Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
21 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 24
 Bugünkü Ziyaret 91
 Toplam Ziyaret 1091948

  Geri Dön

İDRİS AS GERÇEĞİ
GÖRÜNMEZLİK
İnsan görünmez olabilir mi? Hızır as görünmez miydi? İdris as, İlyas as, İsa as... Hatta Yunus as görünmez miydi?

işte aşağıdaki makalelerde çağımızın yeni gelişmelerini anlatmaktadır. bu gerçeğin aydınlanmasına çok ihtiyacımız var.


H.G.Wells, "Görünmeyen Adam" adlı romanında, bir fizikçinin insan vücudunun görünmez oluşunu sağlamasını anlatır. Çeşitli kereler sinemaya da uygulanan bu romanın dayandığı fiziksel tez, doğrudur; ama pratikte olması mümkün olmayan bâzı detaylar vardır.

Aslında insan vücudunu oluşturan her şey, başta su olmak üzere renksiz ve saydamdır. İnsanda renkli olarak sadece kana rengini veren hemoglobin ile deriye, saçlara ve göze rengini veren "melanin" isimli pigment bulunur. Bir ilaçla bunlar da renksiz hale getirilebilseler, insanın saydam yani görünmez olması mümkündür.

Bir cismi görebilmemiz için, onun üzerine gelen ışığı ya yansıtması, ya emmesi ya da kırması gerekir. Bunların üçünü de yapamazsa o cisme bakılınca görülemez.

Kağıdı oluşturan selüloz lifleri, saydamdırlar; ama kağıt, saydam değildir. Aynı şekilde, tuz da her biri saydam olan küçük kristallerden oluşur; ama bir kaba konulunca gözümüze beyaz görünür, yâni bir cismi oluşturan elemanların her biri saydamlaştırılsalar bile o cismin tümünün saydam olması mümkün olmayabilir.

Ölmüş insan ve hayvanların bazı iç organlarını temizledikten sonra metil salisilat içine koyan bilim insanları onları kavanoz içinde görünmez hale getirebilmişlerdir. Burada bütün numara, kırılma endeksinin büyüklüğünden dolayı metil salisattadır. Ne var ki bu işlemi canlı bir insanın tüm vücuduna uygulamak mümkün değildir.

Akvaryumu olanlar bilirler, bazı minik balıkların vücutları renksiz ve saydamdır. Dışarıdan bakılınca iç organları bile görülür. Tabiattaki yaşadıkları ortamda savunma amacıyla kamuflaj olarak kullandıkları bu saydam vücutlarında saklayamadıkları bir organları vardır. Hemen dikkati çeken minik, siyah gözleri.

Görünmez adamın görünmezliğindeki küçük; fakat gerçeklere aykırı en önemli nokta da gözleridir. Görünmez adam, görülmemeli; ama kendisi, etrafını görebilmelidir. Baktığı şeyi görmesi, görüntünün gözünün retinası üzerinde oluşabilmesi için ışığın göz tabakalarından kırılarak da olsa geçmesi, retinaya ulaşması gerekir.

Ancak o zaman da görünmez adamın, gelen ışığın bir kısmını emen, bir kısmını da yansıtan gözleri görünür. Romanda ise gözleri görür ama dışarıdan görünmez. Görünmez adam görünmeyen gözleri belli olmasın diye giyinikken onları kara gözlükler takarak saklar.

Ormanın karanlıklarında saklanan ve görülmesi mümkün olmayan bir hayvanı bile parıldayan gözleri ele verir. Tam bir görünmezlik olması için gözlerin olmaması gerekir.[1]

Matematiksel Olarak Görünmezlik

Nicolae Nicorovici ve Graeme Milton, nesnelerin süper-lens adı verilen ışığı bükebilen maddelere yaklaştırıldığında gözden kaybolmuş gibi gözükebileceğini belirtiyor. Bilim insanları, bu etkiye ‘anomalous localised resonance’ (Anormal lokal titreşim) adını veriyor. Uzmanlar şimdilik sadece matematiksel temelini oluşturdukları bu sistemin pratik olarak uygulanmasının biraz daha zor olacağını kabul ediyor.

