yutar, emer):
O zaman umumun ruhunda yalnız yaşar, bütün kalplerde bu idame etmek tehalükünden başka bir duygu kalmaz. Bu kargaşada fertler kendi hürriyetlerini değil, milletlerinin istikbalini düşünürler. İşte o muazzez duygu ile karışık olan bu mukaddes düşünceye mefkure denilir.

Bir millet tehlikede kaldığı vakit onu fertler kurtarmaz; bizzat millet kendi kendinin kurtarıcısı olur.

Devletlerin oluşumunda milletlerden ziyade milliyetçilik etkilidir. XVIII. yüzyılın  sonlarına doğru ortaya çıkan milliyetçilik  bir siyasî ideoloji ve toplumsal hareket türü olduğu kadar bir kültür birikimi olarak da görülebilir. Ömer Seyfettin'e göre millî kimlik  milletlerin yaşayabilmesinin temel şartıdır. Günümüzde kültürel milliyetçilik olarak adlandırılan bu  düşünceler, bugün geldiğimiz noktadan bakılınca daha iyi anlaşılmaktadır, millet düşüncesini gündeme getirmek suretiyle bu mücadeleyi verenler, ümmet asrının kapanmakta olduğunu fark edenlerdir.

Ömer Seyfettin, Türk milliyetçisidir. Biz İbrahimi Hanif Milletindeniz; onun bir alr kolu olan  Hz Muhammed'in SAV ümmetindeniz ve mefkuremiz; Sırat-ı Müstakin mefkuresidir. bizim mefkuremiz konusunda tıokı öteki Yahudi ve Hıristiyan kardeşelrimiz gibi ayrılıkçı yapılmışız. bir türlü bulanık suyu berraklaştırmak sitemiyoruz. ondan sonra da işi hep mehdilere bırakıyoruz. Biz iyot gibi açığa çıkmak istemiyoruz.

işte mefkure konusunda çok az bilgimiz vardır. Bu konuda çok az yazı bulabilmekteyiz.  Bu nedenle bizimle ters düşmesine rağmen Ömer eyfettin'in mefkureyle ilgili yazısını özetledim.
Bizim mefkuremiz Sırat-ı Müstakim mefkuresidir ve Kabe ağırlıklı siyasetten yanayız. Halife Mekke'de oturur ve her İslam ülkesinden dengeli bir manevi hükümet kurar. Manevi İslam dünyasını yönlendidir.

ÖMER SEYFETTİN’DE MİLLÎ KİMLİK

 

Batıda milliyet kavramı üzerine yapılan çalışmalarda milliyetçilik düşüncesinin milliyeti ortaya çıkardığı fikri ağırlık kazanmaktadır.1 Hatta bazı sosyologlar devletlerin oluşumunda bile milletlerden ziyade milliyetçiliğin etkili olduğu görüşündedir.2

Bir ideoloji ve kavram olarak XVIII. yüzyılın  sonlarına doğru siyasî arenada ortaya çıkan milliyetçilik, çağın ruhunun bir parçası olduğu kadar, daha eski  motif, tahayyül ve fikirlere de  bağlıdır.  Zira milliyetçilik dediğimiz şey, bir çok kavramı bir arada karşılar.  Bir siyasî ideoloji ve toplumsal hareket türü olduğu kadar, bir kültür biçimi olarak da görülebilir.3

.5 Batılı araştırmacılar, milletleşme sürecinin başlangıcını, insanların tarihsel geleneğe sahip güç olduklarının bilincine varmalarıyla ilişkili olduğuna dikkat çekerek, millet fikrinin doğum tarihini Fransız Devrimi'nin gerçekleştiği yıl olan 1789 olarak verirler.

