Yeni kurananalitigi.com sitemizi ziyaret ettiniz mi?
10 Aralık 2018

 İletişim
 Özgeçmişim
 Kur'an Araştırmaları
 Basında 2001 Yayınları
 Meal-Tefsirimizin Ayrıcalıkları
 Bize Göre Tartışmalı Konular
 Kur'an'da Psikoloji
 Kur'an'da Ekoloji
 Kur'anda Kimya
 Siyasî İslam Önderleri
 Bir Sivil Toplum Örgütü: Tarikatler
 Kur'anda Belediyecilik
 Yâ. Sîn. Tefsiri ve Ashab-ı Karye
 Kur'anda Kelam
 İslam'da Nikah ve Kadın Hakları
 İslam'da Hılafet Merkezi
 KUTLU DOĞUM
 Erbakan Din Anlayışı
 İdeoloji ve Dinî Gelişim
 LAİKLİK VE İDEOLOJİ
 Münafık Vatandaş Kavramı
 KADER VE CİHAD
 Bu Görüşüme Katılır mısınız?
 FİZİK ve Teorik Fizikçiler
 KİTAP
 EVLİLİK-BOŞANMA
 TESETTÜR-ÇIPLAKLIK
 SPORUN SİYASİLİĞİ
 Şakî-Saîd Çatışması
 NİMET VE KARİZMA
 KISSALARIN ANLATTIĞI
 MİRAC VE IŞINLAMA
 RUH VE NEFS
 YARATILIŞ VE EVRİM
 ŞİRK VE TRAGEDYA
 ÖLÜMSÜZ KULLAR
 BÜYÜK PATLAYIŞ veya BİG BANG
 UZAY VE UZAYLILAR
 FATİHA SÛRESİ Tefsiri
 CUMU'A NAMAZI, tatil
 âidiyet ve din
 KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 Rahmet ve Tasavvufî Bilgi
 HACC VE İSLAMÎ MEDYA
 ÇAĞ AÇAN İNSANLARIN YAŞAMI
 ZİNA VE GENELEV GERÇEĞİ
 Kitaplarımız
 Sık Sorulan Sorular
 Resim Galerisi

E-Posta
info@2001yayinlari.com
salihparlak@2001yayinlari.com


DUYURULAR

2. baskı Kur'an-ı Kerim Meal-Tefsiri'miz çıktı
1. Baskı Meal-Tefsirimizdeki bazı yeni ve yabancı kavramlar biraz fazla eleştirilmişti.

Meal-Tefsirimizin 2. Baskısında, özellikle bu alışılmamış kavramlar meal metninden çıkarılmıştır. Dipnot bölümünde değerlendirilmişlerdir.

Bazı ayet-i kerimelerin 1. baskıdaki tercümesi biraz karışık gözükmekteydi. farkedilen bu karışık anlamlar, 2. baskıda yeniden düzenlenmiştir.

1. baskıda uzun ve anlamsızlaşan cümleler farkedilmiş, yeniden değerlendirilmiş, parçalanarak akıcılık sağlanmıştır.

1. baskıda meallerdeki açıklayıcı ve anlamsız uzatmalara neden olan bazı sözcükler, 2. baskıda çıkartılarak meale daha kolay anlaşılırlık ve sadelik sağlanmıştır.


* * *

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

Artık

BİLGİ TOPLUMUNUN CUM'A TATİL KÜLTÜRÜ

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Biz, bir toplum içinde yaşarız; öyleyse sosyal yaratığız ve sosyalleşmek zorundayız.

Biz, "Ümmet-i Muhammed" olmakla övünürüz; ama ümmet olabilmek ve toplum içinde sosyal bir organ olabilmek için bazı temel özellikleri yaşatmamız ve taşımamız gerektiğini unutmuşuz.

Resûlüllah'ın AS ümmetiyiz. Bu doğru! Amma Resûlüllah AS da beşer olarak fânîdir ve göçmüştür.

Her çağda o çağın insanı bir "Yaşayan Resûl" ve "Yaşayan İmam" aramalı ve bulmalıdır. O İmam'a kılavuzlanmak ve bir onunla âidiyet içinde olmak farz-ı ayndır.

Yaşayan İmam olmadan, ümmet olunmaz ki!

Resûlüllah SAV de beşerdir ve beşer olarak fânîdir ve dünyadan göçmüştür. Ümmetine "Kitap" ve "Sünnet"ini emanet etmiştir.

Her çağda, bu emâneti taşıyan, kılavuzluğunu yapan ve kendini Asr-ı Saâdet döneminde yaşatan "Büyük Adamlar" zincirinden bir zâtı seçmek ve ona tabi olmak ve o zâtı örnek almak ümmet olmanın ön koşuludur ve farzıdır.

Öyle bir zatı örnek almadan ve ona tabi olmadan ümmet olmak mümkün değildir.

İşte bu sosyalleşmeye, "cemâatleşme" denmektedir.

