Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
10 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 2
 Bugünkü Ziyaret 447
 Toplam Ziyaret 1100767

  Geri Dön

BEDENLEŞEBİLEN RİCAL'ÜL-GAYP
HZ İSA'NIN KARDEŞLERİ VAR MI?
Ben böyle birşeye inanmıyorum ve inanamam. Ama bugün Hilal TV'de, Esma-ı Hüsna Derslerinde Sayın Mustafa İslamoğlu'nun programında Onun mütalaasından duydum ve İnternet'ten araştırdım. İstifadelerinize sundum. Bana göre büyük bir yanlışlık. Bir kerre Yahudilikte gelenekleşmiş ki tarih boyunca Manastır'a keşişleşmek üzere doğumundan itibaren ölümüne kadar Allah'a adananlar olmuştur. Hz Zekeriyya bu Manastır'ın o zamanki Başkanıdır. Hz Meryem de erkek doğacak niyetiyle annesince manastıra adanmış ve gökten özel gönderilen Melek-İnsan Hz İsa Bakire Meryem Anamızdan doğmuştur ve Hz Meryem Manastırdan çıkmamamıştır ve evlenmemiştir. Evlenmeme geleneği halen devam etmektedir. Luka'nın iddiasına göre Yusuf denen birisiyle nişanlıymış. Manastırdan çıkmadığına göre ve yaşamı boyunca Manastırda kaldığına göre nasıl nişanlanmıştır? Ben bu konuda hiçbir yorumlamaya girmek ve yorumda bulunmak istemem. Çünkü kurallar kesindir.

Hz. İsa'nın Kardeşleri Var mıydı?
Ahmet Çetinkaya

Hz. İsa’nın bilinen anlamda “anne bir kardeşleri” bulunduğuna dair, Kur’ân ve hadislerden bir dayanak olduğundan söz etmek imkansızdır.

Bir iffet âbidesi olan Hz. Meryem, Allah’ın bir mucizesi olarak hamile kalmış ve onu mucizevî olarak dünyaya getirmiştir. Kur’ân’da Hz. Meryem’in, iffet ve namusunu koruduğu ve ona bir erkek eli bile değmediği özellikle vurgulanmaktadır: “İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem’i de an. Biz ona rûhumuzdan üfledik, hem onu, hem oğlunu cümle âlem için bir ibret yaptık.”1 “Bir de Allah, İmran’ın kızı Meryem’i misal getirir. Meryem, iffet ve namusunu korudu. Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden itaat edenlerden oldu.”2 Nitekim kendisine bir erkek çocuk dünyaya getireceği müjdesi verilen Hz. Meryem’in “Ya Rabbî, bana hiçbir erkek eli değmediği halde nasıl olur da çocuğum olabilir?”3 ve “Nasıl oğlum olabilir ki bana eli değen bir tek erkek bile olmamıştır. İffetsiz bir kadın da değilim!”4 şeklindeki hayret ifadeleri de bu gerçeği açıkça göstermektedir. Kur’ân’da, Hz. Meryem hakkında buna zıt olarak söylenen her sözün onun aleyhinde müthiş bir iftira olduğu, bu iftira sahiplerinin belalarla cezalandırıldığı ve kalplerinin mühürlendiği belirtilmektedir.5
Kur’ân’a paralel olarak Katolik ve Ortodokslar Hz. Meryem’in bütün hayatı boyunca bâkire kaldığını söylerken, Protestanlar bunun sadece Hz. İsa’nın doğumuna kadar devam ettiğini düşünürler.6 Protestanları bu fikre iten en önemli sebep, Yeni Ahit’in değişik yerlerinde bazen ismen de zikredilen “Hz. İsa’nın kardeşleri” ve “kız kardeşleri” tabirleridir. Bu durumda hem Eski Ahit hem de Yeni Ahit’te “kardeş” sözcüğünün anlam çerçevesine göz atmak ve hangi konseptlerde kullanıldığını görmek gerekmektedir. Ancak buna geçmeden önce, “Hz. İsa’nın kardeşleri” olduğu düşüncesine Kur’ân’da da bir dayanak gösterilmeye çalışıldığını belirtmekte fayda vardır. Dolayısıyla “Hz. İsa’nın kardeşleri” olabileceği fikrine esas teşkil eden düşünceleri önce âyet ve hadisler çerçevesinde, sonra da Eski ve Yeni Ahit çerçevesinde ele almak uygun olacaktır.

