Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
22 Ekim 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 10
 Bugünkü Ziyaret 33
 Toplam Ziyaret 1092010

  Geri Dön

BAŞKA BİR GÖZLE MEVLANA CELALETTİN
MEVLANA MOĞOL AJANI MIYDI?
Mevlana Celalettin Rumi hakkında çok şeyler söylendi. Çağında Anadolu'ya sokulmaması için çok silahlı mücadeleler verildiğini de tarihten okumaktayız. Şems-i Tebrizi hakkında söyleneneler de bir o kadar muamma! Ben de şahsen çok tereddütler yaşadım. Medrese Hocamız Abbas Haciefendioğlu Mevlana'yı çok severdi ve Mesnevisinden bize ders okuttu. İmam-Hatip yıllarımda ve Konya Yüksek İslam Enstitüsünde de çok ilgilendim. Ama vaazlarımda hiç de Mesneviden nasip alamadım. Sonraları ilgim azaldı ve Mikail Bayram Hocamızın eleştirilerine aynen katılır oldum. Özellikle de tesettür konusunda ciddi çevirilerdeki eksikliğini ve sadece Üniversiteler boyutunda gevşek bir tesettür yanlılarının Mevlevi dergahlarını doldurduğunu gördükten sonra biliçlice karşı tarafında yer almaya başladım. Yalnız yine benim gönlümde pek yeri olmayan Necip Fazıl Kısakürek gibi fizikötesi bilim dalları konusundaki geniş bilgileri şayanı dikkattır. O konularda şiirlerinii ve beytlerini vahdet-i vücut sahibi Muhjyiddin-i Arabi ve S. Konevi gibi büyük şahsiyetelr arasındadır. örnek almaktayızm. Yani sanat yönleri son derece yararlıdır. Ama benim için örnek olamadılar.
Mevlana Moğolların ajanı mıydı?

Mevlana Moğolların ajanı mıydı?
Çağlarının üç dev ismi: Mevlana Celaleddin (solda), Nasreddin Hoca (ortada) ve Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu'da aynı dönemlerde yaşamış üç ünlü isim. Mevlana, Hoca ve Hacı Bektaş'ın ilişkileri hakkında üretilen spekülasyonların arkası hiç gelmiyor.
Hz. Mevlana'nın adı katliamlarla anılan Moğollara para karşılığı ajanlık yaptığı, bu nedenle düşmanlık beslediği Nasreddin Hoca'yı ve hatta istilacılara karşı direnen öz oğlunu öldürttüğü dedikodusu son günlerde yeni baştan gündeme getiriliyor

04/12/2005 (7400 kişi okudu)

AVNİ ÖZGÜREL (E-mektup | ArÅŸivi)

Mevlana Celadeddin-i Rumi Moğol ajanıydı! Bu iddia yeni değil. Yıllardır akademik çevrede yazılır çizilir. Özellikle de her sene bu hengame 'Şeb-i Aruz'a denk getirilir. Keza en başta, 'Gel yine gel... Ne olursan gel...' mısrasıyla herkesin hafızasına kazınan dizeler olmak üzere pek çok şiirin aslında Hz. Mevlana'ya ait olmadığı da dahil edilebilir bu furyaya...
Son tartışmayı başlatan kişi Selçuk Üniversitesi'nin tarih hocalarından Prof. Mikail Bayram.
Öteden beri bu yöndeki değerlendirmelerin bayraktarlığını yapmasıyla tanıdığımız Bayram, 'Sosyal ve Siyasal Boyutlarıyla Ahi Evren-Mevlana Mücadelesi' adlı kitabında, "Mevlana'nın Moğollar tarafından bu hizmetine karşılık maaşa bağlandığını, istilacılardan yana tavır aldığını, buna karşı çıkan herkese ve özellikle de Ahi şeyhlerine hakaretler edip Moğollara direnen kuvvetler safında bulunan Nasreddin Hoca'yı ve daha ötesi öz oğlu Alaaddin Çelebi'yi öldürttüğü" iddiasına yer verdi.

Baycu yılı
Prof. Mikail Bayram'ın Mevlana'nın felsefesine ve oluşmasını istediği İslam anlayışına muhalif olduğunu biliyoruz.
Daha önce katıldığı bir televizyon programında Mevlana'yı, "Emperyalizme yatkın insan yetiştirmekle görevli İran tasavvuf anlayışının temsilcisi olduğunu, günümüzde de bu özelliği dolayısıyla Batı tarafından el üstünde tutulduğunu söylemiş, onun fikirlerinin nihai olarak Anadolu'nun sömürgeleştirilmesinden başka bir amaca hizmet etmeyeceğini, dolayısıyla da zararlı olduğunu" iddia etmişti. Hatta Hz. Mevlana'nın gerçekte Hıristiyan düşüncesinden kaynaklanan günümüzde Nasturilerin de benimsediği 'Hulul' inancına yani Allah'ın insana hulul edebileceği inancına, sahip olanların kümelendiği 'Hululiye Mezhebi'ne mensup olduğunu, Şems-i Tebrizi'nin de Kalenderi tarikatına bağlı bir şeyh olduğunu söylemişti.
Delil olarak da Mevlana'nın Türkmen (Alevi) şeyhleri aleyhine mesela Hacı Bektaş-ı Veli aleyhine beyanlarına, İbni Bibi başta olmak üzere dönemin yazarlarından nakilleri sunuyor.