İspanyol Kraliyet Akademisi'nin hazırladığı 1884 tarihli  sözlükte,  nacion sözcüğü basitçe bir eyalet, ülke ve bir krallıkta oturanların toplamı ve aynı zamanda yabancı anlamına geliyordu.  Nation kelimesi daha ilk anlamda köken ya da soya işaret etmektedir.  Aynı sözcük eski bir Fransız sözlüğünde doğum, soy, mevki anlamında  kullanılmıştır.6

Max Weber: Ulus, kendini bağımsız bir devlet biçiminde ifade edebilen bir duygu birliğidir.  O halde ulus, normal olarak kendi devletini yaratma eğilimini de taşıyan  bir topluluktur7 diyerek, milliyetçilik, sadece millet kavramını değil, adalet kavramını da içine alır. Will Kymlıcka, milleti, belirli bir toprak parçası ya da  yurtta yaşayan, ayrı bir ortak dili ve kültürü olan, az ya da çok kurumsal olarak olgunlaşmış, tarihsel bir cemaat   olarak  tanımlar.8 Bu, bir nevi Batılı sömürgelerin, sömürdükleri topluluklar üzerindeki hâkimiyetlerini devam ettirmek ve çok uluslu devletlerin bölünmesini önlemeye yönelik bir tanımlama olarak düşünülebilir. 

Osmanlı, bünyesinde bulunan milletleri genelde inanç sisteminden hareketle tanımlar: İslâm Milleti, Hıristiyan Milleti,   Yahudi Milleti gibi. Daha öncesinde, budun sözcüğü özellikle Orhun Kitabelerinde il, töre kavramlarıyla beraber kullanılmıştır. Batıdaki natio kavramını, Türklerin İslâm medeniyeti dairesine girmesinden sonra millet sözcüğü ile karşılandı. Aslen Arapça olan ve din topluluğu anlamına gelen bu kelimeyi, bizde ilk defa Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura tanımlar. Gökalp bu kelimeyi, Dilce, dince, ahlâkça ve bediiyatça müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bir zümre9 diye açıklarken; Akçura: Irk ve dilin esasen birliğinden dolayı içtimai vicdanında birlik hasıl olmuş bir cemiyet-i beşerîyedir şeklinde izah eder.10

Osmanlıda millî kimlik arayışlarının, Türk kültür hayatının ilk yazılı eserlerinden olan Kutadgu Bilig, Divan ü Lügâti’t-Türk, Muhakametü’l-Lügateyn gibi kaynaklardan itibaren kurgulandığı bilinmektedir. XVI. yüzyılda, Türkçenin lehine Tatavlalı Mahremî, Edirneli Nazmî ve Aydınlı Visâlî'nin başlattığı Türkî Basit denilen hareketle birtakım kıvılcımlar yaktılarsa da, esas gelişme Tanzimat'tan sonraki yıllarda başlar. Şiir ve İnşâ ile Ziya Paşa, Nâmık Kemal dil ve edebiyat konusundaki  hassasiyetlerini ortaya koyarlar.  Ömer Seyfettin şöyle değerlendirir : Tanzimatçılar nasıl harssız  bir medeniyet yapmaya kalkıyorlarsa, edipler de tabiî lisansız bir “asrî edebiyat” yapmaya çabalıyorlar, “millet” mefhumu ile “ümmet” mefhumunu birbirinden ayıramıyorlardı.

Baktı ki, Tanzimatçıların Osmanlı milleti dedikleri halk Türklerden ibaret... Rum yine Rum, Ermeni yine Ermeni, Sırp Sırp, Arnavut Arnavut... Eski görüş birden değişti. 11

Yusuf Akçura  Türk Birliği tabirini kullanır. Bu tarihten bir yıl sonra  Selânik’te Dilde ve Edebiyatta Millî Benliğe Dönüş ilkesi ile ortaya çıkan  Genç Kalemler hareketini beslerler.

Halkçılık ile beraber milliyet ilkesine de yer verilir. Polat, Yeni Lisan hareketini de hedefleri itibariyle Türk Derneği çizgisinde görür ve dil anlayışlarının ‘milliyet’ esasına oturtulmasını Türk Derneği etkisine bağlar.12 Özellikle  Türkçülük ideolojisi, Osmanlı Devleti içerisindeki Gayr-i Türk azınlıklar, Osmanlılık adı altında  Sultan II. Abdulhamit  ve devrine yöneltilen eleştirilerle beraber,  Fransa'dan kaynaklanan milliyetçilik akımının, muhtelif etnik unsurlardan meydana gelen  Osmanlı Devletinde  derin yaralar açması kaçınılmazdır.  Özerklik ve bağımsızlık isteyen hareketler alabildiğine hız kazanır. 1908’den sonra sürekli toprak kaybetmenin ve bölünmenin  arkasında  da böyle bir realite vardır.13