a) Âyet ve Hadisler Çerçevesinde
Hz. İsa’nın anneannesi (İmran’ın hanımı Hanne), Hz. Meryem’i dünyaya getirdiğinde
وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ = Ben onu da, onun neslinden gelecekleri de o mel’un şeytanın şerrinden korumanı niyaz ediyorum.”7 demiştir. Buradaki “zürriyyet” kelimesinin çoğul anlam taşıdığı düşüncesiyle Hz. Meryem’in Hz. İsa (aleyhisselam)’dan başka çocukları da bulunduğunu iddia edenler olmuştur.8 Fakat müfessirler “Onu ve onun zürriyetini...” tabirini doğrudan “Hz. Meryem ve Hz. İsa” olarak anlamışlardır.9 Diğer taraftan bu âyetin yorumlandığı hemen her tefsirde açıklayıcı olarak şu hadis zikredilmektedir: “Yeni doğan her çocuğa, doğduğu anda şeytan mutlaka dürter. Yavru, onun dürtmesi (nin verdiği rahatsızlık) sebebiyle bağırarak ağlar. Hz. Meryem ve oğlu Hz. İsa bundan hâriçtir.”10 Ebû Hureyre, Hz. Meryem ve oğlu Hz. İsa’ya lutfedilen bu özel konumun, Hanne’nin duası neticesi olduğunu belirtir.11
Âyette geçen “zürriyyet” kelimesi, Arapça’da oldukça geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Bir kimsenin çocuğu ve kendinden sonra gelen nesli; cin ve insanların nesli; baba, çocuk ve kadınlardan oluşan hane halkı; sadece kadınlar; babalar ve dedeler... gibi anlamlarda kullanılmıştır. Çoğunluk tarafından “zürriyyet” kelimesinin tekil bir kelime olup, çoğullarının “
اَلذُّرِّيَّاتُ” ve “اَلذَّرَارِيُّ” şekillerinde geldiği belirtilmişse de çoğul olduğunu söyleyen de vardır. Râğıb el-İsfehânî, hem tekil hem de çoğul anlamı taşıdığını ancak asıl itibariyle çoğul anlamında kullanıldığını söylemektedir.12 İbn Manzur, “zürriyyet” kelimesinin hem dişi hem erkek için kullanıldığını özellikle vurgular.13 Beğavî ve Kurtubî gibi müfessirler, kelimenin hem tekil veya çoğul, hem de dişi veya erkek için kullanılabildiğini belirtmektedirler.14 “Zürriyyet” kelimesi Kur’ân’da pek çok yerde اَلذُّرِّيَّةُ”15” şeklinde tekil, birkaç yerde de اَلذُّرِّيَّاتُ”16 şeklinde çoğul olarak geçmekte, bir âyette de “topluluk” anlamında kullanılmaktadır.17
“Zürriyyet” kelimesinin sayılan bütün bu anlamları yok farzedilse ve kelimenin sadece çoğul mânâsı alınıp “insanın kendi neslinden gelen en az üç kişi” anlamına geldiği kabul edilse bile, bunun, âyette Hz. Meryem’in Hz. İsa’dan başka kız veya erkek çocuklarının varlığına dair herhangi bir delil teşkil ettiğinden bahsetmek mümkün değildir. Zira söz konusu duanın yapıldığı vakitte, Hz. Meryem’in üç veya daha fazla çocuğundan söz etmek şöyle dursun, Hz. Meryem’in kendisi dahi henüz yeni doğmuştur. Dolayısıyla Hanne’nin yaptığı dua, Hz. Meryem’in “çocuk sayısı” veya “çocuğu olup-olmayacağı” konularında herhangi bir bilgi ifade etmemekte, “onun soyundan bir gelen olacaksa...” şeklinde sadece bir ihtimal anlamı taşımaktadır.
Hâl böyleyken sadece buradaki “zürriyyet” kelimesinden hareketle, Hz. İsa’nın kardeşleri olabileceği ihtimalinden bahsetmek tamamen dayanaksız bir iddia durumundadır. Kaldı ki Kur’ân’da Hz. Meryem’in, Allah’ın bir mucizesi olarak hamile kaldığı ve onu mucizevî olarak dünyaya getirdiği anlatılmaktadır.18 Bunun yanında hadislerde Hz. Meryem için “
اَلْعَذْرَاءُ الْبَتُولُ=el-azrâ el-betûl”19 tabirleri geçmektedir. Rivayetlerin bir kısmında bu tabirler, “kendisine hiçbir beşer dokunmamıştır”20 ve “Hz. İsa dışında bir çocuğa hamile kalmamıştır”21 şeklindeki ilâvelerle açılmış durumdadır. Bu kelimelerden el-azrâ, “bekâr bayan”ı ifade ederken22; el-betûl ise “evlenmeyen.. dünyevî lezzetlerden elini-eteğini çekip kendisini Allah’a ve ibadete vermiş bayan”23 gibi anlamlara gelmektedir.
Kur’ân ve hadislerdeki bu tablodan çıkan sonuç şudur: Hz. İsa’nın bilinen anlamda “anne bir kardeşleri” bulunduğuna dair, Kur’ân ve hadislerden bir dayanak olduğundan söz etmek imkansızdır. Nitekim İbn Hacer de, Hz. Meryem’in Hz. İsa’dan başka bir zürriyetinin olmadığını özellikle belirtmektedir.24