Göz ardı edilen tablo
Gelelim işin gerçeğine ve Bayram'ın bence bilerek göz ardı ettiği tarih tablosuna.
Hz. Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli ve Nasreddin Hoca çağdaştır. Bu dönem Anadolu'da Selçuklu hâkimiyeti vardır. Ve sultan olarak tahtta Gıyaseddin Keyhüsrev oturmaktadır. Ancak Keyhüsrev tahta Anadolu birliğini sağlayan ve Selçuklu kudretini hâkim kılan babası Aleaddin Keykubat'ı zehirletip öldürterek çıkmış bir hükümdardır. Ve onun saltanat yıllarında adına ister bela deyin ister siyasi çözülme, Anadolu kan gölüne döndü. Ünlü Babai İsyanı'ndan söz ediyorum... Prof. Bayram'ın eleştirdiği için yüklendiği Mevlana, Konya'da devletin sarsılmaması için Keyhüsrev'i adam gibi hükümdarlık etmesi için uyarırken kimi Ahi şeyhleri ve 'Baba'lar Selçuklu'ya karşı Baba Resul'ün liderliğinde Anadolu tarihinin en büyük isyanını başlatmış, Selçuklu ordusuna karşı son çarpışmaya kadar peş peşe zafer kazanmışlardı.
Bu dönemde isyana karışmama basiretini gösteren Hacı Bektaş-ı Veli'nin aklı ve birliği temsil etmesinden dolayı herkesin etrafında kenetlendiği Mevlana'ya mektup yazdığı ve müridi Şeyh İshak'la gönderdiği bilinir. O mektupta, "Bütün büyükler ve küçükler yanında toplanıyor; ne yapıyorsun ve ne istiyorsun" diye soran Hacı Bektaş-ı Veli'ye Mevlana şu cevabı veriyor: "Eğer hakikati buldunsa güzel, sus!.. Bulmadınsa neden dünyayı gürültüye veriyorsunuz?"
Aynı dönem Mevlana'nın müridi Nureddin Caca, gördüğü, tanıdığı Hacı Bektaş-ı Veli'yi Mevlana'ya anlatırken onun namaz kılmadığını, bir gün kendisinin namaz kılması gerektiğinde aptdes alması için su getirdiğini söyledikten sonra, "Hacı Bektaş maşrapayı alıp elime verdi ve dök dedi. Ben dökerken temiz suyun kan haline geldiğini gördüm ve hayret ettim" der. Hacı Bektaş'ın yaptığı gözbağcılıktır aslında ve Baba Resul mensuplarının sihirbazlık hüneri edindikleri de bilinir. Mevlana'nın bunun üzerine söylediği şudur: "Keşki kanı su yapsaydı. Temiz suyu kanla kirletmek hüner değil..."

Kösedağ Savaşı
En önemlisi bu isyan Anadolu sınırlarına dayanmış ama Selçuklu'nun güç-kudret sahibi olduğunu düşünerek saldırmayan Moğolları harekete geçirdi. "Derviş sürüsü Selçuklu ordusunu yenebiliyorsa korkacak bir şey kalmamış" dediler ve ilk ağızda Erzurum düştü. Onu Kayseri, Sivas takip etti. Selçuklu padişahı Keyhüsrev neden sonra içki ve kadın âleminden başını kaldırıp ordu toplamayı akıl etti.
1243 yılının 3 Temmuz günü Kösedağ'da deneyimli kumandan ve devlet adamlarının uyarılarını bir yana bırakıp o zamana kadar savaş yüzü görmemiş eğlence arkadaşlarının aklıyla Moğol ordusuna karşı çıktı. Ve sonuçta 80 bin kişilik Selçuklu ordusu 30 bin kişilik Moğol ordusuna yenildi. Hem de ne yenilme. Keyhüsrev otağını, 300 deve yükü altından oluşan hazinesini, haremini, 3000 hayvanı ve her yere yanında taşıdığı arslan, pars, leopardan oluşan seyyar yırtıcı hayvan koleksiyonunu savaş meydanında bırakarak kaçtı... Bizans kaynakları savaş günü Keyhüsrev'in sarhoş olduğunu kaydederler. Bu aklı bir karış havada Selçuklu hükümdarı için kadın düşkünü deyişim boşuna değil. Bizans'ı işgal etmiş olan Latinlerden bir prensesle evlenebilmek için İstanbul'daki baş kumandan Baudouin aracılığıyla Fransa'ya gönderdiği 5 Ağustos 1243 tarihli mektupta (Kösedağ Savaşı'ndan sadece bir ay önce) bakın neler diyor:
"İttifak yapabilmemizin şartı Latin İmparatoru'nun kardeşi prenses Elizabet'in kızıyla evlenmemdir. Prenses, Konya'da kendi dininde tam bir hürriyete sahip olacak, sarayda kendisine bir ibadethane tahsis edilecektir. Zaten benim annem de (Mahperi Hatun) Hıristiyan olup babamın sağlığında sarayda din ve ibadet serbestisine sahip olarak yaşadı. Ayrıca bu evlilik gerçekleştiği takdirde Selçuklu topraklarında yaşamakta olan Hıristiyanların Roma kilisesine bağlanmasını sağlayacağım..."
Keyhüsrev gerçekleşmeyen bu evlilikten önce altı kadınla evlenmiş, ev çok sevdiğini söylediği Gürcü asıllı eşiyle evlenebilmek için, "Paralara kendi resmimle birlikte onun da resmini bastıracağım" taahhüdünde bulunmuştu. Bu sözünü yerine getirdi de...
Kösedağ yenilgisinden sonra 1243 senesi dönemin tarihçilerinin ağzında Moğol Kumandanı Baycu'nun adıyla anıldı. Yani o seneye 'Baycu Yılı' denildi. Selçuklu Devleti Moğollarca vergiye bağlandı. Ama hepsinden önemlisi bütün bu olup bitenden ders çıkarmayan Selçuklu'da iç savaş başladı. Keyhüsrev'in ölümünden sonra en büyüğü 11 yaşında olan üç oğlu ve onların etrafında ayrı ayrı partiler oluşturan bürokratların mücadelesi kapladı ortalığı. Bir ara üç kardeş anlaştırılıp aynı anda tahta oturtuldu, sikkelere üçünün resmi basıldı. Nihayetinde Moğollar yeniden harekete geçip bütün Anadolu'da hâkimiyetlerini sağladılar.

