Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
21 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 7
 Bugünkü Ziyaret 117
 Toplam Ziyaret 1091974

  Geri Dön

KAYNAYAN KAZAN: ORTADOĞU VE İSLAM ÜLKELERİ
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ
Ortadoğu yeniden biçimleniyor. Irak'ın Saddam Hüseyin'ini Amerika getirdi ve götürdü. Suriye'nin Hafız Esad'ını Yüce Mevlam aldı. Mısır'ın Hüsnü Mübarek'i kendiliğinden devrildi; Mısır halkının içine daldı; kadrini halkının biçeceği bekliyor. Tunus'un Bin Ali'si halkının kanını fazla dökmeden kaçmayı yeğledi. Şimdi Libya'da bir "kan fışkırtan" anlamındaki kaddâf'ten gelme aşiretin güçlüsü Kaddafi de sallantıda. Peşinden Yemen'in Ali Abdullah Salih'i ve Libya'nın Kaddafisi gelmektedir. Libya'nın çıkmaqz sokağının uzun geçeceği belli. Burada Vietnam bataklığına doğru gidilmekte olduğu söylentileri var. Yemen'de de ona benzer bir hava var. Yemen'de isyancıların, sosyalist oldukları ve Şii-Zeydi bir yönetimi devirmek üzeredirler. İslam ülkelerinde aşiretçilik önemli rol oynamaktadır. İnşallah aşiretçiliği Müslüman ulema doğru anlar da yorumlamalarını ona göre daha sağlıklı düzenler.

Ortadoğu'da yaşananlar devrim mi kışkırtma mı?

Ortadoğu kaynıyor. "Halk devrimi" mi, "Soros destekli" olaylar mı, tartışma sürüyor. Banu Avar, Mustafa Mutlu gibi aydınlarımız "Amerikan parmağına" dikkat çekerken, "halk devrimi" diyenlerin sayısı da olduça fazla. Akşam gazetesi yazarı Hüsnü Mahalli, Ortadoğu'da yaşananları değerlendirdi. 'Devrimler yüzde yüz halk devrimi. Ama Batı şimdi bunu nasıl şekillendiririm kaygısında. Hedef, bölgeye 'uyumlu İslam'ı getirmek. Arap toplumları inanç olarak kaderci, ekonomik olarak ise kapitalist. Bu da uyumlu İslam için çok uygun. Bu planın tutup tutmayacağını ise Mısır'la anlayacağız' diyor Hüsnü Mahalli.

İşte Akşam Gazetesi'nin söyleşisi:

Türkçe'ye çevrilen ikinci isim

Hüsnü Mahalli İstanbul'un Libya Başkonsolosluğu'nda 9 yıl basın danışmanlığını yaptı. Bu süreçte, çok sayıda gazetecinin Libya'ya gidip, Muammer Kaddafi ile görüşmelerini sağladı, tercümelerini yaptı. Kendisi de defalarca Kaddafi ile bir araya gelen Mahalli, İstanbul Üniversitesi'ne verdiği doktora tezini Libya-Türkiye ilişkileri üzerine yazdı, Kaddafi'nin meşhur Yeşil Kitap'ını Türkçe'ye çeviren ikinci isim oldu. Yazarımız Hüsnü Mahalli'yle dün bir araya gelerek, Libya ve Ortadoğu'da yaşananları konuştuk:

- Sizin Libya Konsolosluğu'ndan ayrılmanıza neden olan süreci biraz anlatır mısınız?

Kaddafi'nin artık eski Kaddafi olmadığını, benim kişisel inançlarımla çelişmeye başladığını düşündüm. Kaddafi 69-89 yılları arasında müthiş bir anti-emperyalist, anti-siyonist politika izliyordu. Sovyetler dağıldıktan sonra herhalde oturup kendisini gözden geçirdi ve yavaş yavaş Batı'ya göz kırpmaya başladı. Bunun en doruğa çıktığı yıl da 2003 Irak işgali sonrası oldu. Zaten çıkıp da söyledi 'Ben uzlaşmazsam başıma aynı şeyler gelir' diye. Onun üzerine Batı'ya teslim oldu. Ardından da ABD ambargoyu kaldırdı, terör ülkesi listesinden kaldırdı ve müthiş bir flörte girdi Batı ile.