Bir cemâatin üyesi olmadan ümmet olmak nasıl düşünülebilir?
Allah CC, sosyalleşmemiz için üç büyük tatil anlayışını ve dinî ritüelini bizlere farz kılmıştır. a) Birincisi Cum'a Günü tatilidir. b) İkincisi mevsimlerin içine yayılmış "Haram Aylar"dır. c) Üçüncüsü de yıllık tatil olan "Hacc" mevsimidir.

İşte bu kitapta bu üç tatil gerçeğinin araştırılmasını bulacaksınız.

* * *

Nasıl Bir Kader Anlayışı
"BİLGİ TOPLUMUNUN KADER ANLAYIŞI"

adlı kitabımız yayınlanmıştır.

Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir.

Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kader tartışması vardır.

Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir.

Kader gerçeğinin, modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır.

Kader konusunu beyinlere, özellikle genç beyinlere öyle nakşedeceğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin.

Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin.

Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta görmüş olsun.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, hayır-şerr yargı düzeninin hidayet-dalâlet ikilisi biçiminde nasıl özetlendiğini bulacaksınız.

Bu kitapta; iyi sosyal düzeni de, kötü sosyal düzeni de kuran siyasî iradenin karizmatik halk kahramanını "Kurtuluş Savaşı"na taşıması için siyasî Müslüman'ın oylarıyla desteklemesi gerektiğini bulacaksınız.

Bu kitapta, ancak o siyasî tercih ile kaderde saîd veya şakî olduğu planlamasının dünya yaşamında kaza edileceğini bulacaksınız.

Evet bu kitapta, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da, evet; bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız.

Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta; Hz Ali-Muaviye çekişmelerinde, siyasî iradeyi, hayır-şerr sosyal düzeni için "Kurtuluş Savaşı" verme konusunda nasıl kullandıklarını bulacaksınız.

Bu kitapta, karşıt iki, iyi-kötü karizmatik halk kahramanı savaşında kader planlamasının nasıl kazaya dönüştüğünü göreceksiniz.

Yine bu kitapta, Şîa'nın "Oniki İmam Hareketi"nin kader konusunda ne anlam belirttiğini göreceksiniz. Hz Musa'nın, Hz Îsâ'nın ve Hz Muhammed'in "kendini ifade etme özgürlüğü" ve özel yetisi konusundaki karizmalarını da yeni bir anlayışta okuyacaksınız.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

"Bilgi Toplumunun Kader Anlayışı" adlı kitabımız yayınlanmıştır. Bu kitapta, kader anlayışımıza yeni bir bakışla: "hayır-şerr Allahtandır" temel tanımlanması noktasından girilmiştir. Kader anlayışı, sadece Müslümanlara özgü değildir. Her dinde ve her felsefî akımda, her millette, her dinde kade vardır. Bizim kadere getirdiğimiz yenilik, konuyu güncelleştirmektir. Modern devlet felsefesine eş değer bir konu olduğunu aşılamaktır. Kader konusunu beyinlere, özellikler genç beyinlere öyle nalşedeğiz ki Müslüman gençler veya İslamî düşünceyi sorgulayan gençler, anayasal siyasî devlet politikasını iyi-kötü değerler sistemi açısından irdelesin. Kur'an mesajındaki iyi-kötü değer yargı düzenini öğrensin. Devlet-Sivil Toplum Örgütlenmesi açısından İslam'ın da nasıl sivilleşeceğini, nasıl siyasallaşabileceğini, tartışılır duruma getirilebileceğini yalnız bu kitapta göreceksiniz.

Bu kitapta Kur'anın vitrini olan Fâtiha Sûresinde kaderin nasıl işlendiğini, siyasî İslam'ın da kader olayıyla nasıl yakından ilgili olduğunu da bu kitabın ilerleyen sayfalarında görecek ve ilgiyle okuyacaksınız. Kur'an-ı Kerimde bu bilgiler de var mıydı? diyeceksiniz ve hayranlığınızı gidereceksiniz.

Yine bu kitapta, kaderi tartışmanın hangi yönden veya yönlerden yasaklandığını da göreceksiniz. Eğer kaderi tartışmak; kayıtsız şartsız yasak olsaydı, bugün her önüne gelenin kader konusunda neden kitap yazmakta olduklarının cevabını bulamayacaktınız.

Eski mezheplerin kaderi kendi siyasî yapılanmaları kapsamında ele aldıklarını, bugünkü siyasî yapılanmaya o eski mezhep görüşlerinin tam ışık tutmadığını, aynı görüşler hiç değiştirilmeden alındığında, zor anlaşılır veya hiç anlaşılmaz bir kader anlayışıyla karşı karşıya kalacağımızı ve bugünkü siyasî yapılanmalar ışığında yeniden gözden geçirmelerin gerekeceğini ve kadere iyi bir sosyal bilimci, iyi bir siyaset bilimcisi olmadan cevap verilemeyeceğini de bu kitapta anlayacaksınız. Saygılarımla.

