Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
22 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 2
 Bugünkü Ziyaret 48
 Toplam Ziyaret 1092025

  Geri Dön

KANUNİ SON PADİŞAH
OSMANLI'NIN UĞURSUZLUĞU
oSMANLI YIKILMAYA DÖNECEKKTİ. bu da Kanuni Aujtan Süşeyman'a nasip oldu. Artık Osmanlı'nın son günüdür.

Biz böyle anlamak zorundayız. Osmanlı, Kanuni ile inişe geçmiştir ve kemerler yeniden bağlanmıştır. Her insan gibi Kanuni de kadın tuzağına düşüp yanılabilir. Eğer tarih belgeleri bunu doğruluyorsa ki öyledir; öyleyse Osmanlının yıkılışı Kanuni'nin elinden olabilir ve son padişah ünvanını da alır.


Cadı derler; Hürrem Sultan

Kötü ruhundan,entrikalarından bahsederler.Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman'ı büyüledi.

19 Temmuz 2010 Pazartesi,
Cadı derler Hürrem Sultan için. Kötü ruhundan, entrikalarından bahsederler. Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman'ı büyüledi, avcunun içine aldı, diye anlatırlar. İyi ama kim bu Hürrem?

Melek mi Şeytan mı?
Sağırdı aşkım, kör, dilsiz, hastalıklı... Bir köşesi vardı ki yüreğimin, öyle metruk öyle yalnız, öyle zavallı... Dokununca kanayan bir yara misali saklamıştım sevdamı; kimseleri duymayan, görmeyen, dize gelip acısını dillendiremeyen talihsiz sevdamı... Benim bile duymaktan görmekten kaçındığım, aldırmadığım... Yine de ateş gibi sıcak, su gibi saydam bu bir çift göze bakarken dayanamaz sorardım "Allahım, bir şeytana mı tutuldum ben yoksa bir meleğe mi?"
Polonyalı bir köy papazının kızıydı aslında. Ev işleriyle boğuşmaktan yorgun düştüğü zamanlarda, gözlerini dağların karlı doruklarından ayırmadan, hayaller kurardı. Sıradan yaşamına renk katan tek ayrıntı... Bir gün, vahşetin peşisıra ilerleyen Tatar istilacılar kötlerini bastılar; ne olduğunu anlamadan bir atın sırtında buldu kendini.
Uzun, sıkıntılı bir yolculuk ve sonunda Osmanlı topraklarında, padişah'ın sarayında, onlarca kızın ortasında; harem mi deniyordu buraya? Hayaller böylesine uzağa sürükleyebilirmiydi insanı?
Şaşkınlığını hemen atamadı üzerinden. Bilmediği bir dil konuşuluyor, daha önce bilmediği bir biçimde davranıyordu herkes. Herkes dediği izbandut gibi birkaç adam ve kızlar, kızlar... Süslenen, ipeksi giysiler giyen, tenleri kanayıncaya kadar keselenen, güzel nazenin kızlar. Güneşi içeri almaya yanaşmayan bir dam tepelerinde, hapisanelerin en şatafatlısı... Sıkıntıdan, gamdan boğulacak gibiydi. Ona dokunmalarına, zorlamalarına dayanamıyordu. Eline ne geçse fırlatıyor, yerden yere atıyordu körpe bedenini.
Yıl 1520. Hırçın Slav kızı, yine haremi birbirine kattığı sırada tahta henüz çıkan (ya da çıkmak üzere olan) Süleyman, annesi Hafsa Hatun'la birlikte içeri girdi. Öfkeden deliye dönmüş, sağa sola tekmeler savuran bu çılgın tazeyi ne harem ağası zaptedebiliyordu ne de diğerleri. Süleyman hayran hayran seyretti bir süre. Öfkenin, hırçınlığın böylesine yakıştığı başka kimseyi tanımamıştı daha önce. Mavi gözler, solgun beyaz bir ten, söğüt dalı