Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
21 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 5
 Bugünkü Ziyaret 72
 Toplam Ziyaret 1091929

  Geri Dön

BİZ DE DÜŞÜNÜYORUZ
İMAM AZAM'IN RH SÜNNET'E BAKIŞ AÇISI
Yeni Şafak Gazetesinde bir makalemiz yayınlandı. 30 Nisan. 2012... Okumanızı çok arzularım. işte aşağıda Samsun Denge Gazetesinin haberinde naklen verilmiştir.

Yıllardır yola çıkmışız; bir türlü menzile varamadık. Biz icma'-ı ümmet kurumunun çalıştırılmasından yanayız. İcma'-ı ümmet kurumu olmadan hırlaşmalarımız ve köpek dalaşmalarımız sürecektir.

Biz kendimize sahip çıkmalıyız. Aslında biz bize yeteriz; yeter ki el ele verelim. Birbirimize düşman kesilmeyelim. Kaç tane tefsir yazarı varsa o kadar hizip var demektir. Neden ayrı hüzüpler olsun ki? Eğer aynı Kur'an üzerinde çalışıyorsak o kadar güçlü tek yürek ve tek bir "ortak akıl" olmalıdır.

Bütün sıkıntı Kur'anı anlayamamak'... O nedenle kendimize güvenimiz yok! Ta sahabeye kadar fetva sormak istiyoruz. Oysaki Kur'anı anlayabilirsek hiçbir fetva makamı aramak gerekmez.


Parlak “DÜŞÜNCE”
02 Nisan 2012 / 13:24
Gazetemiz Köşe Yazarı Salih Parlak'ın dikkat çeken ama tartışmaya açık olan yorum haberi Yeni Şafak Gazetesinde yer aldı.
Kuran hayatın dışına itilemez diyen Parlak, Kuran'ın tercümesi ile Türkçeleşmesi hakkında yapılan tartışmaları bir kenara iterek güzel bir düşünceyi ortaya koydu.

Tek Özlemin İcma-i Ümmet Kurulu…
Parlak öyle bir konu yada değiniyor ki! Herkesin düşündüğü ama yetersizlikten mi yada çekinceden mi bilinmez şuan kadar dile getirilemeyen bir şey söylüyor. Parlak “Tek özlemim, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun, Türkiye'nin İcmâ-i Ümmet Kurulu olarak yapılanması ve benim meal-tefsir çalışmalarım gibi diğer bireysel çalışmaların da Kurulca incelenerek değerlendirilmesidir.” diyor.

İşte Salih Parlak'ın Yeni Şafak'ta yer alan yorum haberi ;


Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, Kur'ân'ın anlaşılabilirliğini potansiyel olarak arttırmasına rağmen bu keyfiyet her nedense meâl ve tefsire yansıtılamamıştır.
Bunun nedenlerinden biri de hayatın akışı içinde ortaya çıkan beyyinelerin Kur'ân'ın anlamıyla bağdaştırılamamış olmasıdır.
Buna çarpıcı bir örnek olmak üzere Âdiyât suresinin tefsirini verebiliriz: Eski müfessirler Âdiyât'ı, savaşta kullanılan atlar olarak tefsir etmişlerdir. Bu, o çağdaki insan açısından bir bakıma mazur görülebilir. Ancak atom bombasının, lazerli ışın silahlarının ve diğer pek çok elektronik silahların kullanıldığı çağımızda Âdiyât'ın hâlâ 'atlar' diye tercüme ve tefsir edilmesi kabul edilemez. Hele ikinci âyetteki artık 'motor' olduğu anlaşılan 'çakmaklı ateşleyiciler'le dördüncü âyetteki 'anafor oluşturduğu' belirtilen ve nükleer bomba izlenimi veren 'isâre' kavramı orada durup dururken...