* * *


ZİYARET TRAFİĞİ
 Aktif Ziyaretçi 10
 Bugünkü Ziyaret 271
 Toplam Ziyaret 1100591

  Geri Dön

SİSTEMATİKLEŞTİREMEYENLER
EMİNE ŞENLİKOĞLU
Dini bilgilerini romanlaştırmak... tiyatrolaştırmak.... bilim kurgulaştırmak.... evet bizim gibi arayışlar içindeki kardeşimiz Emine Şenlikoğlu! Kendilerini Hilal TV "Hasıl-ı Kelam" programında dinledim. Bu sayfaya aktarmak istedim ve anladıklarımı bir nebze aktarmak ve paylaşmak istedim.

Emine Şenlikoğlu şimdi nerede ?.

by Emine Özkan Şenlikoğlu (Notlar)
on 19 Şubat 2010 Cuma...
SİBEL ERASLAN' ın yazısı
Onu tanıdığımda üniversite talebesiydim. Hapishaneden yeni çıkmıştı... 12 Eylül’ü göğüslediği gibi sonraları 28 Şubat’ı da göğüsleyecekti... Herkesin korkup kaçtığı günlerde, o direnendi, sözü olan... Mektup Dergisi’nin Fatih’teki bürosunda Şule Yüksel Şenler, Süreyya Yüksel, Bakiye Marangoz, Sabiha Ünlü, Hasibe Turan, Türkan Cumhur, Berat Benna (Üstad Hasan el-Benna’nın gelini), Aysel Zeynep Tozduman, Asiye Dilipak, Canan Ceylan birlikteydiler... Düşünüyorum da, gökyüzünün en parlak “Takım Yıldız”ı o zamanlar Mektup’ta asılıymış... Böyle güzel bir karmayı bir arada gören her talebe gibi gözlerim kamaşmıştı... Hâlâ bu tevafuk düşündürür beni: Hem akıllı, hem davaya gönül vermiş, hem de güzel kadınlardı hepsi de... Emine Şenlikoğlu, işte bu güçlü birikimi, “kadınların kaleminden kadın erkek herkese” logosuyla Mektup dergisinde çeviren bir enerji cevheriydi... Onlardan pek çok şey öğrendim. Şimdi düşündüğümde, bunun Allah vergisi bir bağış, nimet olduğunu daha iyi anlıyorum... Hayatta hiçbir kompleksi olmayan, çalışkanlığı ve azmi sayesinde Ferhat misali sıradağlar delen bir mizacı vardır Şenlikoğlu’nun.
Hayat ve akademi arasında asla bir araya gelmeyecek yakaları şevkle ve dirayetle yan yana getirebilecek kadar pratik bir zeka, cesaret ve hiç yenilmeyen bir özgüven diye düşünüyorum onu zihnimde andıkça...
Dürüst bir kalp, her zaman eleştiriye açık ve her tür tenkidi terakki için bir vesile addeden yılmaz bir çalışkanlık...
Onu hayatın her safhasında görebilirdiniz ki benim için asıl akıl almaz gelen şey budur... Bir gün evinden kovulmuş genç kızlarla, diğer gün koca dayağının altında inleyen sahipsiz kadınlarla, sokak çocuklarıyla, öbür gün profesörlerle veya düşünür, yönetmen, müzisyenlerle... Her anı ve yüzü, geniş kalbinde sığdıracak yeri bulan, müthiş dinleme ve işitme yetisiyle...
Onun için kitap değirmeni diyebilirim. Ama yazdıklarından çok okuduklarına hayret etmemek elde değildir... Hayatının her anında ya talebe ya eğitmen olmuştur ama çoğu kez ikisi bir aradadır. Her anı, yeni doğmuş bir bebeğe has merakla, her anı birazdan göçecek bir canın acelesiyle yaşadığına eminim...
Gözleri... Beni en çok gözleri etkilemiştir... Zeka, güven ve insanı kısa zamanda sadece kendisine bakıyor izlenimi altında karşısındakiyle bütünleştiren, ikna eden gözleri... Dinleyen, işiten, kabul ettiği kadar itiraz da eden gözleri... Çok az kereler, çevresini saran onca kalabalığın içinde yapayalnızlığın kederini de yakalayabildiğim güzel gözleri... Arşimet’in kız kardeşini andıran edayla, “bana bir kaldıraç verin dünyayı yerinden oynatırım” itikadını taşır.
Nazarında küçük, kısa, hafif, aşağı, dipte, imkansız gibi sözcüklere yer yoktur. Kabul ettikleri kadar, kabul etmedikleri de vardır. Soru sormak ve öğrenmek konusundaki heyecanı, sanırım onu sonsuza kadar genç bir kızın merakıyla tutacaktır. Onu yıllardır tanıyorum ve hiç yaşlanmadığına şahidim. Ruhu her daim diri ve atılım içindedir...
Okuduğu nice kitap ve yıllar süren araştırmalarından sonra, diyebilirim ki kendinden önceki tüm alim ve müfredat sahibi bilginlerin en büyük şansı, onunla çağdaş olmamalarındadır. Zira hepsiyle de büyük ihtimalle münazaraya girer, yönelteceği binbir sual ve gayretiyle pes ettirirdi... Taklit etmez, tahkik eder. Boyun bükmez, irade eder...
Batılı olsaydı, feminizmin önderlerinden kabul edilebilirdi... Bununla birlikte Türkiye’deki kadın hareketlerini inceleyen Doğulu/Batılı tüm araştırmacıların ismini atlayarak geçemeyeceği kadar ciddi bir performansın, hareketliliğin liderlerindendir... Onunla her konuda aynı fikirde miyiz? Ümmetin birliği ve beraberliği, insanlığın hukuku ve barış temennisinde elbette evet... Ama metod ve kişisel yatkınlıklar, ilim ve sanata dair seçimler, hassasiyetler konusunda, her bir insan tekinin kendi öz yolu ve şahsi kader macerası olduğu da açıktır... Emine Şenlikoğlu’nun Belçika’da bulunduğunu ve ciddi bir tedavi gördüğünü öğrendim. Benim de rahatsızlık günlerime denk geldiğinden olsa gerek, haberleşememişiz. En son “one minute” gününde, Şam ve Halep’te birlikteydik. Eşi Recep Özkan Bey’in güzel Kur’an tilavetini, kendisinin hasbihal ve sohbetlerini dinleme şansımız olmuştu... Bunca yıldır İslâm davası için çarpmış bu yüreğin yorgunluğunu fark eder gibi olmuşsam da, hapishanelerden ve bilumum çilelerden geçmişliğine vermeye alışık olduğumuz haliyle; “Emine Abla bu, sıradağlar gibidir” demiştik... Oysa dağların da yüreği vardır ve incinir. Onun yüreğine indirenlerden birisi de maalesef benim, “sinema filmi çekeceği”ni duyduğumda, “non pasaran” demiştim... Keşke böyle demeseydim. Keşke bir an evvel iyileşse, keşke ülkesine, İstanbul’a bir an evvel dönebilse... Söz veriyorum çekeceği filmin ayak işlerini ben göreceğim... İnşallah onu Emirgan’a, Yahya Efendi’ye, Sultanahmet’e götüreceğim. İnşallah o çok sevdiği bahar günlerinde yine vapura bineriz, denize bakarız, ona ezberlediğim yeni ayetleri okurum, ilahi söyleriz, belki laleler açmış olur, lale bahçesine de gideriz... Yeter ki iyileşsin... Onu çok merak ediyorum... Sadece ben değil, onun hakkını hiç birimiz ödeyemeyiz... Sizlerden ricam; şu vefasız ve yalan dünyada, hak ve hakikat adına, onun selameti ve sıhhati için yürekten dua etmenizdir... Ben, ediyorum... (Telefonu benden aldığınızı sakın söylemeyin, seslerinizin ona şifa olacağını bildiğimden veriyorum ben de zaten: 0090485482727)
 