II. Meşrûtiyetmillî kimlik  meselesine yönelir.  Aslında Osmanlı Devletindeki Osmanlıcılık-İslâmcılık düşünceleri Türk aydınlarının devamlılıktan yana koydukları tavrın ismidir.  Osmanlıcılık düşüncesinin Devletin devamını sağlamada yetersiz kaldığının anlaşılması, Müslüman milletleri kalkındırıp, Hıristiyan dünyasının karşısına bir denge unsuru olarak konulmasını amaçlayan İslâmcılık düşüncesi, Tanzimat aydınlarınca da benimsenir.14 Ancak, başlangıçta Hıristiyan dünyasının karşısına güçlü bir denge unsuru olarak,  Müslüman toplulukları koymayı amaçlayan bu siyasî ideoloji, sonradan gelişen olaylar karşısında dar bir hareket alanı içerisinde kalır. Sadık Tural: Osmanlı İmparatorluğundaki teb'anın, şuuraltı kıymetleriyle yarına yönelik ülkülerindeki  farklılaşmalarını su yüzüne çıkarmasıyla birlikte, pamuk ipliği ile bağlı unsurlar çözüldüler. Bir imparatorluğun çözülüşünün, yıkılışının, yok oluşunun  günâhını sadece şuurlanan diğer milletlere bağlamak doğru değildir. Kendi olamayan, kimliğinin idrakine ulaşmayan, hattâ inkâr eden Osmanlı aydını ile gerek Rumelinde gerek Bağdad’içinde taşıyan Anadolu'da yaşayan halk arasındaki endişe ve ümit farklılığı da, çözülmenin bizimle alâkalı yönüdür. İmparatorluğun yağmasında en mühim kuvvetlerden biri de idealleri ile bütünleşmeyi yaralayan kendi aydınımızdır. Millî kimliğini bulamayan; dünya hadiselerinin görünmeyen gerçeğini aramayan  ya “şarklı” veya “garblı” yobaz yarım aydın tipi....15 

Siyasî, askerî, fikrî, iktisadî ve edebî çözülmeyi en realist tablolar halinde yakalayarak 1908-1920 yıllarının olayları içindeki insan tiplerini edebiyatımıza getirenlerden biri 17 olan Ömer Seyfettin'in “millî kimlik meselesine yönelişi, önce dil ile ilgili çalışmalarda kendini gösterir.

1908’den sonra, önce kültürel amaç güden Türkçülük düşüncesinin, Balkan Savaşı’ndan sonra siyasî bir hüviyet kazandığını ve siyasî bir ideolojiye dönüştüğü görülür. Bir taraftan hikâyelerinde diğer siyasî düşünceleri yererken, makalelerinde kavramlar etrafındaki düşüncelerini dikkatlere sunar.  Özellikle 1909-1911 yılları arasında bulunduğu Makedonya'da Balkan milletlerinde millî uyanışı yakından görme fırsatını bulur. Bulgar ve Makedonya komitacılarının ırkçılığa varan gayretleri, onda millî şuura doğru bir geçişin temel alt yapısını, hatta kaynağını oluşturur. 16 Ömer Seyfettin 1914Yarınki  Tûran Devleti isimli makalesinde milleti şöyle tarif eder: Millet: bir lisan konuşan, bir din, bir terbiye, bir maarifle birbirine merbut (bağlı)  insanların mevcududur.20 Ömer Seyfettin, milleti  bir arada tutan unsurları ise mefkûre, dil, din, terbiye, can ve his kardeşliği21 olarak sıralar. 1916'da yazdığı “Azerbaycan'ın İstiklâli Münasebetiyle isimli yazısında: Osmanlı Devleti'nin hududu içindeki Türkler de Türk'tür. Azerbaycan, Şimalî Kafkasya, Türkistan, Hive, Buhara, Semerkant, Fergana ülkelerindeki Türkler de  Türk'tür, aralarında küçük bir şive farkından başka hiçbir yabancılık yoktur.22

Bu düşüncenin kaynağında aslında Ziya Gökalp vardır. Gökalp, Tûranı tarif ederken:

Vatan ne Türkiye'dir Türklere,  ne Türkistan;

Vatan Büyük ve müebbed bir ülkedir: Tûran...

diyordu. Ömer Seyfettin:

Bütün Tûran şuursuz bir taş gibi uyuyordu...