b) “Kardeş” Tabirinin Kutsal Kitaptaki Genel Kullanımı
Eski Ahit’te “kardeş” sözcüğü; usûl ve fürû’ yani ‘baba’ ve ‘oğul’dan doğru gelen soy birliği içindeki bütün ortak erkek akrabalardan, onlar aracılığıyla akraba sayılan tüm erkek akrabalara; büyük aileden olan kuzen gibi akrabalardan, evlilik yoluyla veya kan bağı ile beraber sahip olunan üvey akrabalara; hatta dostlar ve daha ötesinde siyasi ittifak yapılmış insanlara kadar çok geniş bir anlam yelpazesine sahiptir.25 Sözgelimi Haran oğulları, evinde doğup yetiştiklerinden dolayı Avram’ın “kardeşi” olarak anılmıştır.26 Avram’ın erkek yeğeni de Avram’ın “kardeşi” olarak geçmiştir.27 Benzer şekilde Yakup da amcası Lavan’ın “kardeşi” olarak geçmektedir.28 “Kardeş”, “kardeşler” ve “kız kardeş” sözcükleri kimi zaman, kırk iki “kardeşi” olduğu yazılan Kral Azarya örneğinde görüldüğü gibi ana aileden olanlar için de kullanılmıştır.29
Bu konuda ilginç bir örnek de “Süleyman’ın Ezgiler Ezgisi” kısmında yer alır. Birbirine aşık bir kız ile erkeğin karşılıklı serenatlarının zikredildiği bu kısımda erkek yer yer aşkını “Aşkın ne güzel, kızkardeşim, yavuklum” tabirleriyle ifade etmektedir.30
Söz konusu ifadelerin Yeni Ahit’teki kullanımını değerlendiren Maurice Bucaille, Yunanca olarak kullanılan “adelphoi” ve “adelphai” kelimelerinin, nesebî anlamdaki kız ve erkek kardeşleri ifade ettiğini, sâmi kökenli bu kelimelerin yanlış tercüme edildiğini, bunların familier (teklifsiz münasebetlerde kullanılan) anlamları olduğunu ve muhtemelen “kuzenler”in söz konusu olduğunu söylemektedir.31 Hz. İsa ve havarileri tarafından konuşulan ne İbranice’de ne de Aramice’de, bildiğimiz anlamda “kuzen” kelimesinin karşılığı olan bir kelime bulunmadığından dolayı bu dilleri kullanan insanlar ya “kardeş” kelimesini kullanmak zorunda kalmış ya da ifadelerini netleştirmek istediklerinde akrabalık konumunu “babamın kız kardeşinin oğlu” şeklinde uzun bir şekilde açıklayarak söylemişlerdir. Ancak bu tür uzatmalar biçimsiz olduğundan Hz. İsa da herkes gibi “kardeş” kelimesini kullanmıştır. Yeni Ahit yazarları da, aynı babadan olan oğulların ve kuzenlerin Aramicedeki karşılığı olan “kardeş” veya “kardeşler” sözcüğünü doğal olarak kullana gelmişler, kelimeyi bildiğimiz dar anlamıyla “birader” anlamındaki “adelphos” olarak çevirmişlerdir. Aramice ve İbranice’den farklı olarak tıpkı Türkçe’deki gibi Grekçe’de de kuzen kelimesi ayrı bir anlam ifade etmiş ve kuzen anlamında “anepsios” kullanılmıştır. Ancak Kutsal metnin çevirisini yapanlar gerçek kuzenlere karşılık olarak bile “adelphos=birader” sözcüğünü kullanmışlardır.32
Anlaşılan odur ki; Yeni Ahit mütercimleri Yahudi deyimlerini Grekçe Kutsal Kitap’a taşıyarak, bire bir çeviri yerine edebi çeviri yapmışlardır. Yani, İbranice’deki “birader” kelimesine karşılık gelen kelimeyi kullanmışlar ancak, “aynı aileden olma oğullar” sözcüğüne karşılık olarak “adelphos” kelimesini ve kuzenler sözcüğüne karşılık olarak “anepsios” kelimesini anlam olarak ayrı tutup farklı kullanmamışlar, her ikisini de aynı kelimeyle (adelphos =birader) ifade etmişlerdir. Yeni Ahit’teki buna benzer kullanımlar İngilizce ve Türkçe çevirilere de yansımış ve durum daha da karmaşık hale gelmiştir. Dolayısıyla İncil’in bir cümlesinde kullanılmış olan “kardeş”, “kız kardeş” ve “kardeşler” sözcüğünün anlamını tam olarak ayırt edebilmek için, İbranice aslından tüm metinleri gözden geçirmek gerekmektedir.
Görüldüğü gibi, Yeni Ahit’te de “kardeş”, “kardeşler” ve “kız kardeş” ifadeleri, “anne veya baba bir kardeş” anlamı dışında çok farklı anlamlarda kullanılmıştır.