Emine Şenlikoğlu cezaevi günlerini anlattı

Emeti Saruhan'ın röportajı

Devrim yapacağım zannediyordum

Yazar Emine Şenlikoğlu yazdığı kitaplarla 'genç nesillerin imanını kurtarmaya çalışan' öncülerden biri. Geriye baktığında kendini eleştirmekten çekinmeyen Şenlikoğlu, "Ekranda üslup hataları yaptım. Keşke Türkçe'yi öğrenip sonra kitap yazsaydım" diyebiliyor. Yakındığı nokta ise "Bazı Müslümanların onu yanlış anlaması".

28 Şubat'ta bazı Müslümanlar kullanıldı!

Genç bir kadın olarak hapse girdiniz. Nasıl muamele gördünüz?

Bir subay vardı, şimdi o hapishanede. Beni gördüğü her yerde "Seni bu cezaevinden delirtmeden çıkartmayacağız" diyordu. O subay sayımlarda yanıma bir asker göndertir, "Komutanım dedi ki, onu delirtmeden buradan çıkartmayacağız. Bu gece seni falakaya yatıracak" dedirtirdi. Bu bekleyişin nasıl bir şey olduğunu tahmin edebiliyor musunuz? Çanakkale Cezaevi'ne gönderdiler. Orada Allah'a ve İslam'a tam inanan bir mahkum yoktu. Oradaki insanları tanıyıncaya kadar, gelip beni öldürürler diye geceleri hiç uyumadım. Ayağıma pranga vuruyorlardı, ellerime kelepçe takıyorlardı ve iki erkeğin arasında götürüyorlardı götürecekleri yere.

TEHLİKELİ TERÖRİST

Sadece kitap yazmıştınız. Neden böyle davranıyorlardı?