Lisân yoktu, sanat yoktu, zevk yoktu:

Olan her şey Türk değildi: Türk rûhuna bir oktu

Bilmiyordu kimse, nedir bu uykunun sebebi

Arap, Acem afyoncusu Türk-İli'nde pek çoktu;

Türklük yoktu Tarih denen hailenin içinde

Sönüyordu bir milletin on bin yıllık varlığı,

İniyordu şan üstüne kar renginde bir perde.

Kalmamıştı hiçbir Türk'ün milletine yarlığı...25

Bu karamsar manzaranın üzerine :

Fakat umud doğdu yine karşımdan,

Türk'tü babam, damarımda var o kan,

Yarınımı benzetirim bir zaman

Şan içinde geçen büyük dünüme...26

Bu tarih şuuru:

Bir kahraman gördüm, gençti, güzeldi.

Atlamış maziden binlerce seddi,

Kır-atıyla sanki bir canlı yeldi

Sordum: “Nereye?”-“Ben giderim”dedi.

Tarif olunmaz bir şana doğru...27

Ziya Gökalp, Tûrana bir Ala Geyik 28 sırtında kavuşmayı arzu ediyordu. Ömer Seyfettin ise, Fecr adlı manzumesinde Genç Han'ı Ala  Geyik  kılavuzluğunda Tûrana gönderir. “Genç Han” Tûran'a vardığında onu bekleyen doyumsuz bir manzarayla karşılaşır:

Karanlıklar gölge olup kaçmıştı

Fecir mavi gözlerini açmıştı 29

Sanatkârın yarın ile ilgili beklentisi Milliyetçi dil ve semboller, sanatkârları hangi edebî türlerle meşgul olurlarsa olsunlar, Türk tarihine yöneltmiş, böylece klâsik kalıplardan farklı motif, tema ve biçim  arayışları başlamıştır.  Özellikle bu arayışların 1908’den sonra hız kazandığı görülmektedir. Dilde ve Edebiyatta Millî Benliğe Dönüş gayreti, aslında böyle bir düşüncenin ürünü olarak algılanmalıdır.   Mehmet Emin Yurdakul'un şiirlerine Türkçe Şiirler ismini vermesi, Ziya Gökalp'in Ala Geyik isimli uzun manzumesi, Yahya Kemal'in Mehlika Sultan'ı, hepsinden önemlisi Ömer Seyfettin'in  Eski Kahramanlar adı altında yayınladığı  hikâyeleri aynı arayışın sonucudur.30

22 Temmuz 1911’de “Genç Kalemler Tahrir Heyeti31 imzasıyla yayınlanan Vatan Yalnız Vatan isimli makalede :

Milletim nev-i beşerdir, vatanım rûy-ı zemin’ diyen vatansızlar bizim mefkûremizi duyamazlar. Bizim mefkûremizdeki hakikati hissedemezler. Onlar fen ile temas etmemiş âlim cahillerdir. Fen ve Tabiata mugayir olan ve “Senek'in zamanından asırlar öncesi zamandan evvel gelen bir hayali tekrar ederler. Hayat âlemindeki “uzviyet'i, bu uzviyetin var olan her şeye şamil olan ezelî kanununu idrak etmezler. Milliyetleri, kavmiyetleri, mevzu ve yalan şeyler addederler. Ve teessüf olunur ki bu boş ve manâsız fikirlerini az okumuş, az zeki saf gençlere kabul ettirirler. 32