Mevlana ne yaptı?
Bu kargaşa ve işgal döneminin sonunda Mevlana'nın Moğollardan yana tavır aldığı doğru. Şayet Mikail Bayram, 'Mevlana Moğollar'dan yana tavır aldı ve buna karşı çıkanları da eleştirdi' dese haklı olabilirdi.
Mevlana'nın bu tutumunun temel sebebi kaba Moğol gücünün Anadolu'nun manevi ortamında eriyeceği; aksine girişimlerin yeni katliamlar ve Anadolu birliğinin bir daha sağlanmamak üzere bozulacağı inancıdır. Nitekim haklı çıktı. Moğollar gürültüyle gelmiş olsalar da Anadolu'da eridiler ve tarihe 'Moğol çekilmesi' diye bir not düşülmedi.
Ahi şeyhleri yanlışı mı savunmuşlardı derseniz elbette değil. Bağımsızlık ve İslam inancına bağlılıkları Ahi'leri Moğollara karşı direnmeye sevk etti. Ama sonuçta Moğolların yer yer zulme varan baskıyla sağladığı düzende, zahiren de olsa muhafaza ettikleri Selçuklu'dan Osmanlı Devleti doğdu. Üzerinden sekiz asra yakın süre geçtikten sonra bugünün penceresinden Anadolu'ya bakıp, bugünün terminolojisi kullanarak: "Mevlana Moğol ajanıydı" hükmüne varmak için herhalde insaf ve iz'an sınırlarını hayli zorlamak gerek. Hz. Mevlana'nın felsefesine gelince bu ayrı bir yazı konusu. Ama şu kadarını söyleyeyim ki Mevlana yakıştırmaların aksine Kur'an ve ehli sünnet yolunda bir insandı. Ve kendisine yöneltilen eleştiriler bütün tasavvuf erbabına yöneltilen türdendir.

 
 
 
 

atv
Mikaİl bayram’in cevİz kabuğu proğramindakİ konuşması

27-28 nisan 2002

profesör dr. mikail bayram: selçuk üniversitesi tarih bölümü başkanı
mikail bayram:
Tabi bu konuyu işlerkende, tarihci olmam hasebiyle tarihi olaylarla paralel olarak konuyu izah etmeye çalışacağım. 

1243 yılında moğollar kösedağı zaferini kazandıktan sonra anadoluyu istila ettiler. hatta erzurum’da, erzincan’da, tokat’ta, sivas’ta, kayseri’de büyük katliamlar yaptılar. yağma hareketleri yaptılar. ve özellikle tokat’ta moğol ordu komutanı bayancar noyan kayseri’yi muhasare ettiği zaman, kayseri çevresinde toplanmış olan moğol askerleri arasında mevlana’nın hocası şemsi tebrizi’nin müridleride mevcut idi. bunlara kalenderiler tabiriyle, şemşi tebrizi bir kalenderi dervişidir. bir kalenderi şeyhidir.

hatta bu kalenderiler, mogollarla birlikte kayseri surlarından gedik açıp şehre girmeye çalışıyorlardı. ve şehre girdikten sonrada moğollar burada çok büyük bir katliam yaptılar. eğer tarihciler mübalağa etmiyorlarsa onbinlerle ifade edilen ahi ve türkmenler burada katliama tabi tutuldular. ahiler ve türkmenler burada katliama tabi tutulurlarken, mevlana’nın hocası olan kayseri’deki seyyid burhaneddinin eteğine paralar-altınlar saçtılar.

burdan şunu demek istiyorum. kalenderi dervişler ve mevlana’nın hocaları olan kişiler çok daha önceden moğollarla irtibat halinde idiler. birbirleriyle, moğollarla teşrikimesai ediyorlardı. ve özelliklede şemşi tebrizi ve şemşi tebrizi gibi olan bazı kişileride ajan olarak istihdam ediyorlardı. olay sadece mevlana ile sınırlı değil

hulki cevizoğlu:
anlayamadım. anlayamadım, son cümlenizi anlayamadım.

mikail bayram:
moğollar sadece mevlana değil, şemşi tebriziyide ajan olarak kullanıyorlardı. şemşi tebrizi moğol ajanı idi. ve moğol ordularının içinde idi. kösedağ yenilgisinden hemen sonra 1243 yılında

hulki cevizoğlu:
sayın bayram, siz kocaman bir üniversitenin tarih bölümü başkanısınız. tarihi bir bilgiyi veriyorsunuz. kaynağınızı verin lütfen.

mikail bayram:
kaynaklarınıda veriyorum. İbn bibi cevleti dervişleri moğollarla birlikte kayseri surlarından gedik açmaya çalıştıklarını İbn bibi söyler. tarihi vesikalarıda yeri geldikçe söyleyeyim. ben gene mevlevi kaynaklar, kayseride böyle büyük bir katliam yaptıktan sonra seyyid burhaneddin’e paralar verdiler. ve nitekim seyyid burhaneddinin türbesinide bu olaydan iki sene sonra seyyid burhaneddin vefat etti. seyyid burhanedddinin türbesinide moğollar inşa ettiler.

hulki cevizoğlu:
şemşi tebrizinin moğolların ajanı olduğunu söylediniz. onun kaynağını sormuştum.

mikail bayram:
şimdi ona geleceğim. kaynağını soruyorsanız hemen söyleyeyim. bakın şemşi tebrizinin makalat diye bir eseri var. şemşi tebrizinin makalat’ını okursanız orda bir çok yerlerde moğollarla ilgili olarak şemşi tebrizi moğollara muhalif olanlarla mücadele etmektedir. hatta

hulki cevizoğlu:
ama bu ajan olmasınımı gerektiriyor.

mikail bayram:
evet. moğolların aleyhinde bulunanlara şiddetle hakaret ederek, onları susturmaya çalışmaktadır.

hulki cevizoğlu:
ama, bu mu kaynağınız.

mikail bayram:
evet. budur kaynağım. ama ilerde yine kaynaklarımız söyleyeceğim. mevlana’ya gelince kaynakları daha detaylandıracağım.

hulki cevizoğlu:
ama yapmayın. bugünde işte avrupa birliği konusunda bilim adamları, gazeteciler farklı görüş savunuyor. birbirlerini eleştiriyorlar. suçlayanlar var. o zaman birbirini eleştiren insanlara hep ajan mı diyeceksiniz. tarih bölümü başkanı bir profesör olarak şemşi tebrizi’nin makalat eserinde moğollara övgüler var. ve onlara karşı çıkanlara ağır eleştiriler var diye siz buradan yola çıkarak bilim adamı duyarlılığıyla-sorumluluğuyla şemşi tebrizi’ye ajan olarak mı değerlendiriyorsunuz?

mikail bayram:
. . . moğolların ajanıdır demektir. nitekim bakın bir kaynak da söyleyeyim size
. . .

