Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
10 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 6
 Bugünkü Ziyaret 260
 Toplam Ziyaret 1100580

  Geri Dön

ÇAĞDAŞ KARİZMATİK HALK TEMSİLCİLERİ
YAŞAR NURİ GERÇEĞİ
Bizim düşünce yapımızda asla cennetlik veya cehennemlik insan yakıştırması yoktur. Yahutta hiç kimseye: "Sen şöyle düşündüğünden kafir oldun!" yahut: "Kur'anın şu ayetine benimkine uymayan şu anlamı verdiğin için kafir oldun!" demek lüksünü asla göstermem.

Ancak şunu derim: "Ben Kur'an kültürüne, benden önce hiç kimsenin düşünemediği biçimde bir anlam yükledim. Benim dışımdakilerin tamamı Kur'an kültürü konusunda bir sistematik oluşturamamış; farklılığını fark ettirememiş. Sadece ben,Kur'an kültürüne Hz Peygamberimiz Sav sonrası hiç kimsenin düşünemediği ve cesaret edemediği bir sistematik yapıyı yakıştırmakta ve İlahiyat Fakültesi mezunluğumun verdiği düşünebilme yetimi kullanarak ferdi ictihat yetkimi sergilemiş bulunmaktayım. Yanlış veya doğruluğu kamuoyunun takdirine kalmıştır. Bireyler değil de icma-ı ümmet kurulu oluşturmuş seçkin içtihatçılar kurulu'nun ortak alacağı karara saygılıyım". Bu çerçevede "Yaşar Nuri" diye isim yapmış Sayın Prof Dr Yaşar Nuri Öztürk'ün kitaplarından örnek makaleler alarak Kur'an Kültürü düşünürlüğünü benim gözümden, yorumsuz topluma sunmak istiyorum. Ben bu görüşlere katılamıyorum. Eleştireceğim noktaları zamanla oryaya koyacağım. Kamuoyu bir de benim gözümden aykırı düşünceleriyle Yaşar Nuri'yi tanısın.


 
Yaşar Nuri Öztürk 3 Kasım 2008

ynozturk@hurriyet.com.tr

Saltanat dincilerinin İmam Âzam’a zulümleri (1)

İmamı Âzam ve saltanat dincilerinden çektikleri... İmamı Âzam’ın çektiği çileler...

Günümüz dincileri, İmamı Âzam’a yapılan kötülükleri inkâr edemedikleri için onları, anlam kaydırmalarıyla saptırırlar. Şöyle derler: “Evet, İmamı Âzam’a çok çile çektirildi, ama bunu o günün yönetimi yaptı; din zümresinin, ulemanın bunda hiçbir günahı yoktur.”

Bu söylem, tam bir yalan, tam bir saptırmadır. Günümüz dincileri, bu saptırmayla, bir yandan zihniyet ataları olan eski dincileri aklamak, bir yandan da benzeri birçok suçun faili olan kendilerini temize çıkarmak kurnazlığını göstermektedirler.

Gerçek onların iddia ettiği gibi değildir. İmamı Âzam’ın maruz kaldığı kötülüklerin tümünün arkasında, bugünkü dincilerin ‘ulema’ yaftasıyla aklamaya çalıştıkları eski saltanat dincileri vardır. Tarihçi Ebu Nuaym el-Isfahanî (ölm. 430/1038), Hilyetü’l-Evliya adlı ünlü eserinde bize bildiriyor ki, saltanat dincileri içinde, İmamı Âzam’ın ölüm haberi üzerine verdikleri demeçlerde şunu söyleme hayasızlığını gösterenler bile vardı:

“Ebu Hanife’nin vücuduyla toprağın altını kirleten Allah’ı tespih ederiz.”

Dincilik şerirlerinin kin ve öfkeleri işte böylesine insanlık dışıdır.

O devrin yöneticileri bu ‘ulema’ yaftalı sarıklı zalimlerin sadece âleti olmuşlardır. Yönetimin başındaki zalimler, ulema ve din zümresi fetva verip yolu açmadan, değil İmamı Âzam’ın, herhangi bir semt imamının bile kılına dokunamazlardı.

Tartışmasız gerçek şudur:

İmamı Âzam, yaşadıkları devrin ‘ulema’ unvanlı saltanat dincileri tarafından, hem de en yakın meslektaşları olan ‘ulema’ (örneğin, ünlü İbn Ebî Leyla) tarafından itham edilerek hedef gösterilmiş ve yönetimin başındakilerle kurulan işbirlikleriyle ezilmiştir.