Milton ve Nicorovici’nin hazırladığı görünmezlik sisteminin matematik altyapısı şöyle işliyor: Müzik aletlerinin akort edilmesinde kullanılan diyapozon aleti, geniş bir şarap kadehinin kenarında tutulduğunda ortaya bir titreşim çıkıyor.

Görünmezlik sistemi, aynı titreşimi ses yerine ışık dalgalarıyla yapacak. Bilim insanları ilk etapta büyük bir nesneyi görünmez yapmak yerine, sistemi toz parçacıklarıyla deneyecek.

Işık Titreşimi

Görünmezlik cihazları, yeni keşfedilen kimyasal maddelerle üretilen ve ışığı doğası dışında farklı davranmasını sağlayan süper-lens teknolojisiyle yapılıyor. Toz parçacıkları süperlense yaklaştırıldığında, çok güçlü bir ışık titreşim yaymaları halinde ışık yaymıyormuş gibi gözükebilecek.

Deneyde toz parçacıkları, ışığı güçlü bir titreşim verecek frekanslarda dağıtacak; titreşim toz parçacıklarının yaydığı ışığı kapayacak ve onları görünmez kılacak.

Mesele, Büyük Nesneleri Görememek

Görünmezliği oluşturmak için esas olan toz parçacıklarını değil, büyük nesneleri de görünmez kılmak. Ancak, görünmezlik etkisi sadece belli frekanslarda tutuyor, bunun dışında nesneler parçalı olarak görünmez oluyor.[2]

Görünmezlik Pelerini

Görünmezlik pelerini yakın zamana kadar kurgusal bir temaydı, günümüzde ise gerçekleştirilmiştir.

Bilimde Görünmezlik Pelerini

19 Ekim 2006'da İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nden bilim adamlarının ortak çalışmalarıyla, bakır bir silindiri mikrodalgalar tarafından tespit edilmekten koruyan bir pelerin üretilmiştir.Pelerin metamalzemelerden yapılmıştır.Tasarımcılarının düzeltmeye çalıştığı küçük bir gölge oluştururlar. Alet, sadece iki boyutta ve mikrodalga altında çalışır ve cisimler hala çıplak gözle görülebilmektedir.

İlk “görünmezlik pelerini” çalışmasının yapıldığı Duke Üniversitesi'nde elektrik ve bilgisayar mühendisliği profesörü olan David R. Smith şunu söylemiştir:

“Herkesin düşündüğü, Harry Potter'ın pelerini veya Star Trek'in görünmezlik aygıtı ile yaptığı, görünmezliği elde edebileceğimiz henüz kesin değil. Gerçekten bir cismi gözden kaybedebilmek için, pelerinin, ışığı oluşturan tüm dalga boyları veya renklerle eşzamanlı etkileşimde bulunması gerekmektedir.”

Bununla birlikte, bir grup Amerikalı bilim adamı tarafında yapılan yeni çalışmalar pelerinin Harry Potter'deki görünmezlik pelerinine çok benzer olacağını, fakat hücreler etraflarındaki ışığı bükeceklerinden gölge oluşmayacağını söylemektedir.Tasarım, saç fırçası şeklinde bir koninin üzerine ışığı pelerinin etrafından geçmeye zorlamak için belirli açı ve uzunluklarda yerleştirilen küçük metal iğneler gerektirmektedir.Bu da koninin içindeki her şeyin kaybolmasını sağlar, çünkü ışık artık üzerlerinden yansımamaktadır.Purdue'de elektrik ve bilgisayar mühendisi olan baş araştırmacı Prof. Vlademir Shalaev; "Bu, oldukça kurgusal görünüyor, farkındayım, fakat fiziğin yasalarıyla tamamen örtüşüyor," demiş ve eklemiş; "İdeal olarak, eğer onu yaparsak kesinlikle Harry Potter'ın görünmezlik pelerini gibi olacaktır. Ağır olmayacak çünkü üzerinde çok az miktarda metal olacaktır.”