... adlı bir esirimiz var. bunu yazan anadolulu bir kadıdir. o kadı bazı şeyhlerin, bazı dervişlerin özelliklede kalenderi dervişlerin moğollara ajanlık görevi yaptıklarını söylüyor.

hulki cevizoğlu:
ama bazılarının diyor. yani o zaman bazı insanlar kötüdür deyince mesala siz mi kötü oluyorsunuz.

mikail bayram:
ama bazılarının adlarını da veriyor. mesala barak baba’yı söylüyor. adını vererek barak babayı söylüyor. bu kalenderi derviş moğollarının ajanıydı, gazan mahmud han’ın ajanıydı diyor.

hulki cevizoğlu:
şemşi tebriziyi konuşuyoruz.

mikail bayram:
şemşi tebriziyi konuşalım. şemşi tebrizi makalatında bir çok yerlerde, bir yerde değil, bir çok yerlerde moğolların aleyhinde konuşanları susturuyor. moğollara altyapı yapmaya çalışıyor. anadolu insanını moğollara itaat etmeye çağırıyor. mevlana’da bunu yapıyor
. dolayısıyla mevlana moğol ajanı olamaz çırpınışları, bu çırpınışlar boşa. hiç kimse inkar edemez. bakın mevlana fîhİ mâ-fîh adlı eserde adlı eserde elinizde varsa açın okuyun. ben türcümesinden söyleyim. sayfa 103, 100 sayfaları. orada mevlana moğolların reisi cengiz han için diyor ki mevlana “cengiz han allahdan mesaj aldı ve allahdan aldığı mesajla, cenabı allh cengiz han’a demişki; halkını kavmini topla şu zalim haremşahlar ülkesine yürü onları kahret.” dolayısıyla bakın bu olay mevlanın kendisi anlatıyor. başkaları mevlana hakkında anlatmış değil bunu. ve az önce siz söylediniz. mevlana hakkında, mevlanın moğollar hakkında söylediği bir söz söyleyin dediniz işte ben onu söylüyorum. bu sadece bir tanesidir.

hulki cevizoğlu:
peki bu nasıl oluyor sayın bayram. bu dediğinizi belki başka kaynaklarla destekleyecekmisiniz, ikna olmazsa sayın zeybek’de sorar size, bende şimdi soruyorum. peki bunların doğru olduğunu var saysanız bile. nasıl oluyorda bu kadar tutulabiliyor, mevlana bu kadar gönüllerde yer edebiliyor. bunun açıklaması şu mudur? biz 2002 yılında yaşıyoruz. bu olay 1243 yılında yada ne bileyim 13. yy’da olmuştur. yani o güne bakarak bu gün değerlendirme yapmak yanlıştır diyerek mi cevap veriyorsunuz?

mikail bayram:
efendim orayada geleyim. eğer imkan verirseniz o konuyada geleyim. fakat özellikle elimize aldığımız bu konuyu, bu meseleyi bir halledelim. çünkü çok itirazlar oldu. bu meseleyi biraz ... kavuşturayım. şemşi tebrizi 1244 yılında konya’ya geldi. mevlana ile görüşmeleri oldu.

hulki cevizoğlu:
bir şey sorayım pardon. bu görüşlerinizi ve şu an söylediklerinizi-söyleyeceklerinizi bilimsel platformlarda daha önce tartıştınız mı?

mikail bayram:
tabii defalarca yazdım.

hulki cevizoğlu:

yani ilk defa söylemiyorsunuz.

mikail bayram:
İlk defa söylemiyorum.

hulki cevizoğlu:
diğer bilim adamlarından ne gibi tepki geldi

mikail bayram:
30 senedir ben bunları yazıyorum. bugüne kadar bir allahın kulu bir satır cümle ile bana itiraz edemedi. İtiraz etmeleride mümkün değildir. katiyen mümkün değildir. şimdi bakın mevlananın nefes’inden örnekler vereyim.

çok önemli bir örnek vereyim. moğol hükümdarı, İlhanlı hükümdarı hülâgü han bağdat’ı fetettikten sonra, bağdat’ta son halifenin oğlu mustansır billah mısır’a kaçtı. ve baybars ile birlikte mısır’da halifeliğini ilan etti. şimdi mevlana mesnevİ’sinde mısır halifesinin hikayesi diye bir hikaye anlatır. ve çok terbiyesizce bir hikayedir. ben burda ifade etmiyorum. çünkü o kabak hikayesinden daha edep dışı bir hikayedir. orda mevlana sultan baybars’ı ve mısır’a kaçan mustansır billah’ı tahkir ediyor ve rezil etmeye çalışıyor. hülâgü han’ı desteklemeye çalışıyor. bakın yine mevlevi eserlerden menâkıb ül-arifin’de anlatıyor. bun teyiden başka bir şeyde var. menâkıb ül-arifin de diyorki mevlana etrafındakilere şu mesajı veriyordu diyorduki “hülâgü han bağdat’ı muhasara ettiği zaman askerlerine emir verdi. üç gün-üç gece atlarına ve askerlere yemek yedirmediler, atlara su ve ot yedirmediler, yem vermediler. atların tutmuş olduğu bu oruç hürmetine cenabı allh bağdat’ın fethini hülâgü han’a müyesser kıldı.” bunu mevlana anlatıyor. mevlanadan naklen veriyor. başkaları bunları yazıpta mevlana’ya ve mevlanın çevresine iftira etmiş yada hakaret etmiş değil. bunları kendi eserlerinde yazıyorlar. sonra mevlanın kişiliği ve şahsiyetiyle ilgili bir şeyde söylendi. mevlana mansur hallac-ı gibi, bayezid bistami gibi, ebü’l-hasani’l harakanî gibi şakik-i belhî gibi İranlı, İran kültürünün ürünü olan mutasavvufların yolundan olan bir mutasavvuftır. ve bu mutasavvuflar hulûliyye mezhebindendir. ve mevlana’da hulûliyye mezhebindendir. bakın ben mesnevİ’sinde bayezid bistami hikayesi var. orda mevlana hulûl felsefesini anlatır.