Dinciliğin en ağır zulmüne uğrayıp sonra da dinciler tarafından putlaştırılan aydınların en tipik örneklerinden biri İmamı Âzam’dır.

İslam dünyasının en büyük mezhebinin kurucusu olan, bugünkü Türkiye’de de ‘dokunulmaz, tartışılmaz’ kabul edilen İmamı Âzam (ölm. 150/767), yaşadığı günlerde, ‘dindışılık’, ‘dini tahrip etmek’, ‘peygamberin sözlerine ve sünnetine kafa tutmak’, ‘Mürcie, Cehmiyye gibi sapık mezhep mensup olmak’la suçlanmış, sonunda da ‘kâfir’ ilan edilmiştir.

İmamı Âzam’a yapılan zulmün ibret verici yanlarından biri de şudur: İmamı Âzam’ın, kendisinden 150 yıl sonra yaşamış meslektaşlarından biri, hadisçi İbn Hibbân (ölm.354/965), ‘Kitabu’l-Mecrûhîn adlı eserinde, İmamı Âzam’ı ‘itikadı bozuk’ yani ‘kâfir’ ilan ederken, iddialarını, İmamı Âzam hakkında görülen bazı rüyalara dayandırmaktadır.

Sebeplerin başında, İmamı Âzam’ın şu iki tavrı gelmektedir:

1. İmamı Azam İslam’da akılcı akımın öncülerinden biridir. Akılcılığı öne çıkarmak, her devirde saltanat dincileri tarafından ‘en büyük günah’ olarak görülmüştür.

2. İmamı Âzam, Hz. Muhammed dışında eleştirilmez kişi, Kur’an dışında eleştirilmez kitap kabul etmiyordu,

3. Hadis diye nakledilen sözlerin Kur’an’a aykırı olanlarına Peygamberimizin sözü olarak itibar etmiyordu. Ona göre, tartışmasız biçimde ve her kelimesiyle Hz. Peygamber’in sözü olan hadislerin (mütevâtır hadislerin) sayısı onyedi tanedir. Ötekilerin tümü az veya çok, şu veya bu yönden tartışmaya açıktır.

4. Dine sonradan sokulan kabullere (bid’atlara) şiddetle karşı çıkmıştır.

Bazı insanları ve bazı kitapları ‘dokunulmaz’ ilan eden, Peygamberimize mal edilerek nakledilen her sözü ‘hadis’ diye dayatan dincilik zihniyeti İmamı Âzam’ı, işte bu düşünceleri yüzünden, biraz da kıskançlıkların itişiyle, ‘kâfir’ ilan etmiştir.

Bu gerçekleri bu halkın öğrenmesi kaçınılmazdır.

Bilindiği gibi, bir fıkıh dehası olan İmamı Âzam, hayatının son günlerinde zindanlara atıldı, orada da zehirletilip öldürüldü.

İmamı Âzam’a bunları yapan zihniyet damarının uzantıları, şimdi ne yapıyorlar? İmamı Âzam’ın bugünkü benzerlerini dışlamak için, İmamı Âzam’ı patlaştırıp kullanıyorlar.

Dinciliğin şerir zihniyeti işte böyle işlemekte, İslam’ın ve Müslümanların başına işte böyle bela olmaktadır. Onun alâmeti farikası şudur: Yeni düşünce öncülerine saldırmak için eskiden sövdüğü insanları putlaştırıp kullanmak.

Bu ibret ve dehşet verici ayrıntıları, Kur’an’daki İslam adlı eserimizde çeşitli vesilelerle verilmiştir.

Yarınki yazımızda o ayrıntılardan bazılarını vereceğiz.

*****************

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10268099.asp?yazarid=277&gid=61&sz=74664

 