II. Meşrûtiyetle birlikte Tanzimat'tan sonra devleti yönetenlerin sebep olduğu manzara, Ömer Seyfettin'in 1914'te kaleme aldığı Türklük Mefkûresi isimli makalede şöyle çizilir: Gel zaman, git zaman “Tanzimat” ilân olunuyor. Yeniden  açılan mekteplerde çocuklara, milletleri  ve milliyetleri hakkında vazifeleri öğretilmiyor. Sonra o çocukların hepsi milliyetlerini inkâr ediyorlar.  Hürriyet ilân olunduğu zaman her millet lisanıyla, edebiyatıyla, müesseseleriyle, mektepleriyle meydana çıkıyor. Fakat görülüyor ki  adetleri en çok olduğuna inat, Türkler meydanda yok!...33

Sonra felaketler birbirini takip eder: Çünkü her millet, millet haline geçmiş, millî heyecanlarla, millî mefkûrelerle üzerimize yürüyor. Halbuki bizim bir mefkûremiz yok... Niçin, kimin için, nerede muharebe edeceğimizi bilemediğimiz gibi, milletçe ne yapmak istediğimizi de bilmiyorduk. Hükümetin fikri; rahatça yaşayıp, etrafla hoş geçinmek ve terakki etmek idi... 34

II. Meşrûtiyet’ten sonraki değerlendirmeleri bu yöndedir: Meşrûtiyet nâmı altında fecî dramlar oynanıyordu. Halbuki Rumlar'ın, Bulgarlar'ın, Sırplar'ın, Ermeniler'in, Arnavutlar'ın millî mefkûreleri, millî edebiyatları, lisanları, gayeleri, millî teşkilâtları vardı ve gayet kurnazdılar. “Biz samimi Osmanlıyız...”diye Türkler'i  kandırıyorlar, hattâ coğrafya ve tarih kitaplarından Türk ve Türkiye” kelimelerini sildiriyorlardı.35

Ömer Seyfettin: ...Tanzimatçı politikacılar, bu sefer Türklüğü irticâ farz ettiler. Ve “Altaylar”a doğru...”diye eğlenmeye  başladılar... Politikacılar milletin ani uyanışından ürktüler. Hele “Osmanlılık” perdesi altında başımıza çorap ören hainler, bütün bütün düşünceye daldılar. Uyanan Türklüğün kuvvetini onlar çok iyi biliyorlardı. Daima yokluğunu tekrar ederek yok etmek istedikleri unsur “ben varım” derse, hainlerin kendi mefkûrelerine vedâ etmeleri icap ediyordu.

Türkler (gel geçtir), bu milliyet sevdası da geçecek, biz yine aldatmak için karşımızda Osmanlı vatandaşlarını bulacağız... 36

1918 Büyük Türklüğü Parçalayan Kimlerdir? İsimli makalesinde Türk milletini parçalayan iki kuvvetten bahseder. Bunlardan birincisi  “Rus pençesi”, diğeri “millî gaflettir. Birinci kuvvetin kırıldığına inananlar, hâlâ yerinde duran  ikinci kuvvetle mücadeleyi herkes için kaçınılmaz görev sayar.  Bu sorumluluğun yerine getirilmesi, öncelikle bu  kuvvetin iyi tanınmasına bağlıdır.37

Hürriyet Bayrakları'nda Osmanlılık düşüncesini: Körsünüz azizim, bakar körsünüz. Evet, bunlar hürriyet bayraklarıdır. Şu dağ başında kaybolmuş Osmanlı-Bulgar köycüğü On Temmuz'u takdis ediyor. İnanmıyor musunuz? Onlar  Osmanlı değil midir? Yarın Osmanlı toprağına düşmanlar hücum ettiği vakit sizden evvel onlar koşacaklar. Osmanlılık namına kanlar dökecekler. Osmanlılığı kanlarıyla kurtaracaklar.38

II. Meşrûtiyetkutlandığı günlerde Türk Yurdu  dergisinde : On Temmuz bayramını tebcil için asılan bayraklara baktım. Bunlar hava aldırmak için güneşe asılmış kırmızı biber dizileri idi... alçak kapıdan gözüken, kolları sıvalı, pis sarı, esmer bir kadın, hain ve mavi gözleriyle kızdırılmış vahşi bir hayvan gibi bizi süzüyor, etrafımızda havlayan, sıçrayan, deliren köpeği mahsustan çağırmıyordu. Şimdi hürriyet bayrakları sandığı şeylerin ne olduğunu gören mülazım dudaklarını ısırıyor, sapsarı kesiliyordu.39