hulki cevizoğlu:
ne demek hulûl felsefesi?

mikail bayram:
hulûl felsefesi yani allah insanlara hulûl eder. bu hıristiyanlıktan gelme bir inançtır. çünkü biliyorsunuz hıristiyanlıkta ... hıristiyan mezheplerde diyorlar ki özellikle nasturiler diyorlar ki, hz İsa bir beşer olarak dünyaya geldi, fakat sonra cenabı allah hz. İsa’ya hulûl etti. ve hz İsa’nın şahsiyeti ilah oldu, allah oluverdi. böyle bir mezhep var. İşte bu anlayışın İslam dünyasındaki uzantısıda hulûliyecilerdir.

hulki cevizoğlu:
sayın bayram bakın mevlanın bir rübai’ası var. bakın ne söylüyor. belki bu günleri görerek söylemiş. belki o günler için söyledi. diyorki;

“ben hep yaşadım kul olarak kur’an’a
topraktım ömrümce muhammed yoluna

mikail bayram:
(devamını farsça olarak okuyor) bana bunları okumayın. ben bunları farsçada okudum. ...

hulki cevizoğlu:
İzin verinde sayın bayram türkçesini okuyayım.

 

namık kemal zeybek:
siz cağırtınız bunu, sizi desteklesin deyi (mikail bayram’ı proğrama İsmail nacar’ın çağırtığını söylüyor)

hulki cevizoğlu:
hayır hayır, müsade edinde, ben türkçesini okuyayım size, devamınıda okuyayam size, izin verin. siz biliyorsunuz ama, sizin bildiğinizi izleyiciler bilmiyor. baştan okuyorum. diyor ki mevlana;
“ben hep yaşadım kul olarak kur’an’a
topraktım ömrümce muhammed yoluna
gerçeklerden apayrı anlam cıkaran
haksızdır usanç verir bu sözlerle bana”

diyor. acaba gerçeklerden farklı bir anlam mı çıkarıyorsunuz?

mikail bayram:
şimdi cevap vereyim efendim. önce bu dörtlük mevlanın dîvân-ı kebîr’indendir. bakın bu dîvân-ı kebîr denilen eser mevlana’ya ait bir eser değildir. ben dîvân-ı kebîr’in orjinal başlığıyla söyleyeyim. ben d dîvân-ı kebîr’in orjinal başlığıyla söyleyeyim dîvân-ı kebîr ... mevlana ... başlığıyla dîvân-ı kebîr mevlana’nın esiri değildir başlığıyla İran’da bir teblig sundum. ve İran’lı bilim adamları, bilim cevreleri benim bu tezimi kabullendiler. ve sonra kendileri, özellikle İran’da çok tanınan abdulkerim suruş bey benim bu telkinlerimden sonra dîvân-ı kebîr’inde mevlana ait olan şiirlerin miktarı 30-40% miktarındadır. dolayısıyla dîvân-ı kebîr’inden bazı şeyleri okudukları zaman dîvân-ı kebîr’in mevlana’ya ait olmadığınıda bilmeleri gerekir.

hulki cevizoğlu:
yani benim şu okuduğum sözler ona ait değil mi? demin okuduğum sözler ona ait değil mi?

mikail bayram:
hayır. dîvân-ı kebîr’in ona ait değil.

hulki cevizoğlu:
peki şu sözler mi ona ait değil. bakın diyor ki, sizin eleştirilerinize burada olmadığı için sözleriyle-eseriyle cevap verecek tabiki. diyor ki
“ ülkem bu benim, yerim bu, yurdum işte
geldim nicedir kök saldım memlekete
düşman gibi görsenizde düşman değilim
ben hintce konuşsamda türküm yinede.”

mikail bayram:
efendim hele o hiç mevlana’ya ait değil. çünkü mevlananın orjinal dîvân-ı kebîr’ nüshalarında da bu hiç mevcut değil.

hulki cevizoğlu:
ha bunu da yazan kim onuda söyleyeyim size. şimdi bunu yazan türkiye’nin sayın zeybek’inde eski meslektaşı türkiyenin ilk kültür bakanı talat halman’ın türkiye İş bankasından çıkan “candan cana” isimli kitabı. sayın halman yazıyor bunu.

mikail bayram:
efendim ben biliyorum bunu.

hulki cevizoğlu:
türkiye’nin ilk kültür bakanı şu anda bilkent öğretim üyesi, İş bankası, kocaman İş bankası bir yayın yapıyor bunları bilmiyorda. mevlananın eseri diye mi bize yutturuyor.

mikail bayram:
evet. malesef, malesef çok üzülerek söyleyeyim. bugüne kadar mevlana hakkında hep yalanlar uyduruldu.

hulki cevizoğlu:
şimdi bakın

. . .

hulki cevizoğlu:
ben onu soracaktım. şimdi tamam bir dakika. sizin mi doğru söylediğiniz? talat halman’ın mı? İş bankası yayınların mı? bugüne kadar okuduğumuz mevlana kitaplarının mı? hangisinin yanlış hangisinin doğru olduğunu nasıl anlayacağız.

mikail bayram:
efendim, ben diyorum ki, mevlanın divanının orjinal nüshası mevlana dergahında bulunuyor. İki tane dîvân-ı kebîr’in, iki tane orjinal nüshası orda var. bu rübai o orjinal nüshalarda mevcut değil. sonradan mevlana’ya uydurulmuş, izafe edilmiş şiirlerdir. dîvân-ı kebîr böyle oluşmuş. dîvân-ı kebîr aslında bir antilojidir. ben dîvân-ı kebîr’de 18 ayrı şairin şiirleri olduğunu tespit ettim. bu şairler arasında mevlana’dan sonra yaşamış olan şairlerde var. hatta dîvân-ı kebîr’de mevlana’dan sonraki olaylara, mevlanın ölümünden 7 sene, 10 sene sonraki olaylara değinen şiirler var. o şiirler mevlana’ya ait değildir. bunları her bilen konuştuğu için, malesef ayaklarıda yere basmadığı için, bu sefer mevlana hakkında uydurma haberler, uydurma bilgiler yaydılar. malesef türkiye işte o yalan bilgilerle hayatiyetini sürdürmeye çalışıyor. ve bilim çevreleri o yalanlarla hayatiyetlerini sürdürmeye çalışıyor.