Kurguda Görünmezlik Pelerini

Görünmezlik pelerinleri folklorda görece seyrektir; "Oniki dans eden prenses'' gibi bazı masallarda geçseler de, daha yaygın olan tipi görünmezlik "şapkası''dır.Görünmezlik şapkası Yunan mitolojisinde yer almaktadır: Pluto'nun giyeni görünmez yapan bir kask veya şapkaya sahip olduğu söylenmektedir. Perseus mitinin bazı versiyonlarında, Perseus bu şapkayı tanrıça Athena'dan ödünç alır ve uyuyan Medusa'yı öldürmek için yanına gizlice yaklaşmakta kullanır.Benzer bir kask, Tarnhelm, Norveç mitolojisinde vardır.Galler mitolojisinin önemli düzyazılarından biri olan Mabinogi'nin ikinci bölümünde, Caswallawn(tarihi Cassivellaunus) Caradog ap Bran'ı, bir görünmezlik pelerini giyerek öldürür ve diğer resileri Büyük Britanya'nın yönetimine bırakır.

Çok yakın geçmişte, bir görünmezlik pelerini Harry Potter serilerinde kullanılmıştır.Ayrıca Edgar Rice Burroughs 1931 tarihli romanında A Fighting Man of Mars aynı fikri kullanmıştır.Erik the Viking filmindeki bir sahnede baş karakter, sadece pelerinin sahibi olan prensesin ahmak babasının üzerinde işe yaradığını fark etmeden, ödünç aldığı pelerinle daha çok komik bir betimleme yapar.Düşmanları bu tuhaf davranışı ve sahte görünmezlik iddiaları karşısında o kadar şaşırmışlardı ki onunla savaşamayacak kadar sersemlemişlerdi, böylece kolayca yenildiler

Star Wars'da, Star Trek'de ve ayrıca Stargate'de görünen gizlenme aygıtı, bilim kurgusal formda benzer bir kavramı temsil etmektedirler.Bilim kurguda, görünmezlik kavramı bilim fantezi formunda, doğal bilimlere dayanan formlarında göründüğünden daha çok görünmektedir.[3]

Nanoteknolojide Görünmezlik

Bir nesnenin görünmesi için, ışığın o nesnenin yüzeyinden yansıması gerekiyor. İngiltere’nin önde gelen üniversitesi Imperial College London profesörü John Pendry, olağanüstü optik özellikleri olabilen nesnelerin ışığı emerek yansımayı önleyebileceğini temelinde görünmezliğin bir yolunu araştırıyor. Meta-maddeler adı verilen bu tip ışığı emen nesneler, ışık demetinin etrafında dolaşmasını sağlayarak görünmezliğe erişiyor.

Meta-maddelerin içerdiği metal ve elektronik bileşenler özel olarak ışığı yansıtmayacak şekilde üretilebiliyor. Bilim insanları bunu elektrik ve manyetik alanlar ile ışığın yönü arasındaki ilişkiyi yönlendirerek yapıyorlar.

Bilim ekibi, ışığı geri yansıtmayacak özellikte, küre biçiminde bir meta-madde tasarladı. Bilim ekibinden Duke University profesörü David Smith, teorik olarak gerekli maddelerin ne olduğunu bildiklerini, esas zorluğun bunları pratiğe dökmek olduğunu belirtiyor.

Pendry ve ekibinin tasarladığı görünmezlik nesnesi şimdilik sadece görünebilir ışığın dışındaki dalga boylarında çalışıyor. Görünür ışık dalga boyları için bir görünmezlik düzeneği için nano ölçekte meta-maddeler üretmek gerekecek. Ancak bilim insanları, nano ölçekte metallerin özelliklerini kontrol etmenin zorluklarına dikkat çekiyor. Uzmanlar, farklı işlevler gören görünmezlik düzeneklerinin gelecek yıllarda üretilebileceğini de sözlerine ekliyor.[4]