Nakarat isimli hikâyesinde Genç Zabit, Makedonya'da Bulgar kızına âşık olur. Naş, naş, çarigrad naş...” nakaratıyla biten şarkıyı, bu güftenin aslında İstanbul idealiyle yanıp tutuşan bir Bulgar kızının yemini niteliğini taşıyan sözleri olduğunu, anlatıcı-kahraman ruh hâliyle dikkatlere sunar.40

Bomba41 değişen dünyada, kendi insanına yer arayan  bir Türk aydınının, neden böyle bir arayışa girdiğinin belgeleri niteliğindedir. Ömer Seyfettin Türklük Mefkûresi isimli makalesinde: Akıllı olan bu fâni hayata o kadar çok ehemmiyet vermez. Şahsî hayatımızdan başka bir de umumî ve millî hayatımız vardır ki, o ezelîdir. Milliyetimiz bozulmazsa hiç ölmez. Dünyalar durdukça durur. İşte bu mensup olduğumuz milliyet “Türklük'tür. ...Bu umumî hayatı kuvvetlendirmek, dünyadaki galiplerin üstüne çıkmak, ona yıkılmaz bir istikbal hazırlamak “Türklük mefkûresi'dir.  ...Nerede bir millet varsa, orada bir de milliyet mefkûresi vardır. ...Bir milletin fertleri dağınık ve perişan kaldı mı mefkûresiz kaldı demektir. O milletin başına her türlü felaket gelir. ...O millet artık esir olur; âdetlerine, an'anelerine tecavüz ederler. Böyle esir olan millet evvelâ lisanını, sonra dinini, daha sonra âdetlerini  kaybederek dünya yüzünden adı kalkar. 42

Ömer Seyfettin'e göre milliyet mefkûresi, milletlerin yaşayabilmesinin temel şartıdır. Yahya Kemal, Millî Fikirler isimli makalesinde: Binnetîce gördük ki, Tanzîmatperest  siyâsîlerin harbden eveel zannettiği gibi, siyâset-i hâriciye nokta-i nazarından, bir millet olmak değil, olmamak tehlikeliymiş, eğer harbden evvel ve sonra bizim, tebea-i Osmâniyye diye bir kapu kulu  değil, bir Türk milleti olduğumuz bütün medeniyet âleminde bilinmiş olsaydı İzmir ve Trakya'ya Yunanistan el süremezdi! 43

İşte, 1911 Genç Kalemler Hareketi, Millet olma şuuruna sahip olabilen toplulukların yaşama şansı olduğunu fark eden bu insanlar, kendi insanının önüne yeni hedefler, hepsinden önemlisi birlikte yaşama inancını kuvvetlendiren yeni idealler koymaya gayret ettiler.

Millî kimlik arayışlarının, millî devlet düşüncesini gündeme getirdiği ve devletimizin üniter yapısının temelinde bu insanların emeğinin olduğu unutulmamalıdır. Hiç kimse veya kuruluş, küçücük siyasî çıkarlar uğruna bu emeğe gölge düşürmemelidir. Türk Devleti'nin kuruluş sürecini sadece arşiv belgelerinden takip etmekle yetinmeyip; dönemin edebî şahsiyetleri ile onların eserlerinden de takip etmenin daha doğru bir tavır olacağı kanaatindeyiz.

(Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,

Cilt: III, Sayı: 1, Haziran 2001, s. 11-14.)

1. Bkz. Ernest Gellner, Uluslar  ve Ulusçuluk, (Çeviren: Büşra E. Behar- Güner  G. Özdoğan), İnsan Yayınları,  İstanbul 1992, s. 28.