Kin ve nefretleri İslam'a, kitap bahane oldu. Bir gün dosyamı gördüm. "Çok tehlikeli, terörist" yazıyor. Nasıl terörist olabilirim. Yazdıklarımda terörizmi destekleyen bir cümle yok. O zaman gencim. "Bir terörist olayım da, terörist görsün gözleri" dedim ama sonra İslami bilimler benim o deli dolu halimi benden aldı. Cezaevinde delirmemek için yöntemler aradım. Farsça, İngilizce çalıştım. Öğrendiğimi hızla unuttum. Yedi kitap yazdım. 300 kitap okudum. Yazılarıma el koyuyorlardı. Bu da yakalanırsa diye sonra tamamlamak üzere yarım yamalak yazardım. Kelepçeli Kalemim'i merdiven altlarında yazdım cezaevinde.

Çok sayıda hayranınız vardı değil mi?

O dönemde sanki başka bir gönül, başka bir ruh vardı. Yargılandığımda o kadar çok mektup aldım ki. "Ablacım sen yargılanma, o suçu ben alayım üzerime" diyenlerin haddi hesabı yoktu. Sonraları çok davalar oldu, mahkemelerimi bile sormadı kimse. Çok tuhaf gelmişti bana. Tayyip Bey geldikten sonra mahkeme görmedim zaten.

Neden böyle bir kopma yaşandı?

Grup taassuplarının artışından oldu. İkincisi İslami kesim beni yanlış anladı. Birilerini tanımamı bile sanki karanlık çevrenin insanı olduğum gibi yorumlayabildi bir gazete. Feraset gözünüz yoksa ben sizi babanızın casus olduğuna, kafir olduğuna ancak rol icabı Müslüman göründüğüne inandırabilirim. Bu Müslümanların zayıf yönünü Ergenekon müthiş şekilde yakalayıp kullandı. Herkes herkesten şüphe etmeye başladı. Bana çok ünlü ve sevdiğimiz yazarlar için öyle şeyler söylendi ki. "O Amerika'ya satılık. Müslümanların içine giren bir casus" gibi.

BAZI MÜSLÜMANLAR DÖKÜLDÜLER

Kimler hakkında?

İsim vermeyeyim. İnsanın bir aklı vardır, bir de kalbinin onayı vardır. Bazı Müslümanlar 28 Şubat'ta, 12 Eylül'de gerçekten çuvalladılar, döküldüler. Bazıları kale gibi ayakta kaldı. Ergenekoncular o kadar enteresan işler yaptılar ki! Aman Yarabbi. Yüz yazar, bin yıl yazsa ancak dile getirebilir. Bazı yazarları ele geçirdiler. Beyinlerine girdiler. Benim için biri öyle bir kitap yazmış ki iktidarı ele geçirdiklerinde hepimizi nasıl asacaklarının planını yapmışlar zaten. Ahtapot gibi her yeri sarmışlar. Erdoğan ve ekibi çok büyük cesaretle üzerlerine gitti de, halk biraz görmeye başladı. Daha halkın bilmediği çok şey var. Öyle şeyler var ki, halk duyduğu zaman kendini korku filminde sanır. Allah'tan başbakanımız çok usta halkın psikolojisi bozulmayacak şekilde bazı konuları yavaş yavaş ortaya çıkarıyor. Birden ortaya çıkarsa "Aman Ya Rabbim biz nasıl bu kadar uyuduk" diyecekler.

Siz nasıl biliyorsunuz bunları?

Bunları yaşadım ben. Öyle şeyden hapis cezası aldım ki, aklınız hayaliniz durur. Televizyona çıkma işini ben kendim planladım ama beni sanki karanlık işlerin oyununa gelmişim gibi lanse ettiler. Halbuki ben televizyona Müslüman kadının çıkması gerektiğini düşünüyordum. Bir televizyon muhabirine "Neden hiç İslami kesimden kapalı kadın çıkarmıyorsunuz" dedim. "Çıkaralım, var mı?" dedi. Hemen arkadaşları aradım. "Televizyona çıkmamız lazım" diye. Kimse çıkmayınca ben çıktım. Benim stratejimdi o. Üslup hatası yaptım ama kimsenin oyununu oynamadım ben.

BAZI ŞEYLERİ KOLAY ZANNETMİŞİM

Keşke TV'lere çıkmasaydım diyor musunuz?

Keşke daha dikkatli bir üslupla konuşsaydım diyorum. Keşke çıkmasaydım dediğim var ama 15 programa çıktıysam böylesi ancak 2 tanedir. Üslup bakımından ise keşkelerim çok. Benim televizyon kurdu olmamam, psikolojik savaş kurallarını yeterince bilmemem, televizyonda müthiş bir görüntü yanlışı yapmama sebep oldu. O dönem rahatsızlıklarım da vardı. Çok büyük sancılar içindeyken ben televizyonda konuşma yapıyordum.

Provoke edildiğinizi mi düşünüyorsunuz?