NAKLET AMA 'AKL'ETME!..
Kur'ân'ın ve O'nun taşıdığı hakikatlerin insanlıktan esirgenmesinin bazı tarihi sebepleri vardır. Bunların başında Kur'ân'ın tercüme edilemeyeceğine dair görüş gelmektedir. Bu görüş sahipleri, Kur'ân'ın kudsiyetine zarar geleceği endişeşiyle, güya O'nu korumak adına bunu yapmışlardır. Bunlardan Şeyhü'l-İslâm Mustafa Sabri Efendi, Mes'eletü Tercümet'il-Kur'ân adlı eserinde 'meâl'i, 'dinimizi içten yıkma faaliyetleri' kategorisinde değerlendirmiştir.Ehl-i Sünnet'e dayanan diğer bir grup yorumcuya göre, meâl ve tefsir yapılabilir, ancak tevil ve akıl yürütmeden uzak durmak gerekir: Peygamberimiz'in Sünneti, Sahabe açıklamaları ve nüzul sebeplerinin ötesine geçilemez. Hikmet Zeyveli ve M. Yaşar Soysalan bu gruptandır. Onlara göre, bir yanda modernizmin diğer yanda tarih ve geleneğin getirdiği akıl ve yaşam karışıklığı içindeyiz. Kur'ân'a dayanmayan, kaynağını Kur'ân'dan ve Sahabenin kavlinden almayan yaklaşımlar yanlıştır. 'Öze dönüş', Kur'ân dışı kaynaklarla sağlanamaz.Halbuki Resulüllah ve ashabı, Kur'ân'ı kendi çağlarına yetecek kadar yorumlamışlar, daha sonrakilere ışık tutmuşlar ancak tevil yolunu zamanın gelişme ve ihtiyaçları paralelinde açık bırakmışlardır. Nitekim yorumlamanın kapısı sahabeyle kapanmamış, Tabiîn, Tebe-i Tâbiîn, Risalet görevlerini yerine getirmişlerdir. Ancak siyasi güç sahipleri İcma-i Ümmet'i kendileri için tehlikeli gördüklerinden Kur'ân üzerinde ortak akıl oluşmasını engellemişlerdir.

NÜBÜVVET VE RİSALET
Yeri gelmişken, Nübüvvet ve Risalet kavramlarına bir açıklık getirmek gerektiği kanaatindeyim. Nübüvvet, peygamberlik müessesesini ifade etmektedir ve Peygamber Efendimiz'le birlikte son bulmuştur. Ancak Risalet devam etmektedir. Âl-i İmran Sûresi'nin 31. âyetini bu şekilde anlamak gerekir.
Yani "Resul'e itaat ediniz" emri, Peygamberimizle bitmemektedir. Sahabe ve daha sonraki çağların İcma-ı Ümmet konumundaki Kur'ân'ın 'ortak akıl' yorumcuları Risalet'i temsil edegelmişlerdir. Risalet, kıyamete kadar devam edecektir.
Yanlış yorumlar yüzünden insanlık yüzyıllardır Kur'ân'ın ışığından mahrum bırakılmıştır. Aksi halde bunca menkulata, tefsire, hadise ve birikime rağmen Kur'ân'ı anlamamak gibi bir problemimiz olmaz, İslâm toplumu, dayatılan hayatı yaşamaya kodlandırılmış kalabalıklar, egemenlerin arkalarına takılmış güruh halinde arz-ı endam etmezdi.

DİYANET VE İCMA-İ ÜMMET

Evet, sakit; susturulmuş Kur'ân kutsanıyor, el üstünde tutuluyor, ama duvarlarda, yüksek raflarda atlas kumaşlar içinde, özel gecelerde ölmüşlerin ruhu için saygı ve huşu içinde okunması dışında hangi işleve sahiptir? Kendinden geçen ve bununla yetinen insan için, kutsal ve ulaşılmaz Kur'ân'ın yegane kaynak olup olmamasının ne anlamı olabilir ki...
Ben bu dogmatizmden bîzarım. Bilimsel gelişmeleri ve teknolojik devrimleri kendi çapımda adım adım izlemekte ve Kur'ân meâline de tefsirine de uyarlamaktayım. Bu anlamda "Akademik Tefsir Çığırı"nı başlattığımı düşünüyorum.
Tek özlemim, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun, Türkiye'nin İcmâ-i Ümmet Kurulu olarak yapılanması ve benim meal-tefsir çalışmalarım gibi diğer bireysel çalışmaların da Kurulca incelenerek değerlendirilmesidir.