c) Yeni Ahit Çerçevesinde
“Hz. İsa’nın kardeşleri” olduğu fikri temelde, Yeni Ahit’ te zikredilen “Hz. Meryem’in Yusuf adlı bir kişiyle nişanlı olduğu, Hz. Meryem’in Kutsal Ruh’tan gebe olduğunu anlayan Yusuf’un başta onunla evlenmekten vazgeçtiği, ancak rüyasında meleğin durumu açıklaması üzerine Hz. Meryem’i eş olarak yanına aldığı”33 ifadesine dayanmaktır. Yeni Ahit’te Hz. Meryem’e yakınlığından söz edilen Yusuf adlı bu kişinin Kur’ân ve hadislerde varlığından dahi bahis yoktur. Hele onun Hz. Meryem’in nişanlısı olduğu ve daha sonra evlendikleri gibi İncil kaynaklı bilgilere rastlamak hiç mümkün değildir. Şu kadar var ki, bazı tefsir ve tarih kaynaklarında yer alan oldukça zayıf bir kısım rivayetlerde, Yusuf adlı bu marangozun Hz. Meryem’in akrabası olduğu34 ve mabedde aynı dönemde bulundukları nakledilmektedir.35
Protestanlar’ın, Hz. İsa’nın kardeşleri olduğu fikrine dayanak gösterdikleri bir husus da şudur: Luka İncilinde Hz. İsa’nın “ilk oğul”, “ilk erkek çocuk” olduğu belirtilmektedir.aj Onlar bu ifadeden hareketle “demek ki kardeşleri de var.”36 diye bir mantık yürütmektedirler. Ne var ki bu ifadenin, “Hz. İsa’nın başka kardeşleri de olduğu” konusunda hiçbir delil değeri yoktur. Zira bu ifadeye sadece “ilk erkek çocuğun Rab’be adanmış sayılacağına”37 dair Kutsal Kitap’taki bir yasayı hatırlatmak için vurgu yapılmıştır.
Diğer taraftan Luka İncili’nde, Hz. İsa’nın Fısıh Bayramı’nda Yeruşalim’de tapınağa gittiklerinde ana-babasının onu kaybedip aramaya koyulduklarına yer verilir.38 Oradaki konu bütünlüğü göz önüne alındığında, ailede Hz. İsa dışında başka çocuklar bulunduğuna dair en ufak bir ipucu olmadığı gibi, aksine tek çocuk olduğu hususu daha uygun düşmektedir.
Bir diğer husus şudur: Yuhanna İncili’nde anlatıldığına göre çarmıha gerildiği sırada Hz. İsa, annesi Hz. Meryem’i havarilerden Yuhanna’ya emanet eder.39 Burada akla hemen şu soru gelmektedir: Matta ve Markos İncillerinde isimleri de verilerek Hz. İsa’nın kardeşleri olduğu belirtilen dört kişi, gerçekten Hz. Meryem’in diğer oğulları ise ve hatta onlardan başka kızları da var idiyse, onlar dururken Hz. İsa, annesini neden başkasına emanet etmiştir?! İncillerde Hz. Meryem’in kocası olduğu belirtilen Yusuf adlı kişinin bu esnada hayatta olmadığı varsayılsa bile, iddia edilen diğer kardeşlerinin varlığından söz bile edilmeyişi, söz konusu iddianın geçersizliğini ortaya koyan bir başka gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

d) “Kardeş” Tabirinin Hz. İsa ile İlgili Kullanımı
“Kardeş” tabirinin Hz. İsa ile ilgili geçtiği yerlere gelince bunların çoğunda, bu tabirin mecaz anlamda kullanıldığı ilk bakışta anlaşılmaktadır ve aksine ihtimal verilmeyecek derecede açıktır. Meselâ Matta, Markos ve Luka İncilleriyle Tomas İncilinde yer alan bir anlatımda Hz. İsa’ya, annesiyle kardeşlerinin kendisiyle konuşmak istedikleri söylendiğinde “Göklerdeki Babam’ın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.” der.40 Yine Yuhanna İncilinde Hz. İsa’nın, vefatından sonra dirilerek Mecdelli Meryem’e görünmesi anlatılır. Orada Hz. İsa ona “Kardeşlerime git ve onlara söyle; benim Babam’ın ve sizin Babanız’ın, benim Tanrım’ın ve sizin Tanrınız’ın yanına çıkıyorum.” der. Ardından kullanılan ifade, “kardeş” tabirinin mecaz anlamda kullanıldığını ortaya koymaktadır: “Mecdelli Meryem öğrencilerin yanına gitti.”41 Her iki örnekte de görüldüğü gibi “kardeş” tabiri, Hz. İsa’nın “din kardeşleri”ni ifade etmektedir.42
Sadece Yuhanna İncilinde yer alan bir başka kullanımda Hz. İsa’nın “kardeşleri”, Yahudiler’in Çardak bayramı yaklaştığı için ona şu an İsrail’in kuzeyinde bulunan Galile’den ayrılıp Yahudiye’ye gitmesini teklif ederler. Hz. İsa önce onlara bazı gerekçeler beyan edip gitmez, ancak kardeşlerinin bayram için Yahudiye’ye gitmeleri üzerine o da gizlice oraya gider.43 Yine sadece Yuhanna İncilinin kaydettiğine göre, Kana köyündeki şarap mucizesinden sonra “Hz. İsa, annesi, kardeşleri ve öğrencilerinin Kefarnahum’a gidip orada birkaç gün kaldıkları” ifade edilmektedir.44 Görüldüğü gibi bu iki anlatımdan da Hz. İsa’nın kesin olarak nesep kardeşlerini çıkarmak mümkün görünmemektedir.
Ünlü Yahudi tarihçi Flavius Josephus (M.S. 38-100), “Antiquities of the Jews” adlı eserinde Hz. İsa’nın en azından Yakup adlı bir erkek kardeşi olduğunu ileri sürmektedir.45 Ancak Hz. İsa’nın kuzeni olarak bilinen ve 120 yaşında öldüğü nakledilen Simeon bar Cleopas, Hz. İsa’ nın erkek kardeşi olduğu ileri sürülen Yakup adlı kişinin, M.S. 62 yılında taşlanarak öldürüldüğünde 96 yaşında olduğunu belirtmektedir.46 Buna göre Yakup’un doğum tarihi M.Ö. 34 olmaktadır ki, Hz. İsa’nın kardeşi olmak bir yana, Hz. Meryem’den bile daha yaşlıdır. Yani diğer bir deyişle, iddia edildiğinin aksine Hz. İsa’nın sözü edilen kişiyle neseben kardeş olması mümkün değildir.
Diğer taraftan Matta ve Markos’ta Hz. İsa’nın kardeşleriyle ilgili aynı olayı zikreden Luka’nın, kardeşleri olarak belirtilen isimleri saymadığı gibi “kardeşler” ifadesine yer bile vermeyişi,47 “kardeşler” konusunun ittifak edilen bir husus olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ayrıca havariler listesiyle bu isimler karşılaştırıldığında oldukça ilginç bir bağlantı daha ortaya çıkmaktadır: Sadece Matta ve Markos İncillerinde Hz. İsa’nın kardeşleri gibi zikredilen bu dört isimden Yusuf hariç diğer üçü, onun seçtiği havariler listesindeki isimlerle örtüşmektedir. Şöyle ki: Sinoptik İnciller ile Barnaba, ayrıca Taberî ve İbn Kesîr tefsirlerindeki havari listesinde iki ayrı “Simun” ve iki ayrı “Yakup” zikredilmektedir. Yine Hz. İsa’ya ihanet eden Yahuda İscariot da kaynakların hepsindeki ortak isimdir.48
“Kardeş” kelimesinin kullanımıyla ilgili benzer bir durum Kur’ân-ı Kerîm’deki iki farklı âyette de sözkonusudur. Bunlardan birinde, “Âd kavmine de, kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik.”49 buyurulmakta ve bundan neseben kardeş anlaşılmamaktadır. Diğerinde ise İsrailoğullarının Hz. Meryem’e hitaben “Ey Hârûn’un kızkardeşi”50 şeklindeki ifadeleridir ki, müfessirler buradaki “kızkardeş” tabirinin gerçek anlamda neseben “kızkardeş” olmadığı üzerinde durmuşlardır.51 Nitekim Peygamberimiz de, bu hususu “İsrailoğullarının, çocuklarına geçmiş peygamberlerin ve salih kulların isimlerini verdikleri olurdu.”52 şeklinde izah etmektedir. Ayrıca günümüzde rahibelere “kızkardeş” anlamında “sister” denilmesi de bu hususu destekleyen canlı bir örnek durumundadır.
Şu halde Hz. İsa’nın kardeşleri olarak zikredilen isimlerle, büyük ihtimalle onun yakın çevresindeki isimlerin kastedildiğini ve bunun “din kardeşleri” anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür.