hulki cevizoğlu:
bir şey soracağım şimdi. şimdi diyelimki bunların hepsi yalan. bir tek siz doğrusunuz. öyle bir varsayımda bulunalım. bunun neresi kötü. diyelim ki mevlana diye biriside yok. bunun hepsi mitolojik bir hikaye. öyle olduğunu var sayalım. bugün herkes buna inanıyor. hem mevlana’ya inanıyor. hem mevlana’nın bu sözleri söylediğine inanıyor. diyelim ki size göre mevlana yok. veyahut var ama o dönemde 13.yy moğolların ajanıydı. ama bugün bizim toplum olarak inandığımız mevlana’nın yeri yüce bir yerde. bunun ne sakıncası var. toplumsal birlik-bütünlük sağlayıcı bir unsur değil mi? yabancılar hep bizim değerlerimiz alıp ... ... sahip çıkıp hep elimizden alıyorlar. bunun etrafında birleşsek bu yalanda olsa güzel sözler değil mi? bunun ne sakıncası var?

mikail bayram:
efendim, ben esas onu tebarüz ettirmeye çalışıyorum. şimdi mevlana zamanında anadoluda bir grup insanlar, bir grup aydınlar moğolları destekliyorlar.

hulki cevizoğlu:
ben bugünü soruyorum?

mikail bayram:
oraya geleceğim. bugün gelmek için mukaddeme yapıyorum. o dönemde bir kısım insanlar mevlana’da dahil olmak üzere moğol iktidarını, moğol emperyalizmini destekliyorlardı.

hulki cevizoğlu:
bunlar geçmişte kaldı, bugünü soruyorum.

mikail bayram:
bir kısım insanlarda moğol emperyalizmine karşı isyan ediyorlar. genellikle ahiler ve türkmenler. moğol iktidarına karşı isyan durumunda idiler. dolayısıyla mevlana o dönemde moğolların yanında yer alarak türkmenlerle mücadele etmiştir. hacı bektaş’a ağır hakaretlerde bulunmuştur. nasreddin hoca’ya ağır hakaretlerde bulunmuştur. sadreddin-i konavî’ye ağır ağır hakaretlerde bulunmuştur. bütün bunları yaparken amacı moğollara hizmet etmekti. moğollarda kendisine para veriyorlardı. bakın bir defasında moğol veziri taceddin mûtez bir defasında mevlana’ya 700 dinar para gönderdi. ve bu gönderdiği paralarda türkmenlerin mallarını müsadere etmiş, türkmenlerin müsadere ettiği mallarından mevlana’ya 700 dinar göndermiş, 700 dinar 70 deve parası.

hulki cevizoğlu:
sayın bayram bugünü soruyorum. 13.yy bırakılım. 800-900 sene geçmiş aradan.

mikail bayram:
ha bugüne gelirsek moğollar mevlana’yı destekledi. onu söylemek istedim. moğollar mevlana’yı desteklediler. mevlana’yı anadolunun şeyhi, şeyh-i rum yaptılar. mevlana’ya intisap etmeyenlerin şeyhliğini kabul etmediler.

hulki cevizoğlu:
sayın bayram bir daha soruyorum. olmazsa sözü alacağım sizden. bugüne gelin. moğolları bıraktık 800 sene önceden.

mikail bayram:
bugüne gelince ben bugünüde söyleyeyim. mademki ısrar ediyorsunuz. mevlana’yı bugün reklama eden, mevlana’yı anlatan bizim yerli ulema değildir. mevlanayı avrupalılar lanse ediyorlar.

hulki cevizoğlu:
avrupalılar moğol soyundan mı geliyor?

mikail bayram:
şundan dolayı. çünkü mevlana’nın felsefesinde emperyalizme yatkın insan yetiştirme mevlana’nın hedefidir. o dönemde moğolların, moğol emperyalizmine yatkın insan tipi yetiştiriyordu, yetiştirmeye çalışıyordu. dolayısıyla mevlana’nın felsefesi bu yönü ile anadolu insanını moğol, batı emperyalizmine yatkın hale getirme çalışmalarıdır.
. . .
bunu nik..lsen gayet iyi biliyor. annamarie schimmel gayet iyi biliyor. dolayısıyla avrupalıların mevlana sahip çıkmaları anadoluyu sömürgeleştirme felsefesinin bir uzantısıdır.

hulki cevizoğlu:
yapmayın. çok şaşırtıcı şeyler söylediniz sayın bayram.

mikail bayram:
evet efendim. bizimkilerin kafasından çıkmış şeyler değildir bunlar.

hulki cevizoğlu:
bir dakikanızı rica ediyorum. şimdi avrupalı olmayan türk olan birisi var hattımızda. sayın bayraktar bayraklı. zannediyorum bu görüşlere katılmıyor. buyrun sayın bayraklı cevap rica ediyorum sizden.