Hayır ben istediğimi konuştum ama kestiler. Kadir Çelik'e hakkımı asla helal etmezdim ama canlı yayında benden özür diledi. Kadir Çelik de farkına varamadı. Çünkü orada da vardı karanlık kimseler. Bant çektik. Ben konferans için Fransa'ya gittim. Bir baktım televizyonda program canlı diye veriliyor. Kesmişler, kesmişler. Toktamış Ateş'in karşısına yüz bir delille gittiğim halde sanki hiç delil sunamamışım, hiçbir şey götürememişim. O kadar kurnaz konuşuyordu ki Toktamış Ateş de. "Emine Hanım hiç delil getiremediniz" diye. Tamamen makaslanmış. Ben ondan sonra emin olmadığım kişilerle bant yayına katılmıyorum.

Hayatınızda görememişim dediğiniz ne var?

Çocuklarımdan çok sık uzak kaldım. Bazı şeyleri çok kolay zannettim. Ben devrim yapacağıma inanıyordum. Bu inanılacak bir şey mi? Ben kim oluyordum da devrim yapacaktım. Ama ben çok güçlü iman ettiğimi ve bu imanın sayesinde devrim yapacağımı düşünüyordum. Şimdi geriye baktığımda görüyorum ki böyle bir imkanım yokmuş. Yüzbinlerin gönlünde devrim yaptım çok şükür ama hayalim çok daha büyüktü. Büyük hayalle koşarken bir saat dinlenmezdim. Ailemle 3 gece üst üste iftar yapmadım. Hatamı enteresan bir şekilde anladım.

Nasıl anladınız?

Deprem gecesi ev sallanıyor çatırdıyor. Allah indinde makbul ne yaptığımı düşündüm. Keşke Kılavuz kitabını bitirebilseydim dedim. Sonra "Oh be dünya nihayet senden kurtuluyorum" dedim. Aradan 15 gün geçti. Farkına vardım ki deprem gecesi bilinçaltım sergilenmiş. Kendime nasıl zulmettim ki ölüyorum diye sevindim. Dernek başkanlığı vardı üzerimde, çok Kur'an kurslarım vardı. Alim kişilere sordum; "Ya yazarlığı bırakacağım ya kursları, ya derneği ya dergiyi. Hangisini bırakayım?" Yazarlıkta binlerce kişiye ulaşırsın, kursu ve derneği kapat dediler. Derhal kapattım. Konferanslarımı haftada 2'ye indirdim. Yangını tek başıma söndüremeyeceğimi anladım. Allah'ın bana vermediğini ben kendime vermişim görev olarak.

Tuncay Güney'in MİT'çi olduğuna yeni yeni inanıyorum

Fadime Şahin'le tanışıklığınız bazı insanların kafasını karıştırdı?

Fadime Şahin hiçbir zaman bu medyanın tanıttığı gibi bir insan değil. Ben Fadime Şahin'i ilk kez televizyonda gördüm. Mısır'daydım. Bu kız masuma benziyor, birileri kullanmış olabilir diye atladım geldim. Kızı Ergenekoncular kullandı tamam ama kızın haberi yok.

Tuncay Güney'i için söyledikleriniz de soru işaretleri oluşturdu.

Araba çalmış dediler, çalmaz. Çünkü insanın bir feraset gözü var. Anlıyor insan. Tuncay Güney Ergenekoncu değil ki. Ama son zamanlarda sinirlenmeye de başladım iç dünyamda. Neden MİT'te çalışıyorsa, ki sanıyorum çalışıyor, söylemedi bana. Son zamanlarda aklım başıma gelmeye başladı. Çok kırıldım. Madem ki göründüğü kadar dosttu, neden söylemedi MİT'te çalıştığını. Söyleyebilirdi. Bir takım konular söylüyordu ama daha çok yardımcı olabilirdi. Maktüle katil olmama şerefi yeter. O kötü bir görevdeyse bana o görevde olmamak yeter. Aldanmış olabilirim.

Hapse girince asılan masumları anlatamadım

"Bize Nasıl Kıydınız" kitabınız film yapıldı. Film kitabı yansıtıyor muydu?

Aslına sadık kalınmak üzere müsaade ettim fakat başka öykülerimden parçalar alıp karıştırarak yaptılar filmi. Romanın orijinal hali değiştirilmiş oldu. Tam iki ay hasta yattım üzüntümden. Çünkü bir insanın hayalleri vardır, sadık kalınmadı. Güvenmiştim, anlaşma falan yapmadık. O günden sonra babamın oğluyla anlaşma yapmadan iş yapmam. Çok sarsıldım ama dostlarımdı. "Dosttan gelen hoştur" deyip mahkemeye vermedim.

"Bize Nasıl Kıydınız" aslında sizin hikayenizmiş?