e) Değerlendirme
Âyetler, hadisler ve İncillerde Hz. Meryem’in iffeti ve Hz. İsa’yı babasız dünyaya getirdiği, oldukça net bir şekilde anlaşılmaktadır. İslâm dinine göre Hz. Meryem, hem Hz. İsa’yı dünyaya getirişinde hem de sonraki hayatında hiçbir erkekle evlenmemiştir. Dolayısıyla Hz. İsa’nın her ne surette olursa olsun kardeşlerinin olabileceğini söylemek mümkün değildir.
Kur’ân’da Hz. İsa’nın anneannesinin yaptığı, kızı Hz. Meryem için “Ben onu da, onun neslinden gelecekleri de o mel’un şeytanın şerrinden korumanı niyaz ediyorum.” şeklindeki duadan, Hz. İsa’nın kardeşleri olduğu sonucunu çıkarmak ise tamamen zorlamalı ve delilden yoksun bir iddiadan ibarettir.
Önde gelen iki Hıristiyan mezhebi Katolik ve Ortodokslar, Yeni Ahit’te belirtildiğinden ötürü “Hz. Meryem’in, nişanlısı Yusuf’la evlendiği”ni kabul etmekle beraber onun bütün hayatı boyunca bâkire kaldığını söylemiş, Protestanlar ise bunun Hz. İsa’nın doğumundan sonra devam etmediğini ileri sürmüşlerdir. Fakat bu, sadece onların iddiası olarak kalmış, aynı İncil’e muhatap olmalarına rağmen Katolik ve Ortodokslar bu iddiayı kabul etmemişlerdir.
“Hz. İsa’nın kardeşleri” olduğu düşüncesine kaynaklık eden hususlar arasında en tutarlı görüneni, Yeni Ahit’in değişik yerlerinde bazen ismen de zikredilen “Hz. İsa’nın kardeşleri” ve “kız kardeşleri” tabirleridir. Ancak Hıristiyanların kutsal metinleri olan Eski Ahit ve Yeni Ahit incelendiğinde, “kardeş” sözcüğünün çok geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğu görülmektedir. Üstelik Maurice Bucaille’nin de belirttiği gibi, hem İbranice aslından yapılan tercümeler hem de daha sonraki yıllarda farklı dillere yapılan tercümeler sırasında anlam kaymaları olmuş, “kardeş” sözcüğü, yakın akraba ve yakın çevreyi ifade için de kullanılmıştır. Nitekim “kardeş” tabirinin Hz. İsa ile ilgili geçtiği yerlerin çoğunda, bu tabirin mecaz anlamda kullanıldığı aksine ihtimal verilmeyecek derecede açıktır. Meselâ bunlardan birinde, annesiyle kardeşlerinin kendisiyle konuşmak istedikleri kendisine söylenince Hz. İsa, “Göklerdeki Babam’ın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.” der.
Bunlar dışında Matta ve Markos İncillerinde Hz. İsa’nın kardeşleri olarak bizzat dört ismin zikredildiği görülmektedir. Ancak “kardeşler” konusu da ittifak edilen bir husus değildir. Zira aynı olayı zikreden Luka, söz konusu isimleri saymadığı gibi “kardeşler” ifadesine dahi yer vermemektedir. Ayrıca Hz. İsa’nın kardeşleriymiş gibi zikredilen bu dört isimden Yusuf hariç diğer üçü, havari isimleriyle örtüşmektedir ki bu husus, “kardeşler” ifadesiyle Hz. İsa’nın en yakınında bulunan havarilerin kastedilmiş olabileceğini akla getiren bir başka husustur.
Sonuç olarak, Hz. İsa’nın “kardeşleri” tabiri ile, büyük ihtimalle onun yakın çevresindeki isimlerin kastedildiğini, bu tabirin genelde “din kardeşleri” anlamında kullanıldığını ve buna bağlı olarak bu isimlerin gerçek kardeş değil, havariler gibi yakın çevreyi ifade ettiğini söylemek gerekir.