. . .

mikail bayram:
efendim, bayraktar bayraklı arkadaşım kendisini tasavvufcu adlediyor. tasavvufı bildiğini söylüyor. fakat konuşmalarından öyle anlıyorum ki, tasavvufdan hiç haberi yok. mevlana İrancıdır, İranlıdır. ve İranlı tasavvufın mümessilidir. bakın ahmed yesevi’den söz ediyor. ahmed yesevi türkmendir. türk mutasavvuf. türk kültürüne uyumlu olan bir mutasavvuf harekettir. dolayısıyla mevlana İranlıdır.
. . .

efendim, bayraktar bayraklı arkadaşım kendisini tasavvufcu adlediyor. tasavvufı bildiğini söylüyor. fakat görüyorum ki tasavvufdan hiçde haberi yok. İslam kültürü içerisinde tasavvuf kültürünün yerine tespit edebilmiş değil. bir kere mevlana celaleddin rum-i İranlıdır. türkçe bilmez. kendisi türkçe bilmediği gibi, oğulları, oğluda türkçe bilmiyor. müteaddit yerlerde de söylerler.

hulki cevizoğlu:
ne sakıncası var bunun. ne sakıncası var bunun sayın bayram.

mikail bayram:
yani türk mutasavvuf değil. İranlıdır. İran tasavvuffının anadoludaki temsilcisidir.

hulki cevizoğlu:
sayın bayram işi bu tarafa götürürseniz hz muhammed’de türk değil. o da arapça konuşuyordu.

mikail bayram:
onun için söylemiyorum. İran .... yani İran kültürünün mahsülü olan bir mutasavvufdır onu söylemek istiyorum. anadoluya geldiği zamanda çevresinde İrani bir çevre vardı. o İranı çevrelere hitap ediyordu. daha sonra moğollara hitap etti. moğollara hizmet etti. hayati boyunca moğollara hizmet etti. sadece kendiside değil, oğullarıda oğuluda ...
bakın şimdi çok önemli bir şey söyleyeyim ondan sonra siz söyleyin.

bakın mevlana oğlu alaeddin çelebi moğollara karşı isyan ettiği için, oğlu alaeddin çelebiyi bir müridine öldürttü, oğlunun cenaze namazını dahi kılmadı. bakın bunu biliyorlar mı? öyle mevlana havarisi kesiliyorlar. mevlana oğlunu öldürtmüş, oğlunun cenaze namazını dahi kılmamıştır. bunu mevlevi kaynaklarının hepsi yazar.

hulki cevizoğlu:
peki şimdi ben sorumu sorayım. bu da önemli bir şey. bugün dünya üzerinde moğolların devamı olan bir ırk, bir devlet var mı? yoksa bu bir mitolojik tartışmadan ibaret mi? şu anda konuştuğumuz.

mikail bayram:
bugünkü moğolistan moğolların devamıdır.

. . .

mikail bayram:
mevlana büyük bir filozoftur. mevlana büyük bir şairdir. ben bunlara hiç bir şey demiyorum. mevlana hayal gücü son derece yüksek olan bir şairdir. ben mevlanayı 18 yaşından beri orjinal eserlerinden okuyorum. öyle yamalı bohça gibi de değildir. tertipli olarak, düzenli olarak okumuşumdur. dolayısıyla mevlananın felsefesine gelince, mevlananın felsefesi az önce dedim hulûluliye felsefesine mensuptur. birinci husus bu. tasavvuf yolunda ise, tasavvufi meslek ve meşrebinde ise ... ... yolunu tutan bir mutasavvuftur.

hulki cevizoğlu:
nedir bunun türkçesi?

mikail bayram:
... ... anlamı şudur. İnsanların, müridlerin kendi benliklerini düşünerek ruhlarındaki derinlikleri teşhis etmeye çalışmak suretiyle, onlara o yönde zikirler ... yaptırmak suretiyle onlara belli bir kıvam vermeye çalışan tasavvufu mekteptir. tasavvufu eğitim mektebidir.

hulki cevizoğlu:
tarikat diyebilir misiniz?

mikail bayram:
hayır tarikat değil. mevlana bir tarikat kurmadı. mevlana bir filozof olarak mevlevi tarikatının fikir birikimini yapmış bir adamdır. sadece kendiside değil, babasıda öyledir. şemşi tebrizi’de öyledir.

hulki cevizoğlu:
şu anda nedir mevlevilik?

mikail bayram:
mevlevilik şuanda bir tarikattır. ayini-tertibi-düzeni olan bir tarikattır. sonra hulki bir hususu ihmal etmememiz lazım. daha sonraki asırlarda, osmanlılar çağında mevlevi tarikatı bir türk tarikatı haline dönüştü. çünkü mevlevi tarikatına giren türk mütefekkirler, türk fikir adamları mevlevi tarikatının yolunu-yöntemini değiştirdiler. hatta nakşibendiliğe yaklaştırdılar. bu ayrı bir şey. fakat ben mevlananın fikriyati üzerinde duruyorum. mevlananın düşüncesi üzerinde duruyorum. ben mevlananın anadoluya ne verdiğini neler sunduğunu belirlemeye savunuyorum.

hulki cevizoğlu:
şu anda mevlanacılık, mevletivilik zararlı bir felsefemi?

mikail bayram:
evet zararlı bir felsefedir. çünkü bakın az önce gazalıyı tenkit ettiler haklı olarak tenkit ettiler. mevlana işte o yolun adamıdır. sezgici bir filozoftur. akla muhaliftir. mevlana aklı kur’an ... mustafa dediği zaman. aklı mustafanın yoluna kurban et dediği zaman, akliyeciliği yermektedir. mesnevİ’sindeki kel papağan hikayesinde akliyecileri yermektedir. bunları okuyanlar anlamıyorlar. bakın bayraklı bunu okumalıdır. mevlana mesnevİ’sinde isminide vererek fahreddin-i râzi’ye hakaret etmektedir. fahreddin-i râzi’yi tahkir etmektedir. neden dolayı? aklı-akliyeci olmasından dolayıdır. dolayısıyla anadolunun fikren geri kalmasında, anadolunun bilmen geri kalmasında, ahiliğin dağılmasında, mevlananın adamları ahi evran’ı öldürdüler. oğluyla beraber, oğlu aleaddin çelebiyle birlikte, ahi evran, nasreddin mahmud’u mevlana öldürttü. bakın bunları bilmiyorlar. dolayısıyla mevlana anadoluya ne vermiş dediğiniz zaman bunları gözönünde bulundurmamız lazım. felsefe olarak anadoluya ne getirmiştir? bunları bilmemiz lazım. ayakları yere basmadan konuşan arkadaşlar, önce bu meselede ayaklarırı yere basmalıdırlar. mevlanayı mevlananın eserlerinden öğrenmelidirler.