gibi incecik bir vücut... Güzel mi? Güzellik değil tarifi, başka türlü... Duruşundan, endamından, yüzünden fışkıran zekayla harmanlanmış bir çekicilik daha çok. Yürüyüşü, elini saçına atışı, hatta edepsizliği bie büyülüyor insanı, öylece bakakalıyorsunuz... Sonunda konuştu Süleyman, "İncitmeyin". Gece allayıp, pullayıp padişahın odasına götürdüler onu. Kimse bilmez içerde olanları; Süleyman'ı rereddetti derler, birlikte satranç oynadılar, konuştular derler... Ama aklı başından gitti Süleyman'ın, yüreğinin bir yanı tutuştu. Aleksandra mıydı adı, soyuna atfen "Rutenyalı bakire" manasındaki Roxelena mı? Süleyman, sultanın karşısında olduğuna aldırmadan kahkahalarla odasını çınlatan kıza "Hürrem" dedi. Şen, gülen yani...
Sultan Süleyman'ın çelik bakışlı ela gözleri, uzun boyu ve yapılı vücudu sizi aldatmasın; hem büyük komutanlara yaraşır kararlılığı barındırır ruhunda, he de bir sanatkara yaraşır duyarlılığı... Babası Yavuz Selim sert, incelikten yoksun bir adamdı. Süleyman henüz şeyhzade iken Selim onu baştan aşağı süzmüş, ipekler sıramalar, inciler içindeki oğluna hiddetlenerek "Tahtın varisi böyle süslenirse anası ne yapsın" diye buyurmuştu. Süleyman sırtında yedi düvele meydan okuyan Osmanlı imparatorluğu'nun ihtişamını taşıdığını anlatamamıştı babasına. Güzelden güzellikten anlardı Süleyman. Hürrem'e aşıktı.
Ya Hürrem kimdi? Bencil, haris, hırslı derler doğrudur. Kırk tilki dolşır aklında derler, doğrudur. Kafasına koyduğunu yapar derler, doğrudur. Ama kötümüdür gerçekten? Sevmez mi Süleyman'ı? Elinde oyuncak mı etmiştir koca sultanı? Oysa aklında dolaşan tilkileri unutup, bir dinleseydi yüreğinin sesini... Süleyman hürriyeti, hapsedildiği haremden kurtaracak bir peygamber, narin bedenini incitmeyecek bir yavuklu, ona değer verecek, dinleyecek bir erkek. Güç, iktidar, sevda, aşk, tutku... Onun isteyebileceği herşeydi Süleyman...
Ve birlikte geçirdikleri o mutlu geceler sonunda meyvesini verdi. Yüzü al al oldu Hürrem'in, Tanrı'ya şükürler etti. Koştu Valide Sultan'a, Süleyman'a, kimi gördüyse müjdeledi. Aşklarını timsali küçük bir bebek geliyordu saraya. Aniden durdu, düşündü, Bebek mi? "Fatih Yasası" denilen lanetli kehanetin "Süleyman'ın ilk karısı Mihridevra'dan bir oğlu, Mustafa'sı var zaten. İmparatorluğun selameti için, taht kavgalarını önlemek için ölüm gelip oğlunu bulacak, çaresiz" diye bağırdığını duydu ardından.
Ne dualar etmişti oysa, nasıl yakarmıştı. Olmadı, küçük bir oğlan düştü kucağına, Mehmed. Artık yalnızca aşık bir kadın değildi Hürrem, bir anaydı da. Süleyman'a döndü, "Sana bir varis doğurduğuma göre kölelikten çıktım şimdi. Adetler özgürsün diyor. Ya beni nikahına al, ya da bırak çocuğumla gideyim." Çaresizdi Süleyman, Hıristiyan tebaasından gelen kadın cariyelerle evlenmek mübah sayılmazdı. Ama Ferhad dağları delmiş aşkı için, o bir kualı yıkmış çok mu? "Tamam ama güven sözüme bekle bir müddet" dedi. Mehmed'i Selim izledi, Beyazid, Abdullah, Cihangir ve sonra Mihrimah.