Spiritualizmde Görünmezlik

Görünmezlik olayı insanlara her zaman çekici gelmiştir. H. G. Wells'in görünmeyen adamından Harry Potter'ın görünmezlik pelerinine kadar bütün bilim kurgucular, bunu hayal ettiler. Görünmezlik genelde mükemmel bir saydamlık olarak sergilendi. Oysa bu metot, bilinen ve bizim anladığımız doğa yasalarına ters bir düşünceydi. Üstelik saydam bir insan hareket ederken çok büyük güçlükler yaşayabilir ve temas ettiği her şeyde görünmeze dönüşebilirdi. Yani, görünmeyen bir insan için yemek ve içmekte bir sorun olmalı. Dolayısıyla, sindirim sistemi de görünmezliğe dönüştüğü için beslenmesi mümkün olamazdı. Çünkü, görünmeyen yiyeceklerinde bu yeni ortama uyum sağlamaları gerekiyordu. Bu sorunun sosyal ortamda ve giysilerde ortaya çıkacağını söylemek ise mümkün değil. Görünmezlik pelerini diye hayal edilen şey, aslında çevremizdeki fotonları yönlendiren veya değiştiren bir aygıt olmalıdır. Bu uçuk düşünce, bilimsel açıdan pek mantıksız değildir ama yanı sıra da bir sürü sorun getirir.Mesela eğer dışarıdan bir ışık gelirse, ışık sanıldığı gibi görünmeyen insanın içinden geçmeyecek, yansıyacak ya da yön değiştirecektir. Çünkü ışığın yasalarına göre hiç bir ışık görünmeyen insanın içine ulaşamaz.

Bu görüşler, geleceğe yönelik olarak ciddi ciddi tartışılıyor. Ekim 2006'da Londra İmperial College'da Prof. Sir John Pendry tarafından verilen bir konferansta tartışıldı. Bu ilginç konferansın ana konusu, basit bir görünmezlik pelerininin gerçekten yapılıp yapılamayacağıydı. İlgi uyandıran bölüm ise temel ışık fiziğinin bu konuda yardımcı olabileceği idi. Üstelik temel fiziği bilen her yüksek okul öğrencisi bunun üzerinde çalışabilirdi. Sir John'un görünmezlik pelerini temelde bir gökkuşağına benzetiliyor. Yani ışığın bir prizmadan kırılması gibi. Aynı şeyi bir bardak suya soktuğumuz kalemde de görebiliriz yani görüntü asıl bulunduğu yerde olmayacaktır. Sir John ve onu destekleyen fizikçiler, ışığın bir objenin etrafında kırılması ile bunun mümkün olabileceği düşüncesindeler. Elbetteki bütün bunlar iddiaları kolayca açıklamıyor. Her bilim adamı gibi, Sir John'un ne demek istediğini tam olarak sadece kendisi biliyor.

Sonuç olarak eğer doğru ortam ve materyaller varsa gerçek bir görünmezlik pelerini yapmak mümkün hatta bunun yakın gelecekte denenebileceği de söyleniyor. Sir John bu vaatte bulunuyor.Bütün iddialar halen karmaşık ve ironik. Ama ilgilenmeye değer. DARPA (The defense advanced research projects agency), Sir John'un görünmezlik pelerinini gelecek yıllarda gerçekleştirebilmesi için gereken desteği sağlıyor. Kimbilir, birgün belki de Harry Potter'in pelerini bir yerlerde satılacak. Ne kadar işe yarayıp yaramadığını da o zaman anlayacağızdır.[5]

Kaynaklar

[1] www.efuar.org/bilinmeyenler/gorunmezlik.htm
[2] arsiv.ntvmsnbc.com/news/371893.asp
[3] tr.wikipedia.org/wiki/Görünmezlik_pelerini
[4] www.bilimarsivi.com/gorunmezlik-nanoteknolojide/
[5] ntrn7.blogcu.com/nasil-gorunmez-olabiliriz_38901981.html

Holistik Perspektif ve Yeni Çağın Bilinci

Aydın Arıtan

Yeni çağın bilimi bize, içinde yaşadığımız evreni ve insanı çok farklı bir biçimde tanıtıyor. Bizim normal algılama sanırlarımız içinde ve olağan düşünme biçimimiz çerçevesinde tanıdığımız, gördüğümüz ve doğru sandığımız gerçekler, aslında sadece dar bir kesit. İçinden çıktığımız ve özelliklerini içimizde taşıdığımız enerji bütünselliği çok daha farklı bir biçimde organize olmuş durumda.