* Araştırmacı - Yazar
acetinkaya@yeniumit.com.tr

DİPNOTLAR
1. Enbiyâ, 21; 91.
2. Tahrîm, 66; 12.
3. Âl-i İmran, 3; 47.
4. Meryem, 19; 20.
5. Bkz.: Nisâ, 4; 155-158.
6. Bkz.: Bucaille, Kitab-ı Mukaddes, Kur’ân ve Bilim (çev. Suat Yıldırım), s. 129; Tümer, Hz. Meryem, s. 108-109; Harman, “İsa”, TDV İA, XXVII, 467.
7. Bkz.: Âl-i İmran, 3; 36.
8. Bkz.: Bedir, Ahmet; Kur’ân ve İncillere Göre Hz. İsa’nın Var Olduğu İleri Sürülen Kardeşleri Meselesi, Harran Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sayı 4, Urfa, 1998, s. 124-131.
9. Bkz.: et-Taberî, Tefsîr III, 238-240; el-Kurtubî, Tefsîr IV, 68; el-Beğavî, Tefsîr I, 295.
10. Buhârî, “bed’ü’l-halk” 11, “enbiyâ” 44, “tefsîru sûre (3)” 2; Müslim, “fedâil” 146, 147, “kader” 25.
11. Buhârî, “enbiyâ” 44, “tefsîru sûre (3)” 2; Müslim, “fedâil” 146; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned II, 274.
12. er-Râğıb el-İsfehânî, el-Müfredât “
ذ ر و” mad. s. 259.
13. ez-Zemahşerî, el-Fâik II/7; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye II/157; el-Fîrûzâbâdî, el-Kâmûs I/51, 507.
14. el-Beğavî, Tefsîr I, 297; el-Kurtubî, Tefsîr IV, 68.
15. Bkz.: Bakara, 2; 124, 128, 266; Âl-i İmran, 3; 34, 36, 38; Nisâ, 4; 9; En’âm, 6; 84, 133; A’râf, 7; 172, 173; Ra’d, 13; 38; İbrahim, 14; 37, 40; İsrâ, 17; 3, 62; Kehf, 18; 50; Meryem, 19; 58; Ankebût, 29; 27; Yâsîn, 36; 41; Sâffât, 37; 77, 113; Ahkaf, 46; 15; Tûr, 52; 21; Hadîd, 57; 26.
16. Bkz.: En’âm, 6; 87; Ra’d, 13; 23; Furkan, 25; 74; Mü’min, 40; 8.
17. Bkz.: Yûnus, 10; 83.
18. Âl-i İmran, 3; 47; Meryem, 19; 20; Enbiyâ, 21; 91; Tahrîm, 66; 12. Ayrıca bkz.: Y.Ahit, luk. 1:34.
19. Bkz.: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned I, 202, 461, V, 291; et-Tayâlisî, el-Müsned s. 46; Abd b. Humeyd, el-Müsned s. 193.
20. Bkz.: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned I, 461; et-Tayâlisî, el-Müsned s. 46; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef VII, 350.
21. Bkz.: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned I, 461; et-Tayâlisî, el-Müsned s. 46; Saîd b. Mansûr, Kitâbü’s-sünen II, 228.
22. İbnü’l-Esîr, en-Nihâye III, 196; İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab “
ب ك ر” mad. (IV, 78).
23. İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab “
ب ت ل” mad. (XI, 43); el-Fîrûzâbâdî, el-Kâmûs I, 1246.
24. Bkz.: İbn Hacer, Fethu’l-bârî VI, 470.
25. Bkz.: E.Ahit, 2sa. 1:26; E.Ahit, amo. 1:11.
26. Bkz.: E.Ahit, yar. 14:13-14.
27. Bkz.: E.Ahit, yar. 11:26-31.
28. Bkz.: E.Ahit, yar. 29:15.
29. Bkz.: E.Ahit, yas. 23:7; neh. 5:7; yer. 34:9.
30. Bkz.: E.Ahit, ezg. 4:9-12, 5:1.
31. Bkz.: Bucaille, a.g.e., s. 129.
32. Bkz.: 1.http://www.isamesih.org/modules.php?name=News&file=comments&sid=129&tid=242&mode=&order=&thold; 2.http://www.kilise.netfirms.com/Katolik%20Kilisesi/mesihisaninkardeslerivarmiydi.html
33. Bkz.: Y.Ahit, mat. 1:18-25; luk. 1:26-27; luk. 2:5.
34. “Dayısının oğlu” (İbn Kesîr, Târîh II, 68) ve “Amcasının oğlu” (el-Âlûsî, Tefsîr XVI, 80) diye belirtenler de vardır.
35. Bkz.: et-Taberî, Tefsîr XVI, 64-5; et-Taberî, Târîh I, 350; İbn Kesîr, Tefsîr III, 113.
36. Bkz.: Y.Ahit, luk. 2:6-7; Y.Ahit, luk. 2:23.
37. Bkz.: Y.Ahit, luk. 2:23.
38. Bkz.: Y.Ahit, luk. 2:41-52.
39. Bkz.: Y.Ahit, yuh. 19:26-19:27.
40. Bkz.: Y.Ahit, mat. 12:46-50; Y.Ahit, mar. 3:31-35; Y.Ahit, luk. 8:19-21. Ayrıca bkz.: Özemre, Ahmed Yüksel; Toma’ya Göre İncil, İyi adam yayınları, İstanbul, 2002, s. 101
41. Bkz.: Y.Ahit, yuh. 20:10-18.
42. “Kardeş” tabirinin Hz. İsa’nın “din kardeşleri”ni ifade ettiği başka yerler için bkz.: Y.Ahit, mat. 28:1-10; Y.Ahit, Y.Ahit, elc. 1:14-16.
43. Bkz.: Y.Ahit, yuh. 7:3-10.
44. Bkz.: Y.Ahit, yuh. 2:12.
45. Bkz.: Aydın, Mahmut, “Yahudi Bir Peygamberden Gentile Tanrıya: İsa’nın Tanrısallaştırılma Süreci”, İslâmiyât III (2000), sayı 4, Ankara, 2000, s. 49. Ayrıca bkz.: http://www. kutsalkitap.org/eskiforum1/viewtopic. php?t=2&view=previous&sid= 3126262e90cf24429af82d06d00f1b3f; http://www.protestan.org/contents.php?id=31
46. Eisenman, Robert H.; James the Brother of Jesus, Penguin books, Paperback edition, 1998, s. 320.
47. Bkz.: Y.Ahit, luk. 4:14-30.
48. Barnaba, Yurtsever Simun yerine kendi adını zikreder. Luka ve Barnaba İncilleri Yahuda İscariot’tun dışında başka bir Yahuda daha zikrederler. Bkz.: Y.Ahit, mat. 10:1-4; Y.Ahit, mar. 3:13-19; Y.Ahit, luk. 6:12-16; Barnaba İncili 14; Özemre, a.g.e., s. 101 (99. hadis); et-Taberî, Tefsîr VI, 14-15; İbn Kesîr, Tefsîr I, 577.
49. Bkz.: Hûd, 11; 50.
50. Bkz.: Meryem, 19; 28.
51. et-Taberî, Tefsîr XVI, 77-78; Fahruddîn er-Râzî, Tefsîr XV, 327-328.
52. Müslim, “âdâb” 9; Tirmizî, “tefsîru sûre (19)” 1; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned IV, 252.