Mihridevran, Süleyman'ın ilk karısı. Bir Çerkez Beyi'nin kızı, öz be öz Türk. Hürrem'in, bir gavurun yani, sarayda giderek artan gücüne kızgın, onu ihmal eden kocasına kırgın... Dayanamadı sonunda "Hain, satılık et, benimle yarışmak mı istiyorsun?" diyerek atıldı Hürrem'in üzerine, yüzünü güzünü tırmaladı, saçalarını yoldu. Tesadüf, o akşam Süleyman Hürrei çağırttı odasına. Ama Hürrem yerine, zehir zemberek bir yanıt geldi: "Satılık bir et parçası olarak Sultan'ın huzuruna çıkmaya layık değilim. Üstelik yüzüm gözüm çizili, kolum bacağım mor, huzurunuza çıkarsam sizin büyüklüğünüzü zedelerim."
Şaşırdı sultan, daha da arzuladı bu asi kadını. Yineledi emrini. Ağlayarak kapaklandı önüne Hürrem, Şehzade Mustafa'nın anasının yaptıklarını anlattı abarta abarta. Sultan celallendi, Mihridevran'ı çağırıp olayı doğrulattı. "Sizin hizmetinize ilk ben girdim, şehzadenizi dünyaya ilk ben getirdim. eğerse bie nebze saygıları varsa size, değil Hürrem, imparatorluğun tüm kadınları boyun eğmeli önümde" diye kükredi Mihridevran. İçinde birşeyler kırıldı Süleyman'ın, kanadı kırık kuş misali inleyen Hürrem'in saçını okşadı. Mihridevran'a yer kalmamıştı kalbinde; tek kadını vardı artık.
Hürremin yüzüne hınzır bir gülümseme yayıldı, der olayı görenler. "Amacına ulaştı, Mihridevran'ı etti yerinden".
Valide Sultan ölünce nikah kıyıldı Hürrem'e. İslam dininden gelmeyip de nikah kıyılan ilk padişah karısı olmayı başarmıştı. Ama nikahla bitmiyordu ki iş. Kanuni uzun seferler çıkıp uzaklaştığında, koynuna soğumuş dönüyordu. Onu cezbetmek için türlü oyunlar yapıyor, allanıp pullanıyordu Hürrem. Biliyordu ki, kocasının başına bir iş gelirse kendisinin de onu olurdu. onu bir köşeye atmaya karar verirse, önce oğullarının boynunu vurdururdu. kendi güvenliği demek, oğullarının güvenliği demekti aslında. Anaydı, kaygılıydı, güvencesi bir tek zekasıydı. Aşk mı? Baharın gelip geçiciliğini hatırlayın efendiler, kışı fırtınayı hatırlayın.
Bir İbrahim Paşa vardı, kanuni'nin sırdaşı, sadrazamı, Hürrem'in kuması neredeyse. Bir de Şehzade Mustafa belası. Önce kızı Mihrimah Sultan ve eşi rüstem Paşa'yı yanına alıp bir komplo hazırladı İbrahim'e. Onun ağzınd an, Avusturya İmparatoru Ferdinand'a itafen bir mektup yazdılar. Güya İbrahim Ferdinand'a işbirliği teklif ediyor, hıristiyanlığını hatırlıyordu yeniden. Süleyman ne diyeceğini bilemedi, ama sonra Hürrem'in alttan alta sıkıştırdığı sözlerin hiddetiyle yanık sesli ibrahim'in türkülerinden mesdolduğu bir gecenin sabahı dilsizlere boğdurdu sevgili arkadaşını.
Şimdi Mustafa kalmıştı. Onu da ortadan kaldırınca kendi çocuklarının önünde uzanacaktı İmparatorluk. Kanuni'nin aklını çelip, sadrazamlığa getirdi suç ortağı Rüstem paşa'yı. Sonra birlikte manisa'da valilik yaparken, yiğitliği, mertliği, cömertliği ile halkın sevgisini kazanan Mustafa'nın kuyusunu kazdılar. Yine bir mektup; bu kez İran şahı Tasmahalp ile Mustafa arasında. Babasını yerinden etmek istiyormuş da Mustafa... Süleyman inanmayacaktı inanmasına da... Konya yolunda kurdu çadırını, Mustafa dört nala geldi çadıra. Babasının yerine, üzerine yedi dilsiz çullandı, nefessiz kaldı. "Baba" diye bir çığlık koptu dudaklarından... Derler ki, yandaki çadırdan kılını kıpırdatmadan izledi oğlunun ölümünü Süleyman...

Hayat bu, Mehmed, Mustafa'dan birkaç ay önce eceliyle göçtüğünden dünyadan, sessiz tabiyatlı Selim yükseldi sehzadeliğe. rahatlamıştı Hürrem. İyi huyluydu Selim, kardeşlerine yeğenlerine kıyamazdı. Ama Hürrem'in ünü de yayılmıştı tüm İmparatorluğa. Kötü ruhluydu, cadıydı, büyücüydü. Nasıl esir etmişti cihanı titreten Süleyman'ı, nasıl kıymıştı yiğit Mustafa'ya. Nefret doluydu, hıristiyan dölüydü. daha önce hiçbir Hıristiyan'ın oğlunun tahta çıktığı görülmüş şey miydi? ya adının sonuna eklenen Sultan ünvanı, hangi padişahın karısına Sulatn denilmişti ki ondan başka? Aldırmadı Hürrem, çocuklarının canını kurtarmaktan mutlu yumuverdi gözlerini 1558 yılının yağmurlu bir akşam üzeri...


 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4919
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.