- Yani 'Bugün beğenilmeyen Kaddafi'yi Batı yarattı' diyorsunuz?

Kesinlikle. Kaddafi bana göre eskiden anti-emperyalist mücadeleye inanıyordu o zaman her ne kadar ruh hastası olsa da. Sonuçta Batı'ya zarar vermediği için, faşist, anti demokratik liderlerin iktidarda kalması Batı'yı memnun etti.

Batı bunu kışkırtıyor

- Ortadoğu'da neden bu despot rejimler birbiri ardına şimdi düşüyor?

Batı, bu coğrafyada anti-demokratik, faşist, dikta rejimlerin halkları ezmesinden memnun. Bugün, Arap coğrafyasındaki hakların hepsi anti-Amerikancı. Peki, ABD bundan zarar görüyor mu? Hayır. Batı bunu özellikle kışkırtıyor. Batı düşmanı olalım ki, o da bundan yararlansın.

- Nasıl yararlanabilir ki?

'Bakın işte Müslümanlar bizden nefret ediyor' diye politikalarını gerekçelendirmek için kullanıyor. Sanki hepimiz durduk yerde Batı düşmanı oluyoruz. 20 yıl önce 'radikal İslam' diye bir kelime yoktu, Taliban'la ortaya çıktı bu. Peki kim açtı Taliban okullarını? CIA, Suudi Arabistan istihbaratı ve Müşerref. Sovyetler dağıldıktan sonra komünizm çöktüğü ve devrimcilik bittiği için, Arap ülkelerinde nefret var yönetime karşı. Ama çaresizsiniz, çünkü bu liderleri Batı destekliyor. Ne yapacaksınız? Kadercilik, kendini Allah'a, dine vereceksin. Camiye gidip, teslim oluyorsun. Orada sivil toplum örgütü, medya hiçbir şey yok. Kadercilik dediğimiz şey bu işte. Kadercilik, senin ruhunu teslim almaktır ve Batı'nın yatırımı bu. Bunu destekleyen ikinci şey ise, globalleşme. Globalleşme ise borsa, başka bir şey değil o coğrafyada. Arap ülkelerinin tümünde vatandaşlar günde 10 saatlerini borsada geçiriyor. Ekonomik anlamda bireyci, egoist ve inanç itibarıyla kaderci vatandaş, bundan ne hayır gelir? İkisinin toplamı Batı için uyumlu olmaktır. Uyumlu vatandaş. Bakın dikkat edin, ılımlı demiyorum, uyumlu. Dolayısıyla sen, kafa yapın itibarıyla kapitalistsin, ama ideolojik olarak kadercilik itibarıyla uyumlusun.

- Kontrol edilebilir toplumlar mı yaratılıyor böylece?

Kontrol edilebilir çok iddialı olabilir, 'uyumlu' diyelim. Bana göre, büyük tezgahın özünde bu var. Bu coğrafyanın şekillenmesinde temel hedef bu diye düşünüyorum. Ama bu tutar mı, tutmaz mı, onu bekleyip göreceğiz. Her şey Mısır'la netleşecek.

- 'Uyumlu İslam'ın 'ılımlı İslam'dan farkı nedir?

Ilımlı olunca yumuşuyorsun. Ama uyumlu İslam'da ister ılımlı ol, ister radikal, ister içini boşalt fark etmez. Yeter ki bana uyum sağla.

- Mısır'da ne olursa anlayacağız tutup tutmadığını?

Müslüman Kardeşler tek başlarına cumhurbaşkanı adayı gösterebilecek mi, gösteremeyecek mi, onu göreceğiz. Eğer gösteremezlerse, kimle koalisyon kuracaklar, onu Batı gösterecek. Bu da liberaller olacak. Uyum dediğim bu zaten. Müslüman Kardeşler'in önünü açabilmek için, onlara ortak bulmak Batı'nın görevidir.

Mısır, Suriye, Tunus liderleri hep dışarıda

- Müslüman Kardeşler'i siz radikallik açısından nereye oturtuyorsunuz?