Yakaoğlu
Samsun İmam-Hatip Lisesi'nde efsane olmuş isimlerden bir tanesi olan Meslek Dersleri Hocası Sayın Salih Parlak'ın bu fotoğrafını hangi fotoğrafçı çekti acaba ? Hoca Efendi'ye böyle bir poz verdirilir mi?
02 Nisan 2012 Pazartesi 20:35
 
 

Ebu Humeyd es-Sâidî rivayet eder:

 Rasulullah (sav) şöyle dedi: “Benden rivayet edilen bir hadisi duyduğunuz zaman, kalpleriniz onu tanır, içiniz ona yumuşadığı, ruhunuz onu içine sindirdiği, onun size çok yakın olduğunu hissederseniz, yani onun akla yakın olduğunu görürseniz, ondan şüphe etmeyin.
Fakat hadisi duyduğunuz zaman, kalpleriniz ondan nefret eder, içiniz ondan ürperir, havsalanız onu kabul etmez, onu aklınızdan uzak görürseniz, o söz benden değildir.” (İbn Hanbel 5/224)
Ahmed İbn Hanbel: “Hz. Ebu Humeyd’in rivayet ettiği bu hadis son derece dikkate şayandır. Ehadisi şerifeyi tanımak ve anlamak için bundan daha güzel, bundan daha mükemmel bir ölçü olamaz. Çünkü şari aleyhisselam’ın her sözü ya İslam’ın meselelerini izah eder, yahut kamu yararını irad eder, yahut insanların salah ve ıslahını temin etmek ister. Bu evsaftan hâli olan bir hadis musanna’ (yapay) veya mevzu (uydurma) bir hadistir.”

YAĞMUR DUASI

Kuraklık dönemlerinde sahabiler Peygamberimiz’e (s.a.v.) gelerek, yağmur yağdırması için Cenâb-ı Allah’a dua etmesini istiyorlar. Efendimiz (s.a.v.) de dua ediyor ve Cenâb-ı Allah yağmur yağdırıyor. Hadîs kitaplarındaki bilgilerden bu durumun birçok kez tekrarlandığını anlıyoruz. Bu tür talepler geldiğinde, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) istiğfar ederek dua ettiği biliniyor. Bu taleplerin birçoğu Efendimiz (s.a.v.) mescitte iken ve bir kısmı da yine hutbe için minberde bulunurken gelmişti ve Efendimiz (s.a.v.) bulunduğu yerde istiğfar ve dua etmekle yetinmişti. Hz. Ömer’in (r.a.) de yağmur duasına çıktığı, ancak bu konuda sadece dua ve istiğfar etmekle yetindiği nakledilmiştir. (Şeybani, Kitabu’l-Asl, I, 398-399.)
Konuyla ilgili bazı rivayetlerde ise, Peygamberimiz’in (s.a.v.) yağmur duası yapmak üzere musallaya çıktığı, imam olup cehrî kıraat yaparak iki rekât namaz kıldırdığı, Cuma hutbesi gibi hutbe okuduğu, kıyafetinin tersini çevirip giyerek mahviyet içinde dua ve istiğfarda bulunduğu nakledilmektedir. (Buhârî, İstiskâ, 4)

İmam Ebû Hanife, konuyla ilgili rivayetleri hem metin hem de senet bakımından değerlendirip, bütün rivayetlerde dua ve istiğfar unsurunun yer almasını dikkate alıp, yağmur duasında yapılacak şeyin esas olarak dua ve istiğfardan ibaret olduğunu, bazı hadîslerde geçen, namaz, hutbe ve elbiselerin tersinin giyilmesinin müekked bir sünnet olmadığını söylemiştir. Serahsî, el-Mebsut, II,76-77. bkz., Zahid el-Kevseri, en-Nüket, 202-204.



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4919
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.