Zaten insanlığın bunca yıldır içten içe ve son dönemlerde de artık bağırarak aradığı birlik, beraberlik, barış, kardeşlik, huzur ve mutluluk, kısaca “Altın Çağ” bu yanlış ya da yetersiz insan ve evren anlayışı nedeniyle gerçekleşemedi ya. Bu anlayış değişikliğini başaramadığımız sürece de, durum değişmeyecek.

Herşey çok ümitsiz gibi gözükmekle beraber, alttan gelen çok büyük bir bilinç yükselmesini ve değişimini gözlemlemek mümkün. Nitekim düşünsel açıdan çok ağır birçok konu, artık günlük sohbetlerde dile geliyor. “Enel Hak” diyen Hallac-ı Mansur’un asıldığı, Yunus Emre’nin doğru bilgiye varmak için 40 yıl dergâha düz odun taşıdığı dönemlere göre oldukça farklı bir durumda bulunuyoruz.

Artık birçok “yüce gerçek” ya da “evrenin idare ediliş sırları” günlük konuşma dilimize girdi, bazı şeyleri “sen bensin, ben de sen” ya da “ben O’yum” gibi rahatlıkla telâffuz ediyoruz. Uzaylılar, reenkarnasyon, ölümden sonraki hayat gibi konular hiç kimse tarafından “hadi canım sen de” şeklinde yaklaşımlarla reddedilmiyor.

Hologram konusu da bunlardan birisi. İzafiyet Teorisi ve Kuantum Fiziği’nin açtığı yoldan giden Hologram Kuramı “Evrensel Bütünsellik Olgusu”nun anlaşılması ve kavranılması konusunda oluşturduğu sayısız imkânlar sayesinde, bizlerin “Bütünsellik” yaklaşımında önemli bir yol almamızı sağlamıştır.

Şöyle sorabilirsiniz: “Bir çok şaşırtıcı bilgi edindik ve yepyeni şeylerle karşılaştık. Şaşırdık. Bir yandan da eski bilgi, inanç ve alışkanlıklarımızın yıkılması karşısında, nasıl davranıp, neye göre yaşayacağımızı bilemez olduk. Düşüncemizi yeniden nasıl kuracağız?” Ya da olaya şu pratik açıdan bakabilirsiniz: “Bunca öğrenilenin bana pratikteki yararı nedir? Hayatımda neleri değiştirecek, nasıl değiştirecek, kısaca, ne işime yarayacak?”

Evet, konunun en önemli yanı da burası zaten. Bütün söylenenler ve öğrenilenler, birey olarak bize, toplum olarak da hepimize, yeni bir bakış, farklı bir anlayış ve bir değişim imkânı yaratmazsa, teorik bir model olarak kalır. Hoş bir zihinsel spekülasyon şeklinde raftaki kitaplıkta yerini alır. Bu da iyidir. İnsanın ufkunun açılması ve değişik açılımlar yaparak daha zengin bir beyinsel potansiyele ulaşması yararlı bir durumdur.

Ancak bu, bizim için yeterli değil. Elinizdeki kitabı yazmaktaki hedef ve amacımız da bu kadar dar olamaz zaten. Biz, bir değişimi amaçlıyoruz, insana, büyük bir dönüşümü gerçekleştirip, tarihî bir sıçrama yaptırmanın yollarını anlatmaya çalışıyoruz. Aklını, düşüncesini ve davranışlarını “başka” ya da “farklı” bir biçimde kurması gerektiğini, yoksa topyekün bir “yokolma” tehlikesinin eşiğinde bulunduğunu dile getiriyoruz. Yanlış düşünüp, yanlış yaşaması nedeniyle dünyayı bugünkü haline getiren insan, böyle yapmaya devam ederse, bütün doğal dengeleri bozacak, kendisi de bencillikler, düşmanlıklar ve savaşlar arasında ezilmeye devam edecek. Yani bir yandan doğa ve dünya, öte yandan da insan, tahrip olmaya ve yok olmaya doğru gidiyorlar.