 

 

Hz. İsa ile ilgili ilk tarihsel belge bulundu

HZ. İSA’NIN KARDEŞİ Mİ?

Kasım CİNDEMİR/WASHINGTON

İsa Peygamber’in yaşamış olduğuna dair ilk tarihsel belge sayılabilecek yazılı bir kutu bulundu. 2000 yıllık olduğu belirtilen kireç taşından yapılmış kutunun üzerinde Aramice ‘‘Yakup, Yusuf’un oğlu, İsanın biraderi’’ ifadesi yazılı. Fransız uzman Andre Lemaire, bu ifadedeki ‘‘İsa’’ adı ile Hz. İsanın kast- edildiğini ileri sürdü. Kudüs’te bulunan kemik kutusunun milattan sonra 63 yılında yapıldığı tahmin ediliyor. O dönemde Musevi aileler, ölenlerinin kemiklerini kireç taşından yapılmış kutularda saklarlardı. Sorbonne Üniversitesi öğretim üyelerinen paleograf Andre Lemaire’nin konuyla ilgili makalesi ‘‘Biblical Archeology Review’’ adlı dergide yer aldı. Lemaire’nin iddiaları, uzmanlar arasında büyük bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

MERYEM’İN EVLİLİĞİ

Çeşitli uzmanlar, Lemaire’nin iddiasını kanıtlamanın mümkün olmadığını kaydettiler. Ayrıca, o dönemde ‘‘Yakup, Yusuf ve İsa’’ isimlerinin çok yaygın olduğunun da altı çizildi.Andre Lemaire’nin iddialarının doğru olması ise başka tartışmaları beraberinde getirecek. Bazı Hıristiyanlar, Yakup’un İsanın kardeşi ve Kudüs’teki Kilise’nin lideri olduğuna zaten inanıyor.