Benim hikayemden kesitler var içinde ama başlı başına benim hikayem değil. Yaşayan bir kardeşimizin hikayesi. Bize Nasıl Kıydınız'ı bitirmeden hapse atıldım. Öyle olmasaydı ya 2. cildi çıkacaktı ya da 500- 600 sayfa kadar olacaktı. O masumane, tertemiz insanların İstiklal Mahkemeleri'nde asılma hikayeleri olacaktı. O yüzden adı Bize Nasıl Kıydınız'dı. Ben hapse girince çok kısa kesmek zorunda kaldım. 2. cildini yazmam için çok ısrar var. Belki yazarım.

Nasıl yazmaya karar verdiniz bu insanların hikayesini?

1979'da Rize'de Ortacami'de vaazım vardı. Kalabalık bir grup olarak yürüyerek gidiyoruz. Bir yere gelince hanımlardan biri durdu yanda bir ağaca bakarak ağlamaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Sonra hikayesini anlattı. Babası imammış. O çocukken jandarmalar gelip almışlar babasını. İkindiden sonra gelmeyince annesi "Git bir bak babana" diye onu göndermiş. Buraya gelince gözü ağaca takılmış. Bir de bakmış babası ağaçta asılı. Orada ben o kadar kötü oldum ki, kendi babam gibi düşündüm. Bir evladın acısı, bu acı nasıl tarif edilebilir. Fakat cezaevine girdiğim için Bize Nasıl Kıydınız böyle bitti.

Hapse girmeniz daha ilk kitabınız nedeniyle oldu değil mi?

İlk kitabım "Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar" birden bire çok tutulunca biri beni ihbar etmiş. Bu ihbarı değerlendiren Ergenekon zihniyetli kişiler hiç boş durmadılar. 15 yıldan dava açtırdılar. Ne varsa o kitapta? Sonra mahkemede iyi halden düştüler, sekiz buçuk yıl hapis cezası verdiler.

Devam eden davalarınız var mı?

Şu an yok. Faşizmin koyduğu bazı maddeler kaldırıldı. Darısı diğer faşist maddelerin üzerine olsun. 30 - 40 yıl ceza alacaktım. Abdurrahman Dilipak 300 yıl ceza aldı. Yaşar Kaplan gibi Selahattin Eş gibi yurt dışına hicret eden yazarlarımız oldu. Cezaevlerinde hala ceza alan insanlar var. Mesela Salih Mirzabeyoğlu'nun cezası nasıl verildi. Kamuoyu bu konuda hiç bilgilendirildi mi? AİHM nedense Mirzabeyoğlu'nu görmedi. Şu anda cezaevinde haksız yere, faşizmin diktatörlük etkisiyle yatan birçok masum insan var.

Orta ve liseyi dışarıdan bitirdiniz. Neden?

Araştırmalarım var, bazı şeyler buldum. Fakat dünyaya kabul ettirmem çok zor. Ben profesör olursam bunları kabul ettirebilirim dedim. Fakat profesörlüğün farklı bir prosedürü varmış. Benim için hayat sadece cihattı. O kadar ileri gitmişim ki görmem gereken pek çok konuyu görmeden koşmuşum.

Saldıran taksiciyi karate ile arabasına yapıştırdım

Çevrenizde nasıl tanınıyorsunuz?

Kendime yalnız yazar diye isim koydum. O kadar sene yurt dışındaydım, bir kişi arayıp sormadı "neden gittin, bir sorunun mu var" diye. Nasıl görüyorlarsa beni, karşılaştığımızda ilk tepki "Aa sen ne kadar mütevaziymişsin. Seni biz böyle bilmiyorduk" oluyor. Sen niye beni televizyondan ölçüyorsun. Beyime de "Şenlikoğlu seni hiç dinlemiyordur değil mi? Kim bilir ne çekiyorsun sen ondan" diyorlarmış. Beyim de "Yo o benden izinsiz bir şey yapmaz" deyince "Olur mu? İnsan dinler mi o hiç" diyorlarmış. Bizim bazı kriterlerimiz var. Üstelik Allah'tan gelen kriterler bunlar.

Sinan Çetin'den yönetmenlik dersleri alıyordunuz. Onunla ilgili bir şey yaptınız mı?

Yapmadım ama yapabilirsem bir sit- com, bir dizi film, bir de film düşünüyorum. Ben romanlarımı gerçek hayattan alıp yazıyordum. Birileri "Demek ki edebiyattan anlamıyor hep yaşanmış hayattan yazıyor" diye. Onlara kapak olsun diye hayali bir roman yazdım. O da çok güzel oldu. Onu film yapmayı düşünüyorum. Çünkü hep 3 boyutlu film yapacağım diye yazdım, sahnelerini bile ona göre ayarladım. Görüntü yönetmeni olmak istiyorum. Tabii ders almakla olacak bir şey değil. Bir yönetmenin yanında bir müddet çıraklık yapmak istiyorum.

Avcılığa da merakınız varmış. Fırsat bulabiliyor musunuz?