Kurtuluş yok mu? Var, hem de bunun yolu çok basit. Çünkü çözüm herkesin içinde ve elinde. Ama önemli olan, bu çareyi ya da çözümü farkedebilmek. İnsanların olduğu gibi, dünyanın ve evrenin de bir kaderi var. Ayrıca dünya ve insan, evrende tek başına ve yalnız değil. Bir takım plan ve sistemlerin içinde bir yere sahip. Bu nedenle kendi başına buyruk ve terkedilmiş olması söz konusu değil. Yani kendisini ve sistemi bozması ya da yok etmesi imkânına veya iznine sahip değil.

Yeni Çağın Bilinci

Bizim “Yeni Çağın Bilinci” ya da “Holistik (Bütüncül) Evren Tasarımı” adını verdiğimiz anlayış ve düşünce biçimi daha önce de sık sık tekrarladığımız gibi, yeni bulunmuş bir şey değil. İnsanlık varolduğundan beri bu bilgiler çok çeşitli biçim, form ve dillerde, değişik kaynaklardan insanlara anlatılmaya devam edilmiş. Ancak o dönemlerde bu gibi bilgiler insanlığın bilinci genel olarak daha düşük düzeylerde bulunduğu için, bireysel ya da lokal ve bölgesel olarak veriliyordu. Belli gruplara, kişilere, bireysel olarak belli bir eğitimden geçmiş olanlara, belirli bir ruhsal olgunluğa ve kapasiteye ulaşanlara aktarılıyordu. Bu nedenle gizli, mistik ve gizemli bir özellik taşıyordu. Zikirler, namazlar, yoga ya da meditasyon gibi teknikler ve deneyimlerle kendini geliştiren kişiler bu bilgilerle buluşturuluyordu. Zaten evrenin idare ediliş bilgilerini başka ve sıradan insanların anlamaları da mümkün olamıyordu.

Ama artık durum değişti. Belki de kimilerinin iddia ettikleri gibi “âhir zaman” geldi ve insanlık soyunun toptan biçim değiştireceği “kıyamet” dönemi yaklaşıyor. Kesin olan şu ki, görüntüdeki bunca olumsuzluğa rağmen, insanlık bilinci son derece duyarlı ve gelişmiş bir durumda.

Bu nedenlerden dolayı, bilgi, herkese ulaşmak zorunda. Hem de; her zaman, her yerde ve herkes için geçerli olacak bir biçimde, yani “bilimsel dille” aktarılmak ve herkese eşit olarak verilmek zorunluluğu var. Ondan sonra hiç kimse çıkıp da: “Benim bunlardan haberim yoktu” ya da “bana bu bilgiler iletilmedi” veya “ben bütün ömrümce namaz kıldım, zikir yaptım, ama hiç bir zaman böylesi “derin” bilgilerle karşılaşmadım” diyerek işin içinden sıyrılamayacak. Herkes eşit sorumluluğa sahip olacak ve “hesap günü geldiğinde” herkes evrenin bütün bilgi ve imkânlarından eşit olarak pay almış bulunacak.

Bunun yolu da, evrensel bütünsellik olgusunun herkesin anlayacağı ve herkese eşit şans ya da imkân veren bilimsel bir yolla anlatılıp, açıklanmasından geçiyor.

Önemli sonuçlara vardık, iddialı yaklaşımlar yaptık. Ancak bütün bunları kişisel bir performans olarak değerlendirmek yanlış olur. Anlatılanları “dipten gelen bir itmenin dışa vurumları” ya da “kaynayan bir suyun, üzerine çıkan kabarcıkları” şeklinde ele almak daha doğrudur. Bizler sadece bu gerçekleri sizlere aktarma görevini üstlenmiş bulunuyoruz, fazlasını değil.

Yeni Bir İnsan, Yeni Bir Toplum, Yeni Bir Dünya

İnsanların en büyük özlemleri olan birlik, beraberlik, sevgi, saygı, mutluluk ve huzur gibi kavramların içi boş kalmazsa, bunlara nasıl ulaşılacağı bilinirse, neleri değiştirmek, neleri başka türlü değerlendirmek gerektiği ortaya çıkarsa, “cennete” ulaşmak hiç de zor değildir. “Komşum açken, ben tok olsam bana ne?”, “yalan söylerim, kul hakkı da yerim, bunun da bana bir zararı dokunmaz” şeklindeki düşünme insanın günlük doğasına daha uygun gibi duruyor. Eğer hepimiz birbirimizden ayrı cisimlersek, sen orada, ben de buradaysam, “senden bana ne?” diye düşünmem gayet doğaldır. Ama öte yandan bütün bilgiler: “Bu yanlış, böyle yapma!” diyor. Haydi, gel de çık işin içinden.