mİkaİl bayram’in cevİzkabuğu programinadakİ 2.konuşmasi

prof dr mikail bayram
selçuk üniversitesi tarih bölümü başkanı
04-05 mayıs 2002
atv


mikail bayram:
ben önce bir yanlışı düzeltmekle başlayacağım söze. mesnevİ yazıldığı zaman önce kurafalar (sayfalar) halinde yazılıyor ve çevresinde okunuyordu.

hulki cevizoğlu:
ne olarak yazılıyor?

mikail bayram:
(kurafalar) halinde yazılıyor. yani sayifeler halinde, parça parça yazılıyor ve mevlana’nın çevresindeki insanlar tarafından okunuyordu. yani o devrin bir magazin eseri idi. ve mesnevİ’nin yazım işlemi hicri tarihle söyleyeyim 665 senesinde tamamlandı. mesnevİ tamamlandıktan sonra mevlana ve iki yakını, birisi oğlu sultan veled, diğeride halifesi olan hüsameddin çelebi ile birlikte ile mesnevİ yeniden derlendi ve bir kitap haline getirildi.

fakat mesnevİ yazıldığı dönemde, o dönemin olaylarıyla ilgili olarak mesnevİ’nin hikayeleri seçilmiştir. her ne kadar mevlana kendisinden önceki eserlerden bu hikayeleri derlemiş ise de, mevlana kendi amacına, kendi maksadına uygun hikayeler seçmiş ve o devirde bir takım insanları bir takım çevreleri hicvetmek amacıyla mesnevİ’yi yazmıştır.

ben örnekler vereyim. mesela kötü huylu debbağ ve kardeşinin, arkadaşının hikayesi adlı hikayede gadvavların piri olan ahi evran ile sadreddin konavi’yi kastetmekte ve onları hicvetmektedir.

az önce okuduğunuz o müstehcem hikalerin birinde, oğlancı hikayesinde mevlana (muhannes) diye bahsettiği adam ahi evran’ın ta kendisidir. bunu eflaki’de belirtiyor şeyh nasreddin-i kastetmekte ve bu oğlan durumunda olan şahsin belinde de kaması vardır. çünkü kama o dönemde ahilerin üniformasıydı ve onun belinde de kama olduğunu ifade ediyor ve onun ahi olduğunu da belirtiyor.

ayrıca eflaki’de bu hikayeyi ele alır ve bu hikayenin (tab... muktebi) adlı eserin yazarı olan nasreddin hakkında olduğunu ifade eder.

ve dolayısıyla da mevlana bu hikayede ahi evran dediğimiz nasreddin-i konavi, nasreddin mahmud’u hicvetmektedir ve onu kendisine göre rezil etmektedir.

bunun gibi mesnevİ’de mevcut olan hikayelerin hepsi o devrin olaylarıyla, o devrin şahislarıyla ilgilidir.

mesala 6. ciltte cuha’nın karısı ile kadı arasındaki gizli aşk ilişkilerini anlatır. yine mühtescem manzaralar tasvir eder. oralarda cuha dediğide ahi evrandır. veya nasreddin'dir. nasreddin hoca’dır. ve burada cuha’nın karısı’da fatma bacı’dır. türkmen bir evhededdin-i kirmânî kızı olan fatma bacı’dır. dolayısıyla mevlana mesnevİ’de cuha hikayesi, cuha ile karısının macerasıyla ilgili hikayede onları hicvetmekte ve onları kendisine göre rezil etmeye çalışmaktadır.

orada sayın dostum adnan karaismailoğlu, mesnevİ’de 4 tane müstemcem hikaye olduğunu söylüyor. ben de söylüyorum 20 tane hikaye var öyle. kendisi farsçacıdır. mevnevİ’yi alsın bir kere daha okusun 20 tane hikaye var öyle.

ben bir hususa daha değinmek istiyorum. sözü fazla uzatmayayım. mevlana’nın mesnevİ’sini okumak için doğrudur, orda konuşmacılarda ifade ettiler, mevlanın felsefesini, düşünce tarzını, düşünce fikrini bilmek lazım.

mevlana bir hululliye mezhebine bağlı bir kişidir. dolayısıyla mesnevİ’yi hululliye akidesiyle yazmıştır. ve bu bakımdanda bunu, onun yakını olan, onun müridlerinden olan eflaki bir çok yerlerde mevlana’nın ve şems-i tebrizi’nin hululliye mezhebinden olduğunu belirtirler.

hatta, yine eflaki, mevlana’nın yakınlarından naklen anlattığı bazı hikayelerde, mevlana’nın ve şemsin bu hululliye anlayışlarıyla ilgili bazı örnekler verir. mesela bunlardan bir tanesini vereyim. çok müstescem ve çok çirken bir şeydir.

eflaki’nin iddiasına göre şems-i tebrizi mevlana’ya demişki; cenabı allah kimya hatun suretine girdi. ben kimya hatun ile değilde, kimya hatun suretine girmiş olan cenabı allah’la ... yapıyorum ...

hulki cevizoğlu:
böyle şeyleri söz etmeyin. bu hangi kitapta yazıyor. bunlar ne türlü saçmalar ...

mikail bayram:
efendim eflakinin menakıbın arifinde geçiyor.

hulki cevizoğlu:
anladım da bunlar size göre ne kadar bilimsel? hangi kitapta? hangi ünlü yazarın-düşünürün-bilim adamının kitabında olursa olsun. bizim programımız hakkaten kaldıramıyor. böyle bir anlayışta bende kabul edemiyorum. yani bu çağda bu anlayışı kabul edimiyoruz. yok o onun kılığına girmiş. sizin söylediğiniz söyleri bile tekrar etmekten doğrusu utanıyorum

mikail bayram:
evet gerçekten haklısınız. ama bu program insanı mecbur ediyor. bazı sahneleri, bazı kavramları izah etmek için bizi mecbur ediyor. onun için mesnevİ’deki hikayelere de onun için bu örneği verdim. mesnevİ’de az önce okuduğunuz hikayeleride bu mantik içerisinde, bu felsefe istikametinde yorumlamak gerekiyor. aksi halde mesnevİ’yi anlamakta mümkün değildir.

.


 




 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 8978
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6135
FATİHA SURESİ 5817
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4919
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3926

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.