Evet. Avcılığa merakım vardı ama artık ava gitmiyorum, aç kalırsam giderim. Onun dışında pek gitmem. Avcılık caiz ancak zevk için öldürürseniz haram. Etini yiyorsanız avcılık yapılır. Ben şunu düşünerek vazgeçtim. Attığım kuşun, tavşanın çoğunu vuruyorum ama her attığımı vuruyorum diyemem. Belki yaralı kaçan oluyorsa acı çekiyordur diye vazgeçtim.

Silah merakınız nereden geliyor?

Ben sekiz yaşındayken babam bana silah kullanmayı öğretti. Babam çok usta silah kullanan biriydi. Örf anane dininden, vahiy dinine geçtikten üç sene sonra bırakmıştım silahı. Fakat bir gün bir taksi şoförü benim Şenlikoğlu olduğumu anlayınca dövmeye kalktı. Gençliğimde biraz karate dersi almıştım. Benzettim, yapıştırdım arabasına. Yoksa adam beni feci dövecekti. O zaman karar verdim silahsız gezmemeye. Şimdi de kullanmak zorundayım. Ne olur ne olmaz, yanımızda dursun.

Hikaye ile romanın farkını 20 kitap yazdıktan sonra öğrendim

Nasıl bir ailede büyüdünüz.

Kesinlikle hak ve batılı yaşantı olarak seçemeyen bir annenin kızıyım. Babam kim İslam'a karşıdır çok iyi bilirdi ama yaşamazdı.

Kafanızda ilk sorular nasıl oluştu?

Örf anane dininden vahiy dinine geçişim İslami ilimlerden sonra oldu. 18 yaşlarındaydım. Yehova Şahitleri bana kitap getirip, sorular sordular. Cevap veremedim. Beynimde sorular dans etmeye başladı. Örf anane olan İslam'ı sevemedim, ısınamadım ben. Müslümandık, bazı konularda hassasiyetimiz vardı, bazı konularda yoktu. Karmaşa içinde büyüdüm.

Neler yaptınız İslam'ı öğrenmek için?

Patronum İsmail Kale ve kardeşleri hep dinden bahsetti bana. Son damla olarak iş yerinde ilahiyat mezunu biri çalışmaya başlamıştı. O kişiye sorular sormaya başladım. Bir taraftan da tefsir ile Sebil, Şura gibi dergiler okuyordum. Necip Fazıl'ın hayranı oldum. İşten ayrılıp Kur'an Kursu'na gittim. Fatiha'yı bile tam bilmiyordum. Sonra hatibe oldum, konferanslar verdim.

Yazmaya başlamanız nasıl oldu?

Baktım ki her tarafta aynı sorular soruluyor. Bu soruları topladım. Yazdıracaktım, kimseyi bulamayınca kendim yazdım. Küçüklüğümden beri şiir yazardım ama Türkçem güzel değildi yine de "Sorulara cevap vereyim de varsın Türkçe'si eksik olsun" demiştim. Yangın var diye yangına koşmaktan detayları göremedim. Şimdi de çok ahım şahım değil ama 20 kitaptan sonra Türkçe dersi aldım. Biraz komik bir şey. Hikayeyle roman arasındaki farkı bile bilmiyordum. Şimdi bütün kitaplarımı gözden geçirip düzelttim.

Tepki aldınız mı bu konuda?

Almadım. Ben kitaplarımı önce çok güvendiğim bir yazara okutuyordum. Yanlışlarımı fark edince "Ben sana okutmuştum bu kitapları, niçin hatalarımı söylemedin" diye sordum. "Ben senin bu kadar eleştiriye açık bir insan olduğunu bilmiyordum. Böyle mütevazi olduğunu bilseydim söylerdim" dedi. Kırgınlık yaşadım. Sana okutuyorsam bana hatalarımı söyle diye okutuyorum. Hataların söylenmesi bir nimettir. Şimdi daha fazla kişiye okutuyorum.

YENİŞAFAK



 
SİPARİŞ VER

Kitaplarımızdan temin etmek isterseniz tıklayınız


ANKET
Lütfen
anketimizi oylayınız.


Hergün beş vakit namazımızı camide, bir imamın eşliğinde kılmaktayız. Acaba cami nedir ve imam kimdir?
Cami namaz kılma yeri ve İmam memurdur
Cami, imamın evi ve İmam sadece namazı kıldırandır
Cami, sivil toplum kurumu ve İmam STK önderidir.
Cami, bahçesiyle eğitim yuvası, İmam eğitimcidir.

ÇOK OKUNAN 5 YAZI
Yazı Hit
2001 YAYINLARI VE SALİH PARLAK 9010
SEBE' IRKI VE GEZEGENLERDEN SÜRGÜN 6164
FATİHA SURESİ 5845
KUR'AN HAKKINDA GENEL BİLGİLER 4942
BİR AKADEMİK MEAL - TEFSİR 3955

ZİYARETÇİ DEFTERİ
Deftere Yaz Defteri Oku
86 mesaj var.