İMAM AZAM VE ATATÜRK

İslam dünyasının 'fıkıh yaratan mezheb'inin kurucusu olan, bugünkü Türkiye'de 'dokunulmaz, tartışılmaz kabul edilen İmamı Azam (ölm. 150/767), yaşadığı günlerde, 'dindışılık, 'dini tahrip etmek', 'Peygamber'in sözlerine ve sünnetine kafa tutmak', 'Mürcie, Cehmiyye gibi sapık mezheplere mensup olmak', 'kafir' olmakla itham edilmiş hatta 'Yahudilik', 'müşriklik' ve 'deccallık'la suçlanmıştır. Kilise babaları, Hz. Muhammed'e ilk günden beri deccal (antichrist) gözüyle bakmışlar, onu zındık, dinini de zındıklık olarak damgalamışlardır. Batı'nın en büyük şairlerinden biri sayılan İtalyan Dante, ünlü eseri İlahi Komedya'da, Hz. Muhammed'i, cehennemin en alt tabakalarında azap gören zındıklar arasında gösterir. Ünlü fizikçi Newton'a göre, Muhammed kelimesinin ebced hesabıyla rakam değeri 666'dır ve bu rakam, deccal kelimesinin rakamsal tutarının aynıdır. Öte yandan, İslam'ı, hortlattığı Cahiliye şirk şuuraltıyla yozlaştıran Emeviler, İmamı Azam'a yönelttikleri ithamlar arasına 'deccal' ithamını da koydular. Bu ithamı öne çıkarırken yandaşları ulemayı kullandılar. Batılılar ve onlarla işbirliği yapan "müslüman" yaftalı hainler de Hz. Peygamber'in kader savaşı Bedir'e benzeyen savaşlarıyla Kelimei Şehadet'in esir edilmesini engelleyen Gazi Mustafa Kemal'e deccal dediler. Bugün, bu üç deccal ithamının üç temsilcisi, adeta bir teslis sistemiyle bir araya gelmiş, 'deccallerin ilki' saydıkları Hz. Muhammed'le sonuncusu saydıkları Mustafa Kemal'e savaş açmışlardır. Tarihin diyalektiği 'Hz. Muhammed-İmamı Azam-Mustafa Kemal üçlüsü'nden, zulme karşı bir birlik çıkarmıştı. Kelimei Şehadet düşmanlarıyla 'müslüman' kimlikli hainler bu birliği, emperyalizme destek veren bir teslise dönüştürdüler. Bugünkü İslam dünyasının ve Türkiye'nin kaderi bu teslisin yarattığı savaş mihverinde belirleniyor. Ya Kelimei Şehadet Düşmanlarının emperyalist teslisi kazanacak yahut da Hazret-i Muhammed-İmamı Azam-Mustafa Kemal üçlüsünün antiemperyalist birliği.
 
 
 
Kitabın tam ismi, Kur’an Açısından Şeytancılık (Satanizm ve Ötekiler) ve müellifi Prof. Dr Yaşar Nuri Öztürk. Yaşar Nuri, 285 sahifelik bu inceleme kitabında şeytanı, şeytanı olumlu-olumsuz görenleri, şeytan olarak bilinmeseler de İslam dünyasında şeytanlık yapanları, İslam dünyasına fitne fesat sokanları, tarikat çılgınlığının şeytancılığını, evliyaya taparcasına hürmet etmenin yanlışlığını ve  iblisi anlatıyor. Allah ile aldatanların maskesini düşürüyor. Sonradan çıkardığı Allah İle Aldatma kitabında da yüzlerine maske geçirenlere genişçe yer veriyor ( Allah İle Aldatmak kitabının özetini yakında sizlerle paylaşacağım. Defterimde yazılı olmakla beraber özeti dizüstü bilgisayarıma geçirmedim henüz). Yaşar Nuri’nin bu kitabının diğer şeytanı anlatan kitaplardan farkı, bir ilahiyat profesörü kimliğiyle şeytana Kur-an’ı Kerim açısından bakmasıdır. Anlatılan konular ayetlerle desteklenmiştir. Ayrıca kitabın son sayfalarında adı toplam 99 yerde geçen şeytan (88) ve iblisin (11) geçtiği ayetlere yer verilmiştir. Bizzat saydım ve sayıların yanlış olmadığını gördüm.

Yaşar Nuri’yi diğer yazarlardan farklı kılan üslup, hiç aşina olmadığımız isim ve sıfat tamlamaları kullanmasıdır. Bunları cümlenin içine usturuplu yerleştirdiği görülmektedir.

Kitabın arka kapağından, Yaşar Nuri ile ilgili bilgiler verelim şimdi. Yaşar Nuri, İslam düşüncesi profesörü, gazeteci-yazar, avukat, televizyon programcısı olarak tanıtılıyor. Yaşar Nuri, Time dergisinin gerçekleştirdiği 20. Yüzyılın En Önemli Kişileri anketinin En Önemli Bilim Adamları ve Islahatçılar listesinde dünya kamuoyunca belirlenmiş yüz büyük ismin ilk onu arasında yer almış. Hukuk ve ilahiyat fakültelerini bitirmiş. 1993’te profesör olmuş. Son Havadis, Tercüman, Hürriyet, Star gazetelerinde yazılar yazmış (Şu anda, Habertürk gazetesinde yazıları çıkıyor). Kitapları Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca tezlerle incelenmiş. Değişik dillerde 30’a yakın eser vermiş. Işığa Çağrı, Kur’an ve İnsan, Söz ve Işık adlarıyla programlar tertip etmiş. Türkiye içinde on tane ödül almış çeşitli vakıflardan, üniversitelerden, derneklerden. Kısaca, dünyaya adını duyurmuş bir düşünürle karşı karşıyayız.