Bir kere Batı yorumlarına hep biraz manipülasyon vardır diye bakmamız lazım. İkincisi, biz halen 50'li yılların kafasıyla düşünüyoruz. Bugün içinde yaşadığımız ortamda halen eski kafayla düşünemezsiniz. Mısır, Suriye, Tunus'a bakın liderleri hep dışarıda, son derece eğitimliler. Bunların 1920'lerdeki kurucuları Hasan el-Benna gibi düşünmeleri mümkün mü? Tabii ki her şey değişiyor.

- Büyük Ortadoğu Projesi ve bugün yaşananları bağdaştırıyor musunuz?

Bence başlık olarak buna BOP demek doğru değil. Batı, bu coğrafyanın yeniden şekillendirilmesi için, önümüzdeki yüzyılın planlamasını yapıyor. Ama, tutar mı, tutmaz mı, bilemeyiz. Kimse Tunus'u açı hesaplarıyla tutturamazdı. Bakın Mısır, Tunus devrimi...Bunlar yüzde yüz yerli devrimler. Orada ne bir ABD parası, ne CIA var! Batı, bunları gördükten sonra, 'Orada bir şeyler var, niye bundan yararlanmayalım?' diye düşünüyor. Mevcut dinamikler bunu getiriyor, Batı 'Bunu nasıl kendi lehime çeviririm' diye plan yapıyor.

- Ne yapmaya çalışıyorlar peki?

Sovyetler dağıldıktan sonra Ortadoğu'da Müslüman Kardeşler dışında örgütlü yapı kalmadı. O da kadercilikten dolayı, çünkü camiye giden insan sayısı, kapalı insanların sayısı arttı. İkincisi de iktidardaki faşist yönetime karşı tepki olarak. İlla burada kurguya gerek yok, bilerek veya bilmeyerek kendinizi o işin içinde buluyorsunuz zaten. Kadercilikle kapitalizm arasında gidip gelen insan modeli burada önemli. İçi boş, ideolojisi olmayan bir Müslüman istediği kadar anti Amerikancı olsun, bir anlamı yok. Şimdi 'uyumlu İslam' planlanıyor tüm bölge için. Tutar mı tutmaz mı, Mısır'a bakacağız. Ama ben tutacağını düşünüyorum.

- Bundan sonra nereyi etkileyecek bu devrimler?

Önce Fas, ardından da Yemen.

El Cezire bunu getiriyor

Katar'a bu misyon kanalın kuruluşunda verildi. El Cezire olmasaydı, bu devrimler olmazdı. Gazetecilik yapmıyorlar zaten şu aşamada, manipülasyonun da ötesinde provokasyon yapıyorlar diye düşünüyorum. Eğer demokrasi istiyorsak ve 'kim getirirse getirsin' diyorsak, evet, El Cezire bunu getiriyor. Ama arkasında ne var, ona bakmak lazım. Katar dediğiniz nüfusu 800 bin olsa da gerçek Katarlı'nın 100 bin civarında olduğu bir ülke. Neden Türkiye'ye özel ilgi gösteriyor bu kadar küçük bir ülke, onu da düşünmek gerek. Batı tarihi boyunca İslam'ı kullanmıştır.

Libyanın yarısını yakar

Kaddafi kanının son damlasına kadar kalır. 8 oğlu, bir de kızı var ve hepsi de çeşitli güvenlik örgütlerinin başında. Libya'da 90 küsur aşiret var. Kaddafi giderse, onun aşiretinden bir tane vatandaş kalmaz, tümünün kökü kazınır. Aşiretinin adı 'kan fışkırtan' anlamına geliyor. Gidene dek Libya'nın yarısını yakar gerçekten. Libya'da ordu içindeki ayrılıklar önemli. Zamanında Kaddafi'nin yanında yer almış, büyük aşiretlerin temsilcileri giderse, bu önemli. Ama yine de direnir, teslim olmaz. Kaddafi'nin katliam yapacağına yüzde 100 eminim.

İsrail meselesi çözülsün

Arap toplumlarının vicdanında Filistin meselesi var. Arapların hiçbiri ABD düşmanı değil, Amerikan düşmanlığının tek bir nedeni var. Yarın, İsrail meselesi çözülsün, 350 milyon Arap ABD bayrağını alır çıkar. Kriter Filistin'dir.

Şenay YILDIZ /Akşam



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4919
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.