2. Eric Hobsbowm J., Milletler ve Milliyetçilik, (Çeviren: Osman Akınbay), Ayrıntı Yayınları,  İstanbul 1993.

3. Anthony D. Smith, Millî Kimlik, (Çeviren: Bahadır Sina Şener), İletişim Yayınları, İstanbul 1994, s. 118.

4. Millî Kimlik, s. 117.

5. Mehmet Karakaş, Türk Ulusçuluğunun İnşası, Vadi Yayınları, Ankara  2000, s. 23.

6. Türk Ulusçuluğunun İnşası, s. 18.

7. Max Weber, Sosyoloji Yazıları, (Çeviren: Taha Parla), Hürriyet Yayınları, İstanbul 1993, s.172.

8. Will Kymlıcka, Çokkültürlü Yurttaşlık, (Çeviren: Abdullah Yılmaz), Ayrıntı  Yayınları, İstanbul 1998, s. 39.

9. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1990, s. 22.

10. Yusuf Akçura, Yeni Türk Devletinin Öncüleri “1928 Yazıları”, (Hazırlayan: Nejat Sefercioğlu), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1981, s. 291.

11. Ömer Seyfettin, İskolastik Lisanımızın İflası, Bütün Eserleri 13 Dil Konusundaki Yazılar, (Hazırlayan: Muzaffer Uyguner), Bilgi Yayınevi, Ankara 1989, s. 140-141. (Yazının ilk yayımı: 1919)

12. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz., Nâzım H. Polat, Ömer Seyfettin’den Bir “Yeni Lisan” Yazısı Daha”,  Türk Dili, Sayı: 558, Haziran 1998, s.548-549.

13. Abdullah Şengül, Dünün Yorumundan Bugünkü Kosova Meselesine  Bakış, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı:123, Aralık 1999, s.56. 

14. Nâmık Kemal’in “Celaleddin Harzemşah ve Hamid’in “Tarık isimli eserleri bu amaçla kaleme alınmıştır.

15. Sadık Tural, Zamanın Elinden Tutmak, Ecdâd Yayınları, Ankara 1991, s.273-274.

16. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Olcay Önertoy, Ömer Seyfettin’de Milliyetçilik Düşüncesi, Doğumunun 100. Yılında Ömer Seyfettin, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 1992, s.74.

17. Tural, a.g.e., s.274.

18. Bu makaleler için bkz., Yusuf Ziya Öksüz, Türkçenin Sadeleşme Tarihi – Genç Kalemler ve Yeni Lisan Hareketi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1995, s.105-108.

19. Nâzım H. Polat,  Ömer Seyfettin’den Bir “Yeni Lisan” Yazısı Daha isimli makalesinde Diyarbakır’da Dicle gazetesinde yayınlanan bu yazının hem dil ile ilgili görüşlerinde, hem de Türkçenin sadeleştirilmesi ve bütün Türk Dünyası için  millî bir ifade vasıtası hâline getirilmesi gayretinin önemli bir noktası sayar. Polat’a göre, Diyarbakır’da yayınlanan “Yeni Lisan yazısı, Genç Kalemlerde çıkan   Yeni Lisan makalelerinden önemli farklılıklar  taşımamakla birlikte, “milliyet” merkezli ve “Tûrancı anlayıştaki dil yazılarının ilkidir. Bu yazının tamamı için bkz., Polat, a.g.m., s.547-554.

20. Ömer Seyfettin, Yarınki Tûran Devleti, Bütün Eserleri 16 Türklük Üzerine Yazılar, (Hazırlayan: Muzaffer Uyguner), Bilgi Yayınevi, Ankara 1993, s.69. (Yazının ilk yayımı: 1914)

21. Yarınki Tûran Devleti, s.69.

22. Ömer Seyfettin, Azerbaycan’ın İstiklâli Münasebetiyle, Bütün Eserleri 14 Sanat ve Edebiyat Yazıları, (Hazırlayan: Muzaffer Uyguner),  Bilgi Yayınevi, Ankara 1990, s. 72. (Yazının ilk yayımı: 1916)

23. Pembe İncili Kaftanda Şah İsmail’e karşı takındığı tavırla, buradaki tarif arasında bir çelişki görülmektedir. Şah İsmail’i zalim, kan döken, kendisine gelen elçileri öldürtüp kafatasında şarap içen adam diye takdim eden Ömer Seyfettin’in bu tavrını iki şekilde izah etmek mümkündür. Birincisi, Şah İsmail’in Türk olduğunu bilmiyor olabilir. İkincisi, Şah İsmail - Osmanlı kavgasında tavrını Osmanlıdan yana koymuştur. Tarih  şuuruna sahip olan yazarın böyle bir bilgiden yoksun olduğunu düşünmek bizce oldukça zordur. Bizim kanaatimiz ikinci ihtimalin daha kuvvetli olduğu şeklindedir.