Bu sorunu aşmak için de, evreni bir insan bedeni, tek tek insanları da o bedendeki hücreler olarak ele almış, davranış örneği olarak da, beyin hücrelerinin “ortak ürün” temelli davranışlarıyla birbirleriyle nasıl yardımlaştıklarını ele almak gerekiyor.

Olaya bu açıdan bakınca, herşey bambaşka bir biçim alıyor ve çok farklı şeyler düşünmeye başlıyoruz.

O zaman anlıyoruz ki, biz ancak diğer bütün canlılar “iyi” olduğu zaman “iyi” olabiliriz. Tek başına bir nota olarak sesimiz ve değerimiz yoktur. Ancak insanlık ve evren senfonisi içinde kendi notamızı seslendirdiğimizde bir değerimiz olur. Bu değer hem senfoniyi zenginleştirir, bütünler ve tamamlar, hem de bir birey olarak bizim kişisel potansiyelimizi en üst düzeyde kullanmamızı, yani “görevimizi yapmamızı” sağlar.

Dünyaya “ortak ürün” perspektifli bir bakışla yaklaşmamız gerekir. O zaman anlarız ki, bizim bir diğerimizi ve herşeyi sevmemiz bir erdem değil, bir zorunluluk. Aynı şekilde bütün “iyi” huylar; yardımseverlik, cömertlik, fedakârlık, dürüstlük, namusluluk gibi bütün bu “dünyasal erdemler” son derece normal ve basit. Zaten başka türlü olmasını düşünmenin mümkün olmadığını biliyoruz. Bunlar son derece “doğal”. Tıpkı bir yağmurun yağması ve güneşin hergün doğması gibi. Ama bunlar kendiliğinden ve otomatik olarak gerçekleştikleri için, bize normal ve sıradan geliyor.

Önce taşları yerine oturtalım: Dünyayı ve insanları kendi dışımızda varolan birimler olarak ele aldığımızda, karşımıza şöyle bir durum çıkıyor: Diğer insanlar bizim için “yabancı” (bu nedenle de onlara karşı olan duygumuz; ilgisizlik, yaklaşımımız ise; umursamazlık), “rakip” (bu nedenle de onlara karşı olan duygumuz; kıskançlık, yaklaşımımız ise; yenme duygusu ve her türlü yenilgilerinden haz almak) ve “düşman” (bu nedenle onlara karşı olan duygumuz; korku, yaklaşımımız ise; nefret dolu olmak, kaçmak, kendi kabuğumuza çekilmek, benlik zırhını kuşanmak) dırlar.

Aldatmanın, kandırmanın, yalanın, iftiranın, kul hakkı yemenin gerisindeki tek faktör; bunları başkalarının (ya da hiç kimsenin) görmüyor, bilmiyor ve duymuyor olduklarına inanmaktır. Oysa bu inanç, tamamen yanlış. Evrende varolan bütün öğeler, birbirleriyle ilişki ve iletişim içindeler. Aslında birbirinden ayrı birimler de yok, hepimiz aynı bütünün parçalarıyız. Herşey ve herkes herşeyden haberdar. Hepsinden de öte, biz bu durumun farkındayız, aklımız ve vicdanımızla. O halde, gizlendiğini sanmak ya da kimse farketmeden bir takım “dolaplar çevirmek” nasıl olacak? Kendimizi daha fazla aldatmayalım lütfen!

İşte bu yaklaşım, insanlık tarihinin bugün içinde bulunduğu durumu çok güzel bir şekilde açıklıyor. Aynı anda, bunun değişmesi ve dünyanın bir “cennet” olması için nelerin yapılması gerektiği de çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor.



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4919
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.