KATOLİKLERİN GÖRÜŞÜ

Protestanlar, Meryem Ana’nın bakireyken İsa’yı doğurduğu, daha sonra Yusuf ile evlenince Yakup ve diğer çocuklarının doğduğu tezini savunuyorlar. Katolik ve Ortodoks Kiliseleri ise Meryem Ana hakkındaki ‘‘sürekli bakirelik’’ öğretisinin şiddetli savunucuları. Bu teze göre, Meryem ile Yusuf arasında evlilik ilişkileri hiç yaşanmadı. Meryem’in tek oğlu, bakireyken dünyaya getirdiği Hz. İsa idi. Yakup ise Yusuf’un Meryem’den önce yaptığı evlilikten olmaydı. Katoliklere göre Yakup, İsanın sadece ikinci dereceden bir akrabası. Ancak, yeni kemik kutusundaki ifadeler bütün bu inanışların önüne soru işaretleri getiriyor.İncil akademisyenleri, gelecek ay Toronto’da yapılacak yıllık toplantıda bir araya gelerek bu konuyu enine boyuna tartışacaklar. Sert tartışma yaratan kemik kutusu da, Toronto’daki ‘‘Royal Ontario Museum’’ da sergilenecek. Bir savunma yazısı23.10.2002 HÜRRİYET GAZETESİ

 

 

Hz İsa öldü mü. Hz İsanın kardeşi var mı?

Sa, 04/07/2006

Değerli kardeşimiz;

Hz. İsa ölmemiştir ve kardeşi de yoktur.
Her peygamber ( a.s.m ) gibi Hz. İsa (a.s) da insanları hakka, hakikate davet ediyor, onları Allah’ın varlık ve birliğine inanmaya, Ona kul olmaya çağırıyordu.
Bu vazifesinde hiç tereddüt göstermiyor, korku ve endişeye kapılmıyordu. Davasında sebatkar ve sadıktı. Hz. İsa tebliğ vazifesini taviz vermeden yapmaya devam ettikçe Yahudilerin haset ve kinleri artıyordu. Sonunda bir hileye girişerek vücudunu ortadan kaldırmaya kadar yeltendiler ve planlarını tatbik sahasına koydular. İçlerinden Tatyanos isimli bir münafığı Hz İsa’nın yanına gönderdiler.
Kendileri de 4 bin kişilik bir kalabalıkla evinini etrafını çevirdiler. Tatyanos içeri girdiğinde Hz. İsa’yı bulamadı. Haberi duyurmak üzere dışarı çıkarken, Cenab-ı Hak onun yüzünü Hz. İsa’nın yüzüne benzetti. Yahudiler kendisini görür görmez, Hz. İsa zannederek yakaladılar. Her ne kadar “Ben İsa değilim” diye feryat etse de kimse dinlemedi. Sonunda çarmıha gererek öldürdüler.
Evet Hz. İsa Hâlâ hayattadır, ölmemiştir. Ahirzamanda ise yeryüzüne ineceğini pek çok sahih hadis bildirmiştir. Sahih-i Müslim’de Cabir bin Abdullah’ın rivayet ettiği hadis-i şerifin meali şöyledir: “Ümmetimden bir cemaat kıyamet gününe kadar hakka yardımcı ve hizmetçi olarak devam edecektir. Nihayet Meryemoğlu İsa iner, müslümanların emiri O’na der: “Gel, bize namaz kıldır.” Hz isa der: “Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer kısmı üzerine emirlersiniz.” (1)
Bu ve buna benzer rivayetleri Mektubat’ta tefsir ve izah eden Bediüzzaman şu hususlara dikkat çeker: Dünyayı saran dinsizlik cereyanı çok kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hıristiyanlık, özüne, yani tevhide yaklaşarak hurafelerden ve tahriflerden kurtulacak ve İslamiyet’le birleşecektir.
Bir bakıma, Hıristiyanlık bir biçimde İslam’a inkılap edecektir. Hakiki Hıristiyanlığın İslamiyet’e tabi olması neticesinde hak din büyük bir kuvvet bulacak ve dinsizlik cereyanı karşısında ayrı ayrı iken mağlup olan İslamiyet ve Hıristiyanlık dinleri birleşip büyük bir güç elde ederek onu bozguna uğratacaktır. Bu ittifakı gerçekleştirecek olan ahirzaman Hıristiyanları hakkında sahih rivayetlerde büyük medihler vardır.
Hz. İsa’nın cismen yeryüzüne inmesi konusuna gelince, bu hususu Mektubat’tan dinleyelim: “...Alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan Şahs-ı İsa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık (Peygamberimiz) bir Kadir-i Küll-i Şey’in (Allah’ın) vaadine istinat ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadir-i Küll-i Şey vaad etmiş, elbette yapacaktır.

Evet, her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretinde va’z eden (Hz. Cebrail’in Dıhye suretine girmesi gibi) ve ruhanileri alem-i ervahtan gönderip beşer suretinde temessül ettiren, hatta ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakim-i Zülcelal, Hz. İsa Aleyhisselamı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hatimesi için, değil semay-ı dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsa, belki alem-i ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azime için O’na yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm’in hikmetinden uzak değil, belki Onun hikmeti öyle iktiza ettiği için vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette gönderecek.
Hz. İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes Onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı (yakınları ve has dostları) nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

 



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9011
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6165
FATİHA SURESİ 5846
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4943
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3956

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.