24. Ziya Gökalp 1911’de Genç Kalemler Dergisi’nde yayınladığı Tûran adlı manzumeyle, bütün Türklerin birleşmesine yönelik düşüncesini açıklamış, Birinci Dünya Savaşı yıllarında bu hareketin lideri olarak kalmış, İttihat ve Terakki Partisi’ne  yakınlığından dolayı  fikirleri hükümetçe de desteklenmiştir.  Siyasal gelişmeler karşısında  tek Türk devleti olan Türkiye’nin varlığı tehlikeye düşünce “uzak mefkûre” olarak nitelediği “Tûrancılık” düşüncesini geliştirerek, milliyetçilik  idealinde karar kılmıştır. Daha geniş bilgi için bkz., Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, (Hazırlayan: Mehmet Kaplan), Kültür Bakanlığı Ziya Gökalp Yayınları: 7, İstanbul 1976.

25. Ömer  Seyfettin, Bütün Eserleri 12 Doğduğum Yer – Şiirler, Mensur Şiirler, Fıkralar -, Bilgi Yayınevi, Ankara 1986, s.80.

26. Doğduğum Yer, s.74.

27. Doğduğum Yer, s.84.

28. Eski Türk hayvan kültünde geyik önemli yer tutar. Kurtarıcı ve yol gösterici olarak Moğol ve Tatarlarda da görülür. Cengiz Han’ın arması da geyiktir. Türklerde Totem kabul edilen geyik, bir rivayete göre, Ergenekon’a girişte yol göstericilik yapmıştır. Bkz., Murat Uraz, Türk Mitolojisi, Düşünen Adam Yayınları, İstanbul 1994, s.151.

29. Doğduğum Yer, s.82.

30. Ömer Seyfettin’de Millî Kültür konusunda daha geniş bilgi için bkz., Abdullah Şengül, Ömer Seyfettin’in Eserlerinde Millî Kültür Unsurları, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 1994, s.16-24. (Basılmamış yüksek lisans tezi)

31. Genç Kalemler Tahrir Heyeti”nin Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem’den oluştuğu bilinmektedir.

32. Ömer Seyfettin, “Vatan Yalnız Vatan”, Bütün Eserleri 16 Türklük Üzerine Yazılar, (Hazırlayan: Muzaffer Uyguner), Bilgi Yayınevi, Ankara 1993, s.15-16. (Yazının ilk yayımı: 1911)

33. Ömer Seyfettin, Türklük Mefkûresi, Türklük Üzerine Yazılar, s. 86. (Yazının ilk yayımı: 1914)

34. Türklük Mefkûresi, s.87.

35. Ömer Seyfettin, Millî Tecrübelerimizden Çıkarılmış Amelî Siyaset, Bütün Eserleri 16 Türklük Üzerine Yazılar, (Hazırlayan: Muzaffer Uyguner), Bilgi Yayınevi, Ankara 1993, s.38. (Yazının ilk yayımı: 1912)

36. Millî Tecrübelerimizden Çıkarılmış Amelî Siyaset, s.40.

37. Daha geniş bilgi için bkz., Ömer Seyfettin, Büyük Türklüğü Parçalayan Kimlerdir?”, Bütün Eserleri 16 Türklük Üzerine Yazılar, (Hazırlayan: Muzaffer Uyguner), Bilgi Yayınevi, Ankara 1993, s.107-112. (Yazının ilk yayımı: 1918)

38. Ömer Seyfettin, Hürriyet Bayrakları, Bütün Eserleri 3, Bilgi Yayınevi, Ankara 1993, s. 109.

39. Hürriyet Bayrakları, s.111-112.

40. Nakarat,  a.g.e.,  s.78-100.

41. Bomba, a.g.e., s.127-151.

42. Türklük Mefkûresi, s.78-80.

43. Yahya Kemal Beyatlı, Millî Fikirler, Eğil Dağlar, Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1985, s.90.

 

 





 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4919
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.