Yaşar Nuri Öztürk’ün son kitabı geçtiğimiz haftalarda piyasa çıktı. Adı da İmam-ı Azam Ebu Hanefi. Hanefi mezhebinin kurucusu olan Ebu Hanefi’yi anlatıyor. Bildiğim kadarıyla ülkemizdeki çoğu Sünni, Hanefi mezhebinin mensubudur. Kitabı daha okumamakla beraber Hanefi olup da içini ve özünü bilmeyenlere, mezhebimizin kurucusunun nasıl bir insan olduğunu, olaylara, sorunlara nasıl yaklaştığını öğrenmek isteyenlere tavsiye ediyorum. Kitap geniş hacimli, yani tam 550 sayfa. Sonuç olarak dopdolu bir araştırma kitabıyla baş başa bırakıyor bizi Yaşar Nuri.

Kitabın eleştirilecek yönleri yok değil. Mesela kitabın hacmi daha kısa tutulabilirdi, çünkü birçok yerde tekrarlara gidilmiş. Yaşar Nuri bir cümleyi başka cümlelerle anlatarak, okuyucuyu sıkıyor. Teferruata gireceği yerde girmemiş, girmeyeceği yerde girmiş. Mesela, şeytana olumsuz bakanlar kısmında önemli iki eseri anlatırken, okuyucuyu tatmin edemiyor. Ama şeytana olumlu bakanları uzun uzadıya anlatıyor. Ben eserden daha ziyade bilgi kapmayı umut ediyordum. Kitabın eleştireceğim yerleri sadece buralarıdır.

Gelelim özetimizin ana amacına: Yaşar Nuri ilk başta kavramları tanıtıyor, kavramların içini doldurarak ilerliyor.

Kitaptan anladığım ve Yaşar Nuri’nin de savunduğuna inandığım kadarıyla şeytan, Allah’ın bir düşmanı olarak değil, insanın bir düşmanı olarak yaratılmış bir melektir. Allah “bir” olduğuna ve ondan başka “yaratan” olmadığına göre şeytan Allah’ın isteği doğrultusunda yaratılan ve bu dünyada amaçları olan bir melektir. Şeytana olumlu bulunlar, dünyada şeytanın yaratılmasına “iyi” gözle bakanlardır. Çünkü şeytan olmasa, herkes iyi ve cennetlik olurdu. Böyle bir dünyada kimse cenneti arzulamazdı cennet ve cehennem kavramları olmayacağı için. Şeytana olumlu bakanların da belirttiği üzere, Allah’ın varlığını kimse de aramazdı. Dünya çirkinin, kötülüğün olmadığı tek bakış açılı bir evren olurdu. Kötü olmayacağı için iyi de olmayacaktı, çirkin olmadığı için güzel de olmayacaktı. Her şey zıddıyla anlam kazanmıyor mu? Kazanıyor. “İyi” kavramını düşünmek bile “kötü” kavramının varlığına delildir. Eh şimdi kötüler cezalandırılmasa, cezasını kim verecek? Diyelim ki, bu zulmeden bu dünyadan ceza almadan göçüp gitti; cezasız mı kalmalı yaptıkları? Bu insanı cezadan alıkoyan cennet ve cehennem mefhumu olmalıdır. Yoksa fakirleri, yoksulları, zulmedenleri kim koruyacak, onlara kim kalkan olacak? Herkes iyi mi bu dünyada? Kötülük sevdalısı, manyağı birçok insan kol geziyor dünyamızda. Herkes adam gibi yaşasaydı zaten, cehennem kavramı olmazdı. Belki o zaman kimse cennet için çalışıp çabalamayacaktı. Maalesef dünyayı yönetenler din min tanımıyorlar. Din kuralları hiçbir zaman adam akıllı uygulanmıyor. Bir kere bu dünya kötülüğe endekslenmiş. Maalesef bu dünyayı iyiler değil, kötüler yönetiyor, yani şeytanlar. Nükleer bombalar, devletleri tehdit etmeler, savaş sanayisinde milyarlarca dolarlık yatırımlar, devletlerden korunmak için askerî harcamaların artırılması, bombalı eylemler, canlı bombaların bile bile ölüme gitmesi, bilim yapayım derken nükleer bomba üretilmesi (kaş yapayım derken, göz çıkartılması) maddi şeyler uğruna savaşa gidilmesi, bazı devletlerin saldırılarından korunmak için çeşitli ülkelere füze kalkanları kurulması ve daha birçok şeyin başka nasıl bir açıklaması olabilir? Şeytanlar cehennemi görmeden cehenneme çevirdiler dünyayı. Hayali düşmanlar sürülüyor piyasaya. Güçlü olanın silahla donanması elzem hale geliyor. Allah-kitap-din etrafında değil, şeytan etrafında dolanıyoruz. Ve ne yazık ki, hak kitap olarak telakki ettiğimiz Kur-an’ı Kerim bile insanları şeytana tapmaktan alıkoyamıyor. En çok zulmü Allah’tan, dinden bahsedenler yapıyor. İşte bunun için Allah İle Aldatmak kitabı yazılıyor. Hak dinden bahsedenler, Allah, din söylemlerini kitlelerin gönlünü çalmak için araç olarak kullanıyorlar. Bunun adı da siyasal İslam oluyor. Bir de ılımlı İslam’ı çıkartıyorlar. Cahil kalmış halkımızın din duyguları sömürülüyor. Oysa halkımız saftır, Kur-an’a sıkı sıkıya bağlıdır, şeytandan yana değildir. Ancak okumadığı için çabucak kandırılma hassasiyetine sahiptir. Halkımıza Kur’an’ın Arapçası okutuluyor, öğretiliyor. Oysa Allah’ın “oku” emrini verdiği unutuluyor, kulak arkası ediliyor. Oku demekten kasıt, anlamadan okumak olmadığına göre Arapça’nın kutsallaştırıldığı belli oluyor. Anlamadan okumak da Allah ile aldatan içimizdeki ve dışımızdaki din bezirgânlarının işine geliyor. Mesela, bir ara dergilerde çıkan araştırmaya göre, ülkemizde çok vergi verenler listesinde Sabancı ve Koç arka sıraları paylaşıyor. Oysa bu firmalar Türkiye’nin büyük firmalarıdır ve mantıken bu listede ilk iki sırayı bu firmaların paylaşması gerekir. Bu adamlar Müslüman olduklarına göre, “ne iş?” diye soruyor insanoğlu. Müslümanlar vergi kaçırıyor gibi bir intiba oluşuyor beyinlerde. Peki, ilk sırayı kim kapıyor? Ermeni asıllı bir iş adamı… Allah’ın gavuru vergisini tam veriyor, ama bizim Müslüman geçinenler vergi kaçırıyor. Allah katında hangisi daha hayırlıdır? Müslüman’ım derler, ama Deniz Feneri Derneği ile Müslümanların parasını iç etmekten, Müslümanları dolandırmaktan çekinmezler. Bunlar şeytana pabucunu ters giydirirler. Bu insanların mukaddes kitabımız Kur’an bin üç yüz yıl önce foyasını meydana çıkartmıştır. İbrahim, 22: “ İş bitirilince şeytan onlara şöyle dedi: ‘Allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde bir sultam (otoritem) yoktu. Sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. Hepsi bu. Şimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında ben sizin, daha önceden beni şirk aracı yapmanıza karşı çıkmıştım.’ Zalimler için acıklı bir azap öngörülmüştür.” Yani bu adamlar hesap gününde şeytana çamur atacaklar, ancak Kur’an onları uyarıyor. O günde şeytan kimseyi cehennemden kurtarmayacaktır.

Bir insanının dinsiz olduğunu söyledikten sonra zulmetmesi, Allah adını ağzını alıp da zulmetmesinden daha az fenadır. Çünkü burada zulmeden ikiyüzlü değildir Allah konusunda. Ancak Allah ile aldatan, Allah-din-Kur’an adını ağzına alıp zulmettiği için daha fazla fenadır, hayırsızdır. Esasında şeytan bunlardır. Çünkü dinsizin şeytanı yoktur.

Sonuç olarak, dünyaya maalesef şeytan hükmetmektedir. Din kurallarıyla yönettiğini düşünen Kilise bile İncil’i yanlış okutarak asırlarca Engizisyon Mahkemesi’yle insanları cayır cayır yakmayı kendine bir görev bilmiş, ilmin ilerlemesini engellemiştir. Dünyaya en çok işkence edenler, din söylemi adı altında kitleleri uyutanlar olmuştur. Bu insanların maskelerini düşürdüğü için Yaşar Nuri’yi seviyorum, okuyorum. Bazı uçuk kaçık düşünceleri olsa da akla önem veren ve İslam’ı bir akıl dini olarak gören Yaşar Nuri’yi okumaya devam edeceğim.

 


 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9010
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6164
FATİHA SURESİ 5845
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4